وَٱلَّذِينَ يُؤۡتُونَ مَآ ءَاتَواۡ وَّقُلُوبُهُمۡ وَجِلَةٌ أَنَّهُمۡ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ رٰجِعُونَ ٦٠

And those whove onlar kiاور وہ لوگ جوwa-alladhīnagiveverirlerدیتے ہیںyu'tūnawhatşeyiجو کچھthey giveverdikleriوہ دیتے ہیںātawwhile their heartskalbleriاور دل ان کےwaqulūbuhum(are) fearfulürpererekخائف ہیںwajilatunbecause theyşüphesiz onlarبیشک وہannahumtoRablerinin huzurunaطرفilātheir Lordاپنے رب کی طرفrabbihim(will) returndöneceklerلوٹنے والے ہیںrājiʿūna

60 And they who give what they give while their hearts are fearful because they will be returning to their Lord -

60 Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

60 Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri titreyerek yapanlar;

60 اور جو دے سکتے ہیں دیتے ہیں اور ان کے دل اس بات سے ڈرتے رہتے ہیں کہ ان کو اپنے پروردگار کی لوٹ کر جانا ہے

60 اور جن کا حال یہ ہے  کہ دیتے ہیں جو کچھ  بھی دیتے ہیں اور دل اُن کے اِس خیال سے کانپتے رہتے ہیں کہ ہمیں اپنے ربّ کی طرف پلٹنا ہے۔ 1

أُوۡلَـٰٓئِكَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلۡخَيۡرٰتِ وَهُمۡ لَهَا سَـٰبِقُونَ ٦١

(It is) thoseişte onlarیہی لوگulāikawho hastenkoşarlarجلدی کرتے ہیںyusāriʿūnainhayır işlerineمیںthe good (deeds)بھلائیوں (میں)l-khayrātiand theyve onlarاور وہwahumin them(hayır) içinان کے لیے (بھلائیوں کے لیے)lahā(are) foremostönde giderlerآگے بڑھنے والے ہیں۔ سبقت کرنے والے ہیںsābiqūna

61 It is those who hasten to good deeds, and they outstrip [others] therein.

61 Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

61 İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.

61 یہی لوگ نیکیوں میں جلدی کرے اور یہی اُن کے لئے آگے نکل جاتے ہیں

61 بھلائیوں کی طرف دوڑنے والے اور سبقت کر کے انہیں پالینے والے تو در حقیقت وہ لوگ ہیں

وَلَا نُكَلِّفُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَا‌ۖ وَلَدَيۡنَا كِتَـٰبٌ يَنطِقُ بِٱلۡحَقِّ‌ۚ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ٦٢

And notveاور نہیںwalāWe burdenbiz teklif etmeyizہم تکلیف دیتےnukallifuany soulhiç kimseyeکسی جان کوnafsanexceptbaşkasınıمگرillā(to) its capacitygücünün yetiğindenاس کی وسعت کے مطابقwus'ʿahāand with Usve katımızda vardırاور ہمارے پاسwaladaynā(is) a Recordbir Kitapایک کتاب ہےkitābun(which) speakssöyleyenجو بولے گیyanṭiquwith the truthgerçeğiحق کے ساتھbil-ḥaqiand theyve onlaraاور وہwahum(will) notaslaنہbe wrongedhaksızlık edilmezظلم کیے جائیں گےyuẓ'lamūna

62 And We charge no soul except [with that within] its capacity, and with Us is a record which speaks with truth; and they will not be wronged.

62 Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.

62 Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

62 اور ہم کسی شخص کو اس کی طاقت سے زیادہ تکلیف نہیں دیتے اور ہمارے پاس کتاب ہے جو سچ سچ کہہ دیتی ہے اور ان لوگوں پر ظلم نہیں کیا جائے گا

62 ہم کسی شخص کو اس کی مقدرت سے زیادہ تکلیف نہیں دیتے، 1 اور ہمارے  پاس ایک کتاب ہے ، جو (ہر ایک کا حال)ٹھیک ٹھیک بتا دینے والی ہے، 2 اور لوگوں پر ظلم بہرحال نہیں کیا جائے گا۔ 3

بَلۡ قُلُوبُهُمۡ فِى غَمۡرَةٍ مِّنۡ هَـٰذَا وَلَهُمۡ أَعۡمَـٰلٌ مِّن دُونِ ذٰلِكَ هُمۡ لَهَا عَـٰمِلُونَ ٦٣

Nayfakatبلکہbaltheir heartsonların kalbleriدل ان کےqulūbuhum(are) iniçindedirمیںconfusiongafletغفلت میں ہیںghamratinoverbundanسےminthisاس (سے)hādhāand for themonların vardır kiاور ان کے لیےwalahum(are) deedsişleriاعمال ہیںaʿmālunbesidesbaşkaکےminbesidesعلاوہdūnithatbundanاس کےdhālikatheyonlarوہhumfor it(hep) o (işler) içinان کے لیےlahā(are) doersçalışırlarعمل کرنے والے ہیںʿāmilūna

63 But their hearts are covered with confusion over this, and they have [evil] deeds besides disbelief which they are doing,

63 Ama, kafirlerin kalbleri bundan habersizdir. Bundan başka da onların yapageldikleri işler de vardır.

63 Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

63 مگر ان کے دل ان (باتوں) کی طرف سے غفلت میں (پڑے ہوئے) ہیں، اور ان کے سوا اور اعمال بھی ہیں جو یہ کرتے رہتے ہیں

63 مگر یہ  لوگ اس معاملے سے بے خبر ہیں۔ 1 اور ان کے اعمال بھی اُس طریقے سے (جس کا اُوپر ذکر کیا گیا ہے)مختلف ہیں۔ وہ اپنے یہ کرتُوت کیے چلے جائیں گے

حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذۡنَا مُتۡرَفِيهِم بِٱلۡعَذَابِ إِذَا هُمۡ يَجۡــَٔرُونَ ٦٤

Untilnihayetیہاں تک کہḥattāwhenzamanجبidhāWe seizeyakaladığımızپکڑتے ہیں ہم ان کےakhadhnātheir affluent onesvarlıklılarınıخوش حال لوگوں کوmut'rafīhimwith the punishmentazab ileساتھ عذاب کےbil-ʿadhābibeholdhemenتب (اچانک)idhāTheyonlarوہhumcry for helpferyada başlarlarڈکارتے ہیں۔ بےقرار ہوجاتے ہیںyajarūna

64 Until when We seize their affluent ones with punishment, at once they are crying [to Allah] for help.

64 Sonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler.

64 Nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.

64 یہاں تک کہ جب ہم نے ان میں سے آسودہ حال لوگوں کو پکڑ لیا تو وہ اس وقت چلاّئیں گے

64 یہاں تک کہ جب ہم اُن کے عیّاشوں کو عذاب میں پکڑ لیں گے 1 تو پھر وہ ڈکرانا شروع کر دیں گے 2

لَا تَجۡــَٔرُواۡ ٱلۡيَوۡمَ‌ۖ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ ٦٥

(Do) notartık feryadetmeyinنہcry for helpتم ڈکارو۔ چلاؤtajarūtodaybugünآجl-yawmaIndeed, youşüphesiz sizeبیشک تمinnakumfrom Usbize karşıہم سےminnānotyardım olunmazنہwill be helpedمدد دیئے جاؤ گےtunṣarūna

65 Do not cry out today. Indeed, by Us you will not be helped.

65 Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz."

65 Boşuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz.

65 آج مت چلاّؤ! تم کو ہم سے کچھ مدد نہیں ملے گی

65 1 اب بند کرو اپنی فریاد و فغاں، ہماری طرف سے اب کوئی مدد تمہیں نہیں ملنی

قَدۡ كَانَتۡ ءَايَـٰتِى تُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ فَكُنتُمۡ عَلَىٰٓ أَعۡقَـٰبِكُمۡ تَنكِصُونَ ٦٦

VerilygerçektenتحقیقqadwereidiتھیںkānatMy Versesayetlerimمیری آیاتāyātīrecitedokunuyorپڑھی جاتیںtut'lāto yousizeتم پرʿalaykumbut you usedfakat sizتو تھے تمfakuntum(to) onüzereپرʿalāyour heelsarkanızاپنی ایڑیوں پرaʿqābikumturn backdönüyordunuzتم پھرجاتےtankiṣūna

66 My verses had already been recited to you, but you were turning back on your heels

66 "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

66 Çünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz.

66 میری آیتیں تم کو پڑھ پڑھ کر سنائی جاتی تھیں اور تم الٹے پاؤں پھر پھر جاتے تھے

66 میری آیات سُنائی جاتی تھیں تو تُم (رسُول کی آواز سُنتے ہی)اُلٹے پاوٴں بھاگ نکلتے تھے، 1

مُسۡتَكۡبِرِينَ بِهِۦ سَـٰمِرًا تَهۡجُرُونَ ٦٧

(Being) arrogantkibirlenerekتکبر کرتے ہوئےmus'takbirīnaabout itona (ayetlerime) karşıساتھ اس کےbihiconversing by nightgeceleyinرات کو افسانہ گوئی کرنے والےsāmiranspeaking evilsaçmalıyordunuzتم بےہودہ بکتے تھےtahjurūna

67 In arrogance regarding it, conversing by night, speaking evil.

67 "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

67 Kafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz.

67 ان سے سرکشی کرتے، کہانیوں میں مشغول ہوتے اور بیہودہ بکواس کرتے تھے

67 اپنے گھمنڈ میں اُس کو خاطر ہی میں نہ لاتے تھے، اپنی چوپالوں میں اُس پر باتیں چھانٹتے 1 اور بکواس کیا کرتے تھے

أَفَلَمۡ يَدَّبَّرُواۡ ٱلۡقَوۡلَ أَمۡ جَآءَهُم مَّا لَمۡ يَأۡتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٦٨

Then, do notonlar iyice düşünmediler mi?کیا نہیں کیاafalamthey ponderانہوں نے غورyaddabbarūthe Wordo sözü (Kur'an'ı)کلام میں (قرآن)l-qawlaoryoksaیاamhas come to themonlara geldi (mi)?آیا ان کے پاسjāahumwhatbir şeyجوnotgelmeyenنہیںlam(had) comeآیاyati(to) their forefathersatalarınaان کے آباؤ اجداد کے پاسābāahumu(to) their forefathersöncekiپہلےl-awalīna

68 Then have they not reflected over the Qur'an, or has there come to them that which had not come to their forefathers?

68 Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

68 Onlar bu sözü (Kur'ân'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

68 کیا انہوں نے اس کلام میں غور نہیں کیا یا ان کے پاس کوئی ایسی چیز آئی ہے جو ان کے اگلے باپ دادا کے پاس نہیں تھی

68 تو کیا اِن لوگوں نے کبھی اِس کلام پر غور نہیں کیا؟ 1 یا وہ کوئی ایسی بات لایا ہے جو کبھی ان کے اسلاف کے پاس نہ آئی تھی؟ 2

أَمۡ لَمۡ يَعۡرِفُواۡ رَسُولَهُمۡ فَهُمۡ لَهُۥ مُنكِرُونَ ٦٩

Oryoksaیاam(do) nottanımadıkları (için mi?)نہیںlamthey recognizeانہوں نے پہچاناyaʿrifūtheir Messengerelçileriniاپنے رسول کوrasūlahumso theyonlarتو وہfahum(are) rejecting himonuاس کے لیےlahu(are) rejecting himinkar ediyorlarانکاری ہیںmunkirūna

69 Or did they not know their Messenger, so they are toward him disacknowledging?

69 Veya peygamberlerini tanımadılar da; bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?

69 Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?

69 یا یہ اپنے پیغمبر کو جانتے پہنچانتے نہیں، اس وجہ سے ان کو نہیں مانتے

69 یا یہ اپنے رسُول سے کبھی کے واقف نہ تھے کہ (اَن جانا آدمی ہو نے کے باعث)اُس سے بِدَکتے ہیں؟ 1

أَمۡ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةُۢ‌ۚ بَلۡ جَآءَهُم بِٱلۡحَقِّ وَأَكۡثَرُهُمۡ لِلۡحَقِّ كَـٰرِهُونَ ٧٠

Oryoksaیاamthey say(-mı) diyorlar?وہ کہتے ہیںyaqūlūnaIn himondaاس کے ساتھbihi(is) madnessbir delilik varجنون ہےjinnatunNayhayırبلکہbalhe brought themo kendilerine getirdiوہ لایا ہے ان کےjāahumthe truthhakkıپاس حقbil-ḥaqibut most of themfakat çoklarıاور ان کی اکثریتwa-aktharuhumto the truthhaktanحق کے لیےlil'ḥaqqi(are) aversehoşlanmıyorlarناپسند کرنے والی ہے۔ کراہت کرنے والی ہےkārihūna

70 Or do they say, "In him is madness?" Rather, he brought them the truth, but most of them, to the truth, are averse.

70 Ya da: "Onda delilik var" diyorlar öyle mi? Hayır; onlara gerçeği getirmiştir, ama çoğu ondan hoşlanmamaktadır.

70 Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar.

70 کیا یہ کہتے ہیں کہ اسے سودا ہے (نہیں) بلکہ وہ ان کے پاس حق کو لے کر آئے ہیں اور ان میں سے اکثر حق کو ناپسند کرتے ہیں

70 یا یہ اس بات کے قائل ہیں کہ وہ مجنُون ہے؟ 1 نہیں، بلکہ وہ حق لایا ہے اور حق ہی ان کی اکثریت کو ناگوار ہے

وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلۡحَقُّ أَهۡوَآءَهُمۡ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَـٰوٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَن فِيهِنَّ‌ۚ بَلۡ أَتَيۡنَـٰهُم بِذِكۡرِهِمۡ فَهُمۡ عَن ذِكۡرِهِم مُّعۡرِضُونَ ٧١

But ifve eğerاور اگرwalawi(had) followeduysaydıپیروی کرتاittabaʿathe truthhakحقl-ḥaqutheir desiresonların keyiflerineان کی خواہشات کیahwāahumsurely (would) have been corruptedbozulur giderdiالبتہ بگڑ جاتےlafasadatithe heavensgöklerآسمانl-samāwātuand the earthve yerاور زمینwal-arḍuand whoeverve kimselerاور جوwaman(is) thereinbunların içinde bulunanان کے اندر ہےfīhinnaNaybilakisبلکہbalWe have brought thembiz onlara getirdikلائے ہیں ہم ان کے پاسataynāhumtheir reminderZikir'leriniانہی کا ذکرbidhik'rihimbut theyfakat onlarتو وہfahumfromZikirlerindenسےʿantheir reminderاپنے ذکر سےdhik'rihim(are) turning awayyüz çeviriyorlarمنہ موڑنے والے ہیںmuʿ'riḍūna

71 But if the Truth had followed their inclinations, the heavens and the earth and whoever is in them would have been ruined. Rather, We have brought them their message, but they, from their message, are turning away.

71 Eğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler.

71 Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirirler.

71 اور خدائے (برحق) ان کی خواہشوں پر چلے تو آسمان اور زمین اور جو ان میں ہیں سب درہم برہم ہوجائیں۔ بلکہ ہم نے ان کے پاس ان کی نصیحت (کی کتاب) پہنچا دی ہے اور وہ اپنی (کتاب) نصیحت سے منہ پھیر رہے ہیں

71 اور حق اگر کہیں اِن کی خواہشات کے پیچھے چلتا تو زمین اور آسمان اور ان کی ساری آبادی کا نظام درہم برہم ہو جاتا 1۔۔۔۔ نہیں، بلکہ ہم ان کا اپنا ہی ذکر اُن کے پاس لائے ہیں اور وہ اپنے ذکر سے منہ موڑ رہے ہیں۔ 2

أَمۡ تَسۡــَٔلُهُمۡ خَرۡجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيۡرٌ‌ۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلرّٰزِقِينَ ٧٢

Oryoksaیاamyou ask themonlardan istiyor musun?تم سوال کرتے ہو ان سےtasaluhum(for) a paymentbir vergiکسی ٹیکس کا- خراج کاkharjanBut the paymentvergisiتو دیاfakharāju(of) your LordRabbininتیرے رب کاrabbika(is) bestdaha hayırlıdırبہتر ہےkhayrunand Heve Oاور وہwahuwa(is) the Besten hayırlısıdırبہترینkhayru(of) the Providersrızık verenlerinرازق ہےl-rāziqīna

72 Or do you, [O Muhammad], ask them for payment? But the reward of your Lord is best, and He is the best of providers.

72 Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri daha iyidir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

72 (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

72 کیا تم ان سے (تبلیغ کے صلے میں) کچھ مال مانگتے ہو، تو تمہارا پروردگار کا مال بہت اچھا ہے اور وہ سب سے بہتر رزق دینے والا ہے

72 کیا تُو ان سے کچھ مانگ رہا ہے؟ تیرے لیے تیرے ربّ کا دیا ہی بہتر ہے اور وہ بہترین رازق ہے۔ 1

وَإِنَّكَ لَتَدۡعُوهُمۡ إِلَىٰ صِرٰطٍ مُّسۡتَقِيمٍ ٧٣

And indeed, youve şüphesiz senاور بیشک توwa-innakacertainly call themonları çağırıyorsunالبتہ تو بلا رہا ہے ان کوlatadʿūhumtobir yolaطرفilā(the) PathراستےṣirāṭinStraightdoğruسیدھے کی طرفmus'taqīmin

73 And indeed, you invite them to a straight path.

73 Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.

73 Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

73 اور تم تو ان کو سیدھے راستے کی طرف بلاتے ہو

73 تُو تو ان کوسیدھے راستے کی طرف بلا رہا ہے

وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأَخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرٰطِ لَنَـٰكِبُونَ ٧٤

And indeedve kuşkusuzاور بیشکwa-innathose whokimselerوہ لوگalladhīna(do) notinanmayan(lar)جو نہیںbelieveمانتےyu'minūnain the Hereafterahireteآخرت کوbil-ākhiratifromyoldanسےʿanithe pathراستے سےl-ṣirāṭisurely (are) deviatingsapıyorlarالبتہ مڑ جانے والے ہیںlanākibūna

74 But indeed, those who do not believe in the Hereafter are deviating from the path.

74 Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.

74 Fakat ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.

74 اور جو لوگ آخرت پر ایمان نہیں لاتے وہ رستے سے الگ ہو رہے ہیں

74 مگر جو لوگ آخرت کو نہیں مانتے وہ راہِ راست سے ہٹ کر چلنا چاہتے ہیں۔ 1

Surah 23 / Al-Mu'minun / The Believers سورة المؤمنون 347
And those whove onlar kiاور وہ لوگ جو wa-alladhīna giveverirlerدیتے ہیں yu'tūna whatşeyiجو کچھ they giveverdikleriوہ دیتے ہیں ātaw while their heartskalbleriاور دل ان کے waqulūbuhum (are) fearfulürpererekخائف ہیں wajilatun because theyşüphesiz onlarبیشک وہ annahum toRablerinin huzurunaطرف ilā their Lordاپنے رب کی طرف rabbihim (will) returndöneceklerلوٹنے والے ہیں rājiʿūna٦٠
(It is) thoseişte onlarیہی لوگ ulāika who hastenkoşarlarجلدی کرتے ہیں yusāriʿūna inhayır işlerineمیں the good (deeds)بھلائیوں (میں) l-khayrāti and theyve onlarاور وہ wahum in them(hayır) içinان کے لیے (بھلائیوں کے لیے) lahā (are) foremostönde giderlerآگے بڑھنے والے ہیں۔ سبقت کرنے والے ہیں sābiqūna٦١ And notveاور نہیں walā We burdenbiz teklif etmeyizہم تکلیف دیتے nukallifu
any soulhiç kimseyeکسی جان کو nafsan exceptbaşkasınıمگر illā (to) its capacitygücünün yetiğindenاس کی وسعت کے مطابق wus'ʿahā and with Usve katımızda vardırاور ہمارے پاس waladaynā (is) a Recordbir Kitapایک کتاب ہے kitābun (which) speakssöyleyenجو بولے گی yanṭiqu with the truthgerçeğiحق کے ساتھ bil-ḥaqi and theyve onlaraاور وہ wahum (will) notaslaنہ be wrongedhaksızlık edilmezظلم کیے جائیں گے yuẓ'lamūna٦٢
Nayfakatبلکہ bal their heartsonların kalbleriدل ان کے qulūbuhum (are) iniçindedirمیں confusiongafletغفلت میں ہیں ghamratin overbundanسے min thisاس (سے) hādhā and for themonların vardır kiاور ان کے لیے walahum (are) deedsişleriاعمال ہیں aʿmālun besidesbaşkaکے min besidesعلاوہ dūni thatbundanاس کے dhālika theyonlarوہ hum for it(hep) o (işler) içinان کے لیے lahā
(are) doersçalışırlarعمل کرنے والے ہیں ʿāmilūna٦٣ Untilnihayetیہاں تک کہ ḥattā whenzamanجب idhā We seizeyakaladığımızپکڑتے ہیں ہم ان کے akhadhnā their affluent onesvarlıklılarınıخوش حال لوگوں کو mut'rafīhim with the punishmentazab ileساتھ عذاب کے bil-ʿadhābi beholdhemenتب (اچانک) idhā Theyonlarوہ hum cry for helpferyada başlarlarڈکارتے ہیں۔ بےقرار ہوجاتے ہیں yajarūna
٦٤ (Do) notartık feryadetmeyinنہ cry for helpتم ڈکارو۔ چلاؤ tajarū todaybugünآج l-yawma Indeed, youşüphesiz sizeبیشک تم innakum from Usbize karşıہم سے minnā notyardım olunmazنہ will be helpedمدد دیئے جاؤ گے tunṣarūna٦٥ Verilygerçektenتحقیق qad wereidiتھیں kānat My Versesayetlerimمیری آیات āyātī
recitedokunuyorپڑھی جاتیں tut'lā to yousizeتم پر ʿalaykum but you usedfakat sizتو تھے تم fakuntum (to) onüzereپر ʿalā your heelsarkanızاپنی ایڑیوں پر aʿqābikum turn backdönüyordunuzتم پھرجاتے tankiṣūna٦٦ (Being) arrogantkibirlenerekتکبر کرتے ہوئے mus'takbirīna
about itona (ayetlerime) karşıساتھ اس کے bihi conversing by nightgeceleyinرات کو افسانہ گوئی کرنے والے sāmiran speaking evilsaçmalıyordunuzتم بےہودہ بکتے تھے tahjurūna٦٧ Then, do notonlar iyice düşünmediler mi?کیا نہیں کیا afalam they ponderانہوں نے غور yaddabbarū the Wordo sözü (Kur'an'ı)کلام میں (قرآن) l-qawla oryoksaیا am has come to themonlara geldi (mi)?آیا ان کے پاس jāahum whatbir şeyجو notgelmeyenنہیں lam (had) comeآیا yati
(to) their forefathersatalarınaان کے آباؤ اجداد کے پاس ābāahumu (to) their forefathersöncekiپہلے l-awalīna٦٨ Oryoksaیا am (do) nottanımadıkları (için mi?)نہیں lam they recognizeانہوں نے پہچانا yaʿrifū their Messengerelçileriniاپنے رسول کو rasūlahum so theyonlarتو وہ fahum (are) rejecting himonuاس کے لیے lahu (are) rejecting himinkar ediyorlarانکاری ہیں munkirūna
٦٩ Oryoksaیا am they say(-mı) diyorlar?وہ کہتے ہیں yaqūlūna In himondaاس کے ساتھ bihi (is) madnessbir delilik varجنون ہے jinnatun Nayhayırبلکہ bal he brought themo kendilerine getirdiوہ لایا ہے ان کے jāahum the truthhakkıپاس حق bil-ḥaqi but most of themfakat çoklarıاور ان کی اکثریت wa-aktharuhum to the truthhaktanحق کے لیے lil'ḥaqqi
(are) aversehoşlanmıyorlarناپسند کرنے والی ہے۔ کراہت کرنے والی ہے kārihūna٧٠ But ifve eğerاور اگر walawi (had) followeduysaydıپیروی کرتا ittabaʿa the truthhakحق l-ḥaqu their desiresonların keyiflerineان کی خواہشات کی ahwāahum surely (would) have been corruptedbozulur giderdiالبتہ بگڑ جاتے lafasadati the heavensgöklerآسمان l-samāwātu
and the earthve yerاور زمین wal-arḍu and whoeverve kimselerاور جو waman (is) thereinbunların içinde bulunanان کے اندر ہے fīhinna Naybilakisبلکہ bal We have brought thembiz onlara getirdikلائے ہیں ہم ان کے پاس ataynāhum their reminderZikir'leriniانہی کا ذکر bidhik'rihim but theyfakat onlarتو وہ fahum fromZikirlerindenسے ʿan
their reminderاپنے ذکر سے dhik'rihim (are) turning awayyüz çeviriyorlarمنہ موڑنے والے ہیں muʿ'riḍūna٧١ Oryoksaیا am you ask themonlardan istiyor musun?تم سوال کرتے ہو ان سے tasaluhum (for) a paymentbir vergiکسی ٹیکس کا- خراج کا kharjan But the paymentvergisiتو دیا fakharāju (of) your LordRabbininتیرے رب کا rabbika (is) bestdaha hayırlıdırبہتر ہے khayrun
and Heve Oاور وہ wahuwa (is) the Besten hayırlısıdırبہترین khayru (of) the Providersrızık verenlerinرازق ہے l-rāziqīna٧٢ And indeed, youve şüphesiz senاور بیشک تو wa-innaka certainly call themonları çağırıyorsunالبتہ تو بلا رہا ہے ان کو latadʿūhum tobir yolaطرف ilā (the) Pathراستے ṣirāṭin Straightdoğruسیدھے کی طرف mus'taqīmin٧٣
And indeedve kuşkusuzاور بیشک wa-inna those whokimselerوہ لوگ alladhīna (do) notinanmayan(lar)جو نہیں believeمانتے yu'minūna in the Hereafterahireteآخرت کو bil-ākhirati fromyoldanسے ʿani the pathراستے سے l-ṣirāṭi surely (are) deviatingsapıyorlarالبتہ مڑ جانے والے ہیں lanākibūna٧٤
٣٤٧
‹ 345page 346 of the printed Mushaf347 ›