إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَعَمِلُواۡ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَيَجۡعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وُدًّا ٩٦

Indeedşüphesizبیشکinnathose whokimseler (için)وہ لوگalladhīnabelievedinanan(lar)جو ایمان لائےāmanūand didve yapanlar (için)اور انہوں نے کام کیےwaʿamilūgood deedsfaydalı işlerاچھےl-ṣāliḥātiwill bestowyaratacaktırعنقریب پیدا کردے گاsayajʿalufor themonlar içinان کے لیےlahumuthe Most GraciousRahmanرحمنl-raḥmānuaffectionbir sevgiمحبتwuddan

96 Indeed, those who have believed and done righteous deeds - the Most Merciful will appoint for them affection.

96 İnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.

96 İman edip, salih amel işleyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onları (gönüllere) sevdirecektir.

96 اور جو لوگ ایمان لائے اور عمل نیک کئے خدا ان کی محبت (مخلوقات کے دل میں) پیدا کردے گا

96 یقیناً جو لوگ ایمان لے آئے ہیں اور عملِ صالح کر رہے ہیں عنقریب رحمٰن اُن کے لیے دلوں میں محبت پیدا کر دے گا۔ 1

فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلۡمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوۡمًا لُّدًّا ٩٧

So, onlyşüphesiz bizتو بیشکfa-innamāWe (have) made it easyO'nu kolaylaştırdıkآسان کردیا ہم نے اس کوyassarnāhuin your tonguesenin dilineساتھ تیری زبان کےbilisānikathat you may give glad tidingsmüjdelemen içinتاکہ تو خوش خبری دےlitubashirawith itonunlaساتھ اس کےbihi(to) the righteousmuttakileri (sakınanları)متقی لوگوں کوl-mutaqīnaand warnve uyarman içinاور تو ڈرائےwatundhirawith itonunlaساتھ اس کےbihia peoplebir kavmiقوم کوqawmanhostileinatçıجھگڑالوluddan

97 So, [O Muhammad], We have only made Qur'an easy in the Arabic language that you may give good tidings thereby to the righteous and warn thereby a hostile people.

97 Biz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.

97 (Ey Muhammed!) Biz Kur'ân'ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah'tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın.

97 (اے پیغمبر) ہم نے یہ (قرآن) تمہاری زبان میں آسان (نازل) کیا ہے تاکہ تم اس سے پرہیزگاروں کو خوشخبری پہنچا دو اور جھگڑالوؤں کو ڈر سنا دو

97 پس اے محمدؐ، اِس کلام کو ہم نے آسان کر کے تمہاری زبان میں اسی لیے نازل کیا ہے کہ تم پرہیز گاروں کو خوشخبری دے دو اور ہٹ دھرم لوگوں کو ڈرا دو

وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هَلۡ تُحِسُّ مِنۡهُم مِّنۡ أَحَدٍ أَوۡ تَسۡمَعُ لَهُمۡ رِكۡزَۢا ٩٨

And how manyve nicesiniاور کتنی ہیwakamWe (have) destroyedhelak ettikہلاک کیں ہم نےahlaknābefore themonlardan önceان سے پہلےqablahumofnesillerdenسےmina generationقوموں میں (سے)qarninCanhissediyormusun?کیاhalyou perceiveتم محسوس کرتے ہوtuḥissuof themonlardanان میںmin'humanyhiçسےminonebiriniکسی ایک کو بھیaḥadinoryahutیاawhearişitiyor (musun?)تم سنتے ہوtasmaʿufrom themonlarınان کے لےlahuma soundcılız bir sesiniکوئی آہستہ آواز۔ کوئی بھنکrik'zan

98 And how many have We destroyed before them of generations? Do you perceive of them anyone or hear from them a sound?

98 Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun?

98 Hem onlardan önce nice nesilleri helak ettik. (Şimdi) onlardan hiçbirini görüyor musun, yahud onların hafif bir sesini işitiyor musun?

98 اور ہم نے اس سے پہلے بہت سے گروہوں کو ہلاک کردیا ہے۔ بھلا تم ان میں سے کسی کو دیکھتے ہو یا (کہیں) ان کی بھنک سنتے ہو

98 ان سے پہلے ہم کتنی ہی قوموں کو ہلاک کر چکے ہیں، پھر آج کہیں تم ان کا نشان پاتے ہو یا اُن کی بھنک بھی کہیں سنائی دیتی ہے؟

●●●●●●

سُورَةُ طه

Taha / Ta-Ha

Meccan  ◆  135 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

طه ١

Ta HaTa Ha.'ط۔ ہtta-ha

1 Ta, Ha.

1 Ta, Ha.

1 Tâ, Hâ,

1 طہٰ

1 طٰہٰ

مَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لِتَشۡقَىٰٓ ٢

Notbiz indirmedikنہیںWe (have) sent downنازل کیا ہم نےanzalnāto yousanaآپ پرʿalaykathe Quran(bu) Kur'an'ıقرآنl-qur'ānathat you be distressedgüçlük çekesin diyeتاکہ آپ مشکل میں پڑجائیںlitashqā

2 We have not sent down to you the Qur'an that you be distressed

2 Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

2 Ey Muhammed! Kur'ân'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.

2 (اے محمدﷺ) ہم نے تم پر قرآن اس لئے نازل نہیں کیا کہ تم مشقت میں پڑ جاؤ

2 ہم نے یہ قرآن تم پر اس لیے نازل نہیں کیا ہے کہ تم مصیبت میں پڑ جاؤ

إِلَّا تَذۡكِرَةً لِّمَن يَخۡشَىٰ ٣

(But)ancak (indirdik)مگرillā(as) a reminderbir öğütایک نصیحتtadhkiratanfor (those) whokimseler içinاس کے لیےlimanfearkorkan(lar)جو ڈرتا ہوyakhshā

3 But only as a reminder for those who fear [Allah] -

3 Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

3 Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.)

3 بلکہ اس شخص کو نصیحت دینے کے لئے (نازل کیا ہے) جو خوف رکھتا ہے

3 یہ تو ایک یاد دہانی ہے ہر اُس شخص کے لیے جو ڈرے۔ 1

تَنزِيلاً مِّمَّنۡ خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ وَٱلسَّمَـٰوٰتِ ٱلۡعُلَى ٤

A revelation(O) indirilmiştirنازل کردہ ہےtanzīlanfrom (He) Whotarafındanاس کی طرف سے جس نےmimmancreatedyaratanبنایاkhalaqathe earthyeriزمین کوl-arḍaand the heavensve gökleriاور آسمانوں کوwal-samāwāti[the] highyüceبلند (بلند آسمانوں کوl-ʿulā

4 A revelation from He who created the earth and highest heavens,

4 Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

4 Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından yavaş yavaş bir indirilişle (onu) indirdik.

4 یہ اس (ذات برتر) کا اتارا ہوا ہے جس نے زمین اور اونچے اونچے آسمان بنائے

4 نازل کیا گیا ہے اُس ذات کی طرف سے جس نے پیدا کیا ہے زمین کو اور بلند آسمانوں کو

ٱلرَّحۡمَـٰنُ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ ٱسۡتَوَىٰ ٥

The Most GraciousRahmanجو رحمن ہےal-raḥmānuoverüzerineپرʿalāthe ThroneArşعرش (پر)l-ʿarshiis establishedistiva etmiş(kurulmuş)turوہ مستوی ہےis'tawā

5 The Most Merciful [who is] above the Throne established.

5 Rahman arşa hükmetmektedir.

5 O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu.

5 (یعنی خدائے) رحمٰن جس نےعرش پر قرار پکڑا

5 وہ رحمٰن(کائنات کے)تختِ سلطنت پر جلوہ فرما ہے۔ 1

لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَمَا تَحۡتَ ٱلثَّرَىٰ ٦

To Him (belongs)hep O'nundurاس کے لیے ہےlahuwhateverne varsaجو(is) ingöklerdeمیںthe heavensآسمانوں میں ہےl-samāwātiand whateverve ne varsaاور جوwamā(is) inyerdeمیںthe earthزمین میں ہےl-arḍiand whateverve ne varsaاور جوwamā(is) between themikisinin arasındaان کے درمیان ہےbaynahumāand whateverve ne varsaاور جوwamā(is) underaltındaنیچے ہےtaḥtathe soiltoprağınزمین کے۔ مٹی کےl-tharā

6 To Him belongs what is in the heavens and what is on the earth and what is between them and what is under the soil.

6 Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.

6 Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altıda bulunanlar O'nundur.

6 جو کچھ آسمانوں میں ہے اور جو کچھ زمین میں ہے اور جو کچھ ان دونوں کے بیچ میں ہے اور جو کچھ (زمین کی) مٹی کے نیچے ہے سب اسی کا ہے

6 مالک ہے اُن سب چیزوں کا جو آسمانوں اور زمین میں ہیں اور جو زمین و آسمان کے درمیان میں ہیں اور جو مٹی کے نیچے ہیں

وَإِن تَجۡهَرۡ بِٱلۡقَوۡلِ فَإِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخۡفَى ٧

And ifve eğerاور اگرwa-inyou speak aloudaçık da söylesenتم پکار کر کہوtajharthe wordsözüبات کوbil-qawlithen indeed, Hemuhakkak Oتو بیشک وہfa-innahuknowsbilirجانتا ہےyaʿlamuthe secretgizliyiراز کوl-siraand the more hiddenve daha gizlisiniاور زیادہ خفیہ بات کوwa-akhfā

7 And if you speak aloud - then indeed, He knows the secret and what is [even] more hidden.

7 Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.

7 Sen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.

7 اور اگر تم پکار کر بات کہو تو وہ تو چھپے بھید اور نہایت پوشیدہ بات تک کو جانتا ہے

7 تم چاہے اپنی بات پُکار کر کہو ، وہ تو چُپکے سے کہی ہوئی بات بلکہ اس سے مخفی بات بھی جانتا ہے۔ 1

ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ‌ۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ ٨

Allah Allah (ki)اللہ تعالیٰal-lahu(there is) noyokturنہیںgodtanrıکوئی الہ برحقilāhaexceptbaşkaمگرillāHimO'ndanوہیhuwaTo Him (belong)O'nundurاس کے لیے ہیںlahuthe Namesisimlerنامl-asmāuthe Most Beautifulen güzelاچھے اچھےl-ḥus'nā

8 Allah - there is no deity except Him. To Him belong the best names.

8 Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.

8 Allah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.

8 (وہ معبود برحق ہے کہ) اس کے سوا کوئی معبود نہیں ہے۔ اس کے (سب) نام اچھے ہیں

8 وہ اللہ ہے، اس کے سوا کوئی خدانہیں، اس کے لیے بہترین نام ہیں۔ 1

وَهَلۡ أَتَـٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ٩

And hasmi?اور کیاwahalcome to yousana geldiآئی تیرے پاسatākathe narrationhaberiباتḥadīthu(of) MusaMusa'nınموسیٰ کیmūsā

9 And has the story of Moses reached you? -

9 Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?

9 (Habîbim!) Musa'nın (başından geçen hayat) hikayesi sana geldi mi?

9 اور کیا تمہیں موسیٰ (کے حال) کی خبر ملی ہے

9 اور تمہیں کچھ موسیٰؑ کی خبر بھی پہنچی ہے؟

إِذۡ رَءَا نَارًا فَقَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوٓاۡ إِنِّىٓ ءَانَسۡتُ نَارًا لَّعَلِّىٓ ءَاتِيكُم مِّنۡهَا بِقَبَسٍ أَوۡ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدًى ١٠

Whenhaniجبidhhe sawgörmüştüاس نے دیکھاraāa firebir ateşآگ ہےnāranthen he saiddemiştiتو کہاfaqālato his familyailesineاپنے گھروالوں سےli-ahlihiStay heresiz durunٹھہروum'kuthūindeed, Ielbette benبیشک میں نےinnī[I] perceivedgördümپائی ہے۔ دیکھی ہے۔ میں مانوس ہوا ہوںānastua firebir ateşایک آگ سےnāranperhaps I (can)belkiشاید کہ میںlaʿallībring yousize getiririmلاؤں تمہارے پاسātīkumtherefromondanاس میں سےmin'hāa burning brandbir korکوئی شعلہ۔ انگارہbiqabasinoryahutیاawI findbulurumمیں پاؤںajiduat(yanında)پرʿalāthe fireateşinآگ پرl-nāriguidancebir yol gösterenکوئی رہنمائیhudan

10 When he saw a fire and said to his family, "Stay here; indeed, I have perceived a fire; perhaps I can bring you a torch or find at the fire some guidance."

10 O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.

10 Hani o bir ateş görmüştü de, ailesine: "Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum" demişti.

10 جب انہوں نے آگ دیکھی تو اپنے گھر والوں سے کہا کہ تم (یہاں) ٹھہرو میں نے آگ دیکھی ہے (میں وہاں جاتا ہوں) شاید اس میں سے میں تمہارے پاس انگاری لاؤں یا آگ (کے مقام) کا رستہ معلوم کرسکوں

10 جب کہ اُس نے ایک آگ دیکھی 1 اور اپنے گھر والوں سے کہا کہ”ذرا ٹھہرو، میں نے ایک آگ دیکھی ہے۔ شاید کہ تمہارے لیے ایک آدھ انگارا لے آوٴں، یا اس آگ پر مجھے(راستے کے متعلق)کوئی رہنمائی مِل جائے۔“ 2

فَلَمَّآ أَتَـٰهَا نُودِىَ يَـٰمُوسَىٰٓ ١١

Then whenne zaman kiپھر جبfalammāhe came to ito(ateşin yanı)na gelinceوہ آئے اس کے پاسatāhāhe was calledkendisine seslenildiپکارے گئےnūdiyaO MusaEy! Musaاے موسیٰyāmūsā

11 And when he came to it, he was called, "O Moses,

11 Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi:

11 Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa!

11 جب وہاں پہنچے تو آواز آئی کہ موسیٰ

11 وہاں پہنچا تو پکارا گیا "اے موسیٰؑ!

إِنِّىٓ أَنَاۡ رَبُّكَ فَٱخۡلَعۡ نَعۡلَيۡكَ‌ۖ إِنَّكَ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى ١٢

Indeed, [I]şüphesiz benبیشک میںinnīI Ambenمیںanāyour Lordsenin Rabbinimتیرا رب ہوںrabbukaso removeçıkarپس اتار دوfa-ikh'laʿyour shoespabuçlarınıاپنے جوتوں کوnaʿlaykaIndeed, youçünkü senبیشک تمinnaka(are) in the valleyvadideوادی میں ہوbil-wādithe sacredkutsalمقدسl-muqadasi(of) TuwaTuva'dasınطوی کی (مقدس وادی میں ہو)ṭuwan

12 Indeed, I am your Lord, so remove your sandals. Indeed, you are in the sacred valley of Tuwa.

12 "Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın."

12 "Ben şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'dasın."

12 میں تو تمہارا پروردگار ہوں تو اپنی جوتیاں اتار دو۔ تم (یہاں) پاک میدان (یعنی) طویٰ میں ہو

12 میں ہی تیرا ربّ ہوں، جُوتیاں اُتار دے۔ 1 تُو وادی ِ مقدس طُویٰ میں ہے۔ 2

Surah 20 / Taha / Ta-Ha سورة طه 313
Indeedşüphesizبیشک inna those whokimseler (için)وہ لوگ alladhīna believedinanan(lar)جو ایمان لائے āmanū and didve yapanlar (için)اور انہوں نے کام کیے waʿamilū good deedsfaydalı işlerاچھے l-ṣāliḥāti will bestowyaratacaktırعنقریب پیدا کردے گا sayajʿalu for themonlar içinان کے لیے lahumu
the Most GraciousRahmanرحمن l-raḥmānu affectionbir sevgiمحبت wuddan٩٦ So, onlyşüphesiz bizتو بیشک fa-innamā We (have) made it easyO'nu kolaylaştırdıkآسان کردیا ہم نے اس کو yassarnāhu in your tonguesenin dilineساتھ تیری زبان کے bilisānika that you may give glad tidingsmüjdelemen içinتاکہ تو خوش خبری دے litubashira with itonunlaساتھ اس کے bihi
(to) the righteousmuttakileri (sakınanları)متقی لوگوں کو l-mutaqīna and warnve uyarman içinاور تو ڈرائے watundhira with itonunlaساتھ اس کے bihi a peoplebir kavmiقوم کو qawman hostileinatçıجھگڑالو luddan٩٧ And how manyve nicesiniاور کتنی ہی wakam We (have) destroyedhelak ettikہلاک کیں ہم نے ahlaknā before themonlardan önceان سے پہلے qablahum
ofnesillerdenسے min a generationقوموں میں (سے) qarnin Canhissediyormusun?کیا hal you perceiveتم محسوس کرتے ہو tuḥissu of themonlardanان میں min'hum anyhiçسے min onebiriniکسی ایک کو بھی aḥadin oryahutیا aw hearişitiyor (musun?)تم سنتے ہو tasmaʿu from themonlarınان کے لے lahum a soundcılız bir sesiniکوئی آہستہ آواز۔ کوئی بھنک rik'zan٩٨

سُورَةُ طه

Taha / Ta-Ha  ◆  Meccan · 135 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ta HaTa Ha.'ط۔ ہ tta-ha١ Notbiz indirmedikنہیں We (have) sent downنازل کیا ہم نے anzalnā to yousanaآپ پر ʿalayka the Quran(bu) Kur'an'ıقرآن l-qur'āna that you be distressedgüçlük çekesin diyeتاکہ آپ مشکل میں پڑجائیں litashqā٢ (But)ancak (indirdik)مگر illā (as) a reminderbir öğütایک نصیحت tadhkiratan
for (those) whokimseler içinاس کے لیے liman fearkorkan(lar)جو ڈرتا ہو yakhshā٣ A revelation(O) indirilmiştirنازل کردہ ہے tanzīlan from (He) Whotarafındanاس کی طرف سے جس نے mimman createdyaratanبنایا khalaqa the earthyeriزمین کو l-arḍa and the heavensve gökleriاور آسمانوں کو wal-samāwāti [the] highyüceبلند (بلند آسمانوں کو l-ʿulā٤
The Most GraciousRahmanجو رحمن ہے al-raḥmānu overüzerineپر ʿalā the ThroneArşعرش (پر) l-ʿarshi is establishedistiva etmiş(kurulmuş)turوہ مستوی ہے is'tawā٥ To Him (belongs)hep O'nundurاس کے لیے ہے lahu whateverne varsaجو (is) ingöklerdeمیں the heavensآسمانوں میں ہے l-samāwāti and whateverve ne varsaاور جو wamā (is) inyerdeمیں
the earthزمین میں ہے l-arḍi and whateverve ne varsaاور جو wamā (is) between themikisinin arasındaان کے درمیان ہے baynahumā and whateverve ne varsaاور جو wamā (is) underaltındaنیچے ہے taḥta the soiltoprağınزمین کے۔ مٹی کے l-tharā٦ And ifve eğerاور اگر wa-in you speak aloudaçık da söylesenتم پکار کر کہو tajhar the wordsözüبات کو bil-qawli
then indeed, Hemuhakkak Oتو بیشک وہ fa-innahu knowsbilirجانتا ہے yaʿlamu the secretgizliyiراز کو l-sira and the more hiddenve daha gizlisiniاور زیادہ خفیہ بات کو wa-akhfā٧ Allah Allah (ki)اللہ تعالیٰ al-lahu (there is) noyokturنہیں godtanrıکوئی الہ برحق ilāha exceptbaşkaمگر illā HimO'ndanوہی huwa To Him (belong)O'nundurاس کے لیے ہیں lahu the Namesisimlerنام l-asmāu
the Most Beautifulen güzelاچھے اچھے l-ḥus'nā٨ And hasmi?اور کیا wahal come to yousana geldiآئی تیرے پاس atāka the narrationhaberiبات ḥadīthu (of) MusaMusa'nınموسیٰ کی mūsā٩ Whenhaniجب idh he sawgörmüştüاس نے دیکھا raā a firebir ateşآگ ہے nāran
then he saiddemiştiتو کہا faqāla to his familyailesineاپنے گھروالوں سے li-ahlihi Stay heresiz durunٹھہرو um'kuthū indeed, Ielbette benبیشک میں نے innī [I] perceivedgördümپائی ہے۔ دیکھی ہے۔ میں مانوس ہوا ہوں ānastu a firebir ateşایک آگ سے nāran perhaps I (can)belkiشاید کہ میں laʿallī bring yousize getiririmلاؤں تمہارے پاس ātīkum therefromondanاس میں سے min'hā a burning brandbir korکوئی شعلہ۔ انگارہ biqabasin
oryahutیا aw I findbulurumمیں پاؤں ajidu at(yanında)پر ʿalā the fireateşinآگ پر l-nāri guidancebir yol gösterenکوئی رہنمائی hudan١٠ Then whenne zaman kiپھر جب falammā he came to ito(ateşin yanı)na gelinceوہ آئے اس کے پاس atāhā he was calledkendisine seslenildiپکارے گئے nūdiya O MusaEy! Musaاے موسیٰ yāmūsā١١
Indeed, [I]şüphesiz benبیشک میں innī I Ambenمیں anā your Lordsenin Rabbinimتیرا رب ہوں rabbuka so removeçıkarپس اتار دو fa-ikh'laʿ your shoespabuçlarınıاپنے جوتوں کو naʿlayka Indeed, youçünkü senبیشک تم innaka (are) in the valleyvadideوادی میں ہو bil-wādi the sacredkutsalمقدس l-muqadasi (of) TuwaTuva'dasınطوی کی (مقدس وادی میں ہو) ṭuwan١٢
٣١٣
‹ 311page 312 of the printed Mushaf313 ›