●●●●●●

سُورَةُ فصلت

Fussilat / Explained in Detail

Meccan  ◆  54 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

حمٓ ١

Ha MeemHâ Mîmحمhha-meem

1 Ha, Meem.

1 Ha, Mim.

1 Hâ Mîm.

1 حٰم

1 ح م

تَنزِيلٌ مِّنَ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٢

A revelationindirilmiştirنازل کردہ ہے۔ اتاری ہوئی ہےtanzīlunfromRahmandanسےminathe Most Graciousرحمنl-raḥmānithe Most MercifulRahim(den)رحیم کی طرف سےl-raḥīmi

2 [This is] a revelation from the Entirely Merciful, the Especially Merciful -

2 Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.

2 Bu Kur'ân Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir.

2 (یہ کتاب خدائے) رحمٰن ورحیم (کی طرف) سے اُتری ہے

2 یہ خدائے رحمان و رحیم کی طرف سے نازل کردہ چیز ہے

كِتَـٰبٌ فُصِّلَتۡ ءَايَـٰتُهُۥ قُرۡءَانًا عَرَبِيًّا لِّقَوۡمٍ يَعۡلَمُونَ ٣

A Bookbir Kitaptırایک کتاب ہےkitābunare detailedaçıklanmışکھول کر بیان کی گئی ہیںfuṣṣilatits Versesayetleriاس کی آیاتāyātuhua Quranokunanقرآن ہےqur'ānan(in) ArabicArapçaعربیʿarabiyyanfor a peoplebir toplum içinایک قوم کے لیےliqawmin(who) knowbilenجو علم رکھتی ہےyaʿlamūna

3 A Book whose verses have been detailed, an Arabic Qur'an for a people who know,

3 Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.

3 Bu, Arapça bir Kur'an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır.

3 کتاب جس کی آیتیں واضح (المعانی) ہیں (یعنی) قرآن عربی ان لوگوں کے لئے جو سمجھ رکھتے ہیں

3 ایک ایسی کتاب جس کی آیات خوب کھول کر بیان کی گئی ہیں، عربی زبان کا قرآن، اُن لوگوں کے لیے جو علم رکھتے ہیں

بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعۡرَضَ أَكۡثَرُهُمۡ فَهُمۡ لَا يَسۡمَعُونَ ٤

A giver of glad tidingsmüjdeleyici olarakخوشخبری دینے والاbashīranand a warnerve uyarıcı olarakاور ڈرانے والا۔ خبردار کرنے والاwanadhīranbut turn awayfakat yüz çevirmiştirتو روگردانی کیfa-aʿraḍamost of themçoklarıان میں سے اکثر نےaktharuhumso theyonlarپس وہfahum(do) notişitmezlerنہیںhearسنتے ہیںyasmaʿūna

4 As a giver of good tidings and a warner; but most of them turn away, so they do not hear.

4 Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.

4 O, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat insanların çoğu yüz çevirmişlerdir. Artık onlar gerçeği işitmezler.

4 جو بشارت بھی سناتا ہے اور خوف بھی دلاتا ہے لیکن ان میں سے اکثروں نے منہ پھیر لیا اور وہ سنتے ہی نہیں

4 بشارت دینے والا اور ڈرانے والا۔ 1 مگر اِن لوگوں میں سے اکثر نے اس سے رُو گردانی کی اور وہ سُن کر نہیں دیتے

وَقَالُواۡ قُلُوبُنَا فِىٓ أَكِنَّةٍ مِّمَّا تَدۡعُونَآ إِلَيۡهِ وَفِىٓ ءَاذَانِنَا وَقۡرٌ وَمِنۢ بَيۡنِنَا وَبَيۡنِكَ حِجَابٌ فَٱعۡمَلۡ إِنَّنَا عَـٰمِلُونَ ٥

And they sayve dediler kiاور وہ کہتے ہیںwaqālūOur heartskalblerimizدل ہمارےqulūbunā(are) iniçinde varمیںcoveringskılıflarپردے میں ہیںakinnatinfrom whatşeye karşıاس سےmimmāyou call usbizi çağırdığınجو تم پکارتے ہو ہم کوtadʿūnāto itkendisineطرف اس کےilayhiand inve varاور میںwafīour earskulaklarımızdaہمارے کانوںādhāninā(is) deafnessbir ağırlıkگرانی ہےwaqrunand between usveاور سےwaminand between usbizim aramızda varاور ہمارے درمیانbaynināand between youve senin arandaاور تمہارے درمیانwabaynika(is) a screenbir perdeایک پردہ ہے۔ حجاب ہےḥijābunSo worksen (istediğini) yapپس عمل کروfa-iʿ'malindeed, weelbette biz deبیشک ہمinnanā(are) workingyapıyoruzعمل کرنے والے ہیںʿāmilūna

5 And they say, "Our hearts are within coverings from that to which you invite us, and in our ears is deafness, and between us and you is a partition, so work; indeed, we are working."

5 Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.

5 Onlar: "Ey Muhammed! Senin bizi davet ettiğin şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Seninle bizim aramızda anlaşmamıza engel bir de perde vardır. Sen istediğini yap, çünkü biz yapıyoruz" dediler.

5 اور کہتے ہیں کہ جس چیز کی طرف تم ہمیں بلاتے ہو اس سے ہمارے دل پردوں میں ہیں اور ہمارے کانوں میں بوجھ (یعنی بہراپن) ہے اور ہمارے اور تمہارے درمیان پردہ ہے تو تم (اپنا) کام کرو ہم (اپنا) کام کرتے ہیں

5 کہتے ہیں”جس چیز کی طرف تُو ہمیں بُلا رہا ہے اس کے لیے ہمارے دلوں پر غلاف چڑھے ہوئے ہیں، 1 ہمارے کان بہرے ہوگئے ہیں، اور ہمارے اور تیرے درمیان ایک حجاب حائل ہو گیا ہے۔ 2 تُو اپنا کام کر ، ہم اپنا کام کیے جائیں گے۔“ 3

قُلۡ إِنَّمَآ أَنَاۡ بَشَرٌ مِّثۡلُكُمۡ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَـٰهُكُمۡ إِلَـٰهٌ وٰحِدٌ فَٱسۡتَقِيمُوٓاۡ إِلَيۡهِ وَٱسۡتَغۡفِرُوهُ‌ۗ وَوَيۡلٌ لِّلۡمُشۡرِكِينَ ٦

Sayde kiکہہ دیجیےqulOnlyelbetteبیشک میںinnamāI ambenمیںanāa manbir insanımایک انسان ہوںbasharunlike yousizin gibiتمہاری مانندmith'lukumit is revealedvahyediliyorوحی کی جاتی ہےyūḥāto mebanaمیری طرفilayyathatelbetteبیشکannamāyour godtanrınızınالہ تمہاراilāhukum(is) Godtanrı olduğuالہilāhunOnebir tekایک ہی ہےwāḥidunso take a Straight Pathartık doğrulunتو سیدھے چلوfa-is'taqīmūto HimO'naاس کی طرفilayhiand ask His forgivenessve O'ndan mağfiret dileyinاور بخشش مانگو اس سےwa-is'taghfirūhuAnd woevay halineاور ہلاکت ہےwawaylunto the polytheistsortak koşanlarınمشرکوں کے لیےlil'mush'rikīna

6 Say, O [Muhammad], "I am only a man like you to whom it has been revealed that your god is but one God; so take a straight course to Him and seek His forgiveness." And woe to those who associate others with Allah -

6 Onlara söyle: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!"

6 Ey Muhammed! De ki: "Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Vay O'na ortak koşanların haline!

6 کہہ دو کہ میں بھی آدمی ہوں جیسے تم۔ (ہاں) مجھ پر یہ وحی آتی ہے کہ تمہارا معبود خدائے واحد ہے تو سیدھے اسی کی طرف (متوجہ) رہو اور اسی سے مغفرت مانگو اور مشرکوں پر افسوس ہے

6 اے نبی ؐ، اِن سے کہو، میں تو ایک بشر ہوں تم جیسا۔ 1 مجھے وحی کے ذریعہ سے بتایا جاتا ہے کہ تمہارا خدا تو بس ایک ہی خدا ہے 2 ، لہٰذا تم سیدھے اُسی کا رُخ اختیار کرو 3 اور اس سے معافی چاہو۔ 4 تباہی ہے اُن مشرکوں کے لیے

ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلۡأَخِرَةِ هُمۡ كَـٰفِرُونَ ٧

Those whoonlar kiوہ لوگalladhīna(do) notvermezlerجو نہیںgiveادا کرتےyu'tūnathe zakahzekatزکوۃl-zakataand theyve onlarاور وہwahumin the Hereafterahiretiآخرت کے ساتھbil-ākhiratitheyonlarوہhum(are) disbelieversinkar ederlerانکاری ہیںkāfirūna

7 Those who do not give zakah, and in the Hereafter they are disbelievers.

7 Onlar zekat vermezler; ahireti inkar edenler de yalnız onlardır.

7 Onlar, zekatı vermezler, ahireti de inkâr ederler.

7 جو زکوٰة نہیں دیتے اور آخرت کے بھی قائل نہیں

7 جو زکوٰة نہیں دیتے 1 اور آخرت کے منکر ہیں

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَعَمِلُواۡ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونٍ ٨

Indeedşüphesizبیشکinnathose whokimselerوہ لوگalladhīnabelieveiman eden(ler)جو ایمان لائےāmanūand dove yapanlarاور انہوں نے عمل کیےwaʿamilūrighteous deedsiyi işlerاچھےl-ṣāliḥātifor themonlar için vardırان کے لیےlahum(is) a rewardbir mükafatاجر ہےajrunnever endingolmaksızınنہghayrunever endingkesintiختم ہونے والاmamnūnin

8 Indeed, those who believe and do righteous deeds - for them is a reward uninterrupted.

8 Doğrusu inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır.

8 Şüphesiz ki, iman edip, salih amel işleyenler için de bitmez tükenmez bir mükafat vardır.

8 جو لوگ ایمان لائے اور عمل نیک کرتے رہے ان کے لئے (ایسا) ثواب ہے جو ختم ہی نہ ہو

8 رہے وہ لوگ جنہوں نے مان لیا اور نیک اعمال کیے،  اُن کے لیے یقیناً ایسا اجر ہے جس کا سلسلہ ٹوٹنے والا نہیں ہے۔ 1

۞قُلۡ أَئِنَّكُمۡ لَتَكۡفُرُونَ بِٱلَّذِى خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ فِى يَوۡمَيۡنِ وَتَجۡعَلُونَ لَهُۥٓ أَندَادًا‌ۚ ذٰلِكَ رَبُّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ٩

Sayde kiکہہ دیجیےqulDo you indeedsiz mi?کیا بیشک تمa-innakum[surely] disbelieveinkar ediyorsunuzالبتہ تم کفر کرتے ہوlatakfurūnain the One Whoyaratanıساتھ اس ہستی کےbi-alladhīcreatedجس نے پیدا کیاkhalaqathe eartharzıزمین کوl-arḍainiçindeمیںtwo periodsiki günدو دنوں میںyawmayniand you set upve koşuyorsunuzاور تم بناتے ہوwatajʿalūnawith HimO'naاس کے لیےlahurivalseşlerشریکandādanThatOیہdhālika(is the) LordRabbidir(ہے) ربrabbu(of) the worldsalemlerinتمام جہانوں کاl-ʿālamīna

9 Say, "Do you indeed disbelieve in He who created the earth in two days and attribute to Him equals? That is the Lord of the worlds."

9 "Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O, alemlerin Rabbidir" de.

9 De ki: "Siz yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız? Bir de O'na eşler koşuyorsunuz ha? O bütün âlemlerin Rabbidir."

9 کہو کیا تم اس سے انکار کرتے ہو جس نے زمین کو دو دن میں پیدا کیا۔ اور (بتوں کو) اس کا مدمقابل بناتے ہو۔ وہی تو سارے جہان کا مالک ہے

9 اے نبیؐ! اِن سے کہو، کیا تم اُس خدا سے کفر کرتے ہو اور دوسروں کو اُس کا ہمسر ٹھیراتے ہو جس نے زمین کو دو دنوں میں بنا دیا؟ وہی تو سارے جہان والوں کا رب ہے

وَجَعَلَ فِيهَا رَوٰسِىَ مِن فَوۡقِهَا وَبَـٰرَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَآ أَقۡوٰتَهَا فِىٓ أَرۡبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَآءً لِّلسَّآئِلِينَ ١٠

And He placedve yaptıاور اس نے بنائےwajaʿalathereinorada (arzda)اس میںfīhāfirmly-set mountainsağır baskılarپہاڑrawāsiyaabove itüstündenسےminabove itاس کے اوپر (سے)fawqihāand He blessedve bereketlerاور برکت ڈالیwabārakathereinoradaاس میںfīhāand determinedve takdir ettiاور مقدر کی۔ اندازے سے رکھیںwaqaddarathereinoradaاس میںfīhāits sustenancegıdalarınıاس کی پیداوار۔ اس کی خوراکaqwātahāiniçindeمیںfourdörtچارarbaʿatiperiodsgünدنوں (میں)ayyāminequaleşit olarakبرابر ہےsawāanfor those who askarayıp soranlar içinسوال کرنے والوں کے لیے۔ ضرورت مندوں کے لیےlilssāilīna

10 And He placed on the earth firmly set mountains over its surface, and He blessed it and determined therein its [creatures'] sustenance in four days without distinction - for [the information] of those who ask.

10 Yeryüzüne üstünden ağır baskılar (dağlar) yerleştirdi, onu bereketli kıldı; arayıp soranlar için gıdalarını tam (toplam) dört gün içinde yetiştirmesi kanununu koydu (takdir etti).

10 O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.

10 اور اسی نے زمین میں اس کے اوپر پہاڑ بنائے اور زمین میں برکت رکھی اور اس میں سب سامان معیشت مقرر کیا (سب) چار دن میں۔ (اور تمام) طلبگاروں کے لئے یکساں

10 اُس نے (زمین کو وجود میں لانے کے بعد)اوپر سے اس پر پہاڑ جمادیے اور اس میں برکتیں رکھ  دیں 1 اور اس کے اندر سب مانگنے والوں کے لیے ہر ایک کی طلب و حاجت کے مطابق ٹھیک اندازے سے خوراک کا سامان مہیّا کر دیا۔ 2 یہ سب کام چار دن میں ہو گئے۔ 3

ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ وَهِىَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلۡأَرۡضِ ٱئۡتِيَا طَوۡعًا أَوۡ كَرۡهًا قَالَتَآ أَتَيۡنَا طَآئِعِينَ ١١

ThensonraپھرthummaHe directed (Himself)yöneldiمتوجہ ہواis'tawātowardsgöğeطرفilāthe heavenآسمان کیl-samāiwhile it (was)ve oاور وہwahiyasmokeduman halinde olanدھواں تھاdukhānunand He saidsonra dediتو اس نے کہاfaqālato itonaاس سےlahāand to the earthve arzaاور زمین سےwalil'arḍiCome both of yougelinدونوں آجاؤi'tiyāwillinglyisteyerekخوشی سےṭawʿanorveyaیاawunwillinglyistemeyerekناخوشی سے۔ مجبوری سےkarhanThey both saiddediler kiدونوں نے کہاqālatāWe comegeldikہم آگئےataynāwillinglyisteyerekفرمانبرداروں کی طرحṭāiʿīna

11 Then He directed Himself to the heaven while it was smoke and said to it and to the earth, "Come [into being], willingly or by compulsion." They said, "We have come willingly."

11 Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler.

11 Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.

11 پھر آسمان کی طرف متوجہ ہوا اور وہ دھواں تھا تو اس نے اس سے اور زمین سے فرمایا کہ دونوں آؤ (خواہ) خوشی سے خواہ ناخوشی سے۔ انہوں نے کہا کہ ہم خوشی سے آتے ہیں

11 پھر وہ آسمان کی طرف متوجہ ہوا جو اُس وقت دھواں تھا۔ 1 اُس نے آسمان اور زمین سے کہا”وجود میں آجاوٴ، خواہ تم چاہو یا نہ چاہو۔“ دونوں نے کہا”ہم آگئے فرمانبرداروں کی طرح۔“ 2

Surah 41 / Fussilat / Explained in Detail سورة فصلت 478

سُورَةُ فصلت

Fussilat / Explained in Detail  ◆  Meccan · 54 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ha MeemHâ Mîmحم hha-meem١ A revelationindirilmiştirنازل کردہ ہے۔ اتاری ہوئی ہے tanzīlun fromRahmandanسے mina the Most Graciousرحمن l-raḥmāni the Most MercifulRahim(den)رحیم کی طرف سے l-raḥīmi٢ A Bookbir Kitaptırایک کتاب ہے kitābun are detailedaçıklanmışکھول کر بیان کی گئی ہیں fuṣṣilat
its Versesayetleriاس کی آیات āyātuhu a Quranokunanقرآن ہے qur'ānan (in) ArabicArapçaعربی ʿarabiyyan for a peoplebir toplum içinایک قوم کے لیے liqawmin (who) knowbilenجو علم رکھتی ہے yaʿlamūna٣ A giver of glad tidingsmüjdeleyici olarakخوشخبری دینے والا bashīran and a warnerve uyarıcı olarakاور ڈرانے والا۔ خبردار کرنے والا wanadhīran but turn awayfakat yüz çevirmiştirتو روگردانی کی fa-aʿraḍa
most of themçoklarıان میں سے اکثر نے aktharuhum so theyonlarپس وہ fahum (do) notişitmezlerنہیں hearسنتے ہیں yasmaʿūna٤ And they sayve dediler kiاور وہ کہتے ہیں waqālū Our heartskalblerimizدل ہمارے qulūbunā (are) iniçinde varمیں coveringskılıflarپردے میں ہیں akinnatin
from whatşeye karşıاس سے mimmā you call usbizi çağırdığınجو تم پکارتے ہو ہم کو tadʿūnā to itkendisineطرف اس کے ilayhi and inve varاور میں wafī our earskulaklarımızdaہمارے کانوں ādhāninā (is) deafnessbir ağırlıkگرانی ہے waqrun and between usveاور سے wamin and between usbizim aramızda varاور ہمارے درمیان bayninā and between youve senin arandaاور تمہارے درمیان wabaynika (is) a screenbir perdeایک پردہ ہے۔ حجاب ہے ḥijābun
So worksen (istediğini) yapپس عمل کرو fa-iʿ'mal indeed, weelbette biz deبیشک ہم innanā (are) workingyapıyoruzعمل کرنے والے ہیں ʿāmilūna٥ Sayde kiکہہ دیجیے qul Onlyelbetteبیشک میں innamā I ambenمیں anā a manbir insanımایک انسان ہوں basharun like yousizin gibiتمہاری مانند mith'lukum it is revealedvahyediliyorوحی کی جاتی ہے yūḥā to mebanaمیری طرف ilayya
thatelbetteبیشک annamā your godtanrınızınالہ تمہارا ilāhukum (is) Godtanrı olduğuالہ ilāhun Onebir tekایک ہی ہے wāḥidun so take a Straight Pathartık doğrulunتو سیدھے چلو fa-is'taqīmū to HimO'naاس کی طرف ilayhi and ask His forgivenessve O'ndan mağfiret dileyinاور بخشش مانگو اس سے wa-is'taghfirūhu And woevay halineاور ہلاکت ہے wawaylun
to the polytheistsortak koşanlarınمشرکوں کے لیے lil'mush'rikīna٦ Those whoonlar kiوہ لوگ alladhīna (do) notvermezlerجو نہیں giveادا کرتے yu'tūna the zakahzekatزکوۃ l-zakata and theyve onlarاور وہ wahum in the Hereafterahiretiآخرت کے ساتھ bil-ākhirati
theyonlarوہ hum (are) disbelieversinkar ederlerانکاری ہیں kāfirūna٧ Indeedşüphesizبیشک inna those whokimselerوہ لوگ alladhīna believeiman eden(ler)جو ایمان لائے āmanū and dove yapanlarاور انہوں نے عمل کیے waʿamilū righteous deedsiyi işlerاچھے l-ṣāliḥāti for themonlar için vardırان کے لیے lahum
(is) a rewardbir mükafatاجر ہے ajrun never endingolmaksızınنہ ghayru never endingkesintiختم ہونے والا mamnūnin٨ Sayde kiکہہ دیجیے qul Do you indeedsiz mi?کیا بیشک تم a-innakum [surely] disbelieveinkar ediyorsunuzالبتہ تم کفر کرتے ہو latakfurūna in the One Whoyaratanıساتھ اس ہستی کے bi-alladhī createdجس نے پیدا کیا khalaqa
the eartharzıزمین کو l-arḍa iniçindeمیں two periodsiki günدو دنوں میں yawmayni and you set upve koşuyorsunuzاور تم بناتے ہو watajʿalūna with HimO'naاس کے لیے lahu rivalseşlerشریک andādan ThatOیہ dhālika (is the) LordRabbidir(ہے) رب rabbu (of) the worldsalemlerinتمام جہانوں کا l-ʿālamīna٩
And He placedve yaptıاور اس نے بنائے wajaʿala thereinorada (arzda)اس میں fīhā firmly-set mountainsağır baskılarپہاڑ rawāsiya above itüstündenسے min above itاس کے اوپر (سے) fawqihā and He blessedve bereketlerاور برکت ڈالی wabāraka thereinoradaاس میں fīhā and determinedve takdir ettiاور مقدر کی۔ اندازے سے رکھیں waqaddara thereinoradaاس میں fīhā its sustenancegıdalarınıاس کی پیداوار۔ اس کی خوراک aqwātahā iniçindeمیں
fourdörtچار arbaʿati periodsgünدنوں (میں) ayyāmin equaleşit olarakبرابر ہے sawāan for those who askarayıp soranlar içinسوال کرنے والوں کے لیے۔ ضرورت مندوں کے لیے lilssāilīna١٠ Thensonraپھر thumma He directed (Himself)yöneldiمتوجہ ہوا is'tawā towardsgöğeطرف ilā the heavenآسمان کی l-samāi while it (was)ve oاور وہ wahiya smokeduman halinde olanدھواں تھا dukhānun
and He saidsonra dediتو اس نے کہا faqāla to itonaاس سے lahā and to the earthve arzaاور زمین سے walil'arḍi Come both of yougelinدونوں آجاؤ i'tiyā willinglyisteyerekخوشی سے ṭawʿan orveyaیا aw unwillinglyistemeyerekناخوشی سے۔ مجبوری سے karhan They both saiddediler kiدونوں نے کہا qālatā We comegeldikہم آگئے ataynā willinglyisteyerekفرمانبرداروں کی طرح ṭāiʿīna١١
٤٧٨
‹ 476page 477 of the printed Mushaf478 ›