۞قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٣١

He saiddediکہاqālaThen whato halde nedir?تو کیاfamā(is) your missiongörevinizقصہ ہے تمہاراkhaṭbukumO messengerseyاےayyuhāO messengerselçilerفرشتو۔ بھیجے ہوؤںl-mur'salūna

31 [Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers?"

31 İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.

31 İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

31 ابراہیمؑ نے کہا کہ فرشتو! تمہارا مدعا کیا ہے؟

31 ابراہیم ؑ نے کہا ، اے فرستادگانِ الہٰی ، کیا مہم آپ کو درپیش ہے؟1

قَالُوٓاۡ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمٍ مُّجۡرِمِينَ ٣٢

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūIndeed, weelbette bizبیشک ہمinnā[we] have been sentgönderildikبھیجے گئے ہمur'sil'nātobir kavmeطرفilāa peopleمجرمqawmincriminalsuçluقوم کےmuj'rimīna

32 They said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals

32 Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

32 Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.

32 انہوں نے کہا کہ ہم گنہگار لوگوں کی طرف بھیجے گئے ہیں

32 انہوں نے کہا”ہم ایک مجرم قوم کی طرف بھیجے گئے ہیں 1

لِنُرۡسِلَ عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةً مِّن طِينٍ ٣٣

That we may send downsalalım diyeتاکہ ہم بھیجیںlinur'silaupon themonların üzerineان پرʿalayhimstonestaş(lar)پتھرḥijāratanofçamurdanسےminclayمٹیṭīnin

33 To send down upon them stones of clay,

33 Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

33 Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.

33 تاکہ ان پر کھنگر برسائیں

33 تاکہ اُس پر پکی ہوئی مٹی کے پتھر برسا دیں

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِينَ ٣٤

Markedişaretlenmiş (taşlar)نشان لگے ہوئے ہیںmusawwamatanby your Lordkatındaہاںʿindaby your LordRabbininتیرے رب کےrabbikafor the transgressorshaddi aşanlar içinحد سے بڑھنے والوں کے لیےlil'mus'rifīna

34 Marked in the presence of your Lord for the transgressors."

34 Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

34 O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.

34 جن پر حد سے بڑھ جانے والوں کے لئے تمہارے پروردگار کے ہاں سے نشان کردیئے گئے ہیں

34 جو آپ کے رب کے ہاں حد سے گزر جانے والوں کے لیے نشان زدہ ہیں“1

فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٣٥

Then We brought outsonra çıkardıkتو نکال لیا ہم نےfa-akhrajnā(those) whobulunanجو کوئیmanwereتھاkānathereinoradaاس میںfīhāofmü'minlerdenمیں سےminathe believersمومنوںl-mu'minīna

35 So We brought out whoever was in the cities of the believers.

35 Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.

35 Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.

35 تو وہاں جتنے مومن تھے ان کو ہم نے نکال لیا

35 1 پھر ہم نے ان سب لوگوں کو نکال لیا جو اس بستی میں مومن تھے

فَمَا وَجَدۡنَا فِيهَا غَيۡرَ بَيۡتٍ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ٣٦

But notzatenتو نہfamāWe foundbulmadıkپایا ہم نےwajadnāthereinoradaاس میںfīhāother thanbaşkasınıسوائےghayraa housebir ev(halkın)danایک گھر کےbaytinofolanمیں سےminathe Muslimsmüslümanمسلمانوںl-mus'limīna

36 And We found not within them other than a [single] house of Muslims.

36 Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.

36 Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.

36 اور اس میں ایک گھر کے سوا مسلمانوں کا کوئی گھر نہ پایا

36 اور وہاں ہم نے ایک گھر کےسوا مسلمانوں کا کوئی گھر نہ پایا۔ 1

وَتَرَكۡنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ ٣٧

And We leftve bıraktıkاور چھوڑ دی ہم نےwataraknāthereinoradaاس میںfīhāa Signbir ibretایک نشانیāyatanfor those whoiçinان لوگوں کے لیےlilladhīnafearkorkanlarجو ڈرتے ہیںyakhāfūnathe punishmentazabdanعذاب سےl-ʿadhābathe painfulacıklıدردناکl-alīma

37 And We left therein a sign for those who fear the painful punishment.

37 Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.

37 Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.

37 اور جو لوگ عذاب الیم سے ڈرتے ہیں ان کے لئے وہاں نشانی چھوڑ دی

37 اس کے بعد ہم  نے وہاں بس ایک نشانی ان لوگوں کے لیے چھوڑ دی جو درد ناک عذاب سے ڈرتے ہوں۔1

وَفِى مُوسَىٰٓ إِذۡ أَرۡسَلۡنَـٰهُ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ بِسُلۡطَـٰنٍ مُّبِينٍ ٣٨

And inve (ibret) vardırاور میںwafīMusaMusa'daموسیٰmūsāwhenhaniجبidhWe sent himonu göndermiştikبھیجا ہم نے اس کوarsalnāhutoFir'avn'eطرفilāFiraunفرعون کیfir'ʿawnawith an authoritybir delil ileایک دلیل کے ساتھbisul'ṭāninclearaçıkکھلیmubīnin

38 And in Moses [was a sign], when We sent him to Pharaoh with clear authority.

38 Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.

38 Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.

38 اور موسیٰ (کے حال) میں (بھی نشانی ہے) جب ہم نے ان کو فرعون کی طرف کھلا ہوا معجزہ دے کر بھیجا

38 اور(تمہارے لیے نشانی ہے) موسیٰؑ کے قصے ہیں۔ جب ہم نے اسے صریح سَنَد کے ساتھ فرعون کے پاس بھیجا 1

فَتَوَلَّىٰ بِرُكۡنِهِۦ وَقَالَ سَـٰحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٌ ٣٩

But he turned awayçevirdiتو وہ پھر گیاfatawallāwith his supportersyanınıاپنی قوت کے ساتھbiruk'nihiand saidve dedi kiاور کہنے لگاwaqālaA magicianbüyücüdürایک جادوگر ہےsāḥirunorveyaیاawa madmancinlidirمجنون ہےmajnūnun

39 But he turned away with his supporters and said," A magician or a madman."

39 Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.

39 Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.

39 تو اس نے اپنی جماعت (کے گھمنڈ) پر منہ موڑ لیا اور کہنے لگا یہ تو جادوگر ہے یا دیوانہ

39 تو وہ اپنے بل بوتے پر اکڑ گیا اور بولا یہ جادوگر ہے یا مجنون ہے۔ 1

فَأَخَذۡنَـٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَـٰهُمۡ فِى ٱلۡيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ ٤٠

So We took himbiz de onu yakaladıkتو پکڑ لیا ہم نے اس کوfa-akhadhnāhuand his hostsve askerleriniاور اس کے لشکروں کوwajunūdahuand threw themve onları attıkتو پھینک دیا ہم نے ان کوfanabadhnāhumintodenizeمیںthe seaسمندرl-yamiwhile heve oاور وہwahuwa(was) blameworthykendi kendini kınıyorduملامت زدہ تھاmulīmun

40 So We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy.

40 Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.

40 Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.

40 تو ہم نے اس کو اور اس کے لشکروں کو پکڑ لیا اور ان کو دریا میں پھینک دیا اور وہ کام ہی قابل ملامت کرتا تھا

40 آخر کار ہم نے اُسے اور اس کے لشکروں  کو پکڑا اور سب کو سمندر میں پھینک دیا  اور وہ ملامت زدہ ہو کر رہ گیا۔ 1

وَفِى عَادٍ إِذۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلۡعَقِيمَ ٤١

And inve (ibret) vardırاور میںwafīAadAd'deعادʿādinwhenhaniجبidhWe sentgönderdikبھیجا ہم نےarsalnāagainst themonlaraان پرʿalayhimuthe windbir rüzgarہوا کوl-rīḥathe barrenköklerini kesenبےنفع -بانجھl-ʿaqīma

41 And in 'Aad [was a sign], when We sent against them the barren wind.

41 Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

41 Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.

41 اور عاد (کی قوم کے حال) میں بھی (نشانی ہے) جب ہم نے ان پر نامبارک ہوا چلائی

41 اور (تمہارے لیے نشانی ہے) عاد میں، جبکہ ہم نے ان پر ایک ایسی بے خیر ہوا بھیج دی

مَا تَذَرُ مِن شَىۡءٍ أَتَتۡ عَلَيۡهِ إِلَّا جَعَلَتۡهُ كَٱلرَّمِيمِ ٤٢

Notbırakmıyorنہit leftچھوڑتی تھیtadharuanyhiçbirکسیminthingşeyiچیز کوshayinit camegeçtiğiآئیatatupon itüzerindenجس پرʿalayhibutancakمگرillāit made itonu ediyorduاس نے کردیا اس کوjaʿalathulike disintegrated ruinskül gibiبوسیدہ ہڈیوں کی طرحkal-ramīmi

42 It left nothing of what it came upon but that it made it like disintegrated ruins.

42 Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

42 O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.

42 وہ جس چیز پر چلتی اس کو ریزہ ریزہ کئے بغیر نہ چھوڑتی

42 کہ جس چیز پر بھی وہ گزر گئی اسے بوسیدہ کر کے رکھ دیا۔1

وَفِى ثَمُودَ إِذۡ قِيلَ لَهُمۡ تَمَتَّعُواۡ حَتَّىٰ حِينٍ ٤٣

And inve (ibret) vardırاور میںwafīThamudSemud'daثمودthamūdawhenhaniجبidhwas saiddenmiştiکہا گیاqīlato themonlaraان سےlahumEnjoy (yourselves)sefa sürünفائدے اٹھا لوtamattaʿūforkadarتکḥattāa timebir süreyeایک وقتḥīnin

43 And in Thamud, when it was said to them, "Enjoy yourselves for a time."

43 Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.

43 Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.

43 اور (قوم) ثمود (کے حال) میں (نشانی ہے) جب ان سے کہا گیا کہ ایک وقت تک فائدہ اٹھالو

43 اور (تمہارے لیے نشانی ہے) ثمود میں ، جب ان سے کہا گیا تھا کہ ایک خاص وقت تک مزے کر لو۔ 1

فَعَتَوۡاۡ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمۡ يَنظُرُونَ ٤٤

But they rebelledbaşkaldırdılarتو انہوں نے سرکشی کیfaʿatawagainstkarşıسےʿan(the) Commandbuyruğunaحکمamri(of) their LordRablerininاپنے رب کےrabbihimso seized thembu yüzden onları yakaladıتو پکڑ لیا ان کوfa-akhadhathumuthe thunderboltyıldırımایک کڑک نےl-ṣāʿiqatuwhile theyve onlarاور وہwahumwere lookingbakıp dururlardıدیکھ رہے تھےyanẓurūna

44 But they were insolent toward the command of their Lord, so the thunderbolt seized them while they were looking on.

44 Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.

44 Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.

44 تو انہوں نے اپنے پروردگار کے حکم سے سرکشی کی۔ سو ان کو کڑک نے آ پکڑا اور وہ دیکھ رہے تھے

44 مگر اس تنبیہ پر بھی انہوں نے اپنے رب کےحکم سے سرتابی کی۔ آخر کار ان کے دیکھتے دیکھتےایک اچانک ٹوٹ پڑنے والے عذاب 1 نے ان کو آلیا۔

فَمَا ٱسۡتَطَـٰعُواۡ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُواۡ مُنتَصِرِينَ ٤٥

Then notgüçleri yetmediتو نہfamāthey were able toان کو استطاعت تھیis'taṭāʿū[of]ayağa kalkmayaکیminstandکھڑے ہونےqiyāminand notveاور نہwamāthey couldolmadılarتھے وہkānūhelp themselvesyardım edilenبدلہ لینے والےmuntaṣirīna

45 And they were unable to arise, nor could they defend themselves.

45 Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.

45 Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.

45 پھر وہ نہ تو اُٹھنے کی طاقت رکھتے تھے اور نہ مقابلہ ہی کرسکتے تھے

45 پھر نہ ان میں اٹھنے کی سکت تھی اور نہ وہ اپنا بچاؤ کر سکتے تھے۔1

وَقَوۡمَ نُوحٍ مِّن قَبۡلُ‌ۖ إِنَّهُمۡ كَانُواۡ قَوۡمًا فَـٰسِقِينَ ٤٦

And (the) peopleve kavmini (helak etmiştik)اور قومwaqawma(of) NuhNuhنوحnūḥinbeforedaha önceاس سےminbeforeقبلqabluindeed, theyçünkü onlarبیشک وہinnahumwereidilerتھےkānūa peoplebir toplumلوگqawmandefiantly disobedientyoldan çıkmışفاسقfāsiqīna

46 And [We destroyed] the people of Noah before; indeed, they were a people defiantly disobedient.

46 Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.

46 Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.

46 اور اس سے پہلے (ہم) نوح کی قوم کو (ہلاک کرچکے تھے) بےشک وہ نافرمان لوگ تھے

46 اور ان سب سے پہلے ہم نے نوحؑ کی قوم کو ہلاک کیا کیونکہ وہ فاسق لوگ تھے

وَٱلسَّمَآءَ بَنَيۡنَـٰهَا بِأَيۡيۡدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ٤٧

And the heavenve göğüاور آسمانwal-samāaWe constructed itinşa ettikبنایا ہم نے اس کوbanaynāhāwith strengthsağlamاپنی قوت۔ ہاتھ سےbi-aydinand indeed, Weve elbette bizاور بیشک ہمwa-innā(are) surely (its) Expandersgenişleticiyizالبتہ وسعت دینے والے ہیںlamūsiʿūna

47 And the heaven We constructed with strength, and indeed, We are [its] expander.

47 Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.

47 Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.

47 اور آسمانوں کو ہم ہی نے ہاتھوں سے بنایا اور ہم کو سب مقدور ہے

47 1 آسمان کو ہم نے اپنے زور سے بنایا ہے اور ہم اس کی قدرت رکھتے ہیں۔ 2

وَٱلۡأَرۡضَ فَرَشۡنَـٰهَا فَنِعۡمَ ٱلۡمَـٰهِدُونَ ٤٨

And the earthve yeriاور زمین کوwal-arḍaWe have spread itbiz döşedikبچھایا ہم نے اس کوfarashnāhāhow excellentne güzelتو کتنے اچھےfaniʿ'ma(are) the Spreadersdöşeyiciyizبچھانے والے ہیں۔ ہموار کرنے والے ہیںl-māhidūna

48 And the earth We have spread out, and excellent is the preparer.

48 Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!

48 Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!

48 اور زمین کو ہم ہی نے بچھایا تو (دیکھو) ہم کیا خوب بچھانے والے ہیں

48 زمین کو ہم نے بچھایا ہے اور ہم بڑے اچھے ہموار کرنے والے ہیں۔ 1

وَمِن كُلِّ شَىۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَيۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ٤٩

And ofveاور میں سےwamineveryherہرkullithingşeydenچیزshayinWe have createdyarattıkبنائے ہم نےkhalaqnāpairsiki çift (erkek-dişi)جوڑےzawjayniso that you mayumulur kiتاکہ تمlaʿallakumrememberdüşünüp öğüt alasınızتم نصیحت پکڑوtadhakkarūna

49 And of all things We created two mates; perhaps you will remember.

49 İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.

49 Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.

49 اور ہر چیز کی ہم نے دو قسمیں بنائیں تاکہ تم نصیحت پکڑو

49 اور ہر چیز کے ہم نے جوڑے بنائے ہیں، 1 شاید کہ تم اس سے سبق لو۔ 2

فَفِرُّوٓاۡ إِلَى ٱللَّهِ‌ۖ إِنِّى لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ٥٠

So fleeo halde kaçınپس دوڑوfafirrūtoAllah'aطرفilāAllahاللہ کیl-lahiindeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnīto yousizeتمہارے لیےlakumfrom HimO'nun tarafındanاس کی طرف سےmin'hua warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوںnadhīrunclearapaçıkکھلم کھلاmubīnun

50 So flee to Allah. Indeed, I am to you from Him a clear warner.

50 De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

50 Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

50 تو تم لوگ خدا کی طرف بھاگ چلو میں اس کی طرف سے تم کو صریح رستہ بتانے والا ہوں

50 تو دوڑو اللہ کی طرف، میں تمہارے لیے اس کی طرف سے صاف صاف خبردار کرنے والا ہوں

وَلَا تَجۡعَلُواۡ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ‌ۖ إِنِّى لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ٥١

And (do) notveاور نہwalāmakeuydurmayınتم بناؤtajʿalūwithile beraberساتھmaʿaAllahاللہ کےl-lahigodtanrılarالہilāhananotherbaşkaکوئی دوسراākharaIndeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnīto yousizeتمہارے لیےlakumfrom HimO'nun tarafındanاس کی طرف سےmin'hua warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوںnadhīrunclearapaçıkکھلم کھلاmubīnun

51 And do not make [as equal] with Allah another deity. Indeed, I am to you from Him a clear warner.

51 "Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

51 Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."

51 اور خدا کے ساتھ کسی اَور کو معبود نہ بناؤ۔ میں اس کی طرف سے تم کو صریح رستہ بتانے والا ہوں

51 اور نہ بناؤ اللہ کے ساتھ کوئی دوسرا معبود، میں تمہارے لیے اس کی طرف سے صاف صاف خبردار کرنے والا ہوں۔1

Surah 51 / Adh-Dhariyat / The Winnowing Winds سورة الذاريات 523
He saiddediکہا qāla Then whato halde nedir?تو کیا famā (is) your missiongörevinizقصہ ہے تمہارا khaṭbukum O messengerseyاے ayyuhā O messengerselçilerفرشتو۔ بھیجے ہوؤں l-mur'salūna٣١ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Indeed, weelbette bizبیشک ہم innā [we] have been sentgönderildikبھیجے گئے ہم ur'sil'nā tobir kavmeطرف ilā a peopleمجرم qawmin
criminalsuçluقوم کے muj'rimīna٣٢ That we may send downsalalım diyeتاکہ ہم بھیجیں linur'sila upon themonların üzerineان پر ʿalayhim stonestaş(lar)پتھر ḥijāratan ofçamurdanسے min clayمٹی ṭīnin٣٣ Markedişaretlenmiş (taşlar)نشان لگے ہوئے ہیں musawwamatan by your Lordkatındaہاں ʿinda by your LordRabbininتیرے رب کے rabbika
for the transgressorshaddi aşanlar içinحد سے بڑھنے والوں کے لیے lil'mus'rifīna٣٤ Then We brought outsonra çıkardıkتو نکال لیا ہم نے fa-akhrajnā (those) whobulunanجو کوئی man wereتھا kāna thereinoradaاس میں fīhā ofmü'minlerdenمیں سے mina the believersمومنوں l-mu'minīna٣٥ But notzatenتو نہ famā We foundbulmadıkپایا ہم نے wajadnā
thereinoradaاس میں fīhā other thanbaşkasınıسوائے ghayra a housebir ev(halkın)danایک گھر کے baytin ofolanمیں سے mina the Muslimsmüslümanمسلمانوں l-mus'limīna٣٦ And We leftve bıraktıkاور چھوڑ دی ہم نے wataraknā thereinoradaاس میں fīhā a Signbir ibretایک نشانی āyatan for those whoiçinان لوگوں کے لیے lilladhīna fearkorkanlarجو ڈرتے ہیں yakhāfūna
the punishmentazabdanعذاب سے l-ʿadhāba the painfulacıklıدردناک l-alīma٣٧ And inve (ibret) vardırاور میں wafī MusaMusa'daموسیٰ mūsā whenhaniجب idh We sent himonu göndermiştikبھیجا ہم نے اس کو arsalnāhu toFir'avn'eطرف ilā Firaunفرعون کی fir'ʿawna with an authoritybir delil ileایک دلیل کے ساتھ bisul'ṭānin
clearaçıkکھلی mubīnin٣٨ But he turned awayçevirdiتو وہ پھر گیا fatawallā with his supportersyanınıاپنی قوت کے ساتھ biruk'nihi and saidve dedi kiاور کہنے لگا waqāla A magicianbüyücüdürایک جادوگر ہے sāḥirun orveyaیا aw a madmancinlidirمجنون ہے majnūnun٣٩ So We took himbiz de onu yakaladıkتو پکڑ لیا ہم نے اس کو fa-akhadhnāhu and his hostsve askerleriniاور اس کے لشکروں کو wajunūdahu
and threw themve onları attıkتو پھینک دیا ہم نے ان کو fanabadhnāhum intodenizeمیں the seaسمندر l-yami while heve oاور وہ wahuwa (was) blameworthykendi kendini kınıyorduملامت زدہ تھا mulīmun٤٠ And inve (ibret) vardırاور میں wafī AadAd'deعاد ʿādin whenhaniجب idh We sentgönderdikبھیجا ہم نے arsalnā against themonlaraان پر ʿalayhimu the windbir rüzgarہوا کو l-rīḥa
the barrenköklerini kesenبےنفع -بانجھ l-ʿaqīma٤١ Notbırakmıyorنہ it leftچھوڑتی تھی tadharu anyhiçbirکسی min thingşeyiچیز کو shayin it camegeçtiğiآئی atat upon itüzerindenجس پر ʿalayhi butancakمگر illā it made itonu ediyorduاس نے کردیا اس کو jaʿalathu like disintegrated ruinskül gibiبوسیدہ ہڈیوں کی طرح kal-ramīmi٤٢
And inve (ibret) vardırاور میں wafī ThamudSemud'daثمود thamūda whenhaniجب idh was saiddenmiştiکہا گیا qīla to themonlaraان سے lahum Enjoy (yourselves)sefa sürünفائدے اٹھا لو tamattaʿū forkadarتک ḥattā a timebir süreyeایک وقت ḥīnin٤٣ But they rebelledbaşkaldırdılarتو انہوں نے سرکشی کی faʿataw againstkarşıسے ʿan (the) Commandbuyruğunaحکم amri (of) their LordRablerininاپنے رب کے rabbihim
so seized thembu yüzden onları yakaladıتو پکڑ لیا ان کو fa-akhadhathumu the thunderboltyıldırımایک کڑک نے l-ṣāʿiqatu while theyve onlarاور وہ wahum were lookingbakıp dururlardıدیکھ رہے تھے yanẓurūna٤٤ Then notgüçleri yetmediتو نہ famā they were able toان کو استطاعت تھی is'taṭāʿū [of]ayağa kalkmayaکی min standکھڑے ہونے qiyāmin
and notveاور نہ wamā they couldolmadılarتھے وہ kānū help themselvesyardım edilenبدلہ لینے والے muntaṣirīna٤٥ And (the) peopleve kavmini (helak etmiştik)اور قوم waqawma (of) NuhNuhنوح nūḥin beforedaha önceاس سے min beforeقبل qablu indeed, theyçünkü onlarبیشک وہ innahum wereidilerتھے kānū a peoplebir toplumلوگ qawman
defiantly disobedientyoldan çıkmışفاسق fāsiqīna٤٦ And the heavenve göğüاور آسمان wal-samāa We constructed itinşa ettikبنایا ہم نے اس کو banaynāhā with strengthsağlamاپنی قوت۔ ہاتھ سے bi-aydin and indeed, Weve elbette bizاور بیشک ہم wa-innā (are) surely (its) Expandersgenişleticiyizالبتہ وسعت دینے والے ہیں lamūsiʿūna٤٧ And the earthve yeriاور زمین کو wal-arḍa
We have spread itbiz döşedikبچھایا ہم نے اس کو farashnāhā how excellentne güzelتو کتنے اچھے faniʿ'ma (are) the Spreadersdöşeyiciyizبچھانے والے ہیں۔ ہموار کرنے والے ہیں l-māhidūna٤٨ And ofveاور میں سے wamin everyherہر kulli thingşeydenچیز shayin We have createdyarattıkبنائے ہم نے khalaqnā pairsiki çift (erkek-dişi)جوڑے zawjayni
so that you mayumulur kiتاکہ تم laʿallakum rememberdüşünüp öğüt alasınızتم نصیحت پکڑو tadhakkarūna٤٩ So fleeo halde kaçınپس دوڑو fafirrū toAllah'aطرف ilā Allahاللہ کی l-lahi indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī to yousizeتمہارے لیے lakum from HimO'nun tarafındanاس کی طرف سے min'hu a warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوں nadhīrun clearapaçıkکھلم کھلا mubīnun٥٠
And (do) notveاور نہ walā makeuydurmayınتم بناؤ tajʿalū withile beraberساتھ maʿa Allahاللہ کے l-lahi godtanrılarالہ ilāhan anotherbaşkaکوئی دوسرا ākhara Indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī to yousizeتمہارے لیے lakum from HimO'nun tarafındanاس کی طرف سے min'hu a warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوں nadhīrun clearapaçıkکھلم کھلا mubīnun٥١
٥٢٣
‹ 521page 522 of the printed Mushaf523 ›