بَلۡ أَتَيۡنَـٰهُم بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّهُمۡ لَكَـٰذِبُونَ ٩٠

NaydoğrusuبلکہbalWe (have) brought thembiz onlara getirdikہم لائے ہیں ان کے پاسataynāhumthe truthhakkıحق کوbil-ḥaqibut indeed, theyonlarsaاور بیشک وہwa-innahumsurely, (are) liarsyalancıdırlarالبتہ جھوٹے ہیںlakādhibūna

90 Rather, We have brought them the truth, and indeed they are liars.

90 Hayır; Biz onlara gerçeği getirdik ama, onlar yalancıdırlar.

90 Doğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar.

90 بات یہ ہے کہ ہم نے ان کے پاس حق پہنچا دیا ہے اور جو (بت پرستی کئے جاتے ہیں) بےشک جھوٹے ہیں

90 جو امرِ حق ہے  وہ ہم ان کے سامنے لے آئے ہیں، اور کوئی شک نہیں کہ یہ لوگ جھوٹے ہیں۔ 1

مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنۡ إِلَـٰهٍ‌ۚ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَـٰهِۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٍ‌ۚ سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ ٩١

NotedinmemiştirنہیںAllah has takenبنایاittakhadhaAllah has takenAllahاللہ نےl-lahuanyhiçbirکوئیminsonçocukبچہ۔ کوئی اولادwaladinand notveاور نہیںwamāisyokturہےkānawith HimO'nunla beraberاس کے ساتھmaʿahuanyhiçbirکوئیmingodtanrıالہilāhinThenöyle olsaydıتبidhansurely (would have) taken awaygötürürdüالبتہ لے جاتاladhahabaeachherہرkullugodtanrıالہilāhinwhatkendi yarattığınıاس کو جوbimāhe createdاس نے پیدا کیاkhalaqaand surely would have overpoweredve üstün gelmeğe çalışırdıاور البتہ چڑھائی کرتاwalaʿalāsome of themonlardan biriان میں سے بعضbaʿḍuhum[on]üzerineپرʿalāothersdiğeriبعض (پر)baʿḍinGlory bemünezehtir (uzaktır)پاک ہےsub'ḥāna(to) AllahAllahاللہl-lahiabove whatonların tanımlamalarındanاس سے جوʿammāthey attributeوہ بیان کرتے ہیںyaṣifūna

91 Allah has not taken any son, nor has there ever been with Him any deity. [If there had been], then each deity would have taken what it created, and some of them would have sought to overcome others. Exalted is Allah above what they describe [concerning Him].

91 Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.

91 Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.

91 خدا نے نہ تو (اپنا) کسی کو بیٹا بنایا ہے اور نہ اس کے ساتھ کوئی معبود ہے، ایسا ہوتا تو ہر معبود اپنی اپنی مخلوقات کو لے کر چل دیتا اور ایک دوسرے پر غالب آجاتا۔ یہ لوگ جو کچھ خدا کے بارے میں بیان کرتے ہیں خدا اس سے پاک ہے

91 اللہ نے کسی کو اپنی اولاد نہیں بنایا ہے، 1 اور کوئی دوسرا خدا اُس کے ساتھ نہیں ہے۔ اگر ایسا ہوتا تو ہر خدا اپنی خلق کو لے کر الگ ہو جاتا، اور پھر وہ ایک دوسرے پر چڑھ دوڑتے۔ 2 پاک ہے اللہ اُن باتوں سے جو یہ لوگ بناتے ہیں

عَـٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ٩٢

Knower(O) bilirجاننے والا ہےʿālimi(of) the unseengörünmeyeniغیب کاl-ghaybiand the witnessedve görüneniاور حاضر کاwal-shahādatiexalted is Heve yücedirتو بلند ہےfataʿālāabove whatşeylerdenاس سے جوʿammāthey associateonların ortak koştuklarıوہ شریک ٹھہراتے ہیںyush'rikūna

92 [He is] Knower of the unseen and the witnessed, so high is He above what they associate [with Him].

92 O, görülmeyeni de, görüleni de bilir. Koştukları ortaklardan yücedir.

92 Allah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.

92 وہ پوشیدہ اور ظاہر کو جانتا ہے اور (مشرک) جو اس کے ساتھ شریک کرتے ہیں اس کی شان اس سے اونچی ہے

92 کھُلے اور چھُپے کا جاننے والا، 1 وہ بالا تر ہے اُس شرک سے جو یہ لوگ تجویز کر رہے ہیں

قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ ٩٣

Sayde kiکہہ دیجیےqulMy LordRabbimاے میرے ربrabbiIfeğerخواہimmāYou should show memutlaka bana göstereceksenتو دکھائے مجھ کوturiyannīwhatşeyiجوthey are promisedonların tehdidedildikleriوہ وعدہ کیے جاتے ہیںyūʿadūna

93 Say, [O Muhammad], "My Lord, if You should show me that which they are promised,

93 De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."

93 (Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,

93 (اے محمدﷺ) کہو کہ اے پروردگار جس عذاب کا ان (کفار) سے وعدہ ہو رہا ہے، اگر تو میری زندگی میں ان پر نازل کرکے مجھے بھی دکھادے

93 اے محمدؐ، دعا کرو کہ "پروردگار، جس عذاب کی اِن کو دھمکی دی جا رہی ہے وہ اگر میری موجودگی میں تو لائے

رَبِّ فَلَا تَجۡعَلۡنِى فِى ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٩٤

My LordRabbimاے میرے ربrabbithen (do) notbeni bırakmaتو نہfalāplace meتو کرنا مجھ کوtajʿalnīamongiçindeمیںthe people kavminقومl-qawmithe wrongdoerszalimظالم (قوم میں)l-ẓālimīna

94 My Lord, then do not place me among the wrongdoing people."

94 De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."

94 Bu durumda beni, o zalimler topluluğunda bulundurma, Rabbim!

94 تو اے پروردگار مجھے (اس سے محفوظ رکھیئے اور) ان ظالموں میں شامل نہ کیجیئے

94 تواے مرے ربّ، مجھے اِن ظالم لوگوں میں شامل نہ کیجیو۔“ 1

وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمۡ لَقَـٰدِرُونَ ٩٥

And indeed Weşüphesiz bizاور بیشک ہمwa-innāonsana göstermeğeاوپر اس بات کےʿalāthatکہanWe show youہم دکھائیں تجھ کوnuriyakawhatşeyiجس کاWe have promised themonları tehdidettiğimizہم وعدہ کر رہے ہیں ان سےnaʿiduhumsurely ableelbette kadirizالبتہ قادر ہیںlaqādirūna

95 And indeed, We are able to show you what We have promised them.

95 Biz onlara vadettiğimizi sana elbette gösterebiliriz.

95 Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.

95 اور جو وعدہ ہم ان سے کر رہے ہیں ہم تم کو دکھا کر ان پر نازل کرنے پر قادر ہیں

95 اور حقیقت یہ ہے کہ ہم تمہاری آنکھوں کے سامنے ہی وہ چیز لے آنے کی پوری قدرت رکھتے ہیں جس کی دھمکی ہم انہیں دے رہے ہیں

ٱدۡفَعۡ بِٱلَّتِى هِىَ أَحۡسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ‌ۚ نَحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَصِفُونَ ٩٦

Repelsavuşturدور کردیجیےid'faʿby thatşeyleساتھ اس چیز کےbi-allatīwhichoجوhiya(is) best en güzelاچھی ہےaḥsanuthe evilkötülüğüبرائی کوl-sayi-ataWebizہمnaḥnuknow bestbiliyoruzخوب جانتے ہیںaʿlamuof what(seni) nasıl vasıflandıracaklarınıاس کو جوbimāthey attributeوہ بیان کر رہے ہیںyaṣifūna

96 Repel, by [means of] what is best, [their] evil. We are most knowing of what they describe.

96 Kötülüğü en iyi ile sav. Onların vasıflandırmalarını Biz daha iyi biliriz.

96 Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.

96 اور بری بات کے جواب میں ایسی بات کہو جو نہایت اچھی ہو۔ اور یہ جو کچھ بیان کرتے ہیں ہمیں خوب معلوم ہے

96 اے نبیؐ، برائی کو اس طریقہ سے دفع کرو جو بہترین ہو جو کچھ باتیں وہ تم پر بناتے ہیں وہ ہمیں خوب معلوم ہیں

وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنۡ هَمَزٰتِ ٱلشَّيَـٰطِينِ ٩٧

And sayve de kiاور کہہ دیجیےwaqulMy LordRabbimاے میرے ربrabbiI seek refugesığınırımمیں پناہ چاہتا ہوںaʿūdhuin Yousanaتیریbikafromkışkırtmalarındanکےmin(the) suggestionsوسوسوں سے۔ اکساہٹوں سےhamazāti(of) the evil onesşeytanlarınشیطان کےl-shayāṭīni

97 And say, "My Lord, I seek refuge in You from the incitements of the devils,

97 De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım."

97 Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!

97 اور کہو کہ اے پروردگار! میں شیطانوں کے وسوسوں سے تیری پناہ مانگتا ہو

97 اور دعا کرو کہ "پروردگار، میں شیاطین کی اکساہٹوں سے تیری پناہ مانگتا ہوں

وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحۡضُرُونِ ٩٨

And I seek refugeve sığınırımاور میں پناہ چاہتا ہوںwa-aʿūdhuin YousanaتیریbikaMy LordRabbimاے میرے ربrabbiLestyanıma uğramalarındanکہanthey be present with meوہ حاضر ہوں میرے پاسyaḥḍurūni

98 And I seek refuge in You, my Lord, lest they be present with me."

98 "Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım."

98 Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.

98 اور اے پروردگار! اس سے بھی تیری پناہ مانگتا ہوں کہ وہ میرے پاس آموجود ہوں

98 بلکہ اے میرے ربّ، میں تو اِس سے بھی تیری پناہ مانگتا ہوں کہ وہ میرے پاس آئیں۔“ 1

حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلۡمَوۡتُ قَالَ رَبِّ ٱرۡجِعُونِ ٩٩

Untilnihayetیہاں تک کہḥattāwhenzamanجبidhācomesgeldiğiآجائے گیjāa(to) one of themonlardan birineان میں سے ایک کوaḥadahumuthe deathölümموتl-mawtuhe saysder kiکہے گاqālaMy LordRabbimاے میرے ربrabbiSend me backbeni geri döndürلوٹا دے مجھ کوir'jiʿūni

99 [For such is the state of the disbelievers], until, when death comes to one of them, he says, "My Lord, send me back

99 Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.

99 Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,"

99 (یہ لوگ اسی طرح غفلت میں رہیں گے) یہاں تک کہ جب ان میں سے کسی کے پاس موت آجائے گی تو کہے گا کہ اے پروردگار! مجھے پھر (دنیا میں) واپس بھیج دے

99 (یہ لوگ اپنی کرنی سے باز نہ آئیں گے)یہاں تک کہ جب اِن میں سے کسی کو موت آجائے گی تو کہنا شروع کرے گا کہ”اے میرے ربّ، مجھے اُسی دنیا میں واپس بھیج دیجیے 1 جسے میں چھوڑ آیا ہوں

لَعَلِّىٓ أَعۡمَلُ صَـٰلِحًا فِيمَا تَرَكۡتُ‌ۚ كَلَّآ‌ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا‌ۖ وَمِن وَرَآئِهِم بَرۡزَخٌ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ ١٠٠

That I mayböylelikleشاید کہ میںlaʿallīdoyapayımمیں عمل کروںaʿmalurighteous (deeds)yararlı bir işاچھےṣāliḥanin whatyerde (dünyada)اس میںfīmāI left behindterk ettiğimجو میں چھوڑ آیاtaraktuNohayırہرگز نہیںkallāIndeed, itşüphesiz buبیشک وہinnahā(is) a wordbir sözdürایک بات ہےkalimatunheoوہhuwaspeaks itonun söylediğiکہنے والا ہے اس کاqāiluhāand before themveاورwaminand before themönlerinde vardırان کے پیچھےwarāihim(is) a barrierbir berzahبرزخ ہےbarzakhuntillkadarتکilā(the) Daygüneاس دن تکyawmithey are resurrecteddiriltilecekleri;وہ سب اٹھائے جائیں گےyub'ʿathūna

100 That I might do righteousness in that which I left behind." No! It is only a word he is saying; and behind them is a barrier until the Day they are resurrected.

100 Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.

100 "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.

100 تاکہ میں اس میں جسے چھوڑ آیا ہوں نیک کام کیا کروں۔ ہرگز نہیں۔ یہ ایک ایسی بات ہے کہ وہ اسے زبان سے کہہ رہا ہوگا (اور اس کے ساتھ عمل نہیں ہوگا) اور اس کے پیچھے برزخ ہے (جہاں وہ) اس دن تک کہ (دوبارہ) اٹھائے جائیں گے، (رہیں گے)

100 اُمید ہے کہ اب میں نیک عمل کروں گا 1“۔۔۔۔ ہر گز نہیں، 2 یہ تو بس ایک بات ہے جو وہ بَک رہا ہے۔ 3 اب ان سب(مرنے والوں)کے پیچھے ایک برزخ حائل ہے دوسری زندگی کے دن تک۔ 4

فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ ١٠١

So whenzamanپھر جبfa-idhāis blownüflendiğiپھونک ماری جائے گیnufikhainSur'aمیںthe trumpetصور (میں)l-ṣūrithen notartık yokturتو نہیںfalā(there) will be relationshipsoylarکوئی رخنہansābaamong themaralarındaآپس میںbaynahumthat Dayo günاس دنyawma-idhinand notveاور نہwalāwill they ask each othersormazlarوہ ایک دوسرے کو پوچھیں گےyatasāalūna

101 So when the Horn is blown, no relationship will there be among them that Day, nor will they ask about one another.

101 Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar.

101 Sûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.

101 پھر جب صور پھونکا جائے گا تو نہ تو ان میں قرابتیں ہوں گی اور نہ ایک دوسرے کو پوچھیں گے

101 پھر جونہی کہ صُور پھونک دیا گیا، اِن کے درمیان پھر کوئی رشتہ نہ رہے گا اور نہ وہ ایک دوسرے کو پوچھیں گے۔ 1

فَمَن ثَقُلَتۡ مَوٰزِينُهُۥ فَأُوۡلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ١٠٢

Then (the one) whosekimlerinتو جو کوئیfaman(are) heavyağır gelirseبھاری ہوئےthaqulathis scalestartılarıاس کے اوزان۔ اس کے پلڑےmawāzīnuhuthen those işteتو یہی لوگfa-ulāikatheyonlarوہhumu(are) the successfulkurtuluşa erenlerdirفلاح پانے والے ہیںl-muf'liḥūna

102 And those whose scales are heavy [with good deeds] - it is they who are the successful.

102 Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.

102 Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.

102 تو جن کے (عملوں کے) بوجھ بھاری ہوں گے۔ وہ فلاح پانے والے ہیں

102 اُس وقت جن کے پلڑے بھاری ہوں گے 1 وہی فلاح پائیں گے

وَمَنۡ خَفَّتۡ مَوٰزِينُهُۥ فَأُوۡلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاۡ أَنفُسَهُمۡ فِى جَهَنَّمَ خَـٰلِدُونَ ١٠٣

But (the one) whoseve kimlerinاور جو کوئیwaman(are) lighthafif gelirseہلکے ہوئےkhaffathis scalestartılarıاس کے پلڑے۔ اس کے اوزانmawāzīnuhuthen thoseişte onlarتو یہی لوگfa-ulāikathey [who]kimselerdirوہ لوگ ہیںalladhīnahave lostziyana sokan(lar)جنہوں نے خسارہ میں ڈالاkhasirūtheir soulskendileriniاپنے نفسوں کوanfusahumincehennemdeمیںHellجہنم (میں)jahannamathey (will) abide foreversürekli kalanlardırہمیشہ رہنے والے ہیںkhālidūna

103 But those whose scales are light - those are the ones who have lost their souls, [being] in Hell, abiding eternally.

103 Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler.

103 Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.

103 اور جن کے بوجھ ہلکے ہوں گے وہ لوگ ہیں جنہوں نے اپنے تئیں خسارے میں ڈالا، ہمیشہ دوزخ میں رہیں گے

103 اور جن کے پلڑے ہلکے ہوں گے وہی لوگ ہوں گے جنہوں نے اپنے آپ کو گھاٹے میں ڈال لیا۔ 1 وہ جہنّم میں ہمیشہ رہیں گے

تَلۡفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمۡ فِيهَا كَـٰلِحُونَ ١٠٤

Will burnyalarجھلسا دے گیtalfaḥutheir facesyüzleriniان کے چہروں کوwujūhahumuthe Fireateşآگl-nāruand theyve onlarınاور وہwahumin it(ateşin) içindeاس میںfīhā(will) grin with displaced lipsdişleri açıkta kalırتیوری چڑھانے والے ہیںkāliḥūna

104 The Fire will sear their faces, and they therein will have taut smiles.

104 Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.

104 Orada dişleri sırıtır halde iken ateş yüzlerini yalar.

104 آگ ان کے مونہوں کو جھلس دے گی اور وہ اس میں تیوری چڑھائے ہوں گے

104 آگ اُن کے چہروں کی کھال چاٹ جائے گی اور اُن کے جبڑے باہر نکل آئیں گے۔۔۔۔”1

Surah 23 / Al-Mu'minun / The Believers سورة المؤمنون 349
Naydoğrusuبلکہ bal We (have) brought thembiz onlara getirdikہم لائے ہیں ان کے پاس ataynāhum the truthhakkıحق کو bil-ḥaqi but indeed, theyonlarsaاور بیشک وہ wa-innahum surely, (are) liarsyalancıdırlarالبتہ جھوٹے ہیں lakādhibūna٩٠ Notedinmemiştirنہیں Allah has takenبنایا ittakhadha Allah has takenAllahاللہ نے l-lahu anyhiçbirکوئی min sonçocukبچہ۔ کوئی اولاد waladin
and notveاور نہیں wamā isyokturہے kāna with HimO'nunla beraberاس کے ساتھ maʿahu anyhiçbirکوئی min godtanrıالہ ilāhin Thenöyle olsaydıتب idhan surely (would have) taken awaygötürürdüالبتہ لے جاتا ladhahaba eachherہر kullu godtanrıالہ ilāhin whatkendi yarattığınıاس کو جو bimā he createdاس نے پیدا کیا khalaqa and surely would have overpoweredve üstün gelmeğe çalışırdıاور البتہ چڑھائی کرتا walaʿalā
some of themonlardan biriان میں سے بعض baʿḍuhum [on]üzerineپر ʿalā othersdiğeriبعض (پر) baʿḍin Glory bemünezehtir (uzaktır)پاک ہے sub'ḥāna (to) AllahAllahاللہ l-lahi above whatonların tanımlamalarındanاس سے جو ʿammā they attributeوہ بیان کرتے ہیں yaṣifūna٩١ Knower(O) bilirجاننے والا ہے ʿālimi
(of) the unseengörünmeyeniغیب کا l-ghaybi and the witnessedve görüneniاور حاضر کا wal-shahādati exalted is Heve yücedirتو بلند ہے fataʿālā above whatşeylerdenاس سے جو ʿammā they associateonların ortak koştuklarıوہ شریک ٹھہراتے ہیں yush'rikūna٩٢ Sayde kiکہہ دیجیے qul My LordRabbimاے میرے رب rabbi
Ifeğerخواہ immā You should show memutlaka bana göstereceksenتو دکھائے مجھ کو turiyannī whatşeyiجو they are promisedonların tehdidedildikleriوہ وعدہ کیے جاتے ہیں yūʿadūna٩٣ My LordRabbimاے میرے رب rabbi then (do) notbeni bırakmaتو نہ falā place meتو کرنا مجھ کو tajʿalnī amongiçindeمیں the people kavminقوم l-qawmi
the wrongdoerszalimظالم (قوم میں) l-ẓālimīna٩٤ And indeed Weşüphesiz bizاور بیشک ہم wa-innā onsana göstermeğeاوپر اس بات کے ʿalā thatکہ an We show youہم دکھائیں تجھ کو nuriyaka whatşeyiجس کا We have promised themonları tehdidettiğimizہم وعدہ کر رہے ہیں ان سے naʿiduhum surely ableelbette kadirizالبتہ قادر ہیں laqādirūna٩٥
Repelsavuşturدور کردیجیے id'faʿ by thatşeyleساتھ اس چیز کے bi-allatī whichoجو hiya (is) best en güzelاچھی ہے aḥsanu the evilkötülüğüبرائی کو l-sayi-ata Webizہم naḥnu know bestbiliyoruzخوب جانتے ہیں aʿlamu of what(seni) nasıl vasıflandıracaklarınıاس کو جو bimā they attributeوہ بیان کر رہے ہیں yaṣifūna٩٦
And sayve de kiاور کہہ دیجیے waqul My LordRabbimاے میرے رب rabbi I seek refugesığınırımمیں پناہ چاہتا ہوں aʿūdhu in Yousanaتیری bika fromkışkırtmalarındanکے min (the) suggestionsوسوسوں سے۔ اکساہٹوں سے hamazāti (of) the evil onesşeytanlarınشیطان کے l-shayāṭīni٩٧ And I seek refugeve sığınırımاور میں پناہ چاہتا ہوں wa-aʿūdhu in Yousanaتیری bika
My LordRabbimاے میرے رب rabbi Lestyanıma uğramalarındanکہ an they be present with meوہ حاضر ہوں میرے پاس yaḥḍurūni٩٨ Untilnihayetیہاں تک کہ ḥattā whenzamanجب idhā comesgeldiğiآجائے گی jāa (to) one of themonlardan birineان میں سے ایک کو aḥadahumu the deathölümموت l-mawtu he saysder kiکہے گا qāla My LordRabbimاے میرے رب rabbi
Send me backbeni geri döndürلوٹا دے مجھ کو ir'jiʿūni٩٩ That I mayböylelikleشاید کہ میں laʿallī doyapayımمیں عمل کروں aʿmalu righteous (deeds)yararlı bir işاچھے ṣāliḥan in whatyerde (dünyada)اس میں fīmā I left behindterk ettiğimجو میں چھوڑ آیا taraktu Nohayırہرگز نہیں kallā Indeed, itşüphesiz buبیشک وہ innahā (is) a wordbir sözdürایک بات ہے kalimatun
heoوہ huwa speaks itonun söylediğiکہنے والا ہے اس کا qāiluhā and before themveاور wamin and before themönlerinde vardırان کے پیچھے warāihim (is) a barrierbir berzahبرزخ ہے barzakhun tillkadarتک ilā (the) Daygüneاس دن تک yawmi they are resurrecteddiriltilecekleri;وہ سب اٹھائے جائیں گے yub'ʿathūna١٠٠ So whenzamanپھر جب fa-idhā is blownüflendiğiپھونک ماری جائے گی nufikha
inSur'aمیں the trumpetصور (میں) l-ṣūri then notartık yokturتو نہیں falā (there) will be relationshipsoylarکوئی رخنہ ansāba among themaralarındaآپس میں baynahum that Dayo günاس دن yawma-idhin and notveاور نہ walā will they ask each othersormazlarوہ ایک دوسرے کو پوچھیں گے yatasāalūna١٠١
Then (the one) whosekimlerinتو جو کوئی faman (are) heavyağır gelirseبھاری ہوئے thaqulat his scalestartılarıاس کے اوزان۔ اس کے پلڑے mawāzīnuhu then those işteتو یہی لوگ fa-ulāika theyonlarوہ humu (are) the successfulkurtuluşa erenlerdirفلاح پانے والے ہیں l-muf'liḥūna١٠٢ But (the one) whoseve kimlerinاور جو کوئی waman
(are) lighthafif gelirseہلکے ہوئے khaffat his scalestartılarıاس کے پلڑے۔ اس کے اوزان mawāzīnuhu then thoseişte onlarتو یہی لوگ fa-ulāika they [who]kimselerdirوہ لوگ ہیں alladhīna have lostziyana sokan(lar)جنہوں نے خسارہ میں ڈالا khasirū their soulskendileriniاپنے نفسوں کو anfusahum incehennemdeمیں Hellجہنم (میں) jahannama
they (will) abide foreversürekli kalanlardırہمیشہ رہنے والے ہیں khālidūna١٠٣ Will burnyalarجھلسا دے گی talfaḥu their facesyüzleriniان کے چہروں کو wujūhahumu the Fireateşآگ l-nāru and theyve onlarınاور وہ wahum in it(ateşin) içindeاس میں fīhā (will) grin with displaced lipsdişleri açıkta kalırتیوری چڑھانے والے ہیں kāliḥūna١٠٤
٣٤٩
‹ 347page 348 of the printed Mushaf349 ›