إِنَّا مَكَّنَّا لَهُۥ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَءَاتَيۡنَـٰهُ مِن كُلِّ شَىۡءٍ سَبَبًا ٨٤

Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnā[We] establishedgüçlü kıldıkاقتدار دیا تھا ہم نےmakkannā[for] himonuاس کوlahuinyeryüzündeمیںthe earthزمین (میں)l-arḍiand We gave himve ona verdikاور دئیے تھے ہم نے اس کوwaātaynāhuofherسےmineveryہرkullithingşeydenچیز میں سےshayina meansbir sebepاسبابsababan

84 Indeed We established him upon the earth, and We gave him to everything a way.

84 Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik.

84 Gerçekten biz onu (Zülkarneyn'i) yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu verdik.

84 ہم نے اس کو زمین میں بڑی دسترس دی تھی اور ہر طرح کا سامان عطا کیا تھا

84 ہم نے اس کو زمین میں اقتدار عطا کر رکھا تھا اور اسے ہر قسم کے اسباب و وسائل بخشے تھے

فَأَتۡبَعَ سَبَبًا ٨٥

So he followedo da tuttuتو اس نے پیروی کیfa-atbaʿaa coursebir yolاسباب کیsababan

85 So he followed a way

85 O da bir yol tuttu.

85 Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.

85 تو اس نے (سفر کا) ایک سامان کیا

85 اس نے (پہلے مغرب کی طرف ایک مہم کا) سر و سامان کیا

حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَغۡرِبَ ٱلشَّمۡسِ وَجَدَهَا تَغۡرُبُ فِى عَيۡنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوۡمًا‌ۗ قُلۡنَا يَـٰذَا ٱلۡقَرۡنَيۡنِ إِمَّآ أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّآ أَن تَتَّخِذَ فِيهِمۡ حُسۡنًا ٨٦

Untilnihayetیہاں تک کہḥattāwhenne zaman kiجبidhāhe reachedulaştıوہ پہنچ گیاbalagha(the) setting placebattığı yereغروب ہونے کی جگہmaghriba(of) the sungüneşinسورجl-shamsihe found itve onu bulduپایا اس کوwajadahāsettingbatarkenغروب ہورہا ہےtaghrubuinbir gözedeمیںa springایک چشمے (میں)ʿaynin(of) dark mudkara balçıklıگدلے۔ کیچڑ والےḥami-atinand he foundve bulduاور پایاwawajadanear itonun yanında daاس کے پاسʿindahāa communitybir kavimایک قوم کوqawmanWe saiddedik kiکہا ہم نےqul'nāO Dhul-qarnainEyاےyādhāO Dhul-qarnainZu'l-Karneynذوالقرنینl-qarnayniEitheryaخواہimmā[that]azâb edersinیہanyou punishتو عذاب دے۔ سزا دےtuʿadhibaorveyaاور خواہ یہwa-immā[that]davranırsınکہanyou takeتو اختیار کرےtattakhidha[in] themkendilerineان کے معاملے میںfīhim(with) goodnessgüzelبھلائیḥus'nan

86 Until, when he reached the setting of the sun, he found it [as if] setting in a spring of dark mud, and he found near it a people. Allah said, "O Dhul-Qarnayn, either you punish [them] or else adopt among them [a way of] goodness."

86 Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.

86 Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın."

86 یہاں تک کہ جب سورج کے غروب ہونے کی جگہ پہنچا تو اسے ایسا پایا کہ ایک کیچڑ کی ندی میں ڈوب رہا ہے اور اس (ندی) کے پاس ایک قوم دیکھی۔ ہم نے کہا ذوالقرنین! تم ان کو خواہ تکلیف دو خواہ ان (کے بارے) میں بھلائی اختیار کرو (دونوں باتوں میں تم کو قدرت ہے)

86 حتیٰ کہ جب وہ غروبِ آفتاب کی حَد تک پہنچ گیا 1 تو اس نے سُورج کو ایک کالے پانی میں ڈوبتے دیکھا 2 اور وہاں اُسے ایک قوم ملی۔ ہم نے کہا”اے ذوالقرنین، تجھے یہ مقدرت بھی حاصل ہے کہ ان کو تکلیف پہنچائے اور یہ بھی کہ اِن کے ساتھ نیک رویّہ اختیار کرے۔“ 3

قَالَ أَمَّا مَن ظَلَمَ فَسَوۡفَ نُعَذِّبُهُۥ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَىٰ رَبِّهِۦ فَيُعَذِّبُهُۥ عَذَابًا نُّكۡرًا ٨٧

He saiddedi kiاس نے کہاqālaAs forkimرہا وہammā(one) whoجوmanwrongshaksızlık ederseظلم کرتا ہےẓalamathen soonona azab edeceğizتو عنقریبfasawfawe will punish himہم عذاب دیں گے اس کوnuʿadhibuhuThensonraپھرthummahe will be returneddöndürülecektirوہ لوٹایاجائے گاyuraddutoRabbineطرفilāhis Lordاپنے رب کی (طرف)rabbihiand He will punish himO da ona azab edecektirتو وہ عذاب دے گا اس کوfayuʿadhibuhu(with) a punishmentbir azaplaعذابʿadhābanterriblegörülmemişسختnuk'ran

87 He said, "As for one who wrongs, we will punish him. Then he will be returned to his Lord, and He will punish him with a terrible punishment.

87 "Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.

87 O da demişti ki: "Kim haksızlık ederse muhakkak ona azab edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu görülmemiş bir azabla cezalandırır."

87 ذوالقرنین نے کہا کہ جو (کفر وبدکرداری سے) ظلم کرے گا اسے ہم عذاب دیں گے۔ پھر (جب) وہ اپنے پروردگار کی طرف لوٹایا جائے گا تو وہ بھی اسے بُرا عذاب دے گا

87 اس نے کہا، "جو ان میں سے ظلم کرے گا ہم اس کو سزا دیں گے، پھر وہ اپنے رب کی طرف پلٹایا جائے گا اور وہ اسے اور زیادہ سخت عذاب دے گا

وَأَمَّا مَنۡ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَلَهُۥ جَزَآءً ٱلۡحُسۡنَىٰ‌ۖ وَسَنَقُولُ لَهُۥ مِنۡ أَمۡرِنَا يُسۡرًا ٨٨

But as foriseاور رہاwa-ammā(one) whokimseyeجوmanbelievesinananایمان لایاāmanaand doesve yapanاور عمل کیےwaʿamilarighteous (deeds)iyi işlerاچھےṣāliḥanthen for himona vardırتو اس کے لیےfalahu(is) a rewardmükafatجزا ہے ۔ بدلہ ہےjazāangooden güzelاچھی (جزا ہے ۔ اچھا بدلہ ہے)l-ḥus'nāAnd we will speakve söyleyeceğizاور عنقریب ہم کہیں گےwasanaqūluto himonaاس سےlahufrombuyruğumuzdanسےminour commandاپنے حکم میں (سے)amrinā(with) easekolay olanıآسانyus'ran

88 But as for one who believes and does righteousness, he will have a reward of Paradise, and we will speak to him from our command with ease."

88 "Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.

88 "Amma her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız."

88 اور جو ایمان لائے گا اور عمل نیک کرے گا اس کے لئے بہت اچھا بدلہ ہے۔ اور ہم اپنے معاملے میں (اس پر کسی طرح کی سختی نہیں کریں گے بلکہ) اس سے نرم بات کہیں گے

88 اور جو ان میں سے ایمان لائے گا اور نیک عمل کرے گا اُس کے لیے اچھی جزا ہے اور ہم اس کو نرم احکام دیں گے"

ثُمَّ أَتۡبَعَ سَبَبًا ٨٩

Thensonra yineپھرthummahe followedtuttuاس نے پیروی کیatbaʿa(a) coursebir yolاسباب کیsababan

89 Then he followed a way

89 Sonra yine bir yol tuttu.

89 Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.

89 پھر اس نے ایک اور سامان (سفر کا) کیا

89 پھر اُس نے (ایک دُوسری مہم کی) تیاری کی

حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَطۡلِعَ ٱلشَّمۡسِ وَجَدَهَا تَطۡلُعُ عَلَىٰ قَوۡمٍ لَّمۡ نَجۡعَل لَّهُم مِّن دُونِهَا سِتۡرًا ٩٠

Untilnihayetیہاں تک کہḥattāwhenne zaman kiجبidhāhe reachedulaştıوہ پہنچاbalagha(the) rising placedoğduğu yereطلوع ہونے کی جگہmaṭliʿa(of) the sungüneşinسورج کےl-shamsiand he found itve onu bulduپایا اس کوwajadahārisingdoğarkenکہ طلوع ہو رہا ہےtaṭluʿuonüzerineپرʿalāa communitybir kavminایک قوم (پر)qawminnotyapmadığımızنہیںlamWe madeبنایا ہم نےnajʿalfor themkendilerineان کے لیےlahumagainst itona (güneşe) karşıکےminagainst itاس کے ادھرdūnihāany shelterbir siperکوئی پردہ۔ اوٹsit'ran

90 Until, when he came to the rising of the sun, he found it rising on a people for whom We had not made against it any shield.

90 Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.

90 Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.

90 یہاں تک کہ سورج کے طلوع ہونے کے مقام پر پہنچا تو دیکھا کہ وہ ایسے لوگوں پر طلوع کرتا ہے جن کے لئے ہم نے سورج کے اس طرف کوئی اوٹ نہیں بنائی تھی

90 یہاں تک کہ طلوعِ آفتاب کی حد تک جا پہنچا۔ وہاں اس نے دیکھا کہ سُورج ایک ایسی قوم پر طلوع ہو رہا ہے جس کےلیے دُھوپ سے بچنے کا کوئی سامان ہم نے نہیں کیا ہے۔ 1

كَذٰلِكَ وَقَدۡ أَحَطۡنَا بِمَا لَدَيۡهِ خُبۡرًا ٩١

Thusişte böyleاسی طرحkadhālikaAnd verilyve muhakkakاور تحقیقwaqadWe encompassedbiliyordukگھیر رکھا تھا ہم نےaḥaṭnāof whatonun yanındakiniجوbimā(was) with himاس کے پاس تھاladayhi(of the) informationilmimizleخبر میں سےkhub'ran

91 Thus. And We had encompassed [all] that he had in knowledge.

91 İşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştanbaşa biliyorduk.

91 İşte Zülkarneyn'in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.

91 (حقیقت حال) یوں (تھی) اور جو کچھ اس کے پاس تھا ہم کو سب کی خبر تھی

91 یہ حال تھا اُن کا، اور ذوالقرنین کے پاس جو کچھ تھا اُسے ہم جانتے تھے

ثُمَّ أَتۡبَعَ سَبَبًا ٩٢

Thensonra yineپھرthummahe followedtuttuاس نے پیروی کیatbaʿaa coursebir yolاسباب کیsababan

92 Then he followed a way

92 Sonra yine bir yol tuttu.

92 Sonra yine bir yol tuttu.

92 پھر اس نے ایک اور سامان کیا

92 پھر اس نے (ایک اور مہم کا) سامان کیا

حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ بَيۡنَ ٱلسَّدَّيۡنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوۡمًا لَّا يَكَادُونَ يَفۡقَهُونَ قَوۡلاً ٩٣

Untilnihayetیہاں تک کہḥattāwhenne zaman kiجبidhāhe reachedulaştıوہ پہنچاbalaghabetweenarasınaدرمیانbaynathe two mountainsiki sedدو پہاڑوں کےl-sadaynihe foundbulduاس نے پایاwajadabesides themonların dışındaسےminbesides themان کے علاوہdūnihimāa communitybir kavimایک قوم کوqawmannotneredeyseنہwho would almostقریب تھےyakādūnaunderstandhiç anlamayanکہ سمجھتےyafqahūna(his) speechsözبات کوqawlan

93 Until, when he reached [a pass] between two mountains, he found beside them a people who could hardly understand [his] speech.

93 Sonunda, iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı.

93 Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.

93 یہاں تک کہ دو دیواروں کے درمیان پہنچا تو دیکھا کہ ان کے اس طرف کچھ لوگ ہیں کہ بات کو سمجھ نہیں سکتے

93 یہاں تک کہ جب دو پہاڑوں کے درمیان پہنچا 1 تو اسے ان کے پاس ایک قوم ملی جو مشکل ہی سے کوئی بات سجھتی تھی۔ 2

قَالُواۡ يَـٰذَا ٱلۡقَرۡنَيۡنِ إِنَّ يَأۡجُوجَ وَمَأۡجُوجَ مُفۡسِدُونَ فِى ٱلۡأَرۡضِ فَهَلۡ نَجۡعَلُ لَكَ خَرۡجًا عَلَىٰٓ أَن تَجۡعَلَ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَهُمۡ سَدًّا ٩٤

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūO Dhul-qarnainاےyādhāO Dhul-qarnainKarneynاے ذوالقرنینl-qarnayniIndeedşüphesizبیشکinnaYajujYe'cucیاجوجyajūjaand Majujve Me'cucاور ماجوجwamajūja(are) corruptersbozgunculuk yapıyorlarفساد کرنے والے ہیںmuf'sidūnainyeryüzündeمیںthe landزمین (میں)l-arḍiSo maymi?تو کیاfahalwe makeverelimہم بنائیںnajʿalufor yousanaتیرے لیےlakaan expenditurebir vergiخراج۔ ٹیکسkharjan[on]içinاس بات پرʿalāthatyapmanکہanyou makeتو بنائےtajʿalabetween usbizimleہمارے درمیانbaynanāand between themonların arasınaاور ان کے درمیانwabaynahuma barrierbir sedایک بند۔ روکsaddan

94 They said, "O Dhul-Qarnayn, indeed Gog and Magog are [great] corrupters in the land. So may we assign for you an expenditure that you might make between us and them a barrier?"

94 Dediler ki: Zülkarneyn! Doğrusu Yecüc ve Mecüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?

94 Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Onun için, bizimle onlar arasında bir sed yapman şartıyla sana bir vergi versek olur mu?"

94 ان لوگوں نے کہا ذوالقرنین! یاجوج اور ماجوج زمین میں فساد کرتے رہتے ہیں بھلا ہم آپ کے لئے خرچ (کا انتظام) کردیں کہ آپ ہمارے اور ان کے درمیان ایک دیوار کھینچ دیں

94 اُن لوگوں نے کہا کہ ”اے ذوالقرنین، یاجوج اور ماجوج 1 اس سرزمین میں فساد پھیلاتے ہیں۔ تو کیا ہم تجھے کوئی ٹیکس اس کام لیے دیں کہ تُو ہمارے اور ان کے درمیان ایک بند تعمیر کر دے؟“

قَالَ مَا مَكَّنِّى فِيهِ رَبِّى خَيۡرٌ فَأَعِينُونِى بِقُوَّةٍ أَجۡعَلۡ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُمۡ رَدۡمًا ٩٥

He saiddedi kiاس نے کہاqālaWhatbeni bulundurduğu imkanlarجوhas established meقدرت دی ہے مجھ کوmakkannī[in it]içindeاس میںfīhimy LordRabbiminمیرے رب نےrabbī(is) betterdaha hayırlıdırبہتر ہےkhayrunbut assist mesiz bana yardım edin deپس تم سب مدد کرو میریfa-aʿīnūnīwith strengthgüçleساتھ قوت کےbiquwwatinI will makeyapayımمیں بناؤںajʿalbetween yousizinleتمہارے درمیانbaynakumand between themonlar arasınaاور ان کے درمیانwabaynahuma barriersağlam bir engelایک مضبوط دیوارradman

95 He said, "That in which my Lord has established me is better [than what you offer], but assist me with strength; I will make between you and them a dam.

95 "Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

95 Dedi ki: "Rabbimin bana vermiş olduğu servet ve saltanat, sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana maddî yardımda bulunun da sizinle onların arasına en sağlam seddi yapayım.

95 ذوالقرنین نے کہا کہ خرچ کا جو مقدور خدا نے مجھے بخشا ہے وہ بہت اچھا ہے۔ تم مجھے قوت (بازو) سے مدد دو۔ میں تمہارے اور ان کے درمیان ایک مضبوط اوٹ بنا دوں گا

95 اُس نے کہا”جو کچھ میرے ربّ نے مجھے دے رکھا ہے وہ بہت ہے۔ تم بس محنت سے میری مدد کرو، میں تمہارے اور ان کے درمیان بند بنائے دیتا ہوں۔ 1

ءَاتُونِى زُبَرَ ٱلۡحَدِيدِ‌ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا سَاوَىٰ بَيۡنَ ٱلصَّدَفَيۡنِ قَالَ ٱنفُخُواۡ‌ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَعَلَهُۥ نَارًا قَالَ ءَاتُونِىٓ أُفۡرِغۡ عَلَيۡهِ قِطۡرًا ٩٦

Bring mebana getirinدو مجھ کوātūnīsheetskütleleriچادریںzubara(of) irondemirلوہے کی (چادریں)۔ (لوہے کے) ٹکڑےl-ḥadīdiuntilo kadar kiیہاں تک کہḥattāwhenaynı seviyeye getirinceجبidhāhe (had) leveledبرابر کردیاsāwābetweenarasınıدرمیانbaynathe two cliffsiki dağınدو کناروں کےl-ṣadafaynihe saiddediکہاqālaBlowüfleyin!پھونکوunfukhūuntilnihayetیہاں تک کہḥattāwhenonu sokuncaجبidhāhe made itکردیا اس کوjaʿalahufirebir ateş halineآگnāranhe saiddediکہاqālaBring megetirin banaدو مجھ کوātūnīI pourdökeyimمیں انڈیلوںuf'righover itüzerineاس پرʿalayhimolten coppererimiş katranپگھلا ہوا تانباqiṭ'ran

96 Bring me sheets of iron" - until, when he had leveled [them] between the two mountain walls, he said, "Blow [with bellows]," until when he had made it [like] fire, he said, "Bring me, that I may pour over it molten copper."

96 "Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

96 "Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: "Ateş yakıp körükleyin" dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. "Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim" dedi.

96 تو تم لوہے کے (بڑے بڑے) تختے لاؤ (چنانچہ کام جاری کردیا گیا) یہاں تک کہ جب اس نے دونوں پہاڑوں کے درمیان (کا حصہ) برابر کر دیا۔ اور کہا کہ (اب اسے) دھونکو۔ یہاں تک کہ جب اس کو (دھونک دھونک) کر آگ کر دیا تو کہا کہ (اب) میرے پاس تانبہ لاؤ اس پر پگھلا کر ڈال دوں

96 مجھے لوہے کی چادریں لا کر دو" آخر جب دونوں پہاڑوں کے درمیانی خلا کو اس نے پاٹ دیا تو لوگوں سے کہا کہ اب آگ دہکاؤ حتیٰ کہ جب (یہ آہنی دیوار) بالکل آگ کی طرح سُرخ ہو گئی تو اس نے کہا "لاؤ، اب میں اس پر پگھلا ہوا تانبا انڈیلوں گا"

فَمَا ٱسۡطَـٰعُوٓاۡ أَن يَظۡهَرُوهُ وَمَا ٱسۡتَطَـٰعُواۡ لَهُۥ نَقۡبًا ٩٧

So notartıkتو نہfamāthey were ablene güçleri yettiہمت ہوئیis'ṭāʿūtoonu aşmayaکہanscale itوہ چڑھ سکیں اس پرyaẓharūhuand notne deاور نہwamāthey were ablegüçleri yettiوہ طاقت رکھتے تھےis'taṭāʿūin itonuاس کے لیےlahu(to do) any penetrationdelmeyeنقب لگانے کیnaqban

97 So Gog and Magog were unable to pass over it, nor were they able [to effect] in it any penetration.

97 Artık Yecüc ve Mecüc onu ne aşabildiler ve ne de delip geçebildiler.

97 Artık Ye'cuc ve Me'cuc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler.

97 پھر ان میں یہ قدرت نہ رہی کہ اس پر چڑھ سکیں اور نہ یہ طاقت رہی کہ اس میں نقب لگا سکیں

97 (یہ بند ایسا تھا کہ) یاجوج و ماجوج اس پر چڑھ کر بھی نہ آ سکتے تھے اور اس میں نقب لگانا ان کے لیے اور بھی مشکل تھا

Surah 18 / Al-Kahf / The Cave سورة الكهف 304
Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā [We] establishedgüçlü kıldıkاقتدار دیا تھا ہم نے makkannā [for] himonuاس کو lahu inyeryüzündeمیں the earthزمین (میں) l-arḍi and We gave himve ona verdikاور دئیے تھے ہم نے اس کو waātaynāhu ofherسے min everyہر kulli thingşeydenچیز میں سے shayin a meansbir sebepاسباب sababan٨٤ So he followedo da tuttuتو اس نے پیروی کی fa-atbaʿa a coursebir yolاسباب کی sababan
٨٥ Untilnihayetیہاں تک کہ ḥattā whenne zaman kiجب idhā he reachedulaştıوہ پہنچ گیا balagha (the) setting placebattığı yereغروب ہونے کی جگہ maghriba (of) the sungüneşinسورج l-shamsi he found itve onu bulduپایا اس کو wajadahā settingbatarkenغروب ہورہا ہے taghrubu inbir gözedeمیں a springایک چشمے (میں) ʿaynin (of) dark mudkara balçıklıگدلے۔ کیچڑ والے ḥami-atin
and he foundve bulduاور پایا wawajada near itonun yanında daاس کے پاس ʿindahā a communitybir kavimایک قوم کو qawman We saiddedik kiکہا ہم نے qul'nā O Dhul-qarnainEyاے yādhā O Dhul-qarnainZu'l-Karneynذوالقرنین l-qarnayni Eitheryaخواہ immā [that]azâb edersinیہ an you punishتو عذاب دے۔ سزا دے tuʿadhiba orveyaاور خواہ یہ wa-immā [that]davranırsınکہ an you takeتو اختیار کرے tattakhidha
[in] themkendilerineان کے معاملے میں fīhim (with) goodnessgüzelبھلائی ḥus'nan٨٦ He saiddedi kiاس نے کہا qāla As forkimرہا وہ ammā (one) whoجو man wrongshaksızlık ederseظلم کرتا ہے ẓalama then soonona azab edeceğizتو عنقریب fasawfa we will punish himہم عذاب دیں گے اس کو nuʿadhibuhu Thensonraپھر thumma he will be returneddöndürülecektirوہ لوٹایاجائے گا yuraddu toRabbineطرف ilā his Lordاپنے رب کی (طرف) rabbihi
and He will punish himO da ona azab edecektirتو وہ عذاب دے گا اس کو fayuʿadhibuhu (with) a punishmentbir azaplaعذاب ʿadhāban terriblegörülmemişسخت nuk'ran٨٧ But as foriseاور رہا wa-ammā (one) whokimseyeجو man believesinananایمان لایا āmana and doesve yapanاور عمل کیے waʿamila righteous (deeds)iyi işlerاچھے ṣāliḥan then for himona vardırتو اس کے لیے falahu (is) a rewardmükafatجزا ہے ۔ بدلہ ہے jazāan
gooden güzelاچھی (جزا ہے ۔ اچھا بدلہ ہے) l-ḥus'nā And we will speakve söyleyeceğizاور عنقریب ہم کہیں گے wasanaqūlu to himonaاس سے lahu frombuyruğumuzdanسے min our commandاپنے حکم میں (سے) amrinā (with) easekolay olanıآسان yus'ran٨٨ Thensonra yineپھر thumma he followedtuttuاس نے پیروی کی atbaʿa (a) coursebir yolاسباب کی sababan٨٩ Untilnihayetیہاں تک کہ ḥattā
whenne zaman kiجب idhā he reachedulaştıوہ پہنچا balagha (the) rising placedoğduğu yereطلوع ہونے کی جگہ maṭliʿa (of) the sungüneşinسورج کے l-shamsi and he found itve onu bulduپایا اس کو wajadahā risingdoğarkenکہ طلوع ہو رہا ہے taṭluʿu onüzerineپر ʿalā a communitybir kavminایک قوم (پر) qawmin notyapmadığımızنہیں lam We madeبنایا ہم نے najʿal for themkendilerineان کے لیے lahum against itona (güneşe) karşıکے min
against itاس کے ادھر dūnihā any shelterbir siperکوئی پردہ۔ اوٹ sit'ran٩٠ Thusişte böyleاسی طرح kadhālika And verilyve muhakkakاور تحقیق waqad We encompassedbiliyordukگھیر رکھا تھا ہم نے aḥaṭnā of whatonun yanındakiniجو bimā (was) with himاس کے پاس تھا ladayhi (of the) informationilmimizleخبر میں سے khub'ran٩١ Thensonra yineپھر thumma he followedtuttuاس نے پیروی کی atbaʿa
a coursebir yolاسباب کی sababan٩٢ Untilnihayetیہاں تک کہ ḥattā whenne zaman kiجب idhā he reachedulaştıوہ پہنچا balagha betweenarasınaدرمیان bayna the two mountainsiki sedدو پہاڑوں کے l-sadayni he foundbulduاس نے پایا wajada besides themonların dışındaسے min besides themان کے علاوہ dūnihimā a communitybir kavimایک قوم کو qawman
notneredeyseنہ who would almostقریب تھے yakādūna understandhiç anlamayanکہ سمجھتے yafqahūna (his) speechsözبات کو qawlan٩٣ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū O Dhul-qarnainاے yādhā O Dhul-qarnainKarneynاے ذوالقرنین l-qarnayni Indeedşüphesizبیشک inna YajujYe'cucیاجوج yajūja and Majujve Me'cucاور ماجوج wamajūja
(are) corruptersbozgunculuk yapıyorlarفساد کرنے والے ہیں muf'sidūna inyeryüzündeمیں the landزمین (میں) l-arḍi So maymi?تو کیا fahal we makeverelimہم بنائیں najʿalu for yousanaتیرے لیے laka an expenditurebir vergiخراج۔ ٹیکس kharjan [on]içinاس بات پر ʿalā thatyapmanکہ an you makeتو بنائے tajʿala between usbizimleہمارے درمیان baynanā and between themonların arasınaاور ان کے درمیان wabaynahum
a barrierbir sedایک بند۔ روک saddan٩٤ He saiddedi kiاس نے کہا qāla Whatbeni bulundurduğu imkanlarجو has established meقدرت دی ہے مجھ کو makkannī [in it]içindeاس میں fīhi my LordRabbiminمیرے رب نے rabbī (is) betterdaha hayırlıdırبہتر ہے khayrun but assist mesiz bana yardım edin deپس تم سب مدد کرو میری fa-aʿīnūnī with strengthgüçleساتھ قوت کے biquwwatin I will makeyapayımمیں بناؤں ajʿal between yousizinleتمہارے درمیان baynakum
and between themonlar arasınaاور ان کے درمیان wabaynahum a barriersağlam bir engelایک مضبوط دیوار radman٩٥ Bring mebana getirinدو مجھ کو ātūnī sheetskütleleriچادریں zubara (of) irondemirلوہے کی (چادریں)۔ (لوہے کے) ٹکڑے l-ḥadīdi untilo kadar kiیہاں تک کہ ḥattā whenaynı seviyeye getirinceجب idhā he (had) leveledبرابر کردیا sāwā betweenarasınıدرمیان bayna the two cliffsiki dağınدو کناروں کے l-ṣadafayni
he saiddediکہا qāla Blowüfleyin!پھونکو unfukhū untilnihayetیہاں تک کہ ḥattā whenonu sokuncaجب idhā he made itکردیا اس کو jaʿalahu firebir ateş halineآگ nāran he saiddediکہا qāla Bring megetirin banaدو مجھ کو ātūnī I pourdökeyimمیں انڈیلوں uf'righ over itüzerineاس پر ʿalayhi molten coppererimiş katranپگھلا ہوا تانبا qiṭ'ran
٩٦ So notartıkتو نہ famā they were ablene güçleri yettiہمت ہوئی is'ṭāʿū toonu aşmayaکہ an scale itوہ چڑھ سکیں اس پر yaẓharūhu and notne deاور نہ wamā they were ablegüçleri yettiوہ طاقت رکھتے تھے is'taṭāʿū in itonuاس کے لیے lahu (to do) any penetrationdelmeyeنقب لگانے کی naqban٩٧
٣٠٤
‹ 302page 303 of the printed Mushaf304 ›