فَكُلِى وَٱشۡرَبِى وَقَرِّى عَيۡنًا‌ۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلۡبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِىٓ إِنِّى نَذَرۡتُ لِلرَّحۡمَـٰنِ صَوۡمًا فَلَنۡ أُكَلِّمَ ٱلۡيَوۡمَ إِنسِيًّا ٢٦

So eatyeپھر کھاfakulīand drinkve içاور پیwa-ish'rabīand coolve aydın olsunاور ٹھنڈی کرwaqarrī(your) eyesgözünآنکھیںʿaynanAnd ifeğerپھر اگرfa-immāyou seegörürsenتم دیکھوtarayinnafrominsanlardanسےminahuman beingانسان میںl-basharianyonebiriniکسی ایک کوaḥadanthen sayde kiتو کہہ دےfaqūlīIndeed, Işüphesiz benبیشک میںinnī[I] have vowedadadımمیں نے نذر مانی ہےnadhartuto the Most GraciousRahman içinرحمن کے لیےlilrraḥmānia fastoruçروزے کیṣawmanso notaslaتو ہرگز نہیںfalanI will speakkonuşmayacağımمیں کلام کروں گیukallimatodaybugünآجl-yawma(to any) human beinghiçbir insanlaکسی انسان سےinsiyyan

26 So eat and drink and be contented. And if you see from among humanity anyone, say, 'Indeed, I have vowed to the Most Merciful abstention, so I will not speak today to [any] man.' "

26 Ye iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de."

26 "Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ben Rahmân (olan Allah)a bir oruç (susmak) adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım" de.

26 تو کھاؤ اور پیو اور آنکھیں ٹھنڈی کرو۔ اگر تم کسی آدمی کو دیکھو تو کہنا کہ میں نے خدا کے لئے روزے کی منت مانی تو آج میں کسی آدمی سے ہرگز کلام نہیں کروں گی

26 پس تُو کھا اور پی اور اپنی آنکھیں ٹھنڈی کر۔ پھر اگر کوئی تجھے نظر آئے تو اس سے کہہ دے کہ میں نے رحمان کے لیے روزے کی نذر مانی ہے، اس لیے آج میں کسی سے نہ بولوں گی۔“ 1

فَأَتَتۡ بِهِۦ قَوۡمَهَا تَحۡمِلُهُۥ‌ۖ قَالُواۡ يَـٰمَرۡيَمُ لَقَدۡ جِئۡتِ شَيۡــًٔا فَرِيًّا ٢٧

Then she camegetirdiتو لے آئیfa-atatwith himonuاس کوbihi(to) her peoplekavmineاپنی قوم کے پاسqawmahācarrying himtaşıyarakاٹھائے تھی اس کوtaḥmiluhuThey saiddedilerلوگ کہنے لگےqālūO MaryamEy Meryemاے مریمyāmaryamuCertainlygerçektenالبتہ تحقیقlaqadyou (have) broughtsen yaptınلائی توji'tian amazing thingbir işایک چیزshayanan amazing thingtuhaf korkunç'بہت بری عجیبfariyyan

27 Then she brought him to her people, carrying him. They said, "O Mary, you have certainly done a thing unprecedented.

27 Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.

27 Sonra Meryem onu (İsa'yı) yüklenerek kavmine getirdi. Onlar (hayretler içinde şöyle) dediler: "Ey Meryem! doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın."

27 پھر وہ اس (بچّے) کو اٹھا کر اپنی قوم کے لوگوں کے پاس لے آئیں۔ وہ کہنے لگے کہ مریم یہ تو تُونے برا کام کیا

27 پھر وہ اس بچے کو لیے ہوئے اپنی قوم میں آئی لوگ کہنے لگے " اے مریم، یہ تو تُو نے بڑا پاپ کر ڈالا

يَـٰٓأُخۡتَ هَـٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمۡرَأَ سَوۡءٍ وَمَا كَانَتۡ أُمُّكِ بَغِيًّا ٢٨

O sisterey kızkardeşiاے بہنyāukh'ta(of) HarunHarun'unہارون کیhārūnaNotdeğildiنہwasتھاkānayour fatherbabanباپ تیراabūkian evil manbir adamانسانim'ra-aan evil mankötüبراsawinand notveاور نہwamāwasdeğildiتھیkānatyour motherannen deماں تیریummukiunchasteiffetsizبدکارbaghiyyan

28 O sister of Aaron, your father was not a man of evil, nor was your mother unchaste."

28 Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.

28 "Ey Harun'un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi."

28 اے ہارون کی بہن نہ تو تیرا باپ ہی بداطوار آدمی تھا اور نہ تیری ماں ہی بدکار تھی

28 اے ہارون کی بہن، 1 نہ تیرا باپ کوئی آدمی تھا اور نہ تیری ماں ہی کوئی بدکار عورت تھی۔“ 2

فَأَشَارَتۡ إِلَيۡهِ‌ۖ قَالُواۡ كَيۡفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلۡمَهۡدِ صَبِيًّا ٢٩

Then she pointed(çocuğu) gösterdiتو اس نے اشارہ کردیاfa-ashāratto himonlaraاس کی طرفilayhiThey saiddediler kiانہوں نے کہاqālūHownasılکس طرحkayfa(can) we speakkonuşuruzہم کلام کریںnukallimu(to one) whokimseyleجوmanisolanہےkānainbeşikteمیںthe cradleپن گھوڑے میںl-mahdia childçocuklaایک بچہ ساṣabiyyan

29 So she pointed to him. They said, "How can we speak to one who is in the cradle a child?"

29 Meryem çocuğu gösterdi. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler.

29 Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.

29 تو مریم نے اس لڑکے کی طرف اشارہ کیا۔ وہ بولے کہ ہم اس سے کہ گود کا بچہ ہے کیونکر بات کریں

29 مریم نے بچے کی طرف اشارہ کر دیا۔لوگوں نے کہا”ہم اِس سے کیا بات کریں گے جو گہوارے میں پڑا ہوا ایک بچہ ہے؟“ 1

قَالَ إِنِّى عَبۡدُ ٱللَّهِ ءَاتَـٰنِىَ ٱلۡكِتَـٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا ٣٠

He said(Çocuk) dediبچہ بول اٹھا۔ کہنے لگاqālaIndeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnīa slavekuluyumبندہ ہوںʿabdu(of) AllahAllah'ınاللہ کاl-lahiHe gave mebana verdiاس نے دی مجھ کوātāniyathe ScriptureKitabıکتابl-kitābaand made meve beni yaptıاور بنایا مجھ کوwajaʿalanīa Prophetpeygamberنبیnabiyyan

30 [Jesus] said, "Indeed, I am the servant of Allah. He has given me the Scripture and made me a prophet.

30 Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

30 (Allah'ın bir mucizesi olarak İsa şöyle) dedi: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana kitab verdi ve beni bir peygamber yaptı."

30 بچے نے کہا کہ میں خدا کا بندہ ہوں اس نے مجھے کتاب دی ہے اور نبی بنایا ہے

30 بچہ بول اٹھا "میں اللہ کا بندہ ہوں اُس نے مجھے کتاب دی، اور نبی بنایا

وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيۡنَ مَا كُنتُ وَأَوۡصَـٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمۡتُ حَيًّا ٣١

And He (has) made meve beni kıldıاور بنایا مجھ کوwajaʿalanīblessedbereketliمبارکmubārakanwhereverneredeجہاں کہیںaynawhereverolursamجہاں کہیںI amمیں ہوںkuntuand has enjoined (on) meve bana emrettiاور تاکید کی مجھےwa-awṣānī[of] the prayernamaz kılmayıنماز کیbil-ṣalatiand zakahve zekat vermeyiاور زکوۃ کیwal-zakatias long as I amolduğum süreceجب تکas long as I amمیں رہوںdum'tualivesağزندہḥayyan

31 And He has made me blessed wherever I am and has enjoined upon me prayer and zakah as long as I remain alive

31 Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

31 "Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti."

31 اور میں جہاں ہوں (اور جس حال میں ہوں) مجھے صاحب برکت کیا ہے اور جب تک زندہ ہوں مجھ کو نماز اور زکوٰة کا ارشاد فرمایا ہے

31 اور بابرکت کیا جہاں بھی میں رہوں، اور نماز اور زکوٰۃ کی پابندی کا حکم دیا جب تک میں زندہ رہوں

وَبَرَّۢا بِوٰلِدَتِى وَلَمۡ يَجۡعَلۡنِى جَبَّارًا شَقِيًّا ٣٢

And dutifulve iyilik eder (kıldı)اور نیک سلوک کرنے والاwabarranto my motherannemeاپنی والدہ کے ساتھbiwālidatīand notve beni yapmadıاور نہیںwalamHe (has) made meبنایا مجھ کوyajʿalnīinsolentbir zorbaمتکبرjabbāranunblessedbaş kaldıranبدبختshaqiyyan

32 And [made me] dutiful to my mother, and He has not made me a wretched tyrant.

32 Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

32 "Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni zorba ve isyankar yapmadı."

32 اور (مجھے) اپنی ماں کے ساتھ نیک سلوک کرنے والا (بنایا ہے) اور سرکش وبدبخت نہیں بنایا

32 اور اپنی والدہ کا حق ادا کرنے والا بنایا، 1 اور مجھ کو جبّار اور شقی نہیں بنایا

وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىَّ يَوۡمَ وُلِدتُّ وَيَوۡمَ أَمُوتُ وَيَوۡمَ أُبۡعَثُ حَيًّا ٣٣

And peace (be)ve esenlik verilmiştirاور سلام ہوwal-salāmuon mebanaمجھ پرʿalayya(the) daygünجس دنyawmaI was borndoğduğumمیں پیدا ہواwulidttuand (the) dayve günاور جس دنwayawmaI will dieöleceğimمیں مروں گاamūtuand (the) Dayve günاور جس دنwayawmaI will be raisedkaldırılacağımمیں اٹھایا جاؤں گاub'ʿathualivediri olarakزندہ کرکےḥayyan

33 And peace is on me the day I was born and the day I will die and the day I am raised alive."

33 Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

33 "Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir."

33 اور جس دن میں پیدا ہوا اور جس دن مروں گا اور جس دن زندہ کرکے اٹھایا جاؤں گا مجھ پر سلام (ورحمت) ہے

33 سلام ہے مجھ پر جبکہ میں پیدا ہوا اور جبکہ میں مروں اور جبکہ زندہ کر کےاُٹھایا جاوٴں۔“ 1

ذٰلِكَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ‌ۚ قَوۡلَ ٱلۡحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمۡتَرُونَ ٣٤

Thatişteیہdhālika(was) IsaÎsaعیسیٰʿīsā(the) sonoğluابنub'nu(of) MaryamMeryemمریمmaryamaa statementsözبات ہےqawla(of) truthgerçekسچیl-ḥaqithat whichhakkındaیہ جوalladhīabout itاس میںfīhithey disputeşüphe edip ayrılığa düştükleriوہ شک کرتے ہیںyamtarūna

34 That is Jesus, the son of Mary - the word of truth about which they are in dispute.

34 İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur.

34 İşte hakkında (yahudilerle hıristiyanların) ihtilaf edip durdukları Meryemoğlu İsa'ya dair Allah'ın sözü budur.

34 یہ مریم کے بیٹے عیسیٰ ہیں (اور یہ) سچی بات ہے جس میں لوگ شک کرتے ہیں

34 یہ ہے عیسٰی ابن مریم اور یہ ہے اُس کے بارے میں وہ سچی بات جس میں لوگ شک کر رہے ہیں

مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ‌ۖ سُبۡحَـٰنَهُۥٓ‌ۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٣٥

Notyakışmazنہیں(it) isہےkānafor AllahAllah'aلائق اللہ کے لیےlillahithatedinmekکہanHe should takeبنائےyattakhidhaany sonhiçbirسےminany sonçocukکوئی بچہ۔ کوئی بیٹاwaladinGlory be to HimO'nun şanı yücedirپاک ہے وہsub'ḥānahuWhenzamanجبidhāHe decreeshükmettiğiفیصلہ کرتا ہےqaḍāa matterbir işiکسی کام کاamranthen onlysadeceتو بیشکfa-innamāHe saysderکہتا ہےyaqūluto itonaاس کوlahuBeol!ہوجاkunand it is(o da) olurتو وہ ہوجاتا ہےfayakūnu

35 It is not [befitting] for Allah to take a son; exalted is He! When He decrees an affair, He only says to it, "Be," and it is.

35 Allah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak "Ol" der, o da olur.

35 Çocuk edinmek asla Allah'ın şanına yakışmaz. O bundan münezzehtir. O, bir şeyin olmasını dilerse, ona sadece "ol" der, o da oluverir.

35 خدا کو سزاوار نہیں کہ کسی کو بیٹا بنائے۔ وہ پاک ہے جب کسی چیز کا ارادہ کرتا ہے تو اس کو یہی کہتا ہے کہ ہوجا تو وہ ہوجاتی ہے

35 اللہ کا یہ کام نہیں ہے کہ وہ کسی کو بیٹا بنائے۔ وہ پاک ذات ہے۔ وہ جب کسی بات کا فیصلہ کرتا ہے تو کہتا ہے کہ ہو جا، اور بس وہ ہو جاتی ہے۔ 1

وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُ‌ۚ هَـٰذَا صِرٰطٌ مُّسۡتَقِيمٌ ٣٦

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innaAllahاللہl-laha(is) my Lordbenim Rabbimdirمیرا رب ہےrabbīand your Lordve sizin Rabbinizdirاور تمہارا رب ہےwarabbukumso worship HimO'na kulluk edinپس عبادت کرو اس کیfa-uʿ'budūhuThisişte budurیہ ہےhādhā(is) a pathyolراستہṣirāṭunstraightdosdoğruسیدھاmus'taqīmun

36 [Jesus said], "And indeed, Allah is my Lord and your Lord, so worship Him. That is a straight path."

36 "Doğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur."

36 "Şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah'tır. O halde ona ibadet edin, işte dosdoğru yol budur."

36 اور بےشک خدا ہی میرا اور تمہارا پروردگار ہے تو اسی کی عبادت کرو۔ یہی سیدھا رستہ ہے

36 (اور عیسیٰ ؑ نے کہا تھا کہ)”اللہ میرا ربّ بھی ہے اور تمہارا ربّ بھی ، پس تم اس کی بندگی کرو، یہی سیدھی راہ ہے۔“ 1

فَٱخۡتَلَفَ ٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَيۡنِهِمۡ‌ۖ فَوَيۡلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُواۡ مِن مَّشۡهَدِ يَوۡمٍ عَظِيمٍ ٣٧

But differedayrılığa düştülerتو اختلاف کیاfa-ikh'talafathe sectshiziplerگروہوںl-aḥzābufrom among themkendi aralarındanنےminfrom among themآپس میںbaynihimso woeartık vay halineتو ہلاکت ہےfawaylunto those whokimselerinان لوگوں کے لیےlilladhīnadisbelieveinkar edenجنہوں نے کفر کیاkafarūfromötürüسےmin(the) witnessinggörmektenدیکھنے میں۔ حاضری سےmashhadi(of) a Daybir günüاس دنyawmingreatbüyükبڑے (دن کے۔ کی)ʿaẓīmin

37 Then the factions differed [concerning Jesus] from among them, so woe to those who disbelieved - from the scene of a tremendous Day.

37 Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!

37 Ne var ki, fırkalar (yahudi ve hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilafa düştüler. O büyük (dehşetli) günü görecek kâfirlerin vay haline!

37 پھر (اہل کتاب کے) فرقوں نے باہم اختلاف کیا۔ سو جو لوگ کافر ہوئے ہیں ان کو بڑے دن (یعنی قیامت کے روز) حاضر ہونے سے خرابی ہے

37 مگر پھر مختلف گروہ 1 باہم اختلاف کرنے لگے۔ سو جن لوگوں نے کُفر کیا ان کے لیے وہ وقت بڑی تباہی کا ہوگا

أَسۡمِعۡ بِهِمۡ وَأَبۡصِرۡ يَوۡمَ يَأۡتُونَنَا‌ۖ لَـٰكِنِ ٱلظَّـٰلِمُونَ ٱلۡيَوۡمَ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ ٣٨

How they will hearne güzel işitirlerخوب سننے والے ہوں مگرasmiʿHow they will hearonlarساتھ ان کےbihimand how (they will) seene güzel görürlerاور خوب دیکھنے والےwa-abṣir(the) Daygünجس دنyawmathey will come to Usbize geldikleriوہ آئیں گے ہمارے پاسyatūnanābutamaلیکنlākinithe wrongdoerszalimlerظالم لوگl-ẓālimūnatodaybugünآجl-yawma(are) iniçindedirlerمیںerrorsapıklıkگمراہی میں ہیںḍalālinclearapaçıkکھلیmubīnin

38 How [clearly] they will hear and see the Day they come to Us, but the wrongdoers today are in clear error.

38 Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.

38 Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.

38 وہ جس دن ہمارے سامنے آئیں گے۔ کیسے سننے والے اور کیسے دیکھنے والے ہوں گے مگر ظالم آج صریح گمراہی میں ہیں

38 جب کہ وہ ایک بڑا دن دیکھیں گے جب وہ ہمارے سامنے حاضر ہوں گے اُس روز تو اُن کے کان بھی خوب سُن رہے ہوں گے اور اُن کی آنکھیں بھی خوب دیکھتی ہوں گی، مگر آج یہ ظالم کھلی گمراہی میں مبتلا ہیں

Surah 19 / Maryam / Mary سورة مريم 308
So eatyeپھر کھا fakulī and drinkve içاور پی wa-ish'rabī and coolve aydın olsunاور ٹھنڈی کر waqarrī (your) eyesgözünآنکھیں ʿaynan And ifeğerپھر اگر fa-immā you seegörürsenتم دیکھو tarayinna frominsanlardanسے mina human beingانسان میں l-bashari anyonebiriniکسی ایک کو aḥadan then sayde kiتو کہہ دے faqūlī
Indeed, Işüphesiz benبیشک میں innī [I] have vowedadadımمیں نے نذر مانی ہے nadhartu to the Most GraciousRahman içinرحمن کے لیے lilrraḥmāni a fastoruçروزے کی ṣawman so notaslaتو ہرگز نہیں falan I will speakkonuşmayacağımمیں کلام کروں گی ukallima todaybugünآج l-yawma (to any) human beinghiçbir insanlaکسی انسان سے insiyyan٢٦
Then she camegetirdiتو لے آئی fa-atat with himonuاس کو bihi (to) her peoplekavmineاپنی قوم کے پاس qawmahā carrying himtaşıyarakاٹھائے تھی اس کو taḥmiluhu They saiddedilerلوگ کہنے لگے qālū O MaryamEy Meryemاے مریم yāmaryamu Certainlygerçektenالبتہ تحقیق laqad you (have) broughtsen yaptınلائی تو ji'ti an amazing thingbir işایک چیز shayan
an amazing thingtuhaf korkunç'بہت بری عجیب fariyyan٢٧ O sisterey kızkardeşiاے بہن yāukh'ta (of) HarunHarun'unہارون کی hārūna Notdeğildiنہ wasتھا kāna your fatherbabanباپ تیرا abūki an evil manbir adamانسان im'ra-a an evil mankötüبرا sawin and notveاور نہ wamā wasdeğildiتھی kānat
your motherannen deماں تیری ummuki unchasteiffetsizبدکار baghiyyan٢٨ Then she pointed(çocuğu) gösterdiتو اس نے اشارہ کردیا fa-ashārat to himonlaraاس کی طرف ilayhi They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Hownasılکس طرح kayfa (can) we speakkonuşuruzہم کلام کریں nukallimu (to one) whokimseyleجو man isolanہے kāna inbeşikteمیں
the cradleپن گھوڑے میں l-mahdi a childçocuklaایک بچہ سا ṣabiyyan٢٩ He said(Çocuk) dediبچہ بول اٹھا۔ کہنے لگا qāla Indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī a slavekuluyumبندہ ہوں ʿabdu (of) AllahAllah'ınاللہ کا l-lahi He gave mebana verdiاس نے دی مجھ کو ātāniya the ScriptureKitabıکتاب l-kitāba and made meve beni yaptıاور بنایا مجھ کو wajaʿalanī
a Prophetpeygamberنبی nabiyyan٣٠ And He (has) made meve beni kıldıاور بنایا مجھ کو wajaʿalanī blessedbereketliمبارک mubārakan whereverneredeجہاں کہیں ayna whereverolursamجہاں کہیں I amمیں ہوں kuntu and has enjoined (on) meve bana emrettiاور تاکید کی مجھے wa-awṣānī [of] the prayernamaz kılmayıنماز کی bil-ṣalati
and zakahve zekat vermeyiاور زکوۃ کی wal-zakati as long as I amolduğum süreceجب تک as long as I amمیں رہوں dum'tu alivesağزندہ ḥayyan٣١ And dutifulve iyilik eder (kıldı)اور نیک سلوک کرنے والا wabarran to my motherannemeاپنی والدہ کے ساتھ biwālidatī and notve beni yapmadıاور نہیں walam He (has) made meبنایا مجھ کو yajʿalnī
insolentbir zorbaمتکبر jabbāran unblessedbaş kaldıranبدبخت shaqiyyan٣٢ And peace (be)ve esenlik verilmiştirاور سلام ہو wal-salāmu on mebanaمجھ پر ʿalayya (the) daygünجس دن yawma I was borndoğduğumمیں پیدا ہوا wulidttu and (the) dayve günاور جس دن wayawma I will dieöleceğimمیں مروں گا amūtu
and (the) Dayve günاور جس دن wayawma I will be raisedkaldırılacağımمیں اٹھایا جاؤں گا ub'ʿathu alivediri olarakزندہ کرکے ḥayyan٣٣ Thatişteیہ dhālika (was) IsaÎsaعیسیٰ ʿīsā (the) sonoğluابن ub'nu (of) MaryamMeryemمریم maryama a statementsözبات ہے qawla (of) truthgerçekسچی l-ḥaqi
that whichhakkındaیہ جو alladhī about itاس میں fīhi they disputeşüphe edip ayrılığa düştükleriوہ شک کرتے ہیں yamtarūna٣٤ Notyakışmazنہیں (it) isہے kāna for AllahAllah'aلائق اللہ کے لیے lillahi thatedinmekکہ an He should takeبنائے yattakhidha any sonhiçbirسے min any sonçocukکوئی بچہ۔ کوئی بیٹا waladin Glory be to HimO'nun şanı yücedirپاک ہے وہ sub'ḥānahu
Whenzamanجب idhā He decreeshükmettiğiفیصلہ کرتا ہے qaḍā a matterbir işiکسی کام کا amran then onlysadeceتو بیشک fa-innamā He saysderکہتا ہے yaqūlu to itonaاس کو lahu Beol!ہوجا kun and it is(o da) olurتو وہ ہوجاتا ہے fayakūnu٣٥ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna Allahاللہ l-laha (is) my Lordbenim Rabbimdirمیرا رب ہے rabbī and your Lordve sizin Rabbinizdirاور تمہارا رب ہے warabbukum
so worship HimO'na kulluk edinپس عبادت کرو اس کی fa-uʿ'budūhu Thisişte budurیہ ہے hādhā (is) a pathyolراستہ ṣirāṭun straightdosdoğruسیدھا mus'taqīmun٣٦ But differedayrılığa düştülerتو اختلاف کیا fa-ikh'talafa the sectshiziplerگروہوں l-aḥzābu from among themkendi aralarındanنے min
from among themآپس میں baynihim so woeartık vay halineتو ہلاکت ہے fawaylun to those whokimselerinان لوگوں کے لیے lilladhīna disbelieveinkar edenجنہوں نے کفر کیا kafarū fromötürüسے min (the) witnessinggörmektenدیکھنے میں۔ حاضری سے mashhadi (of) a Daybir günüاس دن yawmin greatbüyükبڑے (دن کے۔ کی) ʿaẓīmin٣٧ How they will hearne güzel işitirlerخوب سننے والے ہوں مگر asmiʿ How they will hearonlarساتھ ان کے bihim
and how (they will) seene güzel görürlerاور خوب دیکھنے والے wa-abṣir (the) Daygünجس دن yawma they will come to Usbize geldikleriوہ آئیں گے ہمارے پاس yatūnanā butamaلیکن lākini the wrongdoerszalimlerظالم لوگ l-ẓālimūna todaybugünآج l-yawma (are) iniçindedirlerمیں errorsapıklıkگمراہی میں ہیں ḍalālin clearapaçıkکھلی mubīnin٣٨
٣٠٨
‹ 306page 307 of the printed Mushaf308 ›