قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمۡ فَـٰعِلِينَ ٧١

He saiddediاس نے کہاqālaTheseişteیہhāulāi(are) my daughterskızlarımمیری بیٹیاں ہیںbanātīifeğerاگرinyou would besizہو تمkuntumdoersyapacaksanızکچھ کرنے والےfāʿilīna

71 [Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]."

71 Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.

71 Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).

71 (انہوں نے) کہا کہ اگر تمہیں کرنا ہی ہے تو یہ میری (قوم کی) لڑکیاں ہیں (ان سے شادی کرلو)

71 لوط ؑ نے عاجز ہو کر کہا”اگر تمہیں کچھ کرنا ہی ہے تو یہ میری بیٹیاں موجود ہیں!“1

لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِى سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ ٧٢

By your lifeömrüne andolsun kiتیری زندگی کی قسمlaʿamrukaindeed, theyonlarبیشک وہinnahumwere iniçindeالبتہ میںlafītheir intoxicationsarhoşluklarıاپنے نشے میںsakratihimwandering blindlybocalıyorlardıبہکے ہوئے تھے۔ بہک رہے تھےyaʿmahūna

72 By your life, [O Muhammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly.

72 Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.

72 Resulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.

72 (اے محمد) تمہاری جان کی قسم وہ اپنی مستی میں مدہوش (ہو رہے) تھے

72 تیری جان کی قسم اے نبیؐ، اُس وقت اُن پر ایک نشہ سا چڑھا ہوا تھا جس میں وہ آپے سے باہر ہوئے جاتے تھے

فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ ٧٣

So, seized themonları yakaladıتو پکڑ لیا ان کوfa-akhadhathumuthe awful crykorkunç bir sesایک چنگھاڑ نےl-ṣayḥatuat sunrisegüneşin doğarkenدن چڑھےmush'riqīna

73 So the shriek seized them at sunrise.

73 Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.

73 Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.

73 سو ان کو سورج نکلتے نکلتے چنگھاڑ نے آپکڑا

73 آخرکار پو پھٹتے ہی اُن کو ایک زبردست دھماکے نے آ لیا

فَجَعَلۡنَا عَـٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ ٧٤

And We madeve getirdikتو کردیا ہم نےfajaʿalnāits highest (part)üstünüاس کے اوپر والے حصے کوʿāliyahāits lowestaltınaاس کا نچلا حصہsāfilahāand We rainedve yağdırdıkاور برسائے ہم نےwa-amṭarnāupon themüzerlerineان پرʿalayhimstonestaşlarپتھرḥijāratanofçamurdan pişmişکےminbaked clayپکی ہوئی مٹی کےsijjīlin

74 And We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay.

74 Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.

74 Biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

74 اور ہم نے اس شہر کو (الٹ کر) نیچے اوپر کردیا۔ اور ان پر کھنگر کی پتھریاں برسائیں

74 اور ہم نے اُس بستی کو تلپٹ کر کے رکھ دیا اور اُن پر پکی ہوئی مٹی کے پتھروں کی بارش برسا دی۔1

إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَـٰتٍ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ ٧٥

Indeedşüphesizبیشکinnainbundaمیںthatاسdhālika(are) the Signsibretler vardırالبتہ نشانیاں ہیںlaāyātinfor those who discernişaretten anlayanlaraاہل فراست کے لیےlil'mutawassimīna

75 Indeed in that are signs for those who discern.

75 Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.

75 Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.

75 بےشک اس (قصے) میں اہل فراست کے لیے نشانی ہے

75 اِس واقعے میں بڑی نشانیاں ہیں اُن لوگوں کے لیے جو صاحب فراست ہیں

وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ ٧٦

And indeed, itve şüphesiz oاور بیشک وہwa-innahā(is) on a roadbir yol üzerindeالبتہ ایک راستے پر ہیںlabisabīlinestablisheddurmaktadırقائم۔ موجودmuqīmin

76 And indeed, those cities are [situated] on an established road.

76 O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.

76 Hem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır.

76 اور وہ (شہر) اب تک سیدھے رستے پر (موجود) ہے

76 اور وہ علاقہ (جہاں یہ واقعہ پیش آیا تھا)گزر گاہ ِعام پر واقع ہے،1

إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَةً لِّلۡمُؤۡمِنِينَ ٧٧

Indeedelbetteبیشکinnainbundaمیںthatاسdhālikasurely (is) a Signbir ibret vardırالبتہ ایک نشانی ہےlaāyatanfor the believersinananlar içinایمان لانے والوں کے لیےlil'mu'minīna

77 Indeed in that is a sign for the believers.

77 Bunda inananlar için ibret vardır.

77 Şüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır.

77 بےشک اس میں ایمان لانے والوں کے لیے نشانی ہے

77 اُس میں سامان عبرت ہے اُن لوگوں کے لیے جو صاحب ایمان ہیں

وَإِن كَانَ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَـٰلِمِينَ ٧٨

And wereve gerçektenاور بیشکwa-inAnd wereidilerتھےkāna(the) companionshalkıوالےaṣḥābu(of) the woodEykeجنگلl-aykatisurely wrongdoerszalim kimselerالبتہ ظالمlaẓālimīna

78 And the companions of the thicket were [also] wrongdoers.

78 Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.

78 Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.

78 اور بَن کے رہنے والے (یعنی قوم شعیب کے لوگ) بھی گنہگار تھے

78 اور اَیکہ1 والے ظالم تھے

فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ ٧٩

So We took retributionöcümüzü aldıkتو انتقام لیا ہم نےfa-intaqamnāfrom themonlardanان سےmin'humand indeed, they bothher ikisi deاور بیشک وہ دونوںwa-innahumā(were) on a highway(gözler) ön(ün)dedirالبتہ راستے پر تھےlabi-imāminclearapaçıkواضحmubīnin

79 So We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway.

79 Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.

79 Biz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.

79 تو ہم نے ان سے بھی بدلہ لیا۔ اور یہ دونوں شہر کھلے رستے پر (موجود) ہیں

79 تو دیکھ لو کہ ہم نے بھی اُن سے انتقام لیا، اور ان دونوں قوموں کے اُجڑے ہوئے علاقے کھُلے راستے پر واقع ہیں۔1

وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٨٠

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqaddeniedyalanladılarجھٹلایاkadhaba(the) companionshalkıوالوں نےaṣḥābu(of) the Rocky TractHicrحجر (والوں نے)l-ḥij'rithe Messengerspeygamberleriرسولوں کوl-mur'salīna

80 And certainly did the companions of Thamud deny the messengers.

80 And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.

80 Şüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar.

80 اور (وادی) حجر کے رہنے والوں نے بھی پیغمبروں کی تکذیب کی

80 حِجر1 کے لوگ بھی رسُولوں کی تکذیب کر چکے ہیں

وَءَاتَيۡنَـٰهُمۡ ءَايَـٰتِنَا فَكَانُواۡ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ ٨١

And We gave themve onlara verdikاور دیں ہم نے ان کوwaātaynāhumOur Signsayetlerimiziاپنی نشانیاںāyātinābut they werefakat idilerتو تھے وہfakānūfrom themonlardanان سےʿanhāturning awayyüz çeviriyorlarاعراض برتنے والےmuʿ'riḍīna

81 And We gave them Our signs, but from them they were turning away.

81 Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.

81 Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı

81 ہم نے ان کو اپنی نشانیاں دیں اور وہ ان سے منہ پھرتے رہے

81 ہم نے اپنی آیات اُن کے پاس بھیجیں، اپنی نشانیاں اُن کو دکھائیں، مگر وہ سب کو نظر انداز ہی کرتے رہے

وَكَانُواۡ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ ٨٢

And they used (to)veاور وہ تھےwakānūcarveyontuyorlardıتراش لیتےyanḥitūnafromdağlardanسےminathe mountainsپہاڑوں میں (سے)l-jibālihousesevlerگھروں کوbuyūtansecuregüvenliامن سے رہنے والےāminīna

82 And they used to carve from the mountains, houses, feeling secure.

82 Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.

82 Onlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı.

82 اور وہ پہاڑوں کو تراش تراش کر گھر بناتے تھے (کہ) امن (واطمینان) سے رہیں گے

82 وہ پہاڑ تراش تراش کر مکان بناتے تھے اور اپنی جگہ بالکل بے خوف اور مطمئن تھے

فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ ٨٣

But seized themfakat onları da yakaladıتو پکڑ لیا ان کوfa-akhadhathumuthe awful cry(o) korkunç sesچیخ نےl-ṣayḥatu(at) early morningsabaha girerlerkenصبح ہوتے ہیmuṣ'biḥīna

83 But the shriek seized them at early morning.

83 Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.

83 Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.

83 تو چیخ نے ان کو صبح ہوتے ہوتے آپکڑا

83 آخرکار ایک زبردست دھماکے نے اُن کو صبح ہوتے آ لیا

فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواۡ يَكۡسِبُونَ ٨٤

And nothiçbir şeyi savamadıتو نہfamāavailedکام آئےaghnāthemkendilerindenان کوʿanhumwhatşeylerجوthey used (to)olduklarıتھےkānūearnkazanıyor(lar)وہ کچھ وہ کمائی کرتےyaksibūna

84 So nothing availed them [from] what they used to earn.

84 Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.

84 Kazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı.

84 اور جو کام وہ کرتے تھے وہ ان کے کچھ بھی کام نہ آئے

84 اور اُن کی کمائی اُن کے کچھ کام نہ آئی۔ 1

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ‌ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأَتِيَةٌ‌ۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ ٨٥

And notveاور نہیںwamāWe createdbiz yaratmadıkپیدا کیا ہم نےkhalaqnāthe heavensgökleriآسمانوں کوl-samāwātiand the earthve yeriاور زمین کوwal-arḍaand whateverve ne deاور جوwamā(is) between thembunlar arasındakileriان دونوں کے درمیان ہےbaynahumāexceptancak (yarattık)مگرillāin truthhak ileحق کے ساتھbil-ḥaqiAnd indeedve mutlakaاور بیشکwa-innathe Houro sa'atقیامتl-sāʿata(is) surely cominggelecektirالبتہ آنے والی ہےlaātiyatunSo overlookşimdi sen hareket etپس درگزر کروfa-iṣ'faḥi(with) forgivenessbir hoşgörü ileدرگزر کرناl-ṣafḥagraciousgüzelخوبصورتی سےl-jamīla

85 And We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness.

85 Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.

85 Biz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.

85 اور ہم نے آسمانوں اور زمین کو اور جو (مخلوقات) ان میں ہے اس کو تدبیر کے ساتھ پیدا کیا ہے۔ اور قیامت تو ضرور آکر رہے گی تو تم (ان لوگوں سے) اچھی طرح سے درگزر کرو

85 ہم نے زمین اور آسمان کو اور اُن کی موجودات کو حق کے سوا کسی اور بُنیاد پر خلق نہیں کیا ہے،1 اور فیصلے کی گھڑی یقیناً آنے والی ہے، پس اے محمد ؐ ، تم (اِن لوگوں کی بے ہودگیوں پر)شریفانہ درگزر سے کام لو

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّـٰقُ ٱلۡعَلِيمُ ٨٦

Indeedşüphesizبیشکinnayour LordRabbinرب تیراrabbakaHeOوہیhuwa(is) the Creatoryaratandırخلاق ہےl-khalāquthe All-Knowerbilendirجاننے والا۔ ماہرl-ʿalīmu

86 Indeed, your Lord - He is the Knowing Creator.

86 Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.

86 Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.

86 کچھ شک نہیں کہ تمہارا پروردگار (سب کچھ) پیدا کرنے والا (اور) جاننے والا ہے

86 یقیناً تمہارا ربّ سب کا خالق ہے اور سب کچھ جانتا ہے۔1

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَـٰكَ سَبۡعًا مِّنَ ٱلۡمَثَانِى وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ ٨٧

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe have given yousana verdikدیں ہم نے آپ کوātaynākasevenyediساتsabʿanofikililerdenسےminathe oft-repeatedدہرائی جانے والی میںl-mathānīand the Quranve Kur'an'ıاور قرآنwal-qur'ānaGreatbüyükعظیمl-ʿaẓīma

87 And We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an.

87 And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.

87 Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.

87 اور ہم نے تم کو سات (آیتیں) جو (نماز میں) دہرا کر پڑھی جاتی ہیں (یعنی سورہٴ الحمد) اور عظمت والا قرآن عطا فرمایا ہے

87 ہم نے تم کو سات ایسی آیتیں دے رکھی ہیں جو بار بار دہرائی جانے کے لائق ہیں1 اور تمہیں قرآنِ عظیم عطا کیا ہے۔2

لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوٰجًا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ ٨٨

(Do) notdikmeنہextendتو لمبی کر۔ دراز کرtamuddannayour eyesgözleriniاپنی دونوں آنکھیںʿaynaykatowardsverdiğimiz dünyalığaطرف اس کےilāwhatجوWe have bestowedفائدہ دیا ہم نےmattaʿnāwith itonunlaساتھ اس کےbihi(to) categoriesbazı çiftlereکئی قسموں کو۔ گروہوں کوazwājanof themonlardanان میں سےmin'humand (do) notveاور نہwalāgrieveüzülmeتم غم کرtaḥzanover themonlaraان پرʿalayhimAnd lowerve indirاور جھکا لےwa-ikh'fiḍyour wingkanadınıاپنا کندھاjanāḥakato the believersmü'minlereمومنوں کے لیےlil'mu'minīna

88 Do not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of the disbelievers, and do not grieve over them. And lower your wing to the believers

88 Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.

88 Sakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir.

88 اور ہم نے کفار کی کئی جماعتوں کو جو (فوائد دنیاوی سے) متمتع کیا ہے تم ان کی طرف (رغبت سے) آنکھ اٹھا کر نہ دیکھنا اور نہ ان کے حال پر تاسف کرنا اور مومنوں سے خاطر اور تواضع سے پیش آنا

88 تم اس متاعِ دُنیا کی طرف آنکھ اُٹھا کر نہ دیکھو جو ہم نے ان میں سے مختلف قسم کے لوگوں کو دے رکھی ہے، اور نہ اِن کے حال پر اپنا دل کُڑھاوٴ۔1 انہیں چھوڑ کر ایمان لانے والوں کی طرف جُھکو

وَقُلۡ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ ٨٩

And sayve de kiاور کہہ دیجیےwaqulIndeed, Iben ancakبیشک میںinnī[I] ambenمیںanāa warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوںl-nadhīruclearapaçıkکھلم کھلاl-mubīnu

89 And say, "Indeed, I am the clear warner" -

89 De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."

89 De ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."

89 اور کہہ دو کہ میں تو علانیہ ڈر سنانے والا ہوں

89 اور (نہ ماننے والوں سے) کہہ دو کہ میں تو صاف صاف تنبیہ کرنے والا ہوں

كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ ٩٠

Asgibiجیسا کہkamāWe sent downindirdiğimizنازل کیا ہم نےanzalnāonkısımlara ayıranlaraپرʿalāthose who dividedبانٹ لینے والوںl-muq'tasimīna

90 Just as We had revealed [scriptures] to the separators

90 Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

90 (İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir).

90 (اور ہم ان کفار پر اسی طرح عذاب نازل کریں گے) جس طرح ان لوگوں پر نازل کیا جنہوں نے تقسیم کردیا

90 یہ اُسی کی طرح کی تنبیہ ہے جیسی ہم نے اُن تفرقہ پردازوں کی طرف بھیجی تھی

Surah 15 / Al-Hijr / The Rocky Tract سورة الحجر 267
He saiddediاس نے کہا qāla Theseişteیہ hāulāi (are) my daughterskızlarımمیری بیٹیاں ہیں banātī ifeğerاگر in you would besizہو تم kuntum doersyapacaksanızکچھ کرنے والے fāʿilīna٧١ By your lifeömrüne andolsun kiتیری زندگی کی قسم laʿamruka indeed, theyonlarبیشک وہ innahum were iniçindeالبتہ میں lafī their intoxicationsarhoşluklarıاپنے نشے میں sakratihim
wandering blindlybocalıyorlardıبہکے ہوئے تھے۔ بہک رہے تھے yaʿmahūna٧٢ So, seized themonları yakaladıتو پکڑ لیا ان کو fa-akhadhathumu the awful crykorkunç bir sesایک چنگھاڑ نے l-ṣayḥatu at sunrisegüneşin doğarkenدن چڑھے mush'riqīna٧٣ And We madeve getirdikتو کردیا ہم نے fajaʿalnā its highest (part)üstünüاس کے اوپر والے حصے کو ʿāliyahā
its lowestaltınaاس کا نچلا حصہ sāfilahā and We rainedve yağdırdıkاور برسائے ہم نے wa-amṭarnā upon themüzerlerineان پر ʿalayhim stonestaşlarپتھر ḥijāratan ofçamurdan pişmişکے min baked clayپکی ہوئی مٹی کے sijjīlin٧٤ Indeedşüphesizبیشک inna inbundaمیں thatاس dhālika
(are) the Signsibretler vardırالبتہ نشانیاں ہیں laāyātin for those who discernişaretten anlayanlaraاہل فراست کے لیے lil'mutawassimīna٧٥ And indeed, itve şüphesiz oاور بیشک وہ wa-innahā (is) on a roadbir yol üzerindeالبتہ ایک راستے پر ہیں labisabīlin establisheddurmaktadırقائم۔ موجود muqīmin٧٦ Indeedelbetteبیشک inna inbundaمیں thatاس dhālika
surely (is) a Signbir ibret vardırالبتہ ایک نشانی ہے laāyatan for the believersinananlar içinایمان لانے والوں کے لیے lil'mu'minīna٧٧ And wereve gerçektenاور بیشک wa-in And wereidilerتھے kāna (the) companionshalkıوالے aṣḥābu (of) the woodEykeجنگل l-aykati surely wrongdoerszalim kimselerالبتہ ظالم laẓālimīna٧٨
So We took retributionöcümüzü aldıkتو انتقام لیا ہم نے fa-intaqamnā from themonlardanان سے min'hum and indeed, they bothher ikisi deاور بیشک وہ دونوں wa-innahumā (were) on a highway(gözler) ön(ün)dedirالبتہ راستے پر تھے labi-imāmin clearapaçıkواضح mubīnin٧٩ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad deniedyalanladılarجھٹلایا kadhaba (the) companionshalkıوالوں نے aṣḥābu
(of) the Rocky TractHicrحجر (والوں نے) l-ḥij'ri the Messengerspeygamberleriرسولوں کو l-mur'salīna٨٠ And We gave themve onlara verdikاور دیں ہم نے ان کو waātaynāhum Our Signsayetlerimiziاپنی نشانیاں āyātinā but they werefakat idilerتو تھے وہ fakānū from themonlardanان سے ʿanhā turning awayyüz çeviriyorlarاعراض برتنے والے muʿ'riḍīna
٨١ And they used (to)veاور وہ تھے wakānū carveyontuyorlardıتراش لیتے yanḥitūna fromdağlardanسے mina the mountainsپہاڑوں میں (سے) l-jibāli housesevlerگھروں کو buyūtan securegüvenliامن سے رہنے والے āminīna٨٢ But seized themfakat onları da yakaladıتو پکڑ لیا ان کو fa-akhadhathumu
the awful cry(o) korkunç sesچیخ نے l-ṣayḥatu (at) early morningsabaha girerlerkenصبح ہوتے ہی muṣ'biḥīna٨٣ And nothiçbir şeyi savamadıتو نہ famā availedکام آئے aghnā themkendilerindenان کو ʿanhum whatşeylerجو they used (to)olduklarıتھے kānū earnkazanıyor(lar)وہ کچھ وہ کمائی کرتے yaksibūna٨٤
And notveاور نہیں wamā We createdbiz yaratmadıkپیدا کیا ہم نے khalaqnā the heavensgökleriآسمانوں کو l-samāwāti and the earthve yeriاور زمین کو wal-arḍa and whateverve ne deاور جو wamā (is) between thembunlar arasındakileriان دونوں کے درمیان ہے baynahumā exceptancak (yarattık)مگر illā in truthhak ileحق کے ساتھ bil-ḥaqi And indeedve mutlakaاور بیشک wa-inna
the Houro sa'atقیامت l-sāʿata (is) surely cominggelecektirالبتہ آنے والی ہے laātiyatun So overlookşimdi sen hareket etپس درگزر کرو fa-iṣ'faḥi (with) forgivenessbir hoşgörü ileدرگزر کرنا l-ṣafḥa graciousgüzelخوبصورتی سے l-jamīla٨٥ Indeedşüphesizبیشک inna your LordRabbinرب تیرا rabbaka HeOوہی huwa
(is) the Creatoryaratandırخلاق ہے l-khalāqu the All-Knowerbilendirجاننے والا۔ ماہر l-ʿalīmu٨٦ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We have given yousana verdikدیں ہم نے آپ کو ātaynāka sevenyediسات sabʿan ofikililerdenسے mina the oft-repeatedدہرائی جانے والی میں l-mathānī and the Quranve Kur'an'ıاور قرآن wal-qur'āna
Greatbüyükعظیم l-ʿaẓīma٨٧ (Do) notdikmeنہ extendتو لمبی کر۔ دراز کر tamuddanna your eyesgözleriniاپنی دونوں آنکھیں ʿaynayka towardsverdiğimiz dünyalığaطرف اس کے ilā whatجو We have bestowedفائدہ دیا ہم نے mattaʿnā with itonunlaساتھ اس کے bihi (to) categoriesbazı çiftlereکئی قسموں کو۔ گروہوں کو azwājan of themonlardanان میں سے min'hum
and (do) notveاور نہ walā grieveüzülmeتم غم کر taḥzan over themonlaraان پر ʿalayhim And lowerve indirاور جھکا لے wa-ikh'fiḍ your wingkanadınıاپنا کندھا janāḥaka to the believersmü'minlereمومنوں کے لیے lil'mu'minīna٨٨ And sayve de kiاور کہہ دیجیے waqul Indeed, Iben ancakبیشک میں innī
[I] ambenمیں anā a warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوں l-nadhīru clearapaçıkکھلم کھلا l-mubīnu٨٩ Asgibiجیسا کہ kamā We sent downindirdiğimizنازل کیا ہم نے anzalnā onkısımlara ayıranlaraپر ʿalā those who dividedبانٹ لینے والوں l-muq'tasimīna٩٠
٢٦٧
‹ 265page 266 of the printed Mushaf267 ›