وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡحُبُكِ ٧

By the heavengöğe andolsun kiقسم ہے آسمان کیwal-samāifull ofbulunanوالےdhātipathwaysyolları (yörüngeleri)راستوں (والے)l-ḥubuki

7 By the heaven containing pathways,

7 İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.

7 Yollara sahip göğe andolsun ki,

7 اور آسمان کی قسم جس میں رسے ہیں

7 قسم ہے متفرق شکلوں والے آسمان کی، 1

إِنَّكُمۡ لَفِى قَوۡلٍ مُّخۡتَلِفٍ ٨

Indeed, youelbette sizبیشک تمinnakum(are) surely iniçindesinizالبتہ میں ہوlafīa speechsöz(ler)ایک باتqawlindifferingçeşitliجو مختلف ہےmukh'talifin

8 Indeed, you are in differing speech.

8 İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.

8 Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.

8 کہ (اے اہل مکہ) تم ایک متناقض بات میں (پڑے ہوئے) ہو

8 (آخرت کے بارے میں) تمہاری بات ایک دوسرے سےمختلف ہے۔ 1

يُؤۡفَكُ عَنۡهُ مَنۡ أُفِكَ ٩

Deluded awayçevriliyorپھیرا جاتا ہےyu'fakufrom itondanاس سےʿanhu(is he) whokimseجوmanis deludedçevrilenپھرایا جائےufika

9 Deluded away from the Qur'an is he who is deluded.

9 Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.

9 Ondan çevrilen (imana) çevrilir.

9 اس سے وہی پھرتا ہے جو (خدا کی طرف سے) پھیرا جائے

9 اس سے وہی بر گشتہ ہوتا ہے جو حق سے پِھرا ہوا ہے۔ 1

قُتِلَ ٱلۡخَرّٰصُونَ ١٠

Cursed bekahrolsunمارے گئےqutilathe liarsyalancılarاندازے لگانے والےl-kharāṣūna

10 Destroyed are the falsifiers

10 Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!

10 Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!

10 اٹکل دوڑانے والے ہلاک ہوں

10 مارے گئے قیاس و گمان سے حکم لگانے والے، 1

ٱلَّذِينَ هُمۡ فِى غَمۡرَةٍ سَاهُونَ ١١

Those whokiیہ لوگalladhīna[they]onlarوہ ہیںhum(are) iniçindeمیںfloodaptallıkجو غفلت (میں)ghamratin(of) heedlessnessyanılıp durmaktadırlarبھولے ہوئے ہیںsāhūna

11 Who are within a flood [of confusion] and heedless.

11 Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!

11 Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.

11 جو بےخبری میں بھولے ہوئے ہیں

11 جو جہالت میں غرق اور غفلت میں مدہوش ہیں۔ 1

يَسۡــَٔلُونَ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلدِّينِ ١٢

They asksorarlarوہ سوال کرتے ہیںyasalūnaWhenne zaman?کب ہوگاayyāna(is the) Daygünüدنyawmu(of) Judgmentcezaجزا سزا کاl-dīni

12 They ask, "When is the Day of Recompense?"

12 İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.

12 Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.

12 پوچھتے ہیں کہ جزا کا دن کب ہوگا؟

12 پوچھتے ہیں آخر وہ روز جزاء کب آئے گا؟

يَوۡمَ هُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ يُفۡتَنُونَ ١٣

A Dayo günاس روزyawmatheyonlarوہhumoverüzerindeپرʿalāthe Fireateşآگl-nāriwill be triedyakılacaklardırتپائے جائیں گےyuf'tanūna

13 [It is] the Day they will be tormented over the Fire

13 O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.

13 O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.

13 اُس دن (ہوگا) جب ان کو آگ میں عذاب دیا جائے گا

13 وہ اُس روز آئے گا جب یہ لوگ آگ پر تپائے  جائیں گے۔ 1

ذُوقُواۡ فِتۡنَتَكُمۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ ١٤

Tastetadınچکھوdhūqūyour trialfitneniziاپنی گمراہی کو۔ اپنے عذاب کوfit'natakumThisbudur işteیہhādhā(is) whatşeyوہ چیز ہےalladhīyou wereolduğunuzتھے تمkuntumfor itonuساتھ اس کےbihiseeking to hastenacele istiyor(lar)تم جلدی مچاتےtastaʿjilūna

14 [And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient."

14 Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.

14 Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.

14 اب اپنی شرارت کا مزہ چکھو۔ یہ وہی ہے جس کے لئے تم جلدی مچایا کرتے تھے

14 (اِن سے کہا جائےگا) اب چکھو مزا اپنے فتنے کا۔1 یہ وہی چیز ہےجس کے لیے تم جلدی مچارہے تھے۔ 2

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ١٥

Indeedşüphesizبیشکinnathe righteousmuttakilerمتقی لوگl-mutaqīna(will be) incennetlerdedirمیںGardensباغات (میں)jannātinand springsve çeşme başlarındadırlarاور چشموں میں ہوں گےwaʿuyūnin

15 Indeed, the righteous will be among gardens and springs,

15 Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.

15 Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.

15 بےشک پرہیزگار بہشتوں اور چشموں میں (عیش کر رہے) ہوں گے

15 البتہ متّقی لوگ 1 اُس روز باغوں اور چشموں میں ہوں گے

ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَـٰهُمۡ رَبُّهُمۡ‌ۚ إِنَّهُمۡ كَانُواۡ قَبۡلَ ذٰلِكَ مُحۡسِنِينَ ١٦

Takingalırlarلینے والے ہوں گےākhidhīnawhatşeyiجوtheir Lord has given themkendilerine verdiğiدے گا ان کوātāhumtheir Lord has given themRablerininان کا ربrabbuhumIndeed, theyçünkü onlarبیشک وہinnahumwereidilerتھے وہkānūbeforeönceقبلqablathatbundanاس سےdhālikagood-doersgüzel davrananنیکو کارmuḥ'sinīna

16 Accepting what their Lord has given them. Indeed, they were before that doers of good.

16 Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.

16 Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.

16 اور) جو جو (نعمتیں) ان کا پروردگار انہیں دیتا ہوگا ان کو لے رہے ہوں گے۔ بےشک وہ اس سے پہلے نیکیاں کرتے تھے

16 جو کچھ ان کا رب انہیں دے گا اسے خوشی خوشی لے رہے ہوں گے۔ 1 وہ اُس دن کے آنے سے پہلے نیکو کار تھے

كَانُواۡ قَلِيلاً مِّنَ ٱلَّيۡلِ مَا يَهۡجَعُونَ ١٧

They used toidilerتھے وہkānūlittlepek azکم ہیqalīlanofgeceleriسےminathe nightرات میں (سے)al-layli[what]uyuyor(lar)جوsleepوہ سوتے تھےyahjaʿūna

17 They used to sleep but little of the night,

17 Onlar, geceleri az uyuyanlardı.

17 Onlar geceleyin pek az uyurlardı.

17 رات کے تھوڑے سے حصے میں سوتے تھے

17 راتوں کو کم ہی سوتے تھے۔ 1

وَبِٱلۡأَسۡحَارِ هُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ ١٨

And in the hours before dawnseherlerdeاور سحری کے وقتwabil-asḥāritheyonlarوہhumwould ask forgivenessistiğfar ederlerdiاستغفار کرتے تھےyastaghfirūna

18 And in the hours before dawn they would ask forgiveness,

18 Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.

18 Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.

18 اور اوقات سحر میں بخشش مانگا کرتے تھے

18 پھر وہی رات کے پچھلے پہروں میں معافی مانگتے تھے،1

وَفِىٓ أَمۡوٰلِهِمۡ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ ١٩

And invardıاور میںwafītheir wealthmallarındaان کے مالوں (میں)amwālihim(was the) rightbir hakحق تھاḥaqqun(of) those who askeddilenci içinسوالی کے لیےlilssāiliand the deprivedve yoksul içinاور محروم کے لیےwal-maḥrūmi

19 And from their properties was [given] the right of the [needy] petitioner and the deprived.

19 Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.

19 Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.

19 اور ان کے مال میں مانگنے والے اور نہ مانگنے والے (دونوں) کا حق ہوتا تھا

19 اور ان کے مالوں میں حق تھا سائل اور محروم کے لیے۔1

وَفِى ٱلۡأَرۡضِ ءَايَـٰتٌ لِّلۡمُوقِنِينَ ٢٠

And inve vardırاور میںwafīthe earthyeryüzündeزمین (میں)l-arḍi(are) signsnice ibretlerکئی نشانیاں ہیںāyātunfor those who are certainkesin inanacaklar içinیقین کرنے والوں کے لیےlil'mūqinīna

20 And on the earth are signs for the certain [in faith]

20 Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?

20 Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?

20 اور یقین کرنے والوں کے لئے زمین میں (بہت سی) نشانیاں ہیں

20 زمین میں بہت سی نشانیاں ہیں یقین لانے والوں کے لیے، 1

وَفِىٓ أَنفُسِكُمۡ‌ۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ ٢١

And inve vardırاور میںwafīyourselveskendi canlarınızdaتمہارے نفسوں (میں) بھیanfusikumThen will notgörmüyor musunuz?کیا بھلا نہیںafalāyou seeتم دیکھتےtub'ṣirūna

21 And in yourselves. Then will you not see?

21 Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?

21 Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?

21 اور خود تمہارے نفوس میں تو کیا تم دیکھتے نہیں؟

21 اور خود تمہارے اپنے وجود میں ہیں۔ 1 کیا تم کو سُوجھتا نہیں؟

وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزۡقُكُمۡ وَمَا تُوعَدُونَ ٢٢

And inve vardırاور میںwafīthe heavengökteآسمانl-samāi(is) your provisionrızkınızرزق ہے تمہاراriz'qukumand whatve şeyاور جوwamāyou are promiseduyarıldığınızتم وعدہ کیے جاتے ہوtūʿadūna

22 And in the heaven is your provision and whatever you are promised.

22 Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.

22 Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.

22 اور تمہارا رزق اور جس چیز کا تم سے وعدہ کیا جاتا ہے آسمان میں ہے

22 آسمان ہی میں ہے تمہارا رزق بھی اور وہ چیز بھی جس کاتم سے وعدہ کیا جا رہا ہے۔ 1

فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثۡلَ مَآ أَنَّكُمۡ تَنطِقُونَ ٢٣

Then by (the) LordRabbine andolsun kiپس قسم ہے رب کیfawarabbi(of) the heavengöğünآسمانوں کےl-samāiand the earthve yerinاور زمین کےwal-arḍiindeed, itşüphesiz Oبیشک وہinnahu(is) surely (the) truthgerçektirالبتہ حق ہےlaḥaqqun(just) asgibiمانند اس کےmith'la[what]şeyجوyousizinبیشک تمannakumspeakkonuştuğunuzتم بولتے ہوtanṭiqūna

23 Then by the Lord of the heaven and earth, indeed, it is truth - just as [sure as] it is that you are speaking.

23 Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.

23 Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.

23 تو آسمانوں اور زمین کے مالک کی قسم! یہ (اسی طرح) قابل یقین ہے جس طرح تم بات کرتے ہو

23 پس قسم ہے آسمان اور زمین کے مالک کی، یہ بات حق ہے، ایسی ہی یقینی جیسے تم بول رہے ہو

هَلۡ أَتَـٰكَ حَدِيثُ ضَيۡفِ إِبۡرٰهِيمَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ ٢٤

Hassana geldimi?کیاhalreached youآئی تیرے پاسatāka(the) narrationhaberiباتḥadīthu(of the) guestsmisafirlerininمہمانوں کیḍayfi(of) Ibrahimİbrahim'inابراہیم کےib'rāhīmathe honoredağırlananمعزز۔ عزت والےl-muk'ramīna

24 Has there reached you the story of the honored guests of Abraham? -

24 İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?

24 Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?

24 بھلا تمہارے پاس ابراہیمؑ کے معزز مہمانوں کی خبر پہنچی ہے؟

24 1 اے نبی ؐ ، ابراہیم ؑ کے معزز مہمانوں کی حکایت بھی تمہیں پہنچی ہے؟2

إِذۡ دَخَلُواۡ عَلَيۡهِ فَقَالُواۡ سَلَـٰمًا‌ۖ قَالَ سَلَـٰمٌ قَوۡمٌ مُّنكَرُونَ ٢٥

Whenbir zamanجبidhthey enteredgirmişlerdiوہ داخل ہوئےdakhalūupon himonun yanınaاس پرʿalayhiand saidve demişlerdiتو انہوں نے کہاfaqālūPeaceselamسلامsalāmanHe saiddedi kiکہاqālaPeaceselamسلامsalāmuna peoplebir topluluk(sunuz)ایک قوم ہوqawmununknowntanınmamışنا آشنا۔ انجانےmunkarūna

25 When they entered upon him and said, "[We greet you with] peace." He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown.

25 Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.

25 Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.

25 جب وہ ان کے پاس آئے تو سلام کہا۔ انہوں نے بھی (جواب میں) سلام کہا (دیکھا تو) ایسے لوگ کہ نہ جان نہ پہچان

25 جب وہ اُس کے ہاں آئے تو کہا آپ کو سلام ہے۔ اُس نے کہا ”آپ لوگوں کو بھی سلام ہے1۔۔۔۔ کچھ ناآشنا سے لوگ ہیں۔“

فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجۡلٍ سَمِينٍ ٢٦

Then he wentgizlice gittiپھر وہ گیاfarāghatoyanınaطرفilāhis householdailesininاپنے گھر والوں کی (طرف)ahlihiand cameve getirdiپھر لے آیاfajāawith a calfbir buzağıایک بچھڑا (بھنا ہوا)biʿij'linfatsemizموٹا تازہsamīnin

26 Then he went to his family and came with a fat [roasted] calf

26 Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.

26 İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.

26 تو اپنے گھر جا کر ایک (بھنا ہوا) موٹا بچھڑا لائے

26 پھر وہ چپکے سے اپنے گھر والوں کے پاس گیا 1، اور ایک موٹا تازہ بچھڑا 2لاکر

فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ ٢٧

And he placed it nearonu yaklaştırdıپھر اس نے قریب کیا اس کوfaqarrabahu[to] themönlerineان کی طرفilayhimhe saiddediکہاqālaWill notyemez misiniz?کیا نہیںalāyou eatتم کھاتے ہو ؟۔ کیا تم کھاؤ گے نہیں ؟takulūna

27 And placed it near them; he said, "Will you not eat?"

27 Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.

27 Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.

27 (اور کھانے کے لئے) ان کے آگے رکھ دیا۔ کہنے لگے کہ آپ تناول کیوں نہیں کرتے؟

27 مہمانوں کے آگے پیش کیا اُس نے کہا آپ حضرات کھاتے نہیں؟

فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةً‌ۖ قَالُواۡ لَا تَخَفۡ‌ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ ٢٨

Then he feltiçine düşürdüتو اس نے محسوس کیاfa-awjasafrom themonlardanان سےmin'huma fearbir korkuخوفkhīfatanThey saiddedilerانہوں نے کہاqālū(Do) notkorkmaنہfearتم ڈروtakhafand they gave him glad tidingsve ona müjdeledilerاور انہوں نے خوشخبری دی اس کوwabasharūhuof a sonbir oğlan çocuğuلڑکے کیbighulāminlearnedbilginجاننے والے۔ علم والےʿalīmin

28 And he felt from them apprehension. They said, "Fear not," and gave him good tidings of a learned boy.

28 (Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.

28 Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.

28 اور دل میں ان سے خوف معلوم کیا۔ (انہوں نے) کہا کہ خوف نہ کیجیئے۔ اور ان کو ایک دانشمند لڑکے کی بشارت بھی سنائی

28 پھر وہ اپنے دل میں ان سے ڈرا۔ 1 انہوں نےکہا ڈریے نہیں، اور اُسے ایک ذی علم لڑکے کی پیدائش کا مژدہ سنایا۔ 2

فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِيمٌ ٢٩

Then came forwardsonra geldiتو آگے بڑھیfa-aqbalatihis wifekarısı (Sare)اس کی بیویim'ra-atuhuwithiçindeمیںa loud voiceçığlıkحیرت (میں)ṣarratinand struckvurarakتو ہاتھ ماراfaṣakkather faceyüzüneاپنے چہرے پرwajhahāand she saidve dediاور کہنے لگیwaqālatAn old womanbir koca karıبڑھیاʿajūzunbarrenkısırبانجھʿaqīmun

29 And his wife approached with a cry [of alarm] and struck her face and said, "[I am] a barren old woman!"

29 Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.

29 Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.

29 تو ابراہیمؑ کی بیوی چلاّتی آئی اور اپنا منہ پیٹ کر کہنے لگی کہ (اے ہے ایک تو) بڑھیا اور (دوسرے) بانجھ

29 یہ سُن کر اُس کی بیوی چیختی ہوئی آگے بڑھی اور اس نے اپنا منہ پِیٹ لیا اور کہنے لگی ، ”بوڑھی، بانجھ!“ 1

قَالُواۡ كَذٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ‌ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِيمُ ٱلۡعَلِيمُ ٣٠

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūThusböyleاسی طرح ہوگاkadhālikisaiddediکہا ہےqālayour LordRabbinتیرے رب نےrabbukiIndeed, Heşüphesiz Oبیشک وہinnahu[He]Oوہhuwa(is) the All-Wisehüküm ve hikmet sahibidirحکمت والا ہےl-ḥakīmuthe All-Knowerbilendirعلم والا ہےl-ʿalīmu

30 They said, "Thus has said your Lord; indeed, He is the Wise, the Knowing."

30 Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.

30 Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.

30 (انہوں نے) کہا (ہاں) تمہارے پروردگار نے یوں ہی فرمایا ہے۔ وہ بےشک صاحبِ حکمت (اور) خبردار ہے

30 انہوں نے کہا”یہی کچھ فرمایا ہے تیرے رب نے، وہ حکیم ہے اور سب کچھ جانتا ہے۔“1

Surah 51 / Adh-Dhariyat / The Winnowing Winds سورة الذاريات 522
By the heavengöğe andolsun kiقسم ہے آسمان کی wal-samāi full ofbulunanوالے dhāti pathwaysyolları (yörüngeleri)راستوں (والے) l-ḥubuki٧ Indeed, youelbette sizبیشک تم innakum (are) surely iniçindesinizالبتہ میں ہو lafī a speechsöz(ler)ایک بات qawlin differingçeşitliجو مختلف ہے mukh'talifin٨ Deluded awayçevriliyorپھیرا جاتا ہے yu'faku from itondanاس سے ʿanhu (is he) whokimseجو man
is deludedçevrilenپھرایا جائے ufika٩ Cursed bekahrolsunمارے گئے qutila the liarsyalancılarاندازے لگانے والے l-kharāṣūna١٠ Those whokiیہ لوگ alladhīna [they]onlarوہ ہیں hum (are) iniçindeمیں floodaptallıkجو غفلت (میں) ghamratin (of) heedlessnessyanılıp durmaktadırlarبھولے ہوئے ہیں sāhūna١١
They asksorarlarوہ سوال کرتے ہیں yasalūna Whenne zaman?کب ہوگا ayyāna (is the) Daygünüدن yawmu (of) Judgmentcezaجزا سزا کا l-dīni١٢ A Dayo günاس روز yawma theyonlarوہ hum overüzerindeپر ʿalā the Fireateşآگ l-nāri will be triedyakılacaklardırتپائے جائیں گے yuf'tanūna١٣ Tastetadınچکھو dhūqū
your trialfitneniziاپنی گمراہی کو۔ اپنے عذاب کو fit'natakum Thisbudur işteیہ hādhā (is) whatşeyوہ چیز ہے alladhī you wereolduğunuzتھے تم kuntum for itonuساتھ اس کے bihi seeking to hastenacele istiyor(lar)تم جلدی مچاتے tastaʿjilūna١٤ Indeedşüphesizبیشک inna the righteousmuttakilerمتقی لوگ l-mutaqīna (will be) incennetlerdedirمیں Gardensباغات (میں) jannātin
and springsve çeşme başlarındadırlarاور چشموں میں ہوں گے waʿuyūnin١٥ Takingalırlarلینے والے ہوں گے ākhidhīna whatşeyiجو their Lord has given themkendilerine verdiğiدے گا ان کو ātāhum their Lord has given themRablerininان کا رب rabbuhum Indeed, theyçünkü onlarبیشک وہ innahum wereidilerتھے وہ kānū beforeönceقبل qabla thatbundanاس سے dhālika good-doersgüzel davrananنیکو کار muḥ'sinīna
١٦ They used toidilerتھے وہ kānū littlepek azکم ہی qalīlan ofgeceleriسے mina the nightرات میں (سے) al-layli [what]uyuyor(lar)جو sleepوہ سوتے تھے yahjaʿūna١٧ And in the hours before dawnseherlerdeاور سحری کے وقت wabil-asḥāri theyonlarوہ hum would ask forgivenessistiğfar ederlerdiاستغفار کرتے تھے yastaghfirūna
١٨ And invardıاور میں wafī their wealthmallarındaان کے مالوں (میں) amwālihim (was the) rightbir hakحق تھا ḥaqqun (of) those who askeddilenci içinسوالی کے لیے lilssāili and the deprivedve yoksul içinاور محروم کے لیے wal-maḥrūmi١٩ And inve vardırاور میں wafī the earthyeryüzündeزمین (میں) l-arḍi (are) signsnice ibretlerکئی نشانیاں ہیں āyātun
for those who are certainkesin inanacaklar içinیقین کرنے والوں کے لیے lil'mūqinīna٢٠ And inve vardırاور میں wafī yourselveskendi canlarınızdaتمہارے نفسوں (میں) بھی anfusikum Then will notgörmüyor musunuz?کیا بھلا نہیں afalā you seeتم دیکھتے tub'ṣirūna٢١ And inve vardırاور میں wafī the heavengökteآسمان l-samāi (is) your provisionrızkınızرزق ہے تمہارا riz'qukum
and whatve şeyاور جو wamā you are promiseduyarıldığınızتم وعدہ کیے جاتے ہو tūʿadūna٢٢ Then by (the) LordRabbine andolsun kiپس قسم ہے رب کی fawarabbi (of) the heavengöğünآسمانوں کے l-samāi and the earthve yerinاور زمین کے wal-arḍi indeed, itşüphesiz Oبیشک وہ innahu (is) surely (the) truthgerçektirالبتہ حق ہے laḥaqqun (just) asgibiمانند اس کے mith'la [what]şeyجو yousizinبیشک تم annakum
speakkonuştuğunuzتم بولتے ہو tanṭiqūna٢٣ Hassana geldimi?کیا hal reached youآئی تیرے پاس atāka (the) narrationhaberiبات ḥadīthu (of the) guestsmisafirlerininمہمانوں کی ḍayfi (of) Ibrahimİbrahim'inابراہیم کے ib'rāhīma the honoredağırlananمعزز۔ عزت والے l-muk'ramīna٢٤
Whenbir zamanجب idh they enteredgirmişlerdiوہ داخل ہوئے dakhalū upon himonun yanınaاس پر ʿalayhi and saidve demişlerdiتو انہوں نے کہا faqālū Peaceselamسلام salāman He saiddedi kiکہا qāla Peaceselamسلام salāmun a peoplebir topluluk(sunuz)ایک قوم ہو qawmun unknowntanınmamışنا آشنا۔ انجانے munkarūna٢٥ Then he wentgizlice gittiپھر وہ گیا farāgha toyanınaطرف ilā
his householdailesininاپنے گھر والوں کی (طرف) ahlihi and cameve getirdiپھر لے آیا fajāa with a calfbir buzağıایک بچھڑا (بھنا ہوا) biʿij'lin fatsemizموٹا تازہ samīnin٢٦ And he placed it nearonu yaklaştırdıپھر اس نے قریب کیا اس کو faqarrabahu [to] themönlerineان کی طرف ilayhim he saiddediکہا qāla Will notyemez misiniz?کیا نہیں alā you eatتم کھاتے ہو ؟۔ کیا تم کھاؤ گے نہیں ؟ takulūna
٢٧ Then he feltiçine düşürdüتو اس نے محسوس کیا fa-awjasa from themonlardanان سے min'hum a fearbir korkuخوف khīfatan They saiddedilerانہوں نے کہا qālū (Do) notkorkmaنہ fearتم ڈرو takhaf and they gave him glad tidingsve ona müjdeledilerاور انہوں نے خوشخبری دی اس کو wabasharūhu of a sonbir oğlan çocuğuلڑکے کی bighulāmin learnedbilginجاننے والے۔ علم والے ʿalīmin
٢٨ Then came forwardsonra geldiتو آگے بڑھی fa-aqbalati his wifekarısı (Sare)اس کی بیوی im'ra-atuhu withiçindeمیں a loud voiceçığlıkحیرت (میں) ṣarratin and struckvurarakتو ہاتھ مارا faṣakkat her faceyüzüneاپنے چہرے پر wajhahā and she saidve dediاور کہنے لگی waqālat An old womanbir koca karıبڑھیا ʿajūzun barrenkısırبانجھ ʿaqīmun
٢٩ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Thusböyleاسی طرح ہوگا kadhāliki saiddediکہا ہے qāla your LordRabbinتیرے رب نے rabbuki Indeed, Heşüphesiz Oبیشک وہ innahu [He]Oوہ huwa (is) the All-Wisehüküm ve hikmet sahibidirحکمت والا ہے l-ḥakīmu the All-Knowerbilendirعلم والا ہے l-ʿalīmu٣٠
٥٢٢
‹ 520page 521 of the printed Mushaf522 ›