فَقَضَـٰهُنَّ سَبۡعَ سَمَـٰوَاتٍ فِى يَوۡمَيۡنِ وَأَوۡحَىٰ فِى كُلِّ سَمَآءٍ أَمۡرَهَا‌ۚ وَزَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَـٰبِيحَ وَحِفۡظًا‌ۚ ذٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ ١٢

Then He completed themböylece onları yaptıتو اس نے مقرر کیا ان کوfaqaḍāhunna(as) sevenyediساتsabʿaheavensgökآسمانsamāwātininiçindeمیںtwo periodsiki günدو دنوں (میں)yawmayniand He revealedve vahyettiاور وحی کردیاwa-awḥāinherمیںeachہرkulliheavengöğeآسمان (میں)samāinits affairemriniکام اس کاamrahāAnd We adornedve biz donattıkاور خوبصورت بنایا ہم نےwazayyannāthe heavensemasınıآسمانl-samāa[the world]dünyaدنیا کوl-dun'yāwith lampslambalarlaساتھ چراغوں کےbimaṣābīḥaand (to) guardve koruma ileاور حفاظت کے لیےwaḥif'ẓanThatişte buیہdhālika(is the) Decreetakdiridirاندازہ ہےtaqdīru(of) the All-Mightygüçlü olanınغالبl-ʿazīzithe All-Knowerbileninعلم والے کاl-ʿalīmi

12 And He completed them as seven heavens within two days and inspired in each heaven its command. And We adorned the nearest heaven with lamps and as protection. That is the determination of the Exalted in Might, the Knowing.

12 Böylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.

12 Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.

12 پھر دو دن میں سات آسمان بنائے اور ہر آسمان میں اس (کے کام) کا حکم بھیجا اور ہم نے آسمان دنیا کو چراغوں (یعنی ستاروں) سے مزین کیا اور (شیطانوں سے) محفوظ رکھا۔ یہ زبردست (اور) خبردار کے (مقرر کئے ہوئے) اندازے ہیں

12 تب اُس نے دو دن کے اندر  سات آسمان بنا دیے، اور ہر آسمان میں اُس کا قانون وحی کردیا۔ اور آسمانِ دنیا کو ہم نے چراغوں سے آراستہ کیا اور اسے خوب محفوظ کر دیا۔ 1  یہ سب کچھ ایک زبردست علیم ہستی کا منصُوبہ ہے

فَإِنۡ أَعۡرَضُواۡ فَقُلۡ أَنذَرۡتُكُمۡ صَـٰعِقَةً مِّثۡلَ صَـٰعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ ١٣

But iffakat eğerپھر اگرfa-inthey turn awayyüz çevirirlerseوہ منہ موڑتے ہیںaʿraḍūthen sayde kiتو کہہ دیجیےfaqulI have warned youben sizi uyardımمیں ڈراتا ہوں تم کوandhartukum(of) a thunderboltbir yıldırıma karşıعذاب سےṣāʿiqatanlikegibiمانندmith'la(the) thunderboltbaşına düşen yıldırımعذاب کےṣāʿiqati(of) AadAdقوم عاد کےʿādinand Thamudve Semud'unاور ثمود کےwathamūda

13 But if they turn away, then say, "I have warned you of a thunderbolt like the thunderbolt [that struck] 'Aad and Thamud.

13 Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki: "İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azap ile uyardım."

13 Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizi Âd ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyardım."

13 پھر اگر یہ منہ پھیر لیں تو کہہ دو کہ میں تم کو ایسے چنگھاڑ (کے عذاب) سے آگاہ کرتا ہوں جیسے عاد اور ثمود پر چنگھاڑ (کا عذاب آیا تھا)

13 اب اگر یہ لوگ منہ موڑتے ہیں 1 تو اِن سے کہہ دو کہ میں تم کو اُسی طرح کے ایک اچانک ٹوٹ پڑنے والے عذاب سے ڈراتا ہوں جیسا عاد اور ثمود پر نازل ہوا تھا

إِذۡ جَآءَتۡهُمُ ٱلرُّسُلُ مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاۡ إِلَّا ٱللَّهَ‌ۖ قَالُواۡ لَوۡ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَـٰٓئِكَةً فَإِنَّا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ كَـٰفِرُونَ ١٤

Whenhaniجبidhcame to themonlara gelmiştiآئے ان کے پاسjāathumuthe Messengerselçilerکئی رسولl-rusulufrom before themönlerindenسےminfrom before thembaynifrom before themfrom before themان کے آگے سےaydīhimand fromveاور سےwaminbehind themarkalarındanان کے پیچھے (سے)khalfihim(saying) "Do notsakınکہ نہallāworshipkulluk etmeyinتم عبادت کروtaʿbudūexceptbaşkasınaمگرillāAllahAllah'tanاللہ کیl-lahaThey saiddedilerانہوں نے کہاqālūIfşayetاگرlaw(had) willeddileseydiچاہتاshāaour LordRabbimizرب ہماراrabbunāsurely, He (would have) sent downelbette indirirdiالبتہ اتار دیتاla-anzalaAngelsmeleklerفرشتےmalāikatanSo indeed, weelbette bizتو بیشک ہمfa-innāin whatşeyi (mesajı)ساتھ اس کے جوbimāyou have been sentgönderildiğinizبھیجے گئے ہو تمur'sil'tumwithonunlaساتھ اس کےbihi(are) disbelieverstanımıyoruzانکاری ہیںkāfirūna

14 [That occurred] when the messengers had come to them before them and after them, [saying], "Worship not except Allah." They said, "If our Lord had willed, He would have sent down the angels, so indeed we, in that with which you have been sent, are disbelievers."

14 Onlara, önlerinden, artlarından, her yönden: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen peygamberler gelmişti: "Eğer Rabbimiz böyle bir şey dileseydi melekler indirirdi. Doğrusu sizinle gönderileni inkar ederiz" demişlerdi.

14 Onlara Allah'tan başkasına kulluk etmeyin diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği zaman: "Eğer Rabbimiz dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeylere inanmayız." dediler.

14 جب ان کے پاس پیغمبر ان کے آگے اور پیچھے سے آئے کہ خدا کے سوا (کسی کی) عبادت نہ کرو۔ کہنے لگے کہ اگر ہمارا پروردگار چاہتا تو فرشتے اُتار دیتا سو جو تم دے کر بھیجے گئے ہو ہم اس کو نہیں مانتے

14 جب خدا کے رسُول اُن کے پاس آگے اور پیچھے ، ہر طرف سے آئے 1 اور انہیں سمجھایا کہ اللہ کے سوا کسی کی بندگی نہ کرو تو انہوں نے کہا”ہمارا ربّ چاہتا تو فرشتے بھیجتا، لہٰذا ہم اُس بات کو نہیں مانتے جس کے لیے تم بھیجے گئے ہو۔“ 2

فَأَمَّا عَادٌ فَٱسۡتَكۡبَرُواۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَقَالُواۡ مَنۡ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً‌ۖ أَوَلَمۡ يَرَوۡاۡ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَهُمۡ هُوَ أَشَدُّ مِنۡهُمۡ قُوَّةً‌ۖ وَكَانُواۡ بِـَٔـايَـٰتِنَا يَجۡحَدُونَ ١٥

Then as forfakatتو رہےfa-ammāAadAd (kavmi)عادʿādunthey were arrogantbüyüklük tasladılarپس انہوں نے تکبر کیاfa-is'takbarūinyeryüzündeمیںthe landزمین (میں)l-arḍiwithoutolmaksızınبغیرbighayri[the] righthakkıحق کے۔ (نا)حقl-ḥaqiand they saidve dedilerاور انہوں نے کہاwaqālūWhokimdir?کونman(is) mightierdaha şiddetliزیادہ شدید ہوسکتا ہےashadduthan usbizdenہم سےminnā(in) strengthkuvvetiقوت میںquwwatanDo notgörmediler mi?کیا نہیںawalamthey seeانہوں نے دیکھاyarawthatelbetteبیشکannaAllahاللہ تعالیٰl-lahathe One Whoo kiوہ ذات ہےalladhīcreated themonları yaratanجس نے پیدا کیا ان کوkhalaqahumHeOوہhuwa(is) Mightierdaha güçlüdürزیادہ شدید ہےashadduthan themkendilerindenان سےmin'hum(in) strengthkuvvetçeقوت میںquwwatanBut they used tove devam ettilerاور تھے وہwakānūin Our Signsbizim ayetlerimiziہماری آیات کاbiāyātinādenyinkaraوہ انکار کرتےyajḥadūna

15 As for 'Aad, they were arrogant upon the earth without right and said, "Who is greater than us in strength?" Did they not consider that Allah who created them was greater than them in strength? But they were rejecting Our signs.

15 Ad milleti, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış, "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" demişti. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlardı değil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.

15 Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.

15 جو عاد تھے وہ ناحق ملک میں غرور کرنے لگے اور کہنے لگے کہ ہم سے بڑھ کر قوت میں کون ہے؟ کیا انہوں نے نہیں دیکھا کہ خدا جس نے ان کو پیدا کیا وہ ان سے قوت میں بہت بڑھ کر ہے۔ اور وہ ہماری آیتوں سے انکار کرتے رہے

15 عاد کا حال یہ تھا کہ وہ زمین میں کسی حق کے بغیر بڑے بن بیٹھے اور کہنے لگے "کون ہے ہم سے زیادہ زور آور" اُن کو یہ نہ سوجھا کہ جس خدا نے ان کو پیدا کیا ہے وہ ان سے زیادہ زور آور ہے؟ وہ ہماری آیات کا انکار ہی کرتے رہے

فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحًا صَرۡصَرًا فِىٓ أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُمۡ عَذَابَ ٱلۡخِزۡىِ فِى ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا‌ۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأَخِرَةِ أَخۡزَىٰ‌ۖ وَهُمۡ لَا يُنصَرُونَ ١٦

So We sentbiz de gönderdikتو بھیجا ہم نےfa-arsalnāupon themüzerlerineان پرʿalayhima windbir rüzgarایک ہوا کوrīḥanfuriousdondurucuتند۔ تیزṣarṣaraningünlerdeمیں(the) daysدنوںayyāmin(of) misfortuneuğursuzمنحوسnaḥisātinthat We may make them tastetaddırmak içinتاکہ ہم چکھائیں ان کوlinudhīqahum(the) punishmentazabınıعذابʿadhāba(of) disgracerezillikرسوائی کاl-khiz'yiinhayatındaمیںthe lifeزندگی (میں)l-ḥayati(of) the worlddünyaدنیا کیl-dun'yāAnd surely, (the) punishmentazabı iseاور البتہ عذابwalaʿadhābu(of) the Hereafterahiretآخرت کاl-ākhirati(is) more disgracingdaha da kepaze edicidirزیادہ رسوا کن ہےakhzāand theyve onlaraاور وہwahumwill not be helpedhiçنہwill not be helpedyardım edilmeyecektirمدد دیئے جائیں گےyunṣarūna

16 So We sent upon them a screaming wind during days of misfortune to make them taste the punishment of disgrace in the worldly life; but the punishment of the Hereafter is more disgracing, and they will not be helped.

16 Rezillik azabını onlara dünya hayatında tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler.

16 Bu yüzden biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmeyecektir.

16 تو ہم نے بھی ان پر نحوست کے دنوں میں زور کی ہوا چلائی تاکہ ان کو دنیا کی زندگی میں ذلت کے عذاب کا مزہ چکھا دیں۔ اور آخرت کا عذاب تو بہت ہی ذلیل کرنے والا ہے اور (اس روز) ان کو مدد بھی نہ ملے گی

16 آخر کار ہم نے چند منحوس دنوں میں  سخت طوفانی ہوا ان پر بھیج دی۔ 1 تاکہ انہیں دنیا ہی کی زندگی میں ذلّت و رسوائی کے عذاب  کا مزا چکھا دیں، 2 اور آخرت کا عذاب تو اس سے بھی زیادہ رُسوا کُن ہے ، وہاں کوئی ان کی مدد کرنے والا نہ ہو گا

وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيۡنَـٰهُمۡ فَٱسۡتَحَبُّواۡ ٱلۡعَمَىٰ عَلَى ٱلۡهُدَىٰ فَأَخَذَتۡهُمۡ صَـٰعِقَةُ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡهُونِ بِمَا كَانُواۡ يَكۡسِبُونَ ١٧

And as forgelinceاور رہےwa-ammāThamudSemud(kavmin)eثمودthamūduWe guided themonlara yol gösterdikتو ہم نے ہدایت دی ان کوfahadaynāhumbut they preferredfakat onlar yeğledilerتو انہوں نے ترجیح دیfa-is'taḥabbū[the] blindnesskörlüğüاندھے پن کوl-ʿamāoverdoğru yolu bulmağaپرʿalāthe guidanceہدایت (پر)l-hudāso seized themböylece onları yakaladıتو پکڑ لیا ان کوfa-akhadhathuma thunderboltyıldırımıچنگھاڑ نےṣāʿiqatu(of) the punishmentazabعذاب کیl-ʿadhābihumiliatingalçaltıcıرسوا کن۔ ذلت کےl-hūnifor whatyüzündenبوجہ اس کے جوbimāthey used toolduklarıتھے وہkānūearnyapıyor(lar)وہ کمائی کرتےyaksibūna

17 And as for Thamud, We guided them, but they preferred blindness over guidance, so the thunderbolt of humiliating punishment seized them for what they used to earn.

17 Semud milletine, doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.

17 Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazandıkları kötülük yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarpıverdi.

17 اور جو ثمود تھے ان کو ہم نے سیدھا رستہ دکھا دیا تھا مگر انہوں نے ہدایت کے مقابلے میں اندھا دھند رہنا پسند کیا تو ان کے اعمال کی سزا میں کڑک نے ان کو آپکڑا۔ اور وہ ذلت کا عذاب تھا

17 رہے ثمود، تو ان کے سامنے ہم نے راہ راست پیش کی مگر انہوں نے راستہ دیکھنے کے بجائے اندھا بنا رہنا پسند کیا آخر اُن کے کرتوتوں کی بدولت ذلت کا عذاب اُن پر ٹوٹ پڑا

وَنَجَّيۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَكَانُواۡ يَتَّقُونَ ١٨

And We savedve kurtardıkاور نجات دی ہم نےwanajjaynāthose whoinananlarıان لوگوں کوalladhīnabelievedجو ایمان لائےāmanūand used toveاور تھے وہwakānūfear (Allah)korunanlarıوہ تقوی اختیار کرتےyattaqūna

18 And We saved those who believed and used to fear Allah.

18 İnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtardık.

18 Biz iman edenleri ve kötülükten sakınanları ise kurtardık.

18 اور جو ایمان لائے اور پرہیزگاری کرتے رہے ان کو ہم نے بچا لیا

18 اور ہم نے اُن لوگوں کو بچالیا جو ایمان لائے تھے اور گمراہی و بدعملی سے پرہیز کرتے تھے۔ 1

وَيَوۡمَ يُحۡشَرُ أَعۡدَآءُ ٱللَّهِ إِلَى ٱلنَّارِ فَهُمۡ يُوزَعُونَ ١٩

And (the) Dayve (o) günاور جس دنwayawmawill be gatheredtoplanırاکٹھے کیے جائیں گےyuḥ'sharu(the) enemiesdüşmanlarıدشمنaʿdāu(of) AllahAllah'ınاللہ کےl-lahitoateşeطرفilāthe Fireآگ کیl-nārithen theyonlarتو وہfahumwill be assembled in rowsbir araya getirilirlerجمع کیے جائیں گےyūzaʿūna

19 And [mention, O Muhammad], the Day when the enemies of Allah will be gathered to the Fire while they are [driven] assembled in rows,

19 Allah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar.

19 O gün Allah'ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.

19 اور جس دن خدا کے دشمن دوزخ کی طرف چلائے جائیں گے تو ترتیب وار کرلیئے جائیں گے

19 اور ذرا اُس وقت کا خیال کرو جب اللہ کے دشمن دوزخ کی طرف جانے کے لیے گھیر لائے جائیں گے۔ 1 اُن کے اگلوں کو پچھلوں کے آنے تک روک رکھا جائے گا، 2

حَتَّىٰٓ إِذَا مَا جَآءُوهَا شَهِدَ عَلَيۡهِمۡ سَمۡعُهُمۡ وَأَبۡصَـٰرُهُمۡ وَجُلُودُهُم بِمَا كَانُواۡ يَعۡمَلُونَ ٢٠

Untilnihayetیہاں تک کہḥattāwhenzamanجب وہidhāwhenoraya vardıklarıجب وہthey come to itاس کے پاس آجائیں گےjāūhā(will) testifyşahidlik ettilerگواہی دیں گےshahidaagainst themaleyhlerineان کے خلافʿalayhimtheir hearingkulaklarıان کے کانsamʿuhumand their sightve gözleriاور ان کی نگاہیںwa-abṣāruhumand their skinsve derileriاور ان کی کھالیںwajulūduhum(as) to whathakkındaبوجہ اس کے جوbimāthey used tooldukları (işler)تھے وہkānūdoyapıyor(lar)وہ عمل کرتےyaʿmalūna

20 Until, when they reach it, their hearing and their eyes and their skins will testify against them of what they used to do.

20 Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler.

20 Nihayet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler.

20 یہاں تک کہ جب اس کے پاس پہنچ جائیں گے تو ان کے کان اور آنکھیں اور چمڑے (یعنی دوسرے اعضا) ان کے خلاف ان کے اعمال کی شہادت دیں گے

20 پھر جب سب وہاں پہنچ جائیں گے تو ان کے کان اور ان کی آنکھیں اور ان کے جسم کی کھالیں ان پر گواہی دیں گی کہ وہ دنیا میں کیا کچھ کرتے رہے ہیں۔ 1

Surah 41 / Fussilat / Explained in Detail سورة فصلت 479
Then He completed themböylece onları yaptıتو اس نے مقرر کیا ان کو faqaḍāhunna (as) sevenyediسات sabʿa heavensgökآسمان samāwātin iniçindeمیں two periodsiki günدو دنوں (میں) yawmayni and He revealedve vahyettiاور وحی کردیا wa-awḥā inherمیں eachہر kulli heavengöğeآسمان (میں) samāin its affairemriniکام اس کا amrahā
And We adornedve biz donattıkاور خوبصورت بنایا ہم نے wazayyannā the heavensemasınıآسمان l-samāa [the world]dünyaدنیا کو l-dun'yā with lampslambalarlaساتھ چراغوں کے bimaṣābīḥa and (to) guardve koruma ileاور حفاظت کے لیے waḥif'ẓan Thatişte buیہ dhālika (is the) Decreetakdiridirاندازہ ہے taqdīru (of) the All-Mightygüçlü olanınغالب l-ʿazīzi
the All-Knowerbileninعلم والے کا l-ʿalīmi١٢ But iffakat eğerپھر اگر fa-in they turn awayyüz çevirirlerseوہ منہ موڑتے ہیں aʿraḍū then sayde kiتو کہہ دیجیے faqul I have warned youben sizi uyardımمیں ڈراتا ہوں تم کو andhartukum (of) a thunderboltbir yıldırıma karşıعذاب سے ṣāʿiqatan likegibiمانند mith'la (the) thunderboltbaşına düşen yıldırımعذاب کے ṣāʿiqati
(of) AadAdقوم عاد کے ʿādin and Thamudve Semud'unاور ثمود کے wathamūda١٣ Whenhaniجب idh came to themonlara gelmiştiآئے ان کے پاس jāathumu the Messengerselçilerکئی رسول l-rusulu from before themönlerindenسے min from before them bayni from before themfrom before themان کے آگے سے aydīhim and fromveاور سے wamin
behind themarkalarındanان کے پیچھے (سے) khalfihim (saying) "Do notsakınکہ نہ allā worshipkulluk etmeyinتم عبادت کرو taʿbudū exceptbaşkasınaمگر illā AllahAllah'tanاللہ کی l-laha They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Ifşayetاگر law (had) willeddileseydiچاہتا shāa our LordRabbimizرب ہمارا rabbunā surely, He (would have) sent downelbette indirirdiالبتہ اتار دیتا la-anzala Angelsmeleklerفرشتے malāikatan
So indeed, weelbette bizتو بیشک ہم fa-innā in whatşeyi (mesajı)ساتھ اس کے جو bimā you have been sentgönderildiğinizبھیجے گئے ہو تم ur'sil'tum withonunlaساتھ اس کے bihi (are) disbelieverstanımıyoruzانکاری ہیں kāfirūna١٤ Then as forfakatتو رہے fa-ammā AadAd (kavmi)عاد ʿādun they were arrogantbüyüklük tasladılarپس انہوں نے تکبر کیا fa-is'takbarū inyeryüzündeمیں
the landزمین (میں) l-arḍi withoutolmaksızınبغیر bighayri [the] righthakkıحق کے۔ (نا)حق l-ḥaqi and they saidve dedilerاور انہوں نے کہا waqālū Whokimdir?کون man (is) mightierdaha şiddetliزیادہ شدید ہوسکتا ہے ashaddu than usbizdenہم سے minnā (in) strengthkuvvetiقوت میں quwwatan Do notgörmediler mi?کیا نہیں awalam they seeانہوں نے دیکھا yaraw thatelbetteبیشک anna Allahاللہ تعالیٰ l-laha
the One Whoo kiوہ ذات ہے alladhī created themonları yaratanجس نے پیدا کیا ان کو khalaqahum HeOوہ huwa (is) Mightierdaha güçlüdürزیادہ شدید ہے ashaddu than themkendilerindenان سے min'hum (in) strengthkuvvetçeقوت میں quwwatan But they used tove devam ettilerاور تھے وہ wakānū in Our Signsbizim ayetlerimiziہماری آیات کا biāyātinā denyinkaraوہ انکار کرتے yajḥadūna
١٥ So We sentbiz de gönderdikتو بھیجا ہم نے fa-arsalnā upon themüzerlerineان پر ʿalayhim a windbir rüzgarایک ہوا کو rīḥan furiousdondurucuتند۔ تیز ṣarṣaran ingünlerdeمیں (the) daysدنوں ayyāmin (of) misfortuneuğursuzمنحوس naḥisātin that We may make them tastetaddırmak içinتاکہ ہم چکھائیں ان کو linudhīqahum
(the) punishmentazabınıعذاب ʿadhāba (of) disgracerezillikرسوائی کا l-khiz'yi inhayatındaمیں the lifeزندگی (میں) l-ḥayati (of) the worlddünyaدنیا کی l-dun'yā And surely, (the) punishmentazabı iseاور البتہ عذاب walaʿadhābu (of) the Hereafterahiretآخرت کا l-ākhirati (is) more disgracingdaha da kepaze edicidirزیادہ رسوا کن ہے akhzā and theyve onlaraاور وہ wahum
will not be helpedhiçنہ will not be helpedyardım edilmeyecektirمدد دیئے جائیں گے yunṣarūna١٦ And as forgelinceاور رہے wa-ammā ThamudSemud(kavmin)eثمود thamūdu We guided themonlara yol gösterdikتو ہم نے ہدایت دی ان کو fahadaynāhum but they preferredfakat onlar yeğledilerتو انہوں نے ترجیح دی fa-is'taḥabbū [the] blindnesskörlüğüاندھے پن کو l-ʿamā overdoğru yolu bulmağaپر ʿalā
the guidanceہدایت (پر) l-hudā so seized themböylece onları yakaladıتو پکڑ لیا ان کو fa-akhadhathum a thunderboltyıldırımıچنگھاڑ نے ṣāʿiqatu (of) the punishmentazabعذاب کی l-ʿadhābi humiliatingalçaltıcıرسوا کن۔ ذلت کے l-hūni for whatyüzündenبوجہ اس کے جو bimā they used toolduklarıتھے وہ kānū earnyapıyor(lar)وہ کمائی کرتے yaksibūna
١٧ And We savedve kurtardıkاور نجات دی ہم نے wanajjaynā those whoinananlarıان لوگوں کو alladhīna believedجو ایمان لائے āmanū and used toveاور تھے وہ wakānū fear (Allah)korunanlarıوہ تقوی اختیار کرتے yattaqūna١٨ And (the) Dayve (o) günاور جس دن wayawma will be gatheredtoplanırاکٹھے کیے جائیں گے yuḥ'sharu
(the) enemiesdüşmanlarıدشمن aʿdāu (of) AllahAllah'ınاللہ کے l-lahi toateşeطرف ilā the Fireآگ کی l-nāri then theyonlarتو وہ fahum will be assembled in rowsbir araya getirilirlerجمع کیے جائیں گے yūzaʿūna١٩ Untilnihayetیہاں تک کہ ḥattā whenzamanجب وہ idhā whenoraya vardıklarıجب وہ they come to itاس کے پاس آجائیں گے jāūhā (will) testifyşahidlik ettilerگواہی دیں گے shahida
against themaleyhlerineان کے خلاف ʿalayhim their hearingkulaklarıان کے کان samʿuhum and their sightve gözleriاور ان کی نگاہیں wa-abṣāruhum and their skinsve derileriاور ان کی کھالیں wajulūduhum (as) to whathakkındaبوجہ اس کے جو bimā they used tooldukları (işler)تھے وہ kānū doyapıyor(lar)وہ عمل کرتے yaʿmalūna٢٠
٤٧٩
‹ 477page 478 of the printed Mushaf479 ›