حَقِيقٌ عَلَىٰٓ أَن لَّآ أَقُولَ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡحَقَّ‌ۚ قَدۡ جِئۡتُكُم بِبَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّكُمۡ فَأَرۡسِلۡ مَعِىَ بَنِىٓ إِسۡرٰٓءِيلَ ١٠٥

Obligatedborçturلائق ہوں۔ حق دار ہوںḥaqīqunonbenim üzerimeاس بات کاʿalāthatkiکہannotaslaنہI saysöylemememمیں کہوںaqūlaaboutkarşıبارے میںʿalāAllahAllah'aاللہ کےl-lahiexceptbaşkasınıمگرillāthe truthgerçektenحق باتl-ḥaqaVerilyandolsunتحقیقqadI (have) come to yousize getirdimمیں لایا ہوں تمہارے پاسji'tukumwith a clear Signaçık bir delilایک روشن نشانیbibayyinatinfromRabbinizdenطرف سےminyour Lordتمہارے رب کیrabbikumso sendartık gönderپس بھیج دوfa-arsilwith mebenimleمیرے ساتھmaʿiya(the) Childrenoğullarınıبنیbanī(of) Israelİsrailاسرائیل کوis'rāīla

105 [Who is] obligated not to say about Allah except the truth. I have come to you with clear evidence from your Lord, so send with me the Children of Israel."

105 Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder" dedi.

105 Allah'a karşı ilk görevim, hak olandan başka bir şey söylemememdir. Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize getirdim, artık İsrailoğullarını benimle gönder.

105 مجھ پر واجب ہے کہ خدا کی طرف سے جو کچھ کہوں سچ ہی کہوں۔ میں تمہارے پاس تمہارے پروردگار کی طرف سے نشانی لے کر آیا ہوں۔ سو بنی اسرائیل کو میرے ساتھ جانے کی رخصت دے دیجیے

105 میرا منصب یہی ہے کہ اللہ کا نام لے کر کوئی بات حق کے سوا نہ کہوں، میں تم لوگوں کے پاس تمہارے ربّ کی طرف سے صریح دلیلِ ماموریّت لے کر آیا ہوں، لہٰذا تُو بنی اسرائیل کو میرے ساتھ بھیج دے۔“ 1

قَالَ إِن كُنتَ جِئۡتَ بِـَٔـايَةٍ فَأۡتِ بِهَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ١٠٦

He said(Fir'avn) dediاس نے کہاqālaIfeğerاگرinyou haveisenتوkuntacomegetirmişلایا ہےji'tawith a Signbir ayetایک نشانیbiāyatinthen bringgetir bakalımتو لے آfatiitonuاس کوbihāifşayetاگرinyou areisenہے توkuntaofdoğru söyleyenlerdenمیں سےminathe truthfulسچوںl-ṣādiqīna

106 [Pharaoh] said, "If you have come with a sign, then bring it forth, if you should be of the truthful."

106 Firavun: "Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın" dedi.

106 Firavun: "Eğer bir mucize getirdiysen ve eğer doğru söyleyenlerden isen onu göster" dedi.

106 فرعون نے کہا اگر تم نشانی لے کر آئے ہو تو اگر سچے ہو تو لاؤ (دکھاؤ)

106 فرعون نے کہا "اگر تو کوئی نشانی لایا ہے اور اپنے دعوے میں سچا ہے تو اسے پیش کر"

فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعۡبَانٌ مُّبِينٌ ١٠٧

So he threwbunun üzerine attıپس اس نے ڈالاfa-alqāhis staffasasınıاپنا عصاʿaṣāhuand suddenlybirdenتو یکایکfa-idhāitoوہhiya(was) a serpentbir ejderha (oluverdi)اژدھا تھاthuʿ'bānunmanifestaçıkçaکھلم کھلاmubīnun

107 So Moses threw his staff, and suddenly it was a serpent, manifest.

107 Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.

107 Bunun üzerine Musa, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.

107 موسیٰ نے اپنی لاٹھی (زمین پر) ڈال دی تو وہ اسی وقت صریح اژدھا (ہوگیا)

107 موسیٰؑ نے اپنا عصا پھینکا اور یکا یک وہ ایک جیتا جاگتا اژدہا تھا

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيۡضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَ ١٠٨

And he drew outve (böğründen) çıkardıاور اس نے باہر نکالاwanazaʿahis handeliniاپنا ہاتھyadahuand suddenlybirdenتو یکایکfa-idhāitoوہhiya(was) whitebembeyaz parlayıverdiچمکدار تھاbayḍāufor the observersbakanlar içinدیکھنے والوں کے لیےlilnnāẓirīna

108 And he drew out his hand; thereupon it was white [with radiance] for the observers.

108 Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.

108 Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi, eli bembeyaz olmuş, bakanların gözünü kamaştırıyordu.

108 اور اپنا ہاتھ باہر نکالا تو اسی دم دیکھنے والوں کی نگاہوں میں سفید براق (تھا)

108 اس نے اپنی جیب سے ہاتھ نکالا اور سب دیکھنے والوں کے سامنے وہ چمک رہا تھا۔1

قَالَ ٱلۡمَلَأُ مِن قَوۡمِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِيمٌ ١٠٩

Saiddedi(ler) kiکہاqālathe chiefsileri gelenlerسرداروں نےl-mala-uofkavmindenمیں سےmin(the) peopleقومqawmi(of) FiraunFir'avnفرعون کیfir'ʿawnaIndeedmuhakkakبیشکinnathisbuیہhādhā(is) surely a magician bir büyücüdürالبتہ جادوگر ہےlasāḥirunlearnedçok bilgiliماہر۔ جاننے والاʿalīmun

109 Said the eminent among the people of Pharaoh, "Indeed, this is a learned magician

109 Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.

109 Firavun'un kavminden ileri gelenler, "Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır." dediler.

109 تو قوم فرعون میں جو سردار تھے وہ کہنے لگے کہ یہ بڑا علامہ جادوگر ہے

109 ا س پر فرعون کی قوم کے سرداروں نے آپس میں کہا کہ "یقیناً یہ شخص بڑا ماہر جادو گر ہے

يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُمۡ‌ۖ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ ١١٠

He wantsistiyorچاہتا ہےyurīdutosizi çıkarmakکہandrive you outنکال دے تم کوyukh'rijakumfromyurdunuzdanسےminyour landتمہاری زمین (سے)arḍikumso whatne?تو کیا کچھfamādhā(do) you instructbuyurursunuzتم حکم دیتے ہو۔ تم کہتے ہوtamurūna

110 Who wants to expel you from your land [through magic], so what do you instruct?"

110 Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.

110 O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. (Firavun): "O halde siz ne diyorsunuz?" dedi.

110 اس کا ارادہ یہ ہے کہ تم کو تمہارے ملک سے نکال دے۔ بھلا تمہاری کیا صلاح ہے؟

110 تمہیں تمہاری زمین سے بے دخل کرنا چاہتا ہے1، اب کہو کیا کہتے ہو؟“

قَالُوٓاۡ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَأَرۡسِلۡ فِى ٱلۡمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ ١١١

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūPostpone himonu bekletاس کو ڈھیل دو ۔ انتظار میں رکھوarjihand his brotherve kardeşini deاور اس کے بھائی کو بھیwa-akhāhuand sendve gönderاور بھیج دوwa-arsilinşehirlereمیںthe citiesشہروںl-madāinigathererstoplayıcılar (olarak)ہر کارے۔ اکٹھے کرنے والے۔ جمع کرنے والےḥāshirīna

111 They said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers

111 "Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.

111 Onlar da "onu ve kardeşini beklet, şehirlere de toplayıcılar gönder." dediler.

111 انہوں نے (فرعون سے) کہا کہ فی الحال موسیٰ اور اس کے بھائی کے معاملے کو معاف رکھیے اور شہروں میں نقیب روانہ کر دیجیے

111 پھر اُن سب نے فرعون کو مشورہ دیا کہ اسے اور اس کے بھائی کو انتظار میں رکھیے اور تمام شہروں میں ہرکارے بھیج دیجیے

يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَـٰحِرٍ عَلِيمٍ ١١٢

They (will) bring to yousana getirsinlerلے آئیں گے وہ تیرے پاسyatūka[with] everybütünہرbikullimagicianbüyücüleriجادوگر کوsāḥirinlearnedbilgiliجو جاننے والا ہو۔ ماہر ہوʿalīmin

112 Who will bring you every learned magician."

112 "Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.

112 "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."

112 کہ تمام ماہر جادوگروں کو آپ کے پاس لے آئیں

112 کہ ہر ماہرِ فن جادوگر کو آپ کےپاس لے آئیں۔1

وَجَآءَ ٱلسَّحَرَةُ فِرۡعَوۡنَ قَالُوٓاۡ إِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَـٰلِبِينَ ١١٣

So cameve geldiاور آئےwajāathe magiciansbüyücülerجادوگرl-saḥaratu(to) FiraunFir'avn'aفرعون کے پاسfir'ʿawnaThey saiddedilerکہنے لگےqālūIndeedelbette(کیا) واقعی۔ بیشکinnafor usbizeہمارے لیےlanāsurely (will be) a rewardbir mükafat var (değil mi?)البتہ اجر (انعام) ہوگاla-ajranifeğerاگرinwe areolursakہوئے ہمkunnā[we]bizہمnaḥnuthe victorsüstün gelenغالب آنے والےl-ghālibīna

113 And the magicians came to Pharaoh. They said, "Indeed for us is a reward if we are the predominant."

113 Sihirbazlar Firavun'a geldi, "Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?" dediler.

113 O sihirbazlar Firavun'a geldiler: "Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var değil mi?" dediler.

113 (چنانچہ ایسا ہی کیا گیا) اور جادوگر فرعون کے پاس آپہنچے اور کہنے لگے کہ اگر ہم جیت گئے تو ہمیں صلہ عطا کیا جائے

113 چنانچہ جادوگر فرعون کے پاس آ گئے اُنہوں نے "اگر ہم غالب رہے تو ہمیں اس کا صلہ تو ضرور ملے گا؟"

قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ لَمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ١١٤

He saiddedi(فرعون نے) کہاqālaYesevetہاںnaʿamand indeed youhem de sizاور بیشک تمwa-innakumsurely (will be) ofolanlardansınızالبتہ میں سےlaminathe ones who are nearyakınlar(ım)مقرب لوگوں (میں سے) ہو گےl-muqarabīna

114 He said, "Yes, and, [moreover], you will be among those made near [to me]."

114 Firavun, "Evet, yenerseniz gözdelerden olacaksınız" dedi.

114 "Evet" dedi (Firavun), "Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız."

114 (فرعون نے) کہا ہاں (ضرور) اور (اس کے علاوہ) تم مقربوں میں داخل کرلیے جاؤ گے

114 فرعون نے جواب دیا "ہاں، اور تم مقرب بارگاہ ہو گے"

قَالُواۡ يَـٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ نَحۡنُ ٱلۡمُلۡقِينَ ١١٥

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūO MusaEy Musaاے موسیٰyāmūsāWhetherönce mi?یاimmā[that]sen atacaksınتوanyou throwڈالو تمtul'qiyaor Whetheryoksaاور یاwa-immā[that]olalımیہ کہanwe will beہم ہوںnakūna[we]biz (mi)ہمnaḥnuthe ones to throw(önce) atanlarڈالنے والےl-mul'qīna

115 They said, "O Moses, either you throw [your staff], or we will be the ones to throw [first]."

115 Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler.

115 Sihirbazlar, Musa'ya: "Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?" dediler.

115 (جب فریقین روزِ مقررہ پر جمع ہوئے تو) جادوگروں نے کہا کہ موسیٰ یا تو تم (جادو کی چیز) ڈالو یا ہم ڈالتے ہیں

115 پھر اُنہوں نے موسیٰؑ سے کہا "تم پھینکتے ہو یا ہم پھینکیں؟"

قَالَ أَلۡقُواۡ‌ۖ فَلَمَّآ أَلۡقَوۡاۡ سَحَرُوٓاۡ أَعۡيُنَ ٱلنَّاسِ وَٱسۡتَرۡهَبُوهُمۡ وَجَآءُو بِسِحۡرٍ عَظِيمٍ ١١٦

He saiddediکہاqālaThrowsiz atınتم ڈالو۔ پھینکوalqūThen whenne zaman kiتو جبfalammāthey threwatıncaانہوں نے ڈالے۔ پھینکےalqawthey bewitchedbüyüledilerانہوں نے مسحور کردیاsaḥarū(the) eyesgözleriniنگاہوں کوaʿyuna(of) the peopleinsanlarınلوگوں کیl-nāsiand terrified themve onları ürküttülerاور خوفزدہ کردیا ان کوwa-is'tarhabūhumand came (up)ve getirdilerاور وہ لائےwajāūwith a magicbir büyüجادوbisiḥ'ringreatbüyükبہت بڑاʿaẓīmin

116 He said, "Throw," and when they threw, they bewitched the eyes of the people and struck terror into them, and they presented a great [feat of] magic.

116 Musa: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.

116 Musa, "Siz atın" dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler.

116 (موسیٰ نے) کہا تم ہی ڈالو۔ جب انہوں نے (جادو کی چیزیں) ڈالیں تو لوگوں کی آنکھوں پر جادو کردیا (یعنی نظربندی کردی) اور (لاٹھیوں اور رسیوں کے سانپ بنا بنا کر) انہیں ڈرا دیا اور بہت بڑا جادو دکھایا

116 موسیٰؑ نے جواب دیا "تم ہی پھینکو" انہوں نے جو اپنے آنچھر پھینکے تو نگاہوں کو مسحور اور دلوں کو خوف زدہ کر دیا اور بڑا ہی زبردست جادو بنا لائے

۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَلۡقِ عَصَاكَ‌ۖ فَإِذَا هِىَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ ١١٧

And We inspiredve biz de vahyettikاور وحی کی ہم نےwa-awḥaynātoMusa'yaطرفilāMusaموسیٰ کیmūsāthatdiyeیہ کہanThrowatپھینکو تمalqiyour staffAsanıاپنا عصاʿaṣākaand suddenly(bir de baktılar ki)تو یکایک۔ دفعتاfa-idhāitoوہhiyaswallow(ed)yakalayıp yutuyorنگل رہا تھاtalqafuwhatşeyleriاس کو جوthey (were) falsifyingonların uydurduklarıوہ گھڑ لائے تھےyafikūna

117 And We inspired to Moses, "Throw your staff," and at once it devoured what they were falsifying.

117 Biz de Musa'ya, "Asanı koyuver" dedik, o da koydu; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.

117 Biz de Musa'ya "Sen de asânı bırakıver." diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdi.

117 (اس وقت) ہم نے موسیٰ کی طرف وحی بھیجی کہ تم بھی اپنی لاٹھی ڈال دو۔ وہ فوراً (سانپ بن کر) جادوگروں کے بنائے ہوئے سانپوں کو (ایک ایک کرکے) نگل جائے گی

117 ہم نے موسیٰ کو اشارہ کیا کہ پھینک اپنا عصا۔ اس کا پھینکنا تھا کہ آن کی آن میں وہ ان کے اس جھُوٹے طلسم کو نگلتا چلا گیا۔1

فَوَقَعَ ٱلۡحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواۡ يَعۡمَلُونَ ١١٨

So was establishedortaya çıktıتو ثابت ہوگیاfawaqaʿathe truthgerçekسچ۔ حقl-ḥaquand became futileve batıl olduاور باطل ہوکر رہ گیاwabaṭalawhatşeylerجوthey used toolduklarıتھے وہkānūdoyapıyor(lar)وہ عمل کر رہےyaʿmalūna

118 So the truth was established, and abolished was what they were doing.

118 Hak tahakkuk etti, onların yaptıkları boşa gitti.

118 Artık hakikat ortaya çıkmış ve onların bütün yaptıkları boşa gitmişti.

118 (پھر) تو حق ثابت ہوگیا اور جو کچھ فرعونی کرتے تھے، باطل ہوگیا

118 اس طرح جو حق تھا وہ حق ثابت ہوا اور جو کچھ اُنہوں نے بنا رکھا تھا وہ باطل ہو کر رہ گیا

فَغُلِبُواۡ هُنَالِكَ وَٱنقَلَبُواۡ صَـٰغِرِينَ ١١٩

So they were defeatedyenildilerپس مغلوب ہوئےfaghulibūthereoradaاس جگہhunālikaand returnedve düştülerاور وہ لوٹےwa-inqalabūhumiliatedküçükذلیل ہوکرṣāghirīna

119 And Pharaoh and his people were overcome right there and became debased.

119 İşte orada yenildiler, küçük düştüler.

119 Orada mağlup olmuş ve küçük düşmüşlerdi.

119 اور وہ مغلوب ہوگئے اور ذلیل ہوکر رہ گئے

119 فرعون اور اس کے ساتھی میدان مقابلہ میں مغلوب ہوئے اور (فتح مند ہونے کے بجائے) الٹے ذلیل ہو گئے

وَأُلۡقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِينَ ١٢٠

And fell downve kapandılarاور ڈال دیے گئےwa-ul'qiyathe magiciansbüyücülerجادوگرl-saḥaratuprostratesecdeyeسجدے میںsājidīna

120 And the magicians fell down in prostration [to Allah].

120 Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

120 Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.

120 (یہ کیفیت دیکھ کر) جادوگر سجدے میں گر پڑے

120 اور جادوگروں کا حال یہ ہوا کہ گویا کسی چیز نے اندر سے انہیں سجدے میں گرا دیا

Surah 7 / Al-A'raf / The Heights سورة الأعراف 165
Obligatedborçturلائق ہوں۔ حق دار ہوں ḥaqīqun onbenim üzerimeاس بات کا ʿalā thatkiکہ an notaslaنہ I saysöylemememمیں کہوں aqūla aboutkarşıبارے میں ʿalā AllahAllah'aاللہ کے l-lahi exceptbaşkasınıمگر illā the truthgerçektenحق بات l-ḥaqa Verilyandolsunتحقیق qad I (have) come to yousize getirdimمیں لایا ہوں تمہارے پاس ji'tukum
with a clear Signaçık bir delilایک روشن نشانی bibayyinatin fromRabbinizdenطرف سے min your Lordتمہارے رب کی rabbikum so sendartık gönderپس بھیج دو fa-arsil with mebenimleمیرے ساتھ maʿiya (the) Childrenoğullarınıبنی banī (of) Israelİsrailاسرائیل کو is'rāīla١٠٥ He said(Fir'avn) dediاس نے کہا qāla Ifeğerاگر in you haveisenتو kunta
comegetirmişلایا ہے ji'ta with a Signbir ayetایک نشانی biāyatin then bringgetir bakalımتو لے آ fati itonuاس کو bihā ifşayetاگر in you areisenہے تو kunta ofdoğru söyleyenlerdenمیں سے mina the truthfulسچوں l-ṣādiqīna١٠٦ So he threwbunun üzerine attıپس اس نے ڈالا fa-alqā
his staffasasınıاپنا عصا ʿaṣāhu and suddenlybirdenتو یکایک fa-idhā itoوہ hiya (was) a serpentbir ejderha (oluverdi)اژدھا تھا thuʿ'bānun manifestaçıkçaکھلم کھلا mubīnun١٠٧ And he drew outve (böğründen) çıkardıاور اس نے باہر نکالا wanazaʿa his handeliniاپنا ہاتھ yadahu and suddenlybirdenتو یکایک fa-idhā itoوہ hiya (was) whitebembeyaz parlayıverdiچمکدار تھا bayḍāu
for the observersbakanlar içinدیکھنے والوں کے لیے lilnnāẓirīna١٠٨ Saiddedi(ler) kiکہا qāla the chiefsileri gelenlerسرداروں نے l-mala-u ofkavmindenمیں سے min (the) peopleقوم qawmi (of) FiraunFir'avnفرعون کی fir'ʿawna Indeedmuhakkakبیشک inna thisbuیہ hādhā (is) surely a magician bir büyücüdürالبتہ جادوگر ہے lasāḥirun
learnedçok bilgiliماہر۔ جاننے والا ʿalīmun١٠٩ He wantsistiyorچاہتا ہے yurīdu tosizi çıkarmakکہ an drive you outنکال دے تم کو yukh'rijakum fromyurdunuzdanسے min your landتمہاری زمین (سے) arḍikum so whatne?تو کیا کچھ famādhā (do) you instructbuyurursunuzتم حکم دیتے ہو۔ تم کہتے ہو tamurūna١١٠
They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Postpone himonu bekletاس کو ڈھیل دو ۔ انتظار میں رکھو arjih and his brotherve kardeşini deاور اس کے بھائی کو بھی wa-akhāhu and sendve gönderاور بھیج دو wa-arsil inşehirlereمیں the citiesشہروں l-madāini gathererstoplayıcılar (olarak)ہر کارے۔ اکٹھے کرنے والے۔ جمع کرنے والے ḥāshirīna١١١ They (will) bring to yousana getirsinlerلے آئیں گے وہ تیرے پاس yatūka
[with] everybütünہر bikulli magicianbüyücüleriجادوگر کو sāḥirin learnedbilgiliجو جاننے والا ہو۔ ماہر ہو ʿalīmin١١٢ So cameve geldiاور آئے wajāa the magiciansbüyücülerجادوگر l-saḥaratu (to) FiraunFir'avn'aفرعون کے پاس fir'ʿawna They saiddedilerکہنے لگے qālū Indeedelbette(کیا) واقعی۔ بیشک inna
for usbizeہمارے لیے lanā surely (will be) a rewardbir mükafat var (değil mi?)البتہ اجر (انعام) ہوگا la-ajran ifeğerاگر in we areolursakہوئے ہم kunnā [we]bizہم naḥnu the victorsüstün gelenغالب آنے والے l-ghālibīna١١٣ He saiddedi(فرعون نے) کہا qāla Yesevetہاں naʿam and indeed youhem de sizاور بیشک تم wa-innakum
surely (will be) ofolanlardansınızالبتہ میں سے lamina the ones who are nearyakınlar(ım)مقرب لوگوں (میں سے) ہو گے l-muqarabīna١١٤ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū O MusaEy Musaاے موسیٰ yāmūsā Whetherönce mi?یا immā [that]sen atacaksınتو an you throwڈالو تم tul'qiya or Whetheryoksaاور یا wa-immā [that]olalımیہ کہ an
we will beہم ہوں nakūna [we]biz (mi)ہم naḥnu the ones to throw(önce) atanlarڈالنے والے l-mul'qīna١١٥ He saiddediکہا qāla Throwsiz atınتم ڈالو۔ پھینکو alqū Then whenne zaman kiتو جب falammā they threwatıncaانہوں نے ڈالے۔ پھینکے alqaw they bewitchedbüyüledilerانہوں نے مسحور کردیا saḥarū
(the) eyesgözleriniنگاہوں کو aʿyuna (of) the peopleinsanlarınلوگوں کی l-nāsi and terrified themve onları ürküttülerاور خوفزدہ کردیا ان کو wa-is'tarhabūhum and came (up)ve getirdilerاور وہ لائے wajāū with a magicbir büyüجادو bisiḥ'rin greatbüyükبہت بڑا ʿaẓīmin١١٦
And We inspiredve biz de vahyettikاور وحی کی ہم نے wa-awḥaynā toMusa'yaطرف ilā Musaموسیٰ کی mūsā thatdiyeیہ کہ an Throwatپھینکو تم alqi your staffAsanıاپنا عصا ʿaṣāka and suddenly(bir de baktılar ki)تو یکایک۔ دفعتا fa-idhā itoوہ hiya swallow(ed)yakalayıp yutuyorنگل رہا تھا talqafu whatşeyleriاس کو جو
they (were) falsifyingonların uydurduklarıوہ گھڑ لائے تھے yafikūna١١٧ So was establishedortaya çıktıتو ثابت ہوگیا fawaqaʿa the truthgerçekسچ۔ حق l-ḥaqu and became futileve batıl olduاور باطل ہوکر رہ گیا wabaṭala whatşeylerجو they used toolduklarıتھے وہ kānū doyapıyor(lar)وہ عمل کر رہے yaʿmalūna١١٨ So they were defeatedyenildilerپس مغلوب ہوئے faghulibū
thereoradaاس جگہ hunālika and returnedve düştülerاور وہ لوٹے wa-inqalabū humiliatedküçükذلیل ہوکر ṣāghirīna١١٩ And fell downve kapandılarاور ڈال دیے گئے wa-ul'qiya the magiciansbüyücülerجادوگر l-saḥaratu prostratesecdeyeسجدے میں sājidīna١٢٠
١٦٥
‹ 163page 164 of the printed Mushaf165 ›