وَمِنۡ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلۡأَرۡضَ خَـٰشِعَةً فَإِذَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهَا ٱلۡمَآءَ ٱهۡتَزَّتۡ وَرَبَتۡ‌ۚ إِنَّ ٱلَّذِىٓ أَحۡيَاهَا لَمُحۡىِ ٱلۡمَوۡتَىٰٓ‌ۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىۡءٍ قَدِيرٌ ٣٩

And amongbiri de (şudur)اور سےwaminHis SignsO'nun ayetlerindenاس کی نشانیوں میں (سے)āyātihi(is) that yousenبیشک تمannakaseegörürsünتم دیکھتے ہوtarāthe earthtoprağıزمین کوl-arḍabarrenboynu bükükدبی ہوئیkhāshiʿatanbut whenzamanپھر جبfa-idhāWe send downdöktüğümüzاتارتے ہیں ہمanzalnāupon itonun üzerineاس پرʿalayhāwatersuyuپانیl-māait is stirred (to life)titreşirوہ ہلتی ہےih'tazzatand growsve kabarırاور پھولتی ہےwarabatIndeedelbetteبیشکinnathe One Whoonu diriltenوہ ذاتalladhīgives it lifeجس نے زندہ کیا اس کوaḥyāhā(is) surely the Giver of lifediriltirالبتہ زندہ کرنے والا ہےlamuḥ'yī(to) the deadölüleri deمردوں کوl-mawtāIndeed, Heelbette Oبیشک وہinnahu(is) onüzerineپرʿalāeveryherہرkullithingşeyچیز (پر)shayinAll-Powerfulkadirdirقادر ہےqadīrun

39 And of His signs is that you see the earth stilled, but when We send down upon it rain, it quivers and grows. Indeed, He who has given it life is the Giver of Life to the dead. Indeed, He is over all things competent.

39 Kupkuru gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi, kabarması, Allah'ın varlığının belgelerindendir. Ona can veren Allah şüphesiz ölüleri de diriltir. Doğrusu O her şeye kadir'dir.

39 Senin yeryüzünü boynu bükük, kupkuru görmen de Allah'ın kudretinin delillerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir ve kabarır. Şüphesiz ki ona hayat veren Allah mutlaka ölüleri de diriltir. Doğrusu O'nun her şeye gücü yeter.

39 اور (اے بندے یہ) اسی کی قدرت کے نمونے ہیں کہ تو زمین کو دبی ہوئی (یعنی خشک) دیکھتا ہے۔ جب ہم اس پر پانی برسا دیتے ہیں تو شاداب ہوجاتی اور پھولنے لگتی ہے تو جس نے زمین کو زندہ کیا وہی مردوں کو زندہ کرنے والا ہے۔ بےشک وہ ہر چیز پر قادر ہے

39 اور اللہ کی نشانیوں میں سے ایک یہ ہے کہ تم دیکھتے ہو  زمین سُونی پڑی ہوئی  ہے، پھر جونہی کہ ہم نے اس پر پانی برسایا، یکایک وہ پَھبَک اُٹھتی ہے اور پھُول جاتی ہے۔ یقیناً جو خدا اس مری ہوئی زمین کو جِلا اُٹھاتا ہے وہ مُردوں کو بھی زندگی بخشنے والا ہے۔ 1 یقیناً وہ ہر چیز پر قدرت رکھتا ہے

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلۡحِدُونَ فِىٓ ءَايَـٰتِنَا لَا يَخۡفَوۡنَ عَلَيۡنَآ‌ۗ أَفَمَن يُلۡقَىٰ فِى ٱلنَّارِ خَيۡرٌ أَم مَّن يَأۡتِىٓ ءَامِنًا يَوۡمَ ٱلۡقِيَـٰمَةِ‌ۚ ٱعۡمَلُواۡ مَا شِئۡتُمۡ‌ۖ إِنَّهُۥ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ ٤٠

Indeedşüphesizبیشکinnathose whodoğruluktan sapanlarوہ لوگalladhīnadistortجو کمی کرتے ہیں۔ الحاد کرتے ہیںyul'ḥidūna[in]hususundaمیںOur Versesayetlerimizہماری آیات (میں)āyātinā(are) notgizli kalmazlarنہیںhiddenچھپ سکتےyakhfawnafrom Usbizeہم پرʿalaynāSo, is (he) whokimse mi?کیا پھر وہ جوafamanis castatılanڈالا جائے گاyul'qāiniçineمیںthe Fireateşinآگ (میں)l-nāribetterdaha iyidirبہتر ہےkhayrunoryoksaیاam(he) whokimse (mi?)جوmancomesgelenآئے گاyatīsecuregüvenleامن میںāminan(on the) Daygünüدنyawma(of) Resurrectionkıyametقیامت کےl-qiyāmatiDoyapınعمل کروiʿ'malūwhatneجوyou willdiliyorsanızچاہتے ہو تمshi'tumIndeed, Heelbette Oبیشک وہinnahuof whatşeyleriساتھ اس کے جوbimāyou doyaptıklarınızıتم عمل کرتے ہوtaʿmalūna(is) All-Seergörmektedirدیکھنے والا ہےbaṣīrun

40 Indeed, those who inject deviation into Our verses are not concealed from Us. So, is he who is cast into the Fire better or he who comes secure on the Day of Resurrection? Do whatever you will; indeed, He is Seeing of what you do.

40 Ayetlerimizi inkar edenler Bize gizli değillerdir. Kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi işleyin, doğrusu O, yaptıklarınızı gören'dir.

40 Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp inkâra sapanlar bize gizli kalmazlar. O halde ateşe atılacak olan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güven içinde gelecek olan mı? İstediğinizi yapın. Şüphesiz ki Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görür.

40 جو لوگ ہماری آیتوں میں کج راہی کرتے ہیں وہ ہم سے پوشیدہ نہیں ہیں۔ بھلا جو شخص دوزخ میں ڈالا جائے وہ بہتر ہے یا وہ جو قیامت کے دن امن وامان سے آئے۔ (تو خیر) جو چاہو سو کرلو۔ جو کچھ تم کرتے ہو وہ اس کو دیکھ رہا ہے

40 1 جو لوگ ہماری آیات کو اُلٹے معنی پہناتے ہیں 2 وہ ہم سے کچھ چھُپے ہوئے نہیں ہیں۔ 3 خود ہی سوچ لو کہ آیا وہ شخص بہتر ہے جو آگ میں جھونکا جانے والا ہے یا وہ جو قیامت کے روز امن کی حالت میں حاضر ہوگا ؟ کرتے رہو جو کچھ تم  چاہو، تمہاری ساری حرکتوں کو اللہ دیکھ رہا ہے

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ بِٱلذِّكۡرِ لَمَّا جَآءَهُمۡ‌ۖ وَإِنَّهُۥ لَكِتَـٰبٌ عَزِيزٌ ٤١

Indeedşüphesizبیشکinnathose whoonlarوہ لوگalladhīnadisbelieveinkar ettilerجنہوں نے کفر کیاkafarūin the ReminderZikr'i (Kur'an'ı)نصیحت کے ساتھbil-dhik'riwhenkendilerine gelenجبlammāit comes to themوہ آئی ان کے پاسjāahumAnd indeed, ithalbuki oاور بیشک وہwa-innahu(is) surely a Bookbir Kitaptırالبتہ ایک کتاب ہےlakitābunmightyazizزبردستʿazīzun

41 Indeed, those who disbelieve in the message after it has come to them... And indeed, it is a mighty Book.

41 Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.

41 Kur'ân kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, mutlaka cezalarını çekceklerdir. O gerçekten çok değerli bir kitaptır.

41 جن لوگوں نے نصیحت کو نہ مانا جب وہ ان کے پاس آئی۔ اور یہ تو ایک عالی رتبہ کتاب ہے

41 یہ وہ لوگ ہیں جن کے سامنے کلامِ نصیحت آیا تو انہوں نے اسے ماننے سے انکار کردیا۔ مگر حقیقت یہ ہے کہ یہ ایک زبردست کتاب ہے،1

لَّا يَأۡتِيهِ ٱلۡبَـٰطِلُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَلَا مِنۡ خَلۡفِهِۦ‌ۖ تَنزِيلٌ مِّنۡ حَكِيمٍ حَمِيدٍ ٤٢

Notona gelmezنہیںcomes to itآسکتا اس پر۔ اس کوyatīhithe falsehoodboşa çıkaracak bir sözباطلl-bāṭilufromönündenسےminbefore itسامنےbaynibefore itbefore itاس کے سامنے سےyadayhiand notne deاور نہwalāfromarkasındanسےminbehind itاس کے پیچھے سےkhalfihiA Revelationindirilmiştirنازل کردہ ہےtanzīlunfromhüküm ve hikmet sahibindenسےmin(the) All-Wiseحکمت والےḥakīmin(the) Praiseworthyçok övülendenتعریف والے کی طرف سےḥamīdin

42 Falsehood cannot approach it from before it or from behind it; [it is] a revelation from a [Lord who is] Wise and Praiseworthy.

42 Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.

42 Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.

42 اس پر جھوٹ کا دخل نہ آگے سے ہوسکتا ہے نہ پیچھے سے۔ (اور) دانا (اور) خوبیوں والے (خدا) کی اُتاری ہوئی ہے

42 باطل نہ سامنے سے اس پر آسکتا ہے نہ پیچھے سے،1 یہ ایک حکیم و حمید کی نازل کر دہ چیز ہے

مَّا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدۡ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبۡلِكَ‌ۚ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغۡفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٍ ٤٣

Notdeğildirنہیںis saidsöylenenکہا جارہاyuqāluto yousanaآپ کوlakaexceptbaşka bir şeyمگرillāwhatolandanوہ جوwas saidsöylenmişتحقیقqadwas saidکہا گیاqīlato the Messengerselçilereرسولوں سےlilrrusulibefore yousenden öncekiسےminbefore youآپ سے پہلےqablikaIndeedkuşkusuzبیشکinnayour LordRabbinرب تیراrabbaka(is) Possessorsahibiالبتہ والاladhū(of) forgivenessbağışlamaبخشش (والا) ہےmaghfiratinand Possessorve sahibidirاور والاwadhū(of) penaltyazabسزا (والا) ہےʿiqābinpainfulacıدردناکalīmin

43 Nothing is said to you, [O Muhammad], except what was already said to the messengers before you. Indeed, your Lord is a possessor of forgiveness and a possessor of painful penalty.

43 Senin için söylenenler, senden önceki peygamberler için de söylenmişti. Doğrusu Rabbin hem bağışlayan ve hem de can yakıcı azap verendir.

43 Ey Muhammed! Sana senden önceki peygamberlere söylenenden başka bir şey söylenmiyor. Şüphesiz ki senin Rabbin hem mağfiret sahibidir hem de acı verecek bir azap sahibidir.

43 تم سے وہی باتیں کہیں جاتی ہیں جو تم سے پہلے اور پیغمبروں سے کہی گئی تھیں۔ بےشک تمہارا پروردگار بخش دینے والا بھی اور عذاب الیم دینے والا بھی ہے

43 اے نبیؐ ، تم سے جو کچھ کہا جا رہا ہے اس میں کوئی چیز بھی ایسی نہیں ہے جو تم سے پہلے گزرے ہوئے رسُولوں سے نہ کہی جا چکی ہو۔ بے شک تمہارا ربّ بڑا درگزر کرنے والا ہے،1 اور اس کے ساتھ بڑی دردناک سزا دینے والا بھی ہے

وَلَوۡ جَعَلۡنَـٰهُ قُرۡءَانًا أَعۡجَمِيًّا لَّقَالُواۡ لَوۡلَا فُصِّلَتۡ ءَايَـٰتُهُۥٓ‌ۖ ءَا۠عۡجَمِىٌّ۬ وَعَرَبِىٌّ‌ۗ قُلۡ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُواۡ هُدًى وَشِفَآءٌ‌ۖ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ فِىٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرٌ وَهُوَ عَلَيۡهِمۡ عَمًى‌ۚ أُوۡلَـٰٓئِكَ يُنَادَوۡنَ مِن مَّكَانِۭ بَعِيدٍ ٤٤

And ifve eğerاور اگرwalawWe (had) made itbiz onu yapsaydıkبناتے ہم اس کوjaʿalnāhua Quranbir Kur'anقرآنqur'ānan(in) a foreign (language)yabancı (dilde)عجمیaʿjamiyyanthey (would have) saidderlerdi kiالبتہ وہ کہتےlaqālūWhy notdeğil miydi?کیوں نہlawlāare explained in detailaçıklanmalıکھول کر بیان کی گئیںfuṣṣilatits versesonun ayetleriآیات اس کیāyātuhu(Is it) a foreign (language)yabancı söz mü?کیا عجمیāʿ'jamiyyunand an Arabarab olanaاور عربیwaʿarabiyyunSayde kiکہہ دیجیےqulIt (is)oوہhuwafor those whoiçinان لوگوں کے لیےlilladhīnabelieveinananlarجو ایمان لائےāmanūa guidancebir yol göstericidirہدایتhudanand a healingve (gönüllere) şifadırاور شفا ہےwashifāonAnd those whogelinceاور وہ لوگwa-alladhīna(do) notinanmayanlaraنہیںbelieveجو ایمان لاتےyu'minūnainvardırمیںtheir earsonların kulaklarındaان کے کانوں میںādhānihim(is) deafnessbir ağırlıkبوجھ ہےwaqrunand itve oاور وہwahuwa(is) for themonlaraان پرʿalayhimblindnessbir körlüktürاندھا پن ہےʿamanThoseonlarیہی لوگulāikaare being calledçağırılıyorlarوہ پکارے جاتے ہیںyunādawnafrombir yerdenسےmina placeجگہ (سے)makāninfaruzakدور کیbaʿīdin

44 And if We had made it a non-Arabic Qur'an, they would have said, "Why are its verses not explained in detail [in our language]? Is it a foreign [recitation] and an Arab [messenger]?" Say, "It is, for those who believe, a guidance and cure." And those who do not believe - in their ears is deafness, and it is upon them blindness. Those are being called from a distant place.

44 Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.

44 Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur'ân yapsaydık onlar mutlaka: "Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?" derlerdi. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).

44 اور اگر ہم اس قرآن کو غیر زبان عرب میں (نازل) کرتے تو یہ لوگ کہتے کہ اس کی آیتیں (ہماری زبان میں) کیوں کھول کر بیان نہیں کی گئیں۔ کیا (خوب کہ قرآن تو) عجمی اور (مخاطب) عربی۔ کہہ دو کہ جو ایمان لاتے ہیں ان کے لئے (یہ) ہدایت اور شفا ہے۔ اور جو ایمان نہیں لاتے ان کے کانوں میں گرانی (یعنی بہراپن) ہے اور یہ ان کے حق میں (موجب) نابینائی ہے۔ گرانی کے سبب ان کو (گویا) دور جگہ سے آواز دی جاتی ہے

44 اگر ہم اس کو عجمی قرآن بنا کر بھیجتے تو یہ لوگ کہتے”کیوں نہ اس کی آیات کھول کر بیان کی گئیں؟ کیا عجیب بات ہے کہ کلام عجمی ہے اور مخاطِب عربی۔“1 اِن سے کہو ، یہ قرآن ایمان لانے والوں کے لیے تو ہدایت اور شفا ہے، مگر جو لوگ ایمان نہیں لاتےاُن کے لیے یہ کانوں کی  ڈاٹ اور آنکھوں کی پٹی ہے۔ ان کا حال تو ایسا ہے جیسے ان کو دُور سے پکارا جا رہا ہو۔ 2

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَـٰبَ فَٱخۡتُلِفَ فِيهِ‌ۗ وَلَوۡلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيۡنَهُمۡ‌ۚ وَإِنَّهُمۡ لَفِى شَكٍّ مِّنۡهُ مُرِيبٍ ٤٥

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe gavebiz vermiştikدی ہم نےātaynāMusaMusa'yaموسیٰ کوmūsāthe BookKitabıکتابl-kitābabut disputes arosefakat ayrılığa düşülmüştüپس اختلاف کیا گیاfa-ukh'tulifathereinondaاس میںfīhiAnd had it not beenve eğer olmasaydıاور اگر نہwalawlā(for) a wordbir sözایک بات ہوتیkalimatun(that) precededgeçmişجو پہلے ہوچکیsabaqatfromRabbindenسےminyour Lordتیرے رب کی طرف (سے)rabbikasurely, would have been settledderhal hüküm verilirdiالبتہ فیصلہ کردیا جاتاlaquḍiyabetween themaralarındaان کے درمیانbaynahumBut indeed, theyfakat onlarاور بیشک وہwa-innahumsurely (are) iniçindedirlerالبتہ میں ہیںlafīdoubtbir kuşkuشک (میں)shakkinabout itondanاس کی طرف سےmin'hudisquietingişkilliبےچین کرنے والےmurībin

45 And We had already given Moses the Scripture, but it came under disagreement. And if not for a word that preceded from your Lord, it would have been concluded between them. And indeed they are, concerning the Qur'an, in disquieting doubt.

45 And olsun ki Musa'ya Kitap vermiştik de onda ayrılığa düşmüşlerdi. Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hükmedilmiş olurdu. Doğrusu onlar, onun hakkında şüphe ve endişe içindedirler.

45 Andolsun ki biz Musa'ya Tevrat'ı vermiştik de onda ihtilafa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelenmesine dair bir söz geçmeseydi mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten onlar Kur'ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.

45 اور ہم نے موسیٰ کو کتاب دی تو اس میں اختلاف کیا گیا۔ اور اگر تمہارے پروردگار کی طرف سے ایک بات پہلے نہ ٹھہر چکی ہوتی تو ان میں فیصلہ کردیا جاتا۔ اور یہ اس (قرآن) سے شک میں الجھ رہے ہیں

45 اس سے پہلے ہم نے موسیٰؑ کو کتا ب دی تھی اور اس کے معاملے میں بھی یہی اختلاف ہوا تھا۔1 اگر تیرے ربّ نے پہلے ہی ایک بات طے نہ کردی ہوتی تو ان اختلاف کرنے والوں کے درمیان فیصلہ چُکا دیا جاتا۔2 اور حقیقت یہ ہے کہ یہ لوگ اُس کی طرف سے سخت اضطراب انگیز شک میں پڑے ہوئے ہیں۔3

مَّنۡ عَمِلَ صَـٰلِحًا فَلِنَفۡسِهِۦ‌ۖ وَمَنۡ أَسَآءَ فَعَلَيۡهَا‌ۗ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّـٰمٍ لِّلۡعَبِيدِ ٤٦

Whoeverkimجس نےmandoesyaparsaعمل کیےʿamilarighteous deedsiyi işاچھےṣāliḥanthen it is for his soulyararı kendisinedir;تو اپنی ہی ذات کے لیےfalinafsihiand whoeverve kimاور جس نےwamandoes evilkötülük yaparsaبرا کیاasāathen it is against itzararı kendisinedirتو اس پر ذمہ داری ہےfaʿalayhāAnd notve değildirاور نہیںwamā(is) your LordRabbinرب تیراrabbukaunjustzulmediciبہت ظلم کرنے والاbiẓallāminto His slaveskullaraبندوں کے لیےlil'ʿabīdi

46 Whoever does righteousness - it is for his [own] soul; and whoever does evil [does so] against it. And your Lord is not ever unjust to [His] servants.

46 Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir.

46 Her kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Rabbin kullara zulmedecek değildir.

46 جو نیک کام کرے گا تو اپنے لئے۔ اور جو برے کام کرے گا تو ان کا ضرر اسی کو ہوگا۔ اور تمہارا پروردگار بندوں پر ظلم کرنے والا نہیں

46 جو کوئی نیک عمل کرے گا اپنے ہی لیے اچھا کرے گا، جو بدی کرے گا اُس کا وبال اُسی پر ہوگا، اور تیرا ربّ اپنے بندوں کے حق میں ظالم نہیں ہے۔1

Surah 41 / Fussilat / Explained in Detail سورة فصلت 482
And amongbiri de (şudur)اور سے wamin His SignsO'nun ayetlerindenاس کی نشانیوں میں (سے) āyātihi (is) that yousenبیشک تم annaka seegörürsünتم دیکھتے ہو tarā the earthtoprağıزمین کو l-arḍa barrenboynu bükükدبی ہوئی khāshiʿatan but whenzamanپھر جب fa-idhā We send downdöktüğümüzاتارتے ہیں ہم anzalnā upon itonun üzerineاس پر ʿalayhā watersuyuپانی l-māa
it is stirred (to life)titreşirوہ ہلتی ہے ih'tazzat and growsve kabarırاور پھولتی ہے warabat Indeedelbetteبیشک inna the One Whoonu diriltenوہ ذات alladhī gives it lifeجس نے زندہ کیا اس کو aḥyāhā (is) surely the Giver of lifediriltirالبتہ زندہ کرنے والا ہے lamuḥ'yī (to) the deadölüleri deمردوں کو l-mawtā Indeed, Heelbette Oبیشک وہ innahu (is) onüzerineپر ʿalā everyherہر kulli thingşeyچیز (پر) shayin
All-Powerfulkadirdirقادر ہے qadīrun٣٩ Indeedşüphesizبیشک inna those whodoğruluktan sapanlarوہ لوگ alladhīna distortجو کمی کرتے ہیں۔ الحاد کرتے ہیں yul'ḥidūna [in]hususundaمیں Our Versesayetlerimizہماری آیات (میں) āyātinā (are) notgizli kalmazlarنہیں hiddenچھپ سکتے yakhfawna from Usbizeہم پر ʿalaynā So, is (he) whokimse mi?کیا پھر وہ جو afaman
is castatılanڈالا جائے گا yul'qā iniçineمیں the Fireateşinآگ (میں) l-nāri betterdaha iyidirبہتر ہے khayrun oryoksaیا am (he) whokimse (mi?)جو man comesgelenآئے گا yatī securegüvenleامن میں āminan (on the) Daygünüدن yawma (of) Resurrectionkıyametقیامت کے l-qiyāmati Doyapınعمل کرو iʿ'malū whatneجو you willdiliyorsanızچاہتے ہو تم shi'tum
Indeed, Heelbette Oبیشک وہ innahu of whatşeyleriساتھ اس کے جو bimā you doyaptıklarınızıتم عمل کرتے ہو taʿmalūna (is) All-Seergörmektedirدیکھنے والا ہے baṣīrun٤٠ Indeedşüphesizبیشک inna those whoonlarوہ لوگ alladhīna disbelieveinkar ettilerجنہوں نے کفر کیا kafarū in the ReminderZikr'i (Kur'an'ı)نصیحت کے ساتھ bil-dhik'ri whenkendilerine gelenجب lammā it comes to themوہ آئی ان کے پاس jāahum
And indeed, ithalbuki oاور بیشک وہ wa-innahu (is) surely a Bookbir Kitaptırالبتہ ایک کتاب ہے lakitābun mightyazizزبردست ʿazīzun٤١ Notona gelmezنہیں comes to itآسکتا اس پر۔ اس کو yatīhi the falsehoodboşa çıkaracak bir sözباطل l-bāṭilu fromönündenسے min before itسامنے bayni before itbefore itاس کے سامنے سے yadayhi and notne deاور نہ walā fromarkasındanسے min
behind itاس کے پیچھے سے khalfihi A Revelationindirilmiştirنازل کردہ ہے tanzīlun fromhüküm ve hikmet sahibindenسے min (the) All-Wiseحکمت والے ḥakīmin (the) Praiseworthyçok övülendenتعریف والے کی طرف سے ḥamīdin٤٢ Notdeğildirنہیں is saidsöylenenکہا جارہا yuqālu to yousanaآپ کو laka exceptbaşka bir şeyمگر illā whatolandanوہ جو was saidsöylenmişتحقیق qad was saidکہا گیا qīla
to the Messengerselçilereرسولوں سے lilrrusuli before yousenden öncekiسے min before youآپ سے پہلے qablika Indeedkuşkusuzبیشک inna your LordRabbinرب تیرا rabbaka (is) Possessorsahibiالبتہ والا ladhū (of) forgivenessbağışlamaبخشش (والا) ہے maghfiratin and Possessorve sahibidirاور والا wadhū (of) penaltyazabسزا (والا) ہے ʿiqābin painfulacıدردناک alīmin٤٣
And ifve eğerاور اگر walaw We (had) made itbiz onu yapsaydıkبناتے ہم اس کو jaʿalnāhu a Quranbir Kur'anقرآن qur'ānan (in) a foreign (language)yabancı (dilde)عجمی aʿjamiyyan they (would have) saidderlerdi kiالبتہ وہ کہتے laqālū Why notdeğil miydi?کیوں نہ lawlā are explained in detailaçıklanmalıکھول کر بیان کی گئیں fuṣṣilat its versesonun ayetleriآیات اس کی āyātuhu (Is it) a foreign (language)yabancı söz mü?کیا عجمی āʿ'jamiyyun
and an Arabarab olanaاور عربی waʿarabiyyun Sayde kiکہہ دیجیے qul It (is)oوہ huwa for those whoiçinان لوگوں کے لیے lilladhīna believeinananlarجو ایمان لائے āmanū a guidancebir yol göstericidirہدایت hudan and a healingve (gönüllere) şifadırاور شفا ہے washifāon And those whogelinceاور وہ لوگ wa-alladhīna
(do) notinanmayanlaraنہیں believeجو ایمان لاتے yu'minūna invardırمیں their earsonların kulaklarındaان کے کانوں میں ādhānihim (is) deafnessbir ağırlıkبوجھ ہے waqrun and itve oاور وہ wahuwa (is) for themonlaraان پر ʿalayhim blindnessbir körlüktürاندھا پن ہے ʿaman Thoseonlarیہی لوگ ulāika
are being calledçağırılıyorlarوہ پکارے جاتے ہیں yunādawna frombir yerdenسے min a placeجگہ (سے) makānin faruzakدور کی baʿīdin٤٤ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We gavebiz vermiştikدی ہم نے ātaynā MusaMusa'yaموسیٰ کو mūsā the BookKitabıکتاب l-kitāba
but disputes arosefakat ayrılığa düşülmüştüپس اختلاف کیا گیا fa-ukh'tulifa thereinondaاس میں fīhi And had it not beenve eğer olmasaydıاور اگر نہ walawlā (for) a wordbir sözایک بات ہوتی kalimatun (that) precededgeçmişجو پہلے ہوچکی sabaqat fromRabbindenسے min your Lordتیرے رب کی طرف (سے) rabbika surely, would have been settledderhal hüküm verilirdiالبتہ فیصلہ کردیا جاتا laquḍiya
between themaralarındaان کے درمیان baynahum But indeed, theyfakat onlarاور بیشک وہ wa-innahum surely (are) iniçindedirlerالبتہ میں ہیں lafī doubtbir kuşkuشک (میں) shakkin about itondanاس کی طرف سے min'hu disquietingişkilliبےچین کرنے والے murībin٤٥ Whoeverkimجس نے man doesyaparsaعمل کیے ʿamila righteous deedsiyi işاچھے ṣāliḥan
then it is for his soulyararı kendisinedir;تو اپنی ہی ذات کے لیے falinafsihi and whoeverve kimاور جس نے waman does evilkötülük yaparsaبرا کیا asāa then it is against itzararı kendisinedirتو اس پر ذمہ داری ہے faʿalayhā And notve değildirاور نہیں wamā (is) your LordRabbinرب تیرا rabbuka unjustzulmediciبہت ظلم کرنے والا biẓallāmin to His slaveskullaraبندوں کے لیے lil'ʿabīdi٤٦
٤٨٢
‹ 480page 481 of the printed Mushaf482 ›