وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءَۢ بِقَدَرٍ فَأَسۡكَنَّـٰهُ فِى ٱلۡأَرۡضِ‌ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابِۭ بِهِۦ لَقَـٰدِرُونَ ١٨

And We send downve indirdikاور نازل کیا ہم نےwa-anzalnāfromgöktenسےminathe skyآسمان (سے)l-samāiwatersuپانیmāanin (due) measurebelli ölçüdeاندازے کے ساتھbiqadarinthen We cause it to settleve onu durdurdukپھر ٹھہرایا ہم نے اس کوfa-askannāhuinyerdeمیںthe earthزمین (میں)l-arḍiAnd indeed, Weelbette bizاور بیشک ہمwa-innāongidermeğe deاوپرʿalātaking it awayلے جانے کےdhahābintaking it awayonuاس کوbihisurely (are) Ablekadirizالبتہ قادر ہیں۔ قدرت رکھنے والے ہیںlaqādirūna

18 And We have sent down rain from the sky in a measured amount and settled it in the earth. And indeed, We are Able to take it away.

18 Gökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz.

18 Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.

18 اور ہم ہی نے آسمان سے ایک اندازے کے ساتھ پانی نازل کیا۔ پھر اس کو زمین میں ٹھہرا دیا اور ہم اس کے نابود کردینے پر بھی قادر ہیں

18 اور آسمان سے ہم نے ٹھیک حساب کے مطابق ایک خاص مقدار میں پانی اُتارا اور اس کو زمین میں ٹھہرا دیا، 1 ہم اُسے جس طرح چاہیں غائب کر سکتے ہیں۔ 2

فَأَنشَأۡنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّـٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعۡنَـٰبٍ لَّكُمۡ فِيهَا فَوٰكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنۡهَا تَأۡكُلُونَ ١٩

Then We producedsonra yetiştirdikپھر پیدا کیا ہم نےfa-anshanāfor yousizeتمہارے لیےlakumby itonunla (suyla)ساتھ اس کےbihigardensbahçeleriباغات کوjannātinof date-palmshurmaکےminof date-palmsکھجور کےnakhīlinand grapevinesve üzümاور انگوروں کےwa-aʿnābinfor yousizin içinتمہارے لیےlakumin itiçlerinde bulunanاس میںfīhā(are) fruitsmeyvalarپھل ہیںfawākihuabundantbirçokبہت سےkathīratunand from themve onlardanاور اس میں سےwamin'hāyou eatyiyorsunuzتم کھاتے ہوtakulūna

19 And We brought forth for you thereby gardens of palm trees and grapevines in which for you are abundant fruits and from which you eat.

19 Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

19 Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.

19 پھر ہم نے اس سے تمہارے لئے کھجوروں اور انگوروں کے باغ بنائے، ان میں تمہارے لئے بہت سے میوے پیدا ہوتے ہیں۔ اور ان میں سے تم کھاتے بھی ہو

19 پھر اس پانی کے ذریعہ سے ہم نے تمہارے لیے کھجُور اور انگور کے باغ پیدا کر دیے، تمہارے لیے ان باغوں میں بہت سے لذیز پھل ہیں 1 اور ان سے تم روزی حاصل کرتے ہو۔ 2

وَشَجَرَةً تَخۡرُجُ مِن طُورِ سَيۡنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهۡنِ وَصِبۡغٍ لِّلۡأَكِلِينَ ٢٠

And a treeve bir ağaçاور درختwashajaratan(that) springs forthçıkanنکلتا ہےtakhrujufromTur-i-danسےminMount SinaiTur-iطورṭūriMount Sinaiسینا (سے)saynāa(which) producesbitenاگتا ہےtanbutuoilyağlı olarakساتھ چکنائی کے۔ چکنائے لیے ہوئےbil-duh'niand a relish(ekmeklerini) batıracaklarıاور سالنwaṣib'ghinfor those who eatyiyenlerinکھانے والوں کے لیےlil'ākilīna

20 And [We brought forth] a tree issuing from Mount Sinai which produces oil and food for those who eat.

20 Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

20 Tûrı Sinâ'da (dahi) yetişen bir ağaç da meydana getirdik ki, bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.

20 اور وہ درخت بھی (ہم ہی نے پیدا کیا) جو طور سینا میں پیدا ہوتا ہے (یعنی زیتون کا درخت کہ) کھانے کے لئے روغن اور سالن لئے ہوئے اُگتا ہے

20 اور وہ درخت بھی ہم نے پیدا کیا جو طوُرِ سیناء سے نکلتا ہے، 1 تیل بھی لیے ہوئے اُگتا ہے اور کھانے والوں کے لیے سالن بھی

وَإِنَّ لَكُمۡ فِى ٱلۡأَنۡعَـٰمِ لَعِبۡرَةً‌ۖ نُّسۡقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمۡ فِيهَا مَنَـٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنۡهَا تَأۡكُلُونَ ٢١

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innafor yousizin için vardırتمہارے لیےlakuminhayvanlardaمیںthe cattleجانوروں (میں)l-anʿāmisurely, (is) a lessonibretالبتہ سبق ہےlaʿib'ratanWe give you drinksize içiriyoruzہم پلاتے ہیں تم کوnus'qīkumfrom whatiçindekindenاس میں سے جوmimmā(is) inمیںtheir bellieskarınlarınınان کے پیٹوں میں ہےbuṭūnihāand for youve sizin içinاور تمہارے لیےwalakumin themonlarda vardırان میںfīhā(are) benefitsfaydalarفائدے ہیںmanāfiʿumanydaha birçokبہت سےkathīratunand of themve onlardanاور ان میں سےwamin'hāyou eatyersinizتم کھاتے ہوtakulūna

21 And indeed, for you in livestock is a lesson. We give you drink from that which is in their bellies, and for you in them are numerous benefits, and from them you eat.

21 Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.

21 Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.

21 اور تمہارے لئے چارپایوں میں بھی عبرت (اور نشانی) ہے کہ ان کے پیٹوں میں ہے اس سے ہم تمہیں (دودھ) پلاتے ہیں اور تمہارے لئے ان میں اور بھی بہت سے فائدے ہیں اور بعض کو تم کھاتے بھی ہو

21 اور حقیقت یہ ہے کہ تمہارے لیے مویشیوں میں بھی ایک سبق ہے۔ ان کے پیٹوں میں جو کچھ ہے اسی میں سے ایک چیز ہم تمہیں پلاتے ہیں، 1 اور تمہارے لیے ان میں بہت سے دُوسرے فائدے بھی ہیں

وَعَلَيۡهَا وَعَلَى ٱلۡفُلۡكِ تُحۡمَلُونَ ٢٢

And on themve onların üzerindeاور ان پرwaʿalayhāand onve üzerindeاورپرwaʿalā[the] shipsgemilerکشتیوں (پر)l-ful'kiyou are carriedtaşınırsınızتم اٹھائے جاتے ہوtuḥ'malūna

22 And upon them and on ships you are carried.

22 Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.

22 Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.

22 اور ان پر اور کشتیوں پر تم سوار ہوتے ہو

22 اُن کو تم کھاتے ہو اور اُن پر اور کشتیوں پر سوار بھی کیے جاتے ہو۔ 1

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ فَقَالَ يَـٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواۡ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَـٰهٍ غَيۡرُهُۥٓ‌ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ ٢٣

And verilyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe sentbiz gönderdikبھیجا ہم نےarsalnāNuhNuh'uنوح کوnūḥantokavmineطرفilāhis peopleان کی قوم کی (طرف)qawmihiand he saiddediتو اس نے کہاfaqālaO my peopleey kavmimاے میری قومyāqawmiWorshipkulluk edinعبادت کروuʿ'budūAllahAllah'aاللہ کیl-lahanotyokturنہیںfor yousizin içinتمہارے لیےlakum(is) anyhiçbirکوئیmingodilahالہilāhinother than HimO'ndan başkaاس کے سواghayruhuThen will notkorunmaz mısınız?کیا بھلا نہafalāyou fearتم تقوی اختیار کرو گےtattaqūna

23 And We had certainly sent Noah to his people, and he said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him; then will you not fear Him?"

23 And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi.

23 And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"

23 اور ہم نے نوح کو ان کی قوم کی طرف بھیجا تو انہوں نے ان سے کہا کہ اے قوم! خدا ہی کی عبادت کرو اس کے سوا تمہارا کوئی معبود نہیں، کیا تم ڈرتے نہیں

23 ہم نے نوحؑ  کو اس کی قوم کی طرف بھیجا۔ 1 اس نے کہا”اے میری قوم کے لوگو، اللہ کی بندگی کرو، اس کے سوا تمہارے لیے کوئی معبُود نہیں ہے، کیا تم ڈرتے نہیں ہو؟“ 2

فَقَالَ ٱلۡمَلَؤُاۡ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ مِن قَوۡمِهِۦ مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثۡلُكُمۡ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيۡكُمۡ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَـٰٓئِكَةً مَّا سَمِعۡنَا بِهَـٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلۡأَوَّلِينَ ٢٤

But said(şöyle) dediتو کہاfaqālathe chiefsileri gelenlerسرداروں نےl-mala-u(of) those whokimselerdenان لوگوں نےalladhīnadisbelievedinkar edenجنہوں نے کفر کیاkafarūamongkavmindenسےminhis peopleاس کی قوم میں سےqawmihiThis is notdeğildirنہیںThis is notbuیہhādhābutbaşka bir şeyمگرillāa manbir insandanایک انسان ہےbasharunlike yousizin gibiتمہاری طرحmith'lukumhe wishesistiyorچاہتا ہےyurīdutoüstün gelmekکہanassert (his) superiorityفضیلت حاصل کرلےyatafaḍḍalaover yousizeتم پرʿalaykumand ifve eğerاور اگرwalawAllah had willeddileseydiچاہتاshāaAllah had willedAllahاللہl-lahusurely He (would have) sent downelbette indirirdiالبتہ نازل کردیتاla-anzalaAngelsmelekleriفرشتےmalāikatanNotyokturنہیںwe heardişitiğimizسنا ہم نےsamiʿ'nāof thisböyle bir şeyاس بات کوbihādhāfrombabalarımızdanمیںour forefathersاپنے آباؤ اجداد میںābāināour forefathersgeçmiştekiپہلےl-awalīna

24 But the eminent among those who disbelieved from his people said, "This is not but a man like yourselves who wishes to take precedence over you; and if Allah had willed [to send a messenger], He would have sent down angels. We have not heard of this among our forefathers.

24 Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

24 Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

24 تو ان کی قوم کے سردار جو کافر تھے کہنے لگے کہ یہ تو تم ہی جیسا آدمی ہے۔ تم پر بڑائی حاصل کرنی چاہتا ہے۔ اور اگر خدا چاہتا تو فرشتے اُتار دیتا۔ ہم نے اپنے اگلے باپ دادا میں تو یہ بات کبھی سنی نہیں تھی

24 اس کی قوم کے جن سرداروں نے ماننے سے انکار کیا وہ کہنے لگو کہ”یہ شخص کچھ نہیں ہے مگر ایک بشر تم ہی جیسا۔ 1 اِس کی غرض یہ ہے کہ تم پر برتری حاصل کرے۔ 2 اللہ کو اگر بھیجنا ہوتا تو فرشتے بھیجتا۔ 3 یہ بات تو ہم نے کبھی اپنے باپ دادا کے وقتوں میں سُنی ہی نہیں (کہ بشر رسُول بن کر آئے)

إِنۡ هُوَ إِلَّا رَجُلُۢ بِهِۦ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُواۡ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍ ٢٥

NotdeğildirنہیںinheOوہhuwa(is) butbaşka bir şeyمگرillāa manbir adam(dan)ایک شخص ہےrajulunin himkendisindeاس کے ساتھbihi(is) madnessdelilik bulunanجنون ہےjinnatunso waithele gözetleyinتو انتظار کروfatarabbaṣūconcerning himonuاس کے ساتھbihiuntilkadarتکḥattāa timebir süreyeایک وقت (تک)ḥīnin

25 He is not but a man possessed with madness, so wait concerning him for a time."

25 Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

25 "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım."

25 اس آدمی کو تو دیوانگی (کا عارضہ) ہے تو اس کے بارے میں کچھ مدت انتظار کرو

25 کچھ نہیں، بس اس آدمی کو ذرا جنون لاحق ہو گیا ہے کچھ مدت اور دیکھ لو (شاید افاقہ ہو جائے)"

قَالَ رَبِّ ٱنصُرۡنِى بِمَا كَذَّبُونِ ٢٦

He said(Nuh) dedi kiکہاqālaMy LordRabbimاے میرے ربrabbiHelp mebana yardım etمدد فرما میریunṣur'nībecausekarşısındaبدلے اس کے جوbimāthey deny meyalanlamalarıوہ جھٹلاتے ہیں مجھ کوkadhabūni

26 [Noah] said, "My Lord, support me because they have denied me."

26 Nuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi.

26 Nuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!"

26 نوح نے کہا کہ پروردگار انہوں نے مجھے جھٹلایا ہے تو میری مدد کر

26 نوحؑ نے کہا”پروردگار، اِن لوگوں نے جو میری تکذیب کی ہے اس پر اب تُو ہی میری نُصرت فرما۔“ 1

فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡهِ أَنِ ٱصۡنَعِ ٱلۡفُلۡكَ بِأَعۡيُنِنَا وَوَحۡيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمۡرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ‌ۙ فَٱسۡلُكۡ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوۡجَيۡنِ ٱثۡنَيۡنِ وَأَهۡلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيۡهِ ٱلۡقَوۡلُ مِنۡهُمۡ‌ۖ وَلَا تُخَـٰطِبۡنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاۡ‌ۖ إِنَّهُم مُّغۡرَقُونَ ٢٧

So We inspiredbiz de vahyettikتو وحی کی ہم نےfa-awḥaynāto himonaاس کی طرفilayhiThatkiکہaniconstructyapبناiṣ'naʿithe shipgemiyiکشتیl-ful'kaunder Our eyesgözlerimizin önündeہماری نگاہوں کے سامنےbi-aʿyunināand Our inspirationve vahyimizleاور ہماری وحی کے مطابقwawaḥyināthen whenne zaman kiپھر جبfa-idhācomesgelinceآجائےjāaOur Commandbizim buyruğumuzحکم ہماراamrunāand gushes forthve kaynayıncaاور ابل پڑےwafārathe oventandırتنورl-tanūruthen putsok (bindir)تو داخل کرلےfa-us'lukinto itonaاس میںfīhāofher (cins)tenسےminevery (kind)ہر قسم کےkullin(of) matesçiftجوڑےzawjaynitwoikiدوith'nayniand your familyve aileniاور اپنے گھر والوں کو۔ اہل و عیال کوwa-ahlakaexcepthariçمگرillāthosekimselerجوman(has) precededgeçmişپہلے ہوچکاsabaqaagainst whomalehylerineاس پرʿalayhithe Wordsözبات۔ فیصلہl-qawluthereofonlar içindeان میں سےmin'humAnd (do) notveاور نہwalāaddress Mebana yalvarmaتم مخاطب ہونا مجھ سے۔ نہ بات کرنا مجھ سےtukhāṭib'nīconcerninghakkındaمیںthose whokimselerان لوگوں کے معاملے میںalladhīnawrongedzulmeden(ler)جنہوں نے ظلم کیاẓalamūindeed, theyonlar mutlakaبیشک وہinnahum(are) the ones to be drownedboğulacaklardırغرق کیے جانے والے ہیںmugh'raqūna

27 So We inspired to him, "Construct the ship under Our observation, and Our inspiration, and when Our command comes and the oven overflows, put into the ship from each [creature] two mates and your family, except those for whom the decree [of destruction] has proceeded. And do not address Me concerning those who have wronged; indeed, they are to be drowned.

27 Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır."

27 Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!

27 پس ہم نے ان کی طرف وحی بھیجی کہ ہمارے سامنے اور ہمارے حکم سے ایک کشتی بناؤ۔ پھر جب ہمارا حکم آ پہنچے اور تنور (پانی سے بھر کر) جوش مارنے لگے تو سب (قسم کے حیوانات) میں جوڑا جوڑا (یعنی نر اور مادہ) دو دو کشتی میں بٹھا دو اور اپنے گھر والوں کو بھی، سو ان کے جن کی نسبت ان میں سے (ہلاک ہونے کا) حکم پہلے صادر ہوچکا ہے۔ اور ظالموں کے بارے میں ہم سے کچھ نہ کہنا، وہ ضرور ڈبو دیئے جائیں گے

27 ہم نے اس پر وحی کی کہ”ہماری نگرانی میں اور ہماری وحی کے مطابق کشتی تیار کر۔ پھر جب ہمارا حکم آجائے اور تنُور اُبل پڑے 1 تو  ہر قسم کے جانوروں میں سے ایک ایک جوڑا لے کر اس میں سوار ہو جا، اور اپنے اہل و عیال کو بھی ساتھ لے سوائے اُن کے جن کے خلاف پہلے فیصلہ ہو چکا ہے، اور ظالموں کے معاملہ میں مجھ سے کچھ نہ کہنا، یہ اب غرق ہونے والے ہیں

Surah 23 / Al-Mu'minun / The Believers سورة المؤمنون 344
And We send downve indirdikاور نازل کیا ہم نے wa-anzalnā fromgöktenسے mina the skyآسمان (سے) l-samāi watersuپانی māan in (due) measurebelli ölçüdeاندازے کے ساتھ biqadarin then We cause it to settleve onu durdurdukپھر ٹھہرایا ہم نے اس کو fa-askannāhu inyerdeمیں the earthزمین (میں) l-arḍi And indeed, Weelbette bizاور بیشک ہم wa-innā ongidermeğe deاوپر ʿalā taking it awayلے جانے کے dhahābin
taking it awayonuاس کو bihi surely (are) Ablekadirizالبتہ قادر ہیں۔ قدرت رکھنے والے ہیں laqādirūna١٨ Then We producedsonra yetiştirdikپھر پیدا کیا ہم نے fa-anshanā for yousizeتمہارے لیے lakum by itonunla (suyla)ساتھ اس کے bihi gardensbahçeleriباغات کو jannātin of date-palmshurmaکے min of date-palmsکھجور کے nakhīlin and grapevinesve üzümاور انگوروں کے wa-aʿnābin
for yousizin içinتمہارے لیے lakum in itiçlerinde bulunanاس میں fīhā (are) fruitsmeyvalarپھل ہیں fawākihu abundantbirçokبہت سے kathīratun and from themve onlardanاور اس میں سے wamin'hā you eatyiyorsunuzتم کھاتے ہو takulūna١٩ And a treeve bir ağaçاور درخت washajaratan (that) springs forthçıkanنکلتا ہے takhruju fromTur-i-danسے min
Mount SinaiTur-iطور ṭūri Mount Sinaiسینا (سے) saynāa (which) producesbitenاگتا ہے tanbutu oilyağlı olarakساتھ چکنائی کے۔ چکنائے لیے ہوئے bil-duh'ni and a relish(ekmeklerini) batıracaklarıاور سالن waṣib'ghin for those who eatyiyenlerinکھانے والوں کے لیے lil'ākilīna٢٠ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna for yousizin için vardırتمہارے لیے lakum inhayvanlardaمیں
the cattleجانوروں (میں) l-anʿāmi surely, (is) a lessonibretالبتہ سبق ہے laʿib'ratan We give you drinksize içiriyoruzہم پلاتے ہیں تم کو nus'qīkum from whatiçindekindenاس میں سے جو mimmā (is) inمیں their bellieskarınlarınınان کے پیٹوں میں ہے buṭūnihā and for youve sizin içinاور تمہارے لیے walakum in themonlarda vardırان میں fīhā (are) benefitsfaydalarفائدے ہیں manāfiʿu manydaha birçokبہت سے kathīratun
and of themve onlardanاور ان میں سے wamin'hā you eatyersinizتم کھاتے ہو takulūna٢١ And on themve onların üzerindeاور ان پر waʿalayhā and onve üzerindeاورپر waʿalā [the] shipsgemilerکشتیوں (پر) l-ful'ki you are carriedtaşınırsınızتم اٹھائے جاتے ہو tuḥ'malūna٢٢ And verilyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad
We sentbiz gönderdikبھیجا ہم نے arsalnā NuhNuh'uنوح کو nūḥan tokavmineطرف ilā his peopleان کی قوم کی (طرف) qawmihi and he saiddediتو اس نے کہا faqāla O my peopleey kavmimاے میری قوم yāqawmi Worshipkulluk edinعبادت کرو uʿ'budū AllahAllah'aاللہ کی l-laha notyokturنہیں for yousizin içinتمہارے لیے lakum (is) anyhiçbirکوئی min godilahالہ ilāhin
other than HimO'ndan başkaاس کے سوا ghayruhu Then will notkorunmaz mısınız?کیا بھلا نہ afalā you fearتم تقوی اختیار کرو گے tattaqūna٢٣ But said(şöyle) dediتو کہا faqāla the chiefsileri gelenlerسرداروں نے l-mala-u (of) those whokimselerdenان لوگوں نے alladhīna disbelievedinkar edenجنہوں نے کفر کیا kafarū amongkavmindenسے min his peopleاس کی قوم میں سے qawmihi This is notdeğildirنہیں This is notbuیہ hādhā
butbaşka bir şeyمگر illā a manbir insandanایک انسان ہے basharun like yousizin gibiتمہاری طرح mith'lukum he wishesistiyorچاہتا ہے yurīdu toüstün gelmekکہ an assert (his) superiorityفضیلت حاصل کرلے yatafaḍḍala over yousizeتم پر ʿalaykum and ifve eğerاور اگر walaw Allah had willeddileseydiچاہتا shāa Allah had willedAllahاللہ l-lahu surely He (would have) sent downelbette indirirdiالبتہ نازل کردیتا la-anzala
Angelsmelekleriفرشتے malāikatan Notyokturنہیں we heardişitiğimizسنا ہم نے samiʿ'nā of thisböyle bir şeyاس بات کو bihādhā frombabalarımızdanمیں our forefathersاپنے آباؤ اجداد میں ābāinā our forefathersgeçmiştekiپہلے l-awalīna٢٤ Notdeğildirنہیں in heOوہ huwa (is) butbaşka bir şeyمگر illā
a manbir adam(dan)ایک شخص ہے rajulun in himkendisindeاس کے ساتھ bihi (is) madnessdelilik bulunanجنون ہے jinnatun so waithele gözetleyinتو انتظار کرو fatarabbaṣū concerning himonuاس کے ساتھ bihi untilkadarتک ḥattā a timebir süreyeایک وقت (تک) ḥīnin٢٥ He said(Nuh) dedi kiکہا qāla My LordRabbimاے میرے رب rabbi Help mebana yardım etمدد فرما میری unṣur'nī
becausekarşısındaبدلے اس کے جو bimā they deny meyalanlamalarıوہ جھٹلاتے ہیں مجھ کو kadhabūni٢٦ So We inspiredbiz de vahyettikتو وحی کی ہم نے fa-awḥaynā to himonaاس کی طرف ilayhi Thatkiکہ ani constructyapبنا iṣ'naʿi the shipgemiyiکشتی l-ful'ka under Our eyesgözlerimizin önündeہماری نگاہوں کے سامنے bi-aʿyuninā
and Our inspirationve vahyimizleاور ہماری وحی کے مطابق wawaḥyinā then whenne zaman kiپھر جب fa-idhā comesgelinceآجائے jāa Our Commandbizim buyruğumuzحکم ہمارا amrunā and gushes forthve kaynayıncaاور ابل پڑے wafāra the oventandırتنور l-tanūru then putsok (bindir)تو داخل کرلے fa-us'luk into itonaاس میں fīhā ofher (cins)tenسے min
every (kind)ہر قسم کے kullin (of) matesçiftجوڑے zawjayni twoikiدو ith'nayni and your familyve aileniاور اپنے گھر والوں کو۔ اہل و عیال کو wa-ahlaka excepthariçمگر illā thosekimselerجو man (has) precededgeçmişپہلے ہوچکا sabaqa against whomalehylerineاس پر ʿalayhi the Wordsözبات۔ فیصلہ l-qawlu
thereofonlar içindeان میں سے min'hum And (do) notveاور نہ walā address Mebana yalvarmaتم مخاطب ہونا مجھ سے۔ نہ بات کرنا مجھ سے tukhāṭib'nī concerninghakkındaمیں those whokimselerان لوگوں کے معاملے میں alladhīna wrongedzulmeden(ler)جنہوں نے ظلم کیا ẓalamū indeed, theyonlar mutlakaبیشک وہ innahum (are) the ones to be drownedboğulacaklardırغرق کیے جانے والے ہیں mugh'raqūna٢٧
٣٤٤
‹ 342page 343 of the printed Mushaf344 ›