وَٱصۡبِرۡ نَفۡسَكَ مَعَ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ رَبَّهُم بِٱلۡغَدَوٰةِ وَٱلۡعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجۡهَهُۥ‌ۖ وَلَا تَعۡدُ عَيۡنَاكَ عَنۡهُمۡ تُرِيدُ زِينَةَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا‌ۖ وَلَا تُطِعۡ مَنۡ أَغۡفَلۡنَا قَلۡبَهُۥ عَن ذِكۡرِنَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ وَكَانَ أَمۡرُهُۥ فُرُطًا ٢٨

And be patienttut (sabret)اور روک رکھئےwa-iṣ'biryourselfnefsiniاپنے نفس کوnafsakawithberaberساتھmaʿathose whoyalvaranlarlaان لوگوں کےalladhīnacallجو پکارتے ہیںyadʿūnatheir LordRablerineاپنے رب کوrabbahumin the morningsabahصبح کے وقتbil-ghadatiand the eveningakşamاور شام کے وقتwal-ʿashiyidesiringisteyerekوہ چاہتے ہیںyurīdūnaHis Facerızasınıاس کا چہرہ/ اس کی ذاتwajhahuAnd (let) notveاور نہwalāpass beyondsapmasınپھیریئےtaʿduyour eyesgözlerinاپنی دونوں آنکھوں کوʿaynākaover themonlardanان سےʿanhumdesiringisteyerekتم چاہتے ہوturīduadornmentsüsünüزینتzīnata(of) the lifehayatınınزندگی کیl-ḥayati(of) the worlddünyaدنیا کیl-dun'yāand (do) notveاور نہwalāobeyitaat etmeتم اطاعت کروtuṭiʿwhomkişiyeجس کوmanWe have made heedlessalıkoyduğumuzغافل کردیا ہم نےaghfalnāhis heartkalbiniاس کے دل کوqalbahuofbizi anmaktanʿanOur remembranceاپنے ذکر سےdhik'rināand followsve tâbi olanاور اس نے پیروی کیwa-ittabaʿahis desireskeyfineاپنی خواہشات کیhawāhuand isve olanاور تھاwakānahis affairişiاس کا معاملہamruhu(in) excessaşırılıkحد سے بڑھا ہواfuruṭan

28 And keep yourself patient [by being] with those who call upon their Lord in the morning and the evening, seeking His countenance. And let not your eyes pass beyond them, desiring adornments of the worldly life, and do not obey one whose heart We have made heedless of Our remembrance and who follows his desire and whose affair is ever [in] neglect.

28 Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.

28 Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.

28 اور جو لوگ صبح و شام اپنے پروردگار کو پکارتے اور اس کی خوشنودی کے طالب ہیں۔ ان کے ساتھ صبر کرتے رہو۔ اور تمہاری نگاہیں ان میں (گزر کر اور طرف) نہ دوڑیں کہ تم آرائشِ زندگانی دنیا کے خواستگار ہوجاؤ۔ اور جس شخص کے دل کو ہم نے اپنی یاد سے غافل کردیا ہے اور وہ اپنی خواہش کی پیروی کرتا ہے اور اس کا کام حد سے بڑھ گیا ہے اس کا کہا نہ ماننا

28 اور اپنے دل کو اُن لوگوں کی معیّت پر مطمئن کرو جو اپنے ربّ کی رضا کے طلب گار بن کر صبح و شام اُسے پکارتے ہیں، اور اُن سے ہر گز نگاہ نہ پھیرو۔ کیا تم دنیا کی زینت پسند کرتے ہو؟1 کسی ایسے شخص کی اطاعت نہ کرو 2جس کے دل کو ہم نے اپنی یاد سے غافل کر دیا ہے اور جس نے اپنی خواہش ِ نفس کی پیروی اختیار کر لی ہے اور جس کا طریقِ کار افراط و تفریط پر مبنی ہے۔3

وَقُلِ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكُمۡ‌ۖ فَمَن شَآءَ فَلۡيُؤۡمِن وَمَن شَآءَ فَلۡيَكۡفُرۡ‌ۚ إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلظَّـٰلِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمۡ سُرَادِقُهَا‌ۚ وَإِن يَسۡتَغِيثُواۡ يُغَاثُواۡ بِمَآءٍ كَٱلۡمُهۡلِ يَشۡوِى ٱلۡوُجُوهَ‌ۚ بِئۡسَ ٱلشَّرَابُ وَسَآءَتۡ مُرۡتَفَقًا ٢٩

And sayde kiاور کہہ دیجئے کہwaquliThe truthbu gerçekحقl-ḥaqu(is) fromRabbinizdendirسےminyour Lordتمہارے رب کی طرف (سے) ہےrabbikumso whoeverartık kimseتو جو کوئیfamanwills dileyenچاہےshāalet him believeinansınپس چاہیے کہ ایمان لے آئےfalyu'minand whoeverve kimseاور جوwamanwills dileyenچاہےshāalet him disbelieveinkar etsinپس چاہیے کہ کفر کرےfalyakfurIndeed, Weçünkü bizبیشک ہم نےinnāhave preparedhazırladıkتیار کی ہم نےaʿtadnāfor the wrongdoerszalimlereظالموں کے لئےlilẓẓālimīnaa Firebir ateşایک آگnāranwill surroundkuşatmıştırگھیر لیں گیaḥāṭathemonlarıان کوbihimits wallsçadırıاس کی طنابیں/لپٹیںsurādiquhāAnd ifve eğerاور اگرwa-inthey call for reliefferyad edip yardım isteselerوہ فریاد کریں گےyastaghīthūthey will be relievedkendilerine yardım edilirفریاد رسی کئے جائیں گےyughāthūwith waterbir su ileساتھ پانی کےbimāinlike molten brasserimiş maden gibiتیل کی تلچھٹ کی طرحkal-muh'li(which) scaldshaşlayanجو بھون ڈالے گاyashwīthe facesyüzleriچہروں کوl-wujūhaWretchedo ne kötüکتنی بری ہےbi'sa(is) the drinkbir içecektirپینے کی چیزl-sharābuand evilve ne kötüاور کتنا برا ہےwasāat(is) the resting placeağırlanmadırمقام/ دوستیmur'tafaqan

29 And say, "The truth is from your Lord, so whoever wills - let him believe; and whoever wills - let him disbelieve." Indeed, We have prepared for the wrongdoers a fire whose walls will surround them. And if they call for relief, they will be relieved with water like murky oil, which scalds [their] faces. Wretched is the drink, and evil is the resting place.

29 De ki: "Gerçek Rabbinizdendir." Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır!

29 Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışız ki, duvarları, çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryad edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!

29 اور کہہ دو کہ (لوگو) یہ قرآن تمہارے پروردگار کی طرف سے برحق ہے تو جو چاہے ایمان لائے اور جو چاہے کافر رہے۔ ہم نے ظالموں کے لئے دوزخ کی آگ تیار کر رکھی ہے جس کی قناتیں ان کو گھیر رہی ہوں گی۔ اور اگر فریاد کریں گے تو ایسے کھولتے ہوئے پانی سے ان کی دادرسی کی جائے گی (جو) پگھلے ہوئے تانبے کی طرح (گرم ہوگا اور جو) مونہوں کو بھون ڈالے گا (ان کے پینے کا) پانی بھی برا اور آرام گاہ بھی بری

29 صاف کہہ دو کہ یہ حق ہے تمہارے ربّ کی طرف سے ، اب جس کا جی چاہے مان لے اور جس کا جی چاہے انکار کر دے۔1 ہم نے (انکار کرنے والے)ظالموں کے لیے ایک آگ تیار کر رکھی ہے جس کی لپٹیں انہیں گھیرے میں لے چکی ہیں۔ 2وہاں اگر وہ پانی مانگیں گے تو ایسے پانی سے ان کی تواضع کی جائے گی جو تیل کی تلچھٹ جیسا ہوگا3 اور ان کا منہ بھُون ڈالے گا، بدترین پینے کی چیز اور بہت بُری آرام گاہ!

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَعَمِلُواۡ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجۡرَ مَنۡ أَحۡسَنَ عَمَلاً ٣٠

Indeedşüphesizبیشکinnathose whoonlar kiوہ لوگalladhīnabelievedinandılarجو ایمان لائےāmanūand didve yaptılarاور انہوں نےعمل کئےwaʿamilūthe good deedsiyi işlerاچھےl-ṣāliḥātiindeed, Weelbette bizبیشک ہمinnāwill not let go wasteaslaنہیںwill not let go wastezayi etmeyizہم ضائع کرتےnuḍīʿu(the) rewardecriniاجرajra(of one) whokimseninجو کوئیmandoes goodgüzel yapanاچھا کرےaḥsanadeedsişiعمل کوʿamalan

30 Indeed, those who have believed and done righteous deeds - indeed, We will not allow to be lost the reward of any who did well in deeds.

30 İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer!

30 İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle güzel işler yapanların mükafatını zayi etmeyiz.

30 (اور) جو ایمان لائے اور کام بھی نیک کرتے رہے تو ہم نیک کام کرنے والوں کا اجر ضائع نہیں کرتے

30 رہے وہ لوگ جو مان لیں اور نیک عمل کریں، تو یقیناً ہم نیکو کار لوگوں کا اجر ضائع نہیں کیا کرتے

أُوۡلَـٰٓئِكَ لَهُمۡ جَنَّـٰتُ عَدۡنٍ تَجۡرِى مِن تَحۡتِهِمُ ٱلۡأَنۡهَـٰرُ يُحَلَّوۡنَ فِيهَا مِنۡ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَيَلۡبَسُونَ ثِيَابًا خُضۡرًا مِّن سُندُسٍ وَإِسۡتَبۡرَقٍ مُّتَّكِــِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ‌ۚ نِعۡمَ ٱلثَّوَابُ وَحَسُنَتۡ مُرۡتَفَقًا ٣١

Thoseonlar öyle kimselerdir kiیہی لوگulāikafor themkendileri için vardırان کے لئےlahum(are) Gardenscennetleriباغات ہیںjannātuof EdenAdnہمیشہ کےʿadninflowsakarبہتی ہیںtajrīfromaltlarındanسےminunderneath themان کے نیچےtaḥtihimuthe riversırmaklarنہریںl-anhāruThey will be adornedbezenirlerوہ پہنائے جائیں گےyuḥallawnathereinoradaان میںfīhā[of] (with)bileziklerleمیں سےminbraceletsکنگنوںasāwiraofaltındanکےmingoldسونےdhahabinand will wearve giyerlerاور پہنیں گےwayalbasūnagarmentsgiysilerلباسthiyābangreenyeşilسبزkhuḍ'ranofince ipektenسےminfine silkباریک ریشمsundusinand heavy brocadeve kalın ipektenاور دبیز ریشم سےwa-is'tabraqinrecliningyaslanırlarتکیہ لگائے ہوئے ہوں گےmuttakiīnathereinoradaاس میںfīhāonüzerineپرʿalāadorned coucheskoltuklarاونچی مسندوںl-arāikiExcellentne güzelکتنا اچھاniʿ'ma(is) the rewardsevapبدلہ ہےl-thawābuand goodve ne güzelاور کتنا اچھا ہےwaḥasunat(is) the resting placeağırlanmaمقام/دوستیmur'tafaqan

31 Those will have gardens of perpetual residence; beneath them rivers will flow. They will be adorned therein with bracelets of gold and will wear green garments of fine silk and brocade, reclining therein on adorned couches. Excellent is the reward, and good is the resting place.

31 İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer!

31 İşte onlara Adn cennetleri vardır; altlarından ırmaklar akar, orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek koltuklar üzerine dayanıp kurulacaklar. O ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri!

31 ایسے لوگوں کے لئے ہمیشہ رہنے کے باغ ہیں جن میں ان کے (محلوں کے) نیچے نہریں بہہ رہی ہیں ان کو وہاں سونے کے کنگن پہنائے جائیں گے اور وہ باریک دیبا اور اطلس کے سبز کپڑے پہنا کریں گے (اور) تختوں پر تکیئے لگا کر بیٹھا کریں گے۔ (کیا) خوب بدلہ اور (کیا) خوب آرام گاہ ہے

31 ان کے لیے سدا بہار جنّتیں ہیں جن کے نیچے نہریں بہ رہی ہوں گی، وہاں وہ سونے کے کنگنوں سے آراستہ کیے جائیں گے،1 باریک ریشم اور اطلس و دیَبا کے سبز کپڑے پہنیں گے، اور اُونچی مسندوں 2 پر تکیے لگا کر بیٹھیں گے۔ بہترین اجر اور اعلیٰ درجے کی جائے قیام!

۞وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلاً رَّجُلَيۡنِ جَعَلۡنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيۡنِ مِنۡ أَعۡنَـٰبٍ وَحَفَفۡنَـٰهُمَا بِنَخۡلٍ وَجَعَلۡنَا بَيۡنَهُمَا زَرۡعًا ٣٢

And set forthve anlatاور بیان کیجئےwa-iḍ'ribto themonlaraان کے لئےlahumthe examplemisal olarakایک مثالmathalanof two men:şu iki adamı (ki)دو لوگوں کیrajulayniWe providedvermiştikبنائے ہم نےjaʿalnāfor one of themikisinden birineان دونوں میں سے ایک کے لئےli-aḥadihimātwo gardensiki bağدو باغjannatayniofüzümکےmingrapesانگوروںaʿnābinand We bordered themve onların etrafını çevirmiştikاور گھیر لیا ہم نے ان دونوں کوwaḥafafnāhumāwith date-palmshurmalarlaکھجوروں کے ساتھbinakhlinand We placedve bitirmiştikاور بنائے ہم نےwajaʿalnābetween both of themortalarında daان دونوں کے درمیانbaynahumācropsekinکھیتzarʿan

32 And present to them an example of two men: We granted to one of them two gardens of grapevines, and We bordered them with palm trees and placed between them [fields of] crops.

32 Onlara iki adamı misal olarak göster: Birine iki üzüm bağı verip, etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik.

32 Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz, her ikisinin etrafını hurmalarla donatmışız, aralarında da bir ekinlik yapmışız.

32 اور ان سے دو شخصوں کا حال بیان کرو جن میں سے ایک ہم نے انگور کے دو باغ (عنایت) کئے تھے اور ان کے گردا گرد کھجوروں کے درخت لگا دیئے تھے اور ان کے درمیان کھیتی پیدا کردی تھی

32 اے محمدؐ ، اِن کے سامنے ایک مثال پیش کرو۔ 1 دو شخص تھے۔ ان میں سے ایک کو ہم نے انگور کے دو باغ دیے اور اُن کے گرد کھجُور کے درختوں کی باڑھ لگائی اور ان کے درمیان کاشت کی زمین رکھی

كِلۡتَا ٱلۡجَنَّتَيۡنِ ءَاتَتۡ أُكُلَهَا وَلَمۡ تَظۡلِم مِّنۡهُ شَيۡــًٔا‌ۚ وَفَجَّرۡنَا خِلَـٰلَهُمَا نَهَرًا ٣٣

Eachher ikiدونوںkil'tā(of) the two gardensbağ (da)باغوں نےl-janataynibrought forthvermiştiدیئےātatits produceyemişiniاپنے پھلukulahāand notveاور نہwalamdid wrongeksik etmemiştiکمی کیtaẓlimof itondanاس میں سےmin'huanythinghiçbir şeyکچھ بھیshayanAnd We caused to gush forthve akıtmıştıkاور پھاڑ دی ہم نےwafajjarnāwithin themaralarındanان دونوں کے بیچkhilālahumāa riverbir ırmakایک نہرnaharan

33 Each of the two gardens produced its fruit and did not fall short thereof in anything. And We caused to gush forth within them a river.

33 Her iki bahçe de ürünlerini vermişlerdi, hiçbir şeyi de eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.

33 İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.

33 دونوں باغ (کثرت سے) پھل لاتے۔ اور اس (کی پیداوار) میں کسی طرح کی کمی نہ ہوتی اور دونوں میں ہم نے ایک نہر بھی جاری کر رکھی تھی

33 دونوں باغ خوب پھلے پھولے اور بار آور ہونے میں انہوں نے ذرا سی کسر بھی نہ چھوڑی اُن باغوں کے اندر ہم نے ایک نہر جاری کر دی

وَكَانَ لَهُۥ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَـٰحِبِهِۦ وَهُوَ يُحَاوِرُهُۥٓ أَنَاۡ أَكۡثَرُ مِنكَ مَالاً وَأَعَزُّ نَفَرًا ٣٤

And wasve vardıاور ہواwakānafor himO(adam)ınاس کے لئےlahufruitürünüپھل/ نفعthamarunso he saiddedi kiتو کہاfaqālato his companionarkadaşıاپنے ساتھی کوliṣāḥibihiwhile heve oاور وہ اس سےwahuwa(was) talking with himkonuşurkenبات چیت کررہا تھاyuḥāwiruhuI ambenمیںanāgreaterzenginimزیادہ ہوںaktharuthan yousendenتجھ سےminka(in) wealthmalcaمال میںmālanand strongerve güçlüyümاور زیادہ عزت والاwa-aʿazzu(in) menadamca daاولاد میںnafaran

34 And he had fruit, so he said to his companion while he was conversing with him, "I am greater than you in wealth and mightier in [numbers of] men."

34 Onun gelirleri de vardı. Bu yüzden, arkadaşiyle konuşurken: "Ben malca senden zengin, nüfusça da senden daha itibarlıyım" dedi.

34 İki bağın sahibinin ayrıca başka geliri vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla münakaşa ederken: "Ben malca senden daha zengin ve insan sayısı bakımından da senden daha güçlü ve üstünüm" dedi.

34 اور (اس طرح) اس (شخص) کو (ان کی) پیداوار (ملتی رہتی) تھی تو (ایک دن) جب کہ وہ اپنے دوست سے باتیں کر رہا تھا کہنے لگا کہ میں تم سے مال ودولت میں بھی زیادہ ہوں اور جتھے (اور جماعت) کے لحاظ سے بھی زیادہ عزت والا ہوں

34 اوراُسے خوب نفع حاصل ہوا یہ کچھ پا کر ایک دن وہ اپنے ہمسائے سے بات کرتے ہوئے بولا "میں تجھ سے زیادہ مالدار ہوں اور تجھ سے زیادہ طاقتور نفری رکھتا ہوں"

Surah 18 / Al-Kahf / The Cave سورة الكهف 298
And be patienttut (sabret)اور روک رکھئے wa-iṣ'bir yourselfnefsiniاپنے نفس کو nafsaka withberaberساتھ maʿa those whoyalvaranlarlaان لوگوں کے alladhīna callجو پکارتے ہیں yadʿūna their LordRablerineاپنے رب کو rabbahum in the morningsabahصبح کے وقت bil-ghadati and the eveningakşamاور شام کے وقت wal-ʿashiyi
desiringisteyerekوہ چاہتے ہیں yurīdūna His Facerızasınıاس کا چہرہ/ اس کی ذات wajhahu And (let) notveاور نہ walā pass beyondsapmasınپھیریئے taʿdu your eyesgözlerinاپنی دونوں آنکھوں کو ʿaynāka over themonlardanان سے ʿanhum desiringisteyerekتم چاہتے ہو turīdu adornmentsüsünüزینت zīnata (of) the lifehayatınınزندگی کی l-ḥayati
(of) the worlddünyaدنیا کی l-dun'yā and (do) notveاور نہ walā obeyitaat etmeتم اطاعت کرو tuṭiʿ whomkişiyeجس کو man We have made heedlessalıkoyduğumuzغافل کردیا ہم نے aghfalnā his heartkalbiniاس کے دل کو qalbahu ofbizi anmaktan ʿan Our remembranceاپنے ذکر سے dhik'rinā and followsve tâbi olanاور اس نے پیروی کی wa-ittabaʿa his desireskeyfineاپنی خواہشات کی hawāhu and isve olanاور تھا wakāna
his affairişiاس کا معاملہ amruhu (in) excessaşırılıkحد سے بڑھا ہوا furuṭan٢٨ And sayde kiاور کہہ دیجئے کہ waquli The truthbu gerçekحق l-ḥaqu (is) fromRabbinizdendirسے min your Lordتمہارے رب کی طرف (سے) ہے rabbikum so whoeverartık kimseتو جو کوئی faman wills dileyenچاہے shāa let him believeinansınپس چاہیے کہ ایمان لے آئے falyu'min and whoeverve kimseاور جو waman
wills dileyenچاہے shāa let him disbelieveinkar etsinپس چاہیے کہ کفر کرے falyakfur Indeed, Weçünkü bizبیشک ہم نے innā have preparedhazırladıkتیار کی ہم نے aʿtadnā for the wrongdoerszalimlereظالموں کے لئے lilẓẓālimīna a Firebir ateşایک آگ nāran will surroundkuşatmıştırگھیر لیں گی aḥāṭa themonlarıان کو bihim its wallsçadırıاس کی طنابیں/لپٹیں surādiquhā
And ifve eğerاور اگر wa-in they call for reliefferyad edip yardım isteselerوہ فریاد کریں گے yastaghīthū they will be relievedkendilerine yardım edilirفریاد رسی کئے جائیں گے yughāthū with waterbir su ileساتھ پانی کے bimāin like molten brasserimiş maden gibiتیل کی تلچھٹ کی طرح kal-muh'li (which) scaldshaşlayanجو بھون ڈالے گا yashwī the facesyüzleriچہروں کو l-wujūha Wretchedo ne kötüکتنی بری ہے bi'sa
(is) the drinkbir içecektirپینے کی چیز l-sharābu and evilve ne kötüاور کتنا برا ہے wasāat (is) the resting placeağırlanmadırمقام/ دوستی mur'tafaqan٢٩ Indeedşüphesizبیشک inna those whoonlar kiوہ لوگ alladhīna believedinandılarجو ایمان لائے āmanū and didve yaptılarاور انہوں نےعمل کئے waʿamilū
the good deedsiyi işlerاچھے l-ṣāliḥāti indeed, Weelbette bizبیشک ہم innā will not let go wasteaslaنہیں will not let go wastezayi etmeyizہم ضائع کرتے nuḍīʿu (the) rewardecriniاجر ajra (of one) whokimseninجو کوئی man does goodgüzel yapanاچھا کرے aḥsana deedsişiعمل کو ʿamalan٣٠ Thoseonlar öyle kimselerdir kiیہی لوگ ulāika
for themkendileri için vardırان کے لئے lahum (are) Gardenscennetleriباغات ہیں jannātu of EdenAdnہمیشہ کے ʿadnin flowsakarبہتی ہیں tajrī fromaltlarındanسے min underneath themان کے نیچے taḥtihimu the riversırmaklarنہریں l-anhāru They will be adornedbezenirlerوہ پہنائے جائیں گے yuḥallawna thereinoradaان میں fīhā [of] (with)bileziklerleمیں سے min braceletsکنگنوں asāwira
ofaltındanکے min goldسونے dhahabin and will wearve giyerlerاور پہنیں گے wayalbasūna garmentsgiysilerلباس thiyāban greenyeşilسبز khuḍ'ran ofince ipektenسے min fine silkباریک ریشم sundusin and heavy brocadeve kalın ipektenاور دبیز ریشم سے wa-is'tabraqin recliningyaslanırlarتکیہ لگائے ہوئے ہوں گے muttakiīna
thereinoradaاس میں fīhā onüzerineپر ʿalā adorned coucheskoltuklarاونچی مسندوں l-arāiki Excellentne güzelکتنا اچھا niʿ'ma (is) the rewardsevapبدلہ ہے l-thawābu and goodve ne güzelاور کتنا اچھا ہے waḥasunat (is) the resting placeağırlanmaمقام/دوستی mur'tafaqan٣١ And set forthve anlatاور بیان کیجئے wa-iḍ'rib
to themonlaraان کے لئے lahum the examplemisal olarakایک مثال mathalan of two men:şu iki adamı (ki)دو لوگوں کی rajulayni We providedvermiştikبنائے ہم نے jaʿalnā for one of themikisinden birineان دونوں میں سے ایک کے لئے li-aḥadihimā two gardensiki bağدو باغ jannatayni ofüzümکے min grapesانگوروں aʿnābin and We bordered themve onların etrafını çevirmiştikاور گھیر لیا ہم نے ان دونوں کو waḥafafnāhumā
with date-palmshurmalarlaکھجوروں کے ساتھ binakhlin and We placedve bitirmiştikاور بنائے ہم نے wajaʿalnā between both of themortalarında daان دونوں کے درمیان baynahumā cropsekinکھیت zarʿan٣٢ Eachher ikiدونوں kil'tā (of) the two gardensbağ (da)باغوں نے l-janatayni brought forthvermiştiدیئے ātat its produceyemişiniاپنے پھل ukulahā and notveاور نہ walam
did wrongeksik etmemiştiکمی کی taẓlim of itondanاس میں سے min'hu anythinghiçbir şeyکچھ بھی shayan And We caused to gush forthve akıtmıştıkاور پھاڑ دی ہم نے wafajjarnā within themaralarındanان دونوں کے بیچ khilālahumā a riverbir ırmakایک نہر naharan٣٣ And wasve vardıاور ہوا wakāna for himO(adam)ınاس کے لئے lahu fruitürünüپھل/ نفع thamarun so he saiddedi kiتو کہا faqāla
to his companionarkadaşıاپنے ساتھی کو liṣāḥibihi while heve oاور وہ اس سے wahuwa (was) talking with himkonuşurkenبات چیت کررہا تھا yuḥāwiruhu I ambenمیں anā greaterzenginimزیادہ ہوں aktharu than yousendenتجھ سے minka (in) wealthmalcaمال میں mālan and strongerve güçlüyümاور زیادہ عزت والا wa-aʿazzu (in) menadamca daاولاد میں nafaran٣٤
٢٩٨
‹ 296page 297 of the printed Mushaf298 ›