فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَـٰرِقِ وَٱلۡمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ ٤٠

But nayhayırپس نہیںfalāI swearyemin ederim kiمیں قسم کھاتا ہوںuq'simuby (the) LordRabbineرب کیbirabbi(of) the risingsdoğularınمشرقوں کےl-mashāriqiand the settingsve batılarınاور مغربوں کےwal-maghāribithat Weelbette bizimبیشک ہمinnā(are) surely Ablegücümüz yeterالبتہ قادر ہیںlaqādirūna

40 So I swear by the Lord of [all] risings and settings that indeed We are able

40 Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.

40 Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.

40 ہمیں مشرقوں اور مغربوں کے مالک کی قسم کہ ہم طاقت رکھتے ہیں

40 پس نہیں، 1 میں قسم کھاتا ہوں مشرقوں اور مغربوں کے مالک کی، 2 ہم اِس پر قادر ہیں

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرًا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ٤١

[On]onları değiştirmeğeاس بات پرʿalātoکہan[We] replaceہم بدل دیںnubaddila(with) betterdaha hayırlısıylaبہترkhayranthan themkendilerindenان سےmin'humand notve değil(iz)اور نہیںwamāWebizہمnaḥnu(are) to be outrunönüne geçilecekسبقت لیے جانے والےbimasbūqīna

41 To replace them with better than them; and We are not to be outdone.

41 Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.

41 Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.

41 (یعنی) اس بات پر (قادر ہیں) کہ ان سے بہتر لوگ بدل لائیں اور ہم عاجز نہیں ہیں

41 کہ اِن کی جگہ اِن سے بہتر لوگ لے آئیں اور کوئی ہم سے بازی لے جانے والا نہیں ہے۔ 1

فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواۡ وَيَلۡعَبُواۡ حَتَّىٰ يُلَـٰقُواۡ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ٤٢

So leave thembırak onlarıتو چھوڑ دو ان کوfadharhum(to) converse vainlydalsınlarوہ بحثیں کریںyakhūḍūand amuse themselvesve oynasınlarاور کھیل میں پڑیں۔ کھیلتے رہیںwayalʿabūuntilkadarیہاں تک کہḥattāthey meetkavuşuncayaوہ آ ملیںyulāqūtheir Daygünlerineاپنے دن کوyawmahumuwhichkendilerine va'dedilenوہ جوalladhīthey are promisedوہ وعدہ کیے جاتے ہیںyūʿadūna

42 So leave them to converse vainly and amuse themselves until they meet their Day which they are promised -

42 Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.

42 O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.

42 تو (اے پیغمبر) ان کو باطل میں پڑے رہنے اور کھیل لینے دو یہاں تک کہ جس دن کا ان سے وعدہ کیا جاتا ہے وہ ان کے سامنے آ موجود ہو

42 لہٰذا اِنہیں اپنی بیہودہ باتوں اور اپنے کھیل میں پڑا رہنے دو یہاں تک کہ یہ اپنے اُس دن تک پہنچ جائیں جس کا ان سے وعدہ کیا جا رہا ہے

يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ ٤٣

(The) Dayo günجس دنyawmathey will come outçıkarlarوہ نکلیں گےyakhrujūnafromkabirlerdenسےminathe gravesقبروںl-ajdāthirapidlyhızlı hızlıدوڑتے ہوئےsirāʿanas if they (were)onlar gibidirlerگویا کہ وہka-annahumtodoğruطرفilāa goaldikilenlere (putlara)آستانوں کےnuṣubinhasteningkoşuyorlarدوڑتے ہیںyūfiḍūna

43 The Day they will emerge from the graves rapidly as if they were, toward an erected idol, hastening.

43 Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.

43 O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.

43 اس دن یہ قبر سے نکل کر (اس طرح) دوڑیں گے جیسے (شکاری) شکار کے جال کی طرف دوڑتے ہیں

43 جب یہ اپنی قبروں سے نِکل کر اِس طرح دوڑے جارہے ہوں گے جیسے اپنے بُتوں کے استھانوں کی طرف دوڑے جارہے ہوں، 1

خَـٰشِعَةً أَبۡصَـٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةٌ‌ۚ ذٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِى كَانُواۡ يُوعَدُونَ ٤٤

Humbledkorkuluدبی ہوئی ہوں گی۔ جھکی ہوئی ہوں گیkhāshiʿatantheir eyesightsgözleriان کی نگاہیںabṣāruhumwill cover themonları bürümüşچھا رہی ہوں گی ان پرtarhaquhumhumiliationalçaklıkذلتdhillatunThatişte budurیہ ہےdhālika(is) the Daygünدنl-yawmuwhicholanجوalladhīthey wereوہ تھےkānūpromisedonlara va'dedilmişوعدہ کیے گئےyūʿadūna

44 Their eyes humbled, humiliation will cover them. That is the Day which they had been promised.

44 Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.

44 Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.

44 ان کی آنکھیں جھک رہی ہوں گی اور ذلت ان پر چھا رہی ہوگی۔ یہی وہ دن ہے جس کا ان سے وعدہ کیا جاتا تھا

44 اِن کی نگاہیں جھکی ہوئی ہوں گی، ذلت اِن پر چھا رہی ہوگی وہ دن ہے جس کا اِن سے وعدہ کیا جا رہا ہے

●●●●●●

سُورَةُ نوح

Nuh / Noah

Meccan  ◆  28 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦٓ أَنۡ أَنذِرۡ قَوۡمَكَ مِن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ ١

Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnā[We] sentgönderdikبھیجا ہم نےarsalnāNuhNuh'uنوح کوnūḥantokavmineطرفilāhis peopleاس کی قوم کیqawmihithatdiyeکہanWarnuyarڈراؤandhiryour peoplekavminiاپنی قوم کوqawmakafromönceسےminbeforeاس سے پہلےqabli[that]onlara gelmedenکہancomes to themآئے ان کے پاسyatiyahuma punishmentbir azabعذابʿadhābunpainfulacıklıدردناکalīmun

1 Indeed, We sent Noah to his people, [saying], "Warn your people before there comes to them a painful punishment."

1 "Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik.

1 Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye.

1 ہم نے نوحؑ کو ان کی قوم کی طرف بھیجا کہ پیشتر اس کے کہ ان پر درد دینے والا عذاب واقع ہو اپنی قوم کو ہدایت کردو

1 ہم نے نوحؑ کو اس کی قوم کی طرف بھیجا (اس ہدایت کے ساتھ)کہ اپنی قوم کے لوگوں کو خبر دارکر دے قبل اس کے کہ ان پر ایک دردناک عذاب آئے۔ 1

قَالَ يَـٰقَوۡمِ إِنِّى لَكُمۡ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ٢

He saiddediاس نے کہاqālaO my peopleey kavmimاے میری قومyāqawmiIndeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnīto yousizin içinتم کوlakuma warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوںnadhīrunclearaçıkکھلم کھلاmubīnun

2 He said, "O my people, indeed I am to you a clear warner,

2 O da şöyle söyledi: "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."

2 Dedi ki, "ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım".

2 انہوں نے کہا کہ اے قوم! میں تم کو کھلے طور پر نصیحت کرتا ہوں

2 ا س نے کہا "اے میری قوم کے لوگو، میں تمہارے لیے ایک صاف صاف خبردار کردینے والا (پیغمبر) ہوں

أَنِ ٱعۡبُدُواۡ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ ٣

ThatkiکہaniWorshipkulluk edinعبادت کروuʿ'budūAllahAllah'aاللہ کیl-lahaand fear Himve O'ndan korkunاور ڈرو اس سےwa-ittaqūhuand obey meve bana da ita'at edinاور اطاعت کرو میریwa-aṭīʿūni

3 [Saying], 'Worship Allah, fear Him and obey me.

3 "Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"

3 Şöyle ki, "Allah'a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin."

3 کہ خدا کی عبات کرو اور اس سے ڈرو اور میرا کہا مانو

3 (تم کو آگاہ کرتا ہوں)کہ اللہ کی بندگی کرو اور اس سے ڈرو اور میری اطاعت کرو، 1

يَغۡفِرۡ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُؤَخِّرۡكُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى‌ۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ‌ۖ لَوۡ كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ٤

He will forgivebağışlasınبخش دے گاyaghfirfor yousizin içinتمہارے لیےlakum[of]bir kısmınıمیں سےminyour sinsgünahlarınızdanتمہارے گناہوںdhunūbikumand give you respiteve sizi ertelesinاور مہلت دے گا تم کوwayu-akhir'kumforkadarتکilāa termbir süreyeوقتajalinspecifiedbelliمقررmusammanIndeedziraبیشکinna(the) termsüresiمقرر کیا ہوا وقتajala(of) AllahAllah'ınاللہ کاl-lahiwhenzamanجبidhāit comesgeldiğiآجاتا ہےjāanotertelenmezتو نہیں دی جاتیis delayedڈھیلyu-akharuifkeşkeاگرlawyouolsaydınızہو تمkuntumknowbilenlerdenتم جانتےtaʿlamūna

4 Allah will forgive you of your sins and delay you for a specified term. Indeed, the time [set by] Allah, when it comes, will not be delayed, if you only knew.' "

4 "Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"

4 "Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah'ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.." (inanırdınız).

4 وہ تمہارے گناہ بخش دے گا اور (موت کے) وقت مقررہ تک تم کو مہلت عطا کرے گا۔ جب خدا کا مقرر کیا ہوگا وقت آجاتا ہے تو تاخیر نہیں ہوتی۔ کاش تم جانتے ہوتے

4 اللہ تمہارے گناہوں سے درگزر فرمائے گا 1 اور تمہیں ایک وقتِ مقرر تک باقی رکھے گا۔ 2 حقیقت یہ ہے کہ اللہ کا مقرر کیا ہوا وقت جب آجاتا ہے تو پھر ٹالا نہیں جاتا۔ 3 کاش تمہیں اِس کا علم ہو۔“ 4

قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوۡتُ قَوۡمِى لَيۡلاً وَنَهَارًا ٥

He saiddediاس نے کہاqālaMy LordRabbimاے میرے ربrabbiIndeed, Işüphesiz benبیشک میں نےinnīinvitedda'vet ettimمیں نے پکاراdaʿawtumy peoplekavmimiاپنی قوم کوqawmīnightgeceرات کوlaylanand dayve gündüzاور دن کوwanahāran

5 He said, "My Lord, indeed I invited my people [to truth] night and day.

5 Nuh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım."

5 Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim."

5 جب لوگوں نے نہ مانا تو (نوحؑ نے) خدا سے عرض کی کہ پروردگار میں اپنی قوم کو رات دن بلاتا رہا

5 1 اُس نے عرض کیا”اے میرے ربّ، میں نے اپنی قوم کے لوگوں کو شب و روز پکارا

فَلَمۡ يَزِدۡهُمۡ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًا ٦

But notfakatتو نہfalamincreased themonların artırmadıزیادہ کیا ان کوyazid'hummy invitationbenim da'vetimمیری پکارنےduʿāīexceptbaşka bir şeyمگرillā(in) flightkaçışlarındanفرار میںfirāran

6 But my invitation increased them not except in flight.

6 "Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı."

6 "Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı."

6 لیکن میرے بلانے سے وہ اور زیادہ گزیر کرتے رہے

6 مگر میری پُکار نے اُن کے فرار ہی میں اضافہ کیا۔ 1

وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوۡتُهُمۡ لِتَغۡفِرَ لَهُمۡ جَعَلُوٓاۡ أَصَـٰبِعَهُمۡ فِىٓ ءَاذَانِهِمۡ وَٱسۡتَغۡشَوۡاۡ ثِيَابَهُمۡ وَأَصَرُّواۡ وَٱسۡتَكۡبَرُواۡ ٱسۡتِكۡبَارًا ٧

And indeed, Ive elbette benاور بیشک میں نےwa-innīevery timeher nezamanجب کبھیkullamāI invited themonları da'vet ettimseمیں نے پکارا ان کوdaʿawtuhumthat You may forgivebağışlaman içinتاکہ تو بخش دےlitaghfirathemonlarıان کوlahumthey putkoydularانہوں نے ڈال لیںjaʿalūtheir fingersparmaklarınıاپنی انگلیاںaṣābiʿahuminkulaklarınaمیںtheir earsاپنے کانوںādhānihimand covered themselvesve başlarına çektilerاور اوڑھ لیے۔ ڈھانپ لیwa-is'taghshaw(with) their garmentsörtüleriniے کپڑے اپنےthiyābahumand persistedve direttilerاور انہوں نے اصرار کیاwa-aṣarrūand were arrogantve böbürlendilerاور تکبر کیاwa-is'takbarū(with) pridekibirleتکبر کرناis'tik'bāran

7 And indeed, every time I invited them that You may forgive them, they put their fingers in their ears, covered themselves with their garments, persisted, and were arrogant with [great] arrogance.

7 "Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."

7 "Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler."

7 جب جب میں نے ان کو بلایا کہ (توبہ کریں اور) تو ان کو معاف فرمائے تو انہوں نے اپنے کانوں میں انگلیاں دے لیں اور کپڑے اوڑھ لئے اور اڑ گئے اور اکڑ بیٹھے

7 اور جب بھی میں نے اُن کو بلایا تاکہ تُو انہیں معاف کر دے، 1 انہوں نے کانوں میں اُنگلیاں ٹھونس لیں اور اپنے کپڑوں سے منہ ڈھانک لیے 2 اور اپنی روش پر اَڑ گئے اور بڑا تکبّر کیا۔ 3

ثُمَّ إِنِّى دَعَوۡتُهُمۡ جِهَارًا ٨

Thensonraپھرthummaindeed, Ielbette benبیشک میںinnīinvited themonları da'vet ettimمیں نے پکارا ان کوdaʿawtuhumpubliclyaçıkçaاعلانیہjihāran

8 Then I invited them publicly.

8 "Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım."

8 "Sonra ben onları açık açık çağırdım."

8 پھر میں ان کو کھلے طور پر بھی بلاتا رہا

8 پھر میں نے ان کو ہانکے پکارے دعوت دی

ثُمَّ إِنِّىٓ أَعۡلَنتُ لَهُمۡ وَأَسۡرَرۡتُ لَهُمۡ إِسۡرَارًا ٩

Thensonraپھرthummaindeed, Işüphesiz benبیشک میں نےinnīannouncedaçıktan söyledimاعلانیہ (تبلیغ) کیaʿlantuto themonlaraان کوlahumand I confidedve gizli söyledimاور چپکے چپکے کیwa-asrartuto themonlaraان کے لیےlahumsecretlysır olarakتنہائی میں کرناis'rāran

9 Then I announced to them and [also] confided to them secretly

9 "Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim."

9 "Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli. "

9 اور ظاہر اور پوشیدہ ہر طرح سمجھاتا رہا

9 پھر میں نے علانیہ بھی ان کو تبلیغ کی اور چپکے چپکے بھی سمجھایا

فَقُلۡتُ ٱسۡتَغۡفِرُواۡ رَبَّكُمۡ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًا ١٠

Then I saiddedim kiپھر میں نے کہاfaqul'tuAsk forgivenessmağfiret dileyinبخشش مانگوis'taghfirū(from) your LordRabbinizdenاپنے رب سےrabbakumIndeed, Heçünkü Oبیشک وہinnahuisçok bağışlayandırہےkānaOft-Forgivingبخشنے والاghaffāran

10 And said, 'Ask forgiveness of your Lord. Indeed, He is ever a Perpetual Forgiver.

10 Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin."

10 "Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır."

10 اور کہا کہ اپنے پروردگار سے معافی مانگو کہ وہ بڑا معاف کرنے والا ہے

10 میں نے کہا اپنے رب سے معافی مانگو، بے شک وہ بڑا معاف کرنے والا ہے

Surah 71 / Nuh / Noah سورة نوح 571
But nayhayırپس نہیں falā I swearyemin ederim kiمیں قسم کھاتا ہوں uq'simu by (the) LordRabbineرب کی birabbi (of) the risingsdoğularınمشرقوں کے l-mashāriqi and the settingsve batılarınاور مغربوں کے wal-maghāribi that Weelbette bizimبیشک ہم innā (are) surely Ablegücümüz yeterالبتہ قادر ہیں laqādirūna٤٠ [On]onları değiştirmeğeاس بات پر ʿalā toکہ an [We] replaceہم بدل دیں nubaddila (with) betterdaha hayırlısıylaبہتر khayran than themkendilerindenان سے min'hum
and notve değil(iz)اور نہیں wamā Webizہم naḥnu (are) to be outrunönüne geçilecekسبقت لیے جانے والے bimasbūqīna٤١ So leave thembırak onlarıتو چھوڑ دو ان کو fadharhum (to) converse vainlydalsınlarوہ بحثیں کریں yakhūḍū and amuse themselvesve oynasınlarاور کھیل میں پڑیں۔ کھیلتے رہیں wayalʿabū untilkadarیہاں تک کہ ḥattā they meetkavuşuncayaوہ آ ملیں yulāqū their Daygünlerineاپنے دن کو yawmahumu whichkendilerine va'dedilenوہ جو alladhī
they are promisedوہ وعدہ کیے جاتے ہیں yūʿadūna٤٢ (The) Dayo günجس دن yawma they will come outçıkarlarوہ نکلیں گے yakhrujūna fromkabirlerdenسے mina the gravesقبروں l-ajdāthi rapidlyhızlı hızlıدوڑتے ہوئے sirāʿan as if they (were)onlar gibidirlerگویا کہ وہ ka-annahum todoğruطرف ilā a goaldikilenlere (putlara)آستانوں کے nuṣubin hasteningkoşuyorlarدوڑتے ہیں yūfiḍūna
٤٣ Humbledkorkuluدبی ہوئی ہوں گی۔ جھکی ہوئی ہوں گی khāshiʿatan their eyesightsgözleriان کی نگاہیں abṣāruhum will cover themonları bürümüşچھا رہی ہوں گی ان پر tarhaquhum humiliationalçaklıkذلت dhillatun Thatişte budurیہ ہے dhālika (is) the Daygünدن l-yawmu whicholanجو alladhī they wereوہ تھے kānū promisedonlara va'dedilmişوعدہ کیے گئے yūʿadūna٤٤

سُورَةُ نوح

Nuh / Noah  ◆  Meccan · 28 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā [We] sentgönderdikبھیجا ہم نے arsalnā NuhNuh'uنوح کو nūḥan tokavmineطرف ilā his peopleاس کی قوم کی qawmihi thatdiyeکہ an Warnuyarڈراؤ andhir your peoplekavminiاپنی قوم کو qawmaka fromönceسے min beforeاس سے پہلے qabli [that]onlara gelmedenکہ an comes to themآئے ان کے پاس yatiyahum
a punishmentbir azabعذاب ʿadhābun painfulacıklıدردناک alīmun١ He saiddediاس نے کہا qāla O my peopleey kavmimاے میری قوم yāqawmi Indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī to yousizin içinتم کو lakum a warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوں nadhīrun clearaçıkکھلم کھلا mubīnun٢ Thatkiکہ ani Worshipkulluk edinعبادت کرو uʿ'budū
AllahAllah'aاللہ کی l-laha and fear Himve O'ndan korkunاور ڈرو اس سے wa-ittaqūhu and obey meve bana da ita'at edinاور اطاعت کرو میری wa-aṭīʿūni٣ He will forgivebağışlasınبخش دے گا yaghfir for yousizin içinتمہارے لیے lakum [of]bir kısmınıمیں سے min your sinsgünahlarınızdanتمہارے گناہوں dhunūbikum and give you respiteve sizi ertelesinاور مہلت دے گا تم کو wayu-akhir'kum
forkadarتک ilā a termbir süreyeوقت ajalin specifiedbelliمقرر musamman Indeedziraبیشک inna (the) termsüresiمقرر کیا ہوا وقت ajala (of) AllahAllah'ınاللہ کا l-lahi whenzamanجب idhā it comesgeldiğiآجاتا ہے jāa notertelenmezتو نہیں دی جاتی is delayedڈھیل yu-akharu ifkeşkeاگر law youolsaydınızہو تم kuntum knowbilenlerdenتم جانتے taʿlamūna
٤ He saiddediاس نے کہا qāla My LordRabbimاے میرے رب rabbi Indeed, Işüphesiz benبیشک میں نے innī invitedda'vet ettimمیں نے پکارا daʿawtu my peoplekavmimiاپنی قوم کو qawmī nightgeceرات کو laylan and dayve gündüzاور دن کو wanahāran٥ But notfakatتو نہ falam increased themonların artırmadıزیادہ کیا ان کو yazid'hum my invitationbenim da'vetimمیری پکارنے duʿāī exceptbaşka bir şeyمگر illā
(in) flightkaçışlarındanفرار میں firāran٦ And indeed, Ive elbette benاور بیشک میں نے wa-innī every timeher nezamanجب کبھی kullamā I invited themonları da'vet ettimseمیں نے پکارا ان کو daʿawtuhum that You may forgivebağışlaman içinتاکہ تو بخش دے litaghfira themonlarıان کو lahum they putkoydularانہوں نے ڈال لیں jaʿalū their fingersparmaklarınıاپنی انگلیاں aṣābiʿahum
inkulaklarınaمیں their earsاپنے کانوں ādhānihim and covered themselvesve başlarına çektilerاور اوڑھ لیے۔ ڈھانپ لی wa-is'taghshaw (with) their garmentsörtüleriniے کپڑے اپنے thiyābahum and persistedve direttilerاور انہوں نے اصرار کیا wa-aṣarrū and were arrogantve böbürlendilerاور تکبر کیا wa-is'takbarū (with) pridekibirleتکبر کرنا is'tik'bāran
٧ Thensonraپھر thumma indeed, Ielbette benبیشک میں innī invited themonları da'vet ettimمیں نے پکارا ان کو daʿawtuhum publiclyaçıkçaاعلانیہ jihāran٨ Thensonraپھر thumma indeed, Işüphesiz benبیشک میں نے innī announcedaçıktan söyledimاعلانیہ (تبلیغ) کی aʿlantu to themonlaraان کو lahum and I confidedve gizli söyledimاور چپکے چپکے کی wa-asrartu
to themonlaraان کے لیے lahum secretlysır olarakتنہائی میں کرنا is'rāran٩ Then I saiddedim kiپھر میں نے کہا faqul'tu Ask forgivenessmağfiret dileyinبخشش مانگو is'taghfirū (from) your LordRabbinizdenاپنے رب سے rabbakum Indeed, Heçünkü Oبیشک وہ innahu isçok bağışlayandırہے kāna Oft-Forgivingبخشنے والا ghaffāran١٠
٥٧١
‹ 569page 570 of the printed Mushaf571 ›