قَالَ وَمَا عِلۡمِى بِمَا كَانُواۡ يَعۡمَلُونَ ١١٢

He saiddedi kiکہاqālaAnd whatveاور کیا ہےwamā(do) I knowben bilmemمیرا علمʿil'mīof whatşeyleriساتھ اس کےbimāthey usedolduklarıجو ہیں وہkānū(to) doonların yapıyorوہ کرتے رہتےyaʿmalūna

112 He said, "And what is my knowledge of what they used to do?

112 Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

112 Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."

112 نوح نے کہا کہ مجھے کیا معلوم کہ وہ کیا کرتے ہیں

112 نوحؑ نے کہا "میں کیا جانوں کہ ان کے عمل کیسے ہیں

إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى‌ۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ ١١٣

Verilydoğrusuنہیںintheir accountonların hesabıحساب ان کاḥisābuhum(is) butancakمگرillāuponaittirذمہʿalāmy LordRabbimeمیرے رب کےrabbīifeğerکاشlawyou perceivedüşünürsenizتم شعور سے کام لوtashʿurūna

113 Their account is only upon my Lord, if you [could] perceive.

113 Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

113 "Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"

113 ان کا حساب (اعمال) میرے پروردگار کے ذمے ہے کاش تم سمجھو

113 ان کا حساب تو میرے ربّ کے ذمّہ ہے، کاش تم کچھ شعور سے کام لو۔ 1

وَمَآ أَنَاۡ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١١٤

And notve değilimاور نہیںwamāI ambenہوں میںanāthe one to drive awaykovacakدھتکارنے والا۔ نکالنے والا۔biṭāridithe believersinananlarıایمان لانے والوں کوl-mu'minīna

114 And I am not one to drive away the believers.

114 Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

114 "Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."

114 اور میں مومنوں کو نکال دینے والا نہیں ہوں

114 میرا یہ کام نہیں ہے کہ جو ایمان لائیں ان کو میں دھتکار دوں

إِنۡ أَنَاۡ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ ١١٥

NotdeğilimنہیںinI ambenمیںanābutbaşkaمگرillāa warnerbir uyarıcı(dan)ڈرانے والا،nadhīrunclearapaçıkکھلم کھلاmubīnun

115 I am only a clear warner."

115 Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

115 "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

115 میں تو صرف کھول کھول کر نصیحت کرنے والا ہوں

115 میں تو بس ایک صاف صاف متنبّہ کر دینے والا آدمی ہوں۔“ 1

قَالُواۡ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ ١١٦

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūIfeğerالبتہ اگرla-innotvazgeçmezsenنہیںlamyou desistتو باز آیاtantahiO Nuhey Nuhاے نوحyānūḥuSurely you will bemutlaka olacaksınالبتہ تو ضرور ہوگاlatakūnannaoftaşlananlardanمیں سےminathose who are stonedسنگسار کیے ہوؤںl-marjūmīna

116 They said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned."

116 "Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.

116 Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"

116 انہوں نے کہا کہ نوح اگر تم باز نہ آؤ گے تو سنگسار کردیئے جاؤ گے

116 انہوں نے کہا”اے نُوحؑ ، اگر تُو باز نہ آیا تو پھِٹکارے ہوئے لوگوں میں شامل ہو کر رہے گا۔“ 1

قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِى كَذَّبُونِ ١١٧

He said(Nuh) dediکہاqālaMy LordRabbimاے میرے ربrabbiIndeedşüphesizبیشکinnamy peoplekavmimمیری قوم نےqawmīhave denied mebeni yalanladıجھٹلایا ہے مجھ کوkadhabūni

117 He said, "My Lord, indeed my people have denied me.

117 Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.

117 Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."

117 نوح نے کہا کہ پروردگار میری قوم نے تو مجھے جھٹلا دیا

117 نُوحؑ نے دُعا کی”اے میرے ربّ، میری قوم نے مجھے جھُٹلا دیا۔ 1

فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِى وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١١٨

So judgeo halde açپس فیصلہ کردےfa-if'taḥbetween mebenimleمیرے درمیانbaynīand between themonların arasınıاور ان کے درمیانwabaynahum(with decisive) judgment(kesin hükümle) açarakفیصلہ کرناfatḥanand save meve beni kurtarاور نجات دے مجھ کوwanajjinīand whove bulunanlarıاور جوwaman(are) with mebenimle beraberمیرے ساتھ ہیںmaʿiyaofmü'minlerdenمیں سےminathe believersایمان لانے والوںl-mu'minīna

118 Then judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers."

118 Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.

118 "Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."

118 سو تو میرے اور ان کے درمیان ایک کھلا فیصلہ کردے اور مجھے اور جو میرے ساتھ ہیں ان کو بچا لے

118 اب میرے اور ان کے درمیان دو ٹوک فیصلہ کر دے اور مجھے اور جو مومن میرے ساتھ ہیں ان کو نجات دے۔“ 1

فَأَنجَيۡنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ ١١٩

So We saved himbiz de onu kurtardıkتو نجات دی ہم نے اس کوfa-anjaynāhuand whove bulunanlarıاور جوwaman(were) with himonunla beraberاس کے ساتھ تھےmaʿahuiniçindeمیںthe shipgemiکشتیl-ful'kiladendoluجو بھری ہوئی تھیl-mashḥūni

119 So We saved him and those with him in the laden ship.

119 Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.

119 Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.

119 پس ہم نے ان کو اور جو ان کے ساتھ کشتی میں سوار تھے، ان کو بچا لیا

119 آخر کار ہم نے اس کو اور اس کے ساتھیوں کو ایک بھری ہوئی کشتی میں بچا لیا۔ 1

ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ ١٢٠

ThensonraپھرthummaWe drownedboğdukغرق کردیا ہم نےaghraqnāthereafterbunun ardındanاس کے بعدbaʿduthe remaining onesgeride kalanlarıباقی رہنے والوں کوl-bāqīna

120 Then We drowned thereafter the remaining ones.

120 Sonra de geride kalanları suda boğduk.

120 Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.

120 پھر اس کے بعد باقی لوگوں کو ڈبو دیا

120 اور اس کے بعد باقی لوگوں کو غرق کر دیا

إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٢١

Indeedmuhakkak kiبیشکinnainvardırاس میںthatbundaالبتہdhālikasurely, (is) a signbir ibretایک نشانی ہےlaāyatanbut notama yineاور نہیںwamāaredeğildirہیںkānamost of themçoklarıان میں سے اکثرaktharuhumbelieversinananlardanایمان لانے والےmu'minīna

121 Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

121 Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.

121 Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

121 بےشک اس میں نشانی ہے اور ان میں اکثر ایمان لانے والے نہیں تھے

121 یقیناً اس میں ایک نشانی ہے، مگر ان میں سے اکثر لوگ ماننے والے نہیں

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٢٢

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innayour LordRabbinرب تیراrabbakasurely, Heişte O'durالبتہ وہیlahuwa(is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے،l-ʿazīzuthe Most Mercifulmerhamet edenرحم فرمانے والا ہےl-raḥīmu

122 And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

122 Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

122 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

122 اور تمہارا پروردگار تو غالب (اور) مہربان ہے

122 اور حقیقت یہ ہے کہ تیرا رب زبردست بھی ہے اور رحیم بھی

كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ١٢٣

Deniedyalanladıجھٹلایاkadhabat(the people) of AadAd (kavmi) deعاد نےʿādunthe Messengersgönderilen elçileriرسولوں کوl-mur'salīna

123 'Aad denied the messengers

123 Ad milleti de peygamberleri yalanladı.

123 Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

123 عاد نے بھی پیغمبروں کو جھٹلایا

123 عاد نے رسُولوں کو جھُٹلایا۔ 1

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤

Whenhaniجبidhsaiddemiştiکہا تھاqālato themonlaraان سےlahumtheir brotherkardeşleriان کے بھائیakhūhumHudہود نےhūdunWill notkorunmaz mısınız?کیا نہیںalāyou fear (Allah)تم ڈرتے ہو۔ کیا تقوی اختیار نہیں کرتے ہوtattaqūna

124 When their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah?

124 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

124 Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

124 جب ان سے ان کے بھائی ہود نے کہا کیا تم ڈرتے نہیں

124 یاد کرو جبکہ ان کے بھائی ہُودؑ نے اُن سے کہا تھا ”1 کیا تم ڈرتے نہیں؟

إِنِّى لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٢٥

Indeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnīto yousizin içinتمہارے لیےlakuma Messengerbir elçiyimایک رسول ہوںrasūluntrustworthygüvenilirامانت دارamīnun

125 Indeed, I am to you a trustworthy messenger.

125 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

125 "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."

125 میں تو تمہارا امانت دار پیغمبر ہوں

125 میں تمہارے لیے ایک امانت دار رسول ہوں

فَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٢٦

So fearkorkunپس ڈروfa-ittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میریwa-aṭīʿūni

126 So fear Allah and obey me.

126 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

126 "Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

126 تو خدا سے ڈرو اور میرا کہا مانو

126 لہٰذا تم اللہ سے ڈرو اور میری اطاعت کرو

وَمَآ أَسۡــَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ‌ۖ إِنۡ أَجۡرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ١٢٧

And notben sizden istemiyorumاور نہیںwamāI ask youمیں سوال کرتا تم سےasalukumfor itbuna karşıاس پرʿalayhianyhiçکسیminpaymentbir ücretاجر کاajrinNotbenim ücretimنہیںin(is) my paymentاجر میراajriyaexceptancakمگرillāfromaittirذمہʿalā(the) LordRabbineربrabbi(of) the worldsalemlerinالعالمین کےl-ʿālamīna

127 And I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds.

127 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

127 "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "

127 اور میں اس کا تم سے کچھ بدلہ نہیں مانگتا۔ میرا بدلہ (خدائے) رب العالمین کے ذمے ہے

127 میں اس کام پر تم سے کسی اجر کا طالب نہیں ہوں میرا اجر تو رب العالمین کے ذمہ ہے

أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعۡبَثُونَ ١٢٨

Do you constructsiz yapıyor musunuz?کیا تم بناتے ہوatabnūnaon everyherہرbikullielevationtepeye (yol üzerine)اونچی جگہrīʿina signbir işaret (saraylar)ایک نشانیāyatanamusing yourselveseğleniyor (musunuz?)تم بےکار کام کرتے ہوئے۔ کھیلتے ہوئےtaʿbathūna

128 Do you construct on every elevation a sign, amusing yourselves,

128 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

128 "Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"

128 بھلا تم ہر اونچی جگہ پر نشان تعمیر کرتے ہو

128 یہ تمہارا کیا حال ہے کہ ہر اُونچے مقام پر لاحاصل ایک یادگار عمارت بنا ڈالتے ہو 1

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ ١٢٩

And take for yourselvesve ediniyorsunuzاور تم بناتے ہوwatattakhidhūnastrongholdsköşkler (ve müstahkem kaleler)محلاتmaṣāniʿathat you maybelkiشاید کہ تمlaʿallakumlive foreverebedi yaşarsınız diyeتم ہمیشہ رہو گےtakhludūna

129 And take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally?

129 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

129 "Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"

129 اور محل بناتے ہو شاید تم ہمیشہ رہو گے

129 اور بڑے بڑے قصر تعمیر کرتے ہو گویا تمہیں ہمیشہ رہنا ہے۔ 1

وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ ١٣٠

And whenve zamanاور جبwa-idhāyou seizeyakaladığınızتم پکڑتے ہو سختی سےbaṭashtumyou seizeyakalıyorsunuzپکڑتے ہو تمbaṭashtum(as) tyrantszorbalar gibiسرکش ہو کرjabbārīna

130 And when you strike, you strike as tyrants.

130 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

130 "Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."

130 اور جب (کسی کو) پکڑتے ہو تو ظالمانہ پکڑتے ہو

130 اور جب کسی پر ہاتھ ڈالتے ہو جبّار بن کر ڈالتے ہو۔ 1

فَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٣١

So fearo halde korkunپس ڈروfa-ittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میریwa-aṭīʿūni

131 So fear Allah and obey me.

131 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

131 "Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

131 تو خدا سے ڈرو اور میری اطاعت کرو

131 پس تم لوگ اللہ سے ڈرو اور میری اطاعت کرو

وَٱتَّقُواۡ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ ١٣٢

And fearve korkunاور ڈروwa-ittaqūthe One Whokimsedenاس ذات سےalladhīhas aided yousize bol bol verenجس نے مدد دی تم کوamaddakumwith whatşeyleri (ni'metleri)ساتھ اس کےbimāyou knowbildiğinizجو تم جانتے ہوtaʿlamūna

132 And fear He who provided you with that which you know,

132 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

132 "O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"

132 اور اس سے جس نے تم کو ان چیزوں سے مدد دی جن کو تم جانتے ہو۔ ڈرو

132 ڈرو اُس سے جس نے وہ کچھ تمہیں دیا ہے جو تم جانتے ہو

أَمَدَّكُم بِأَنۡعَـٰمٍ وَبَنِينَ ١٣٣

He has aided youki O size vermiştirاس نے مدد دی تم کوamaddakumwith cattledavarlarساتھ مویشیوں کےbi-anʿāminand childrenve oğullarاور بیٹوں کےwabanīna

133 Provided you with grazing livestock and children

133 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

133 "Davarlar, oğullar,"

133 اس نے تمہیں چارپایوں اور بیٹوں سے مدد دی

133 تمہیں جانور دیے، اولادیں دیں

وَجَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ١٣٤

And gardensve bahçelerاور باغوں کےwajannātinand springsve çeşmelerاور چشموں کےwaʿuyūnin

134 And gardens and springs.

134 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

134 "Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."

134 اور باغوں اور چشموں سے

134 باغ دیے اور چشمے دیے

إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ ١٣٥

Indeed, Idoğrusu benبیشک میںinnī[I] fearkorkuyorumمیں ڈرتا ہوںakhāfufor yousizeتم پرʿalaykum(the) punishmentazabındanعذاب سےʿadhāba(of) a Daybir gününدن کےyawminGreatbüyükبڑےʿaẓīmin

135 Indeed, I fear for you the punishment of a terrible day."

135 Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

135 "Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."

135 مجھ کو تمہارے بارے میں بڑے (سخت) دن کے عذاب کا خوف ہے

135 مجھے تمہارے حق میں ایک بڑے دن کے عذاب کا ڈر ہے"

قَالُواۡ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوٰعِظِينَ ١٣٦

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālū(It is) sameaynıdırبرابر ہےsawāonto usbizceہم پرʿalaynāwhether you adviseöğüt versen deخواہ تو وعظ کرے۔ نصیحت کرےawaʿaẓtaorveyaیاamnotolmasan daنہlamyou areتو ہوtakunoföğüt verenlerdenمیں سےminathe advisorsنصیحت کرنے والوںl-wāʿiẓīna

136 They said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors.

136 "İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.

136 "Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."

136 وہ کہنے لگے کہ ہمیں خواہ نصیحت کرو یا نہ کرو ہمارے لئے یکساں ہے

136 انہوں نے جواب دیا "تو نصیحت کر یا نہ کر، ہمارے لیے یکساں ہے

Surah 26 / Ash-Shu'ara / The Poets سورة الشعراء 373
He saiddedi kiکہا qāla And whatveاور کیا ہے wamā (do) I knowben bilmemمیرا علم ʿil'mī of whatşeyleriساتھ اس کے bimā they usedolduklarıجو ہیں وہ kānū (to) doonların yapıyorوہ کرتے رہتے yaʿmalūna١١٢ Verilydoğrusuنہیں in their accountonların hesabıحساب ان کا ḥisābuhum (is) butancakمگر illā uponaittirذمہ ʿalā my LordRabbimeمیرے رب کے rabbī
ifeğerکاش law you perceivedüşünürsenizتم شعور سے کام لو tashʿurūna١١٣ And notve değilimاور نہیں wamā I ambenہوں میں anā the one to drive awaykovacakدھتکارنے والا۔ نکالنے والا۔ biṭāridi the believersinananlarıایمان لانے والوں کو l-mu'minīna١١٤ Notdeğilimنہیں in I ambenمیں anā butbaşkaمگر illā a warnerbir uyarıcı(dan)ڈرانے والا، nadhīrun clearapaçıkکھلم کھلا mubīnun
١١٥ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Ifeğerالبتہ اگر la-in notvazgeçmezsenنہیں lam you desistتو باز آیا tantahi O Nuhey Nuhاے نوح yānūḥu Surely you will bemutlaka olacaksınالبتہ تو ضرور ہوگا latakūnanna oftaşlananlardanمیں سے mina those who are stonedسنگسار کیے ہوؤں l-marjūmīna١١٦ He said(Nuh) dediکہا qāla
My LordRabbimاے میرے رب rabbi Indeedşüphesizبیشک inna my peoplekavmimمیری قوم نے qawmī have denied mebeni yalanladıجھٹلایا ہے مجھ کو kadhabūni١١٧ So judgeo halde açپس فیصلہ کردے fa-if'taḥ between mebenimleمیرے درمیان baynī and between themonların arasınıاور ان کے درمیان wabaynahum (with decisive) judgment(kesin hükümle) açarakفیصلہ کرنا fatḥan and save meve beni kurtarاور نجات دے مجھ کو wanajjinī and whove bulunanlarıاور جو waman
(are) with mebenimle beraberمیرے ساتھ ہیں maʿiya ofmü'minlerdenمیں سے mina the believersایمان لانے والوں l-mu'minīna١١٨ So We saved himbiz de onu kurtardıkتو نجات دی ہم نے اس کو fa-anjaynāhu and whove bulunanlarıاور جو waman (were) with himonunla beraberاس کے ساتھ تھے maʿahu iniçindeمیں the shipgemiکشتی l-ful'ki ladendoluجو بھری ہوئی تھی l-mashḥūni
١١٩ Thensonraپھر thumma We drownedboğdukغرق کردیا ہم نے aghraqnā thereafterbunun ardındanاس کے بعد baʿdu the remaining onesgeride kalanlarıباقی رہنے والوں کو l-bāqīna١٢٠ Indeedmuhakkak kiبیشک inna invardırاس میں thatbundaالبتہ dhālika surely, (is) a signbir ibretایک نشانی ہے laāyatan but notama yineاور نہیں wamā aredeğildirہیں kāna
most of themçoklarıان میں سے اکثر aktharuhum believersinananlardanایمان لانے والے mu'minīna١٢١ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna your LordRabbinرب تیرا rabbaka surely, Heişte O'durالبتہ وہی lahuwa (is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے، l-ʿazīzu the Most Mercifulmerhamet edenرحم فرمانے والا ہے l-raḥīmu١٢٢ Deniedyalanladıجھٹلایا kadhabat
(the people) of AadAd (kavmi) deعاد نے ʿādun the Messengersgönderilen elçileriرسولوں کو l-mur'salīna١٢٣ Whenhaniجب idh saiddemiştiکہا تھا qāla to themonlaraان سے lahum their brotherkardeşleriان کے بھائی akhūhum Hudہود نے hūdun Will notkorunmaz mısınız?کیا نہیں alā you fear (Allah)تم ڈرتے ہو۔ کیا تقوی اختیار نہیں کرتے ہو tattaqūna١٢٤ Indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī to yousizin içinتمہارے لیے lakum
a Messengerbir elçiyimایک رسول ہوں rasūlun trustworthygüvenilirامانت دار amīnun١٢٥ So fearkorkunپس ڈرو fa-ittaqū AllahAllah'tanاللہ سے l-laha and obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میری wa-aṭīʿūni١٢٦ And notben sizden istemiyorumاور نہیں wamā I ask youمیں سوال کرتا تم سے asalukum for itbuna karşıاس پر ʿalayhi
anyhiçکسی min paymentbir ücretاجر کا ajrin Notbenim ücretimنہیں in (is) my paymentاجر میرا ajriya exceptancakمگر illā fromaittirذمہ ʿalā (the) LordRabbineرب rabbi (of) the worldsalemlerinالعالمین کے l-ʿālamīna١٢٧ Do you constructsiz yapıyor musunuz?کیا تم بناتے ہو atabnūna on everyherہر bikulli elevationtepeye (yol üzerine)اونچی جگہ rīʿin
a signbir işaret (saraylar)ایک نشانی āyatan amusing yourselveseğleniyor (musunuz?)تم بےکار کام کرتے ہوئے۔ کھیلتے ہوئے taʿbathūna١٢٨ And take for yourselvesve ediniyorsunuzاور تم بناتے ہو watattakhidhūna strongholdsköşkler (ve müstahkem kaleler)محلات maṣāniʿa that you maybelkiشاید کہ تم laʿallakum live foreverebedi yaşarsınız diyeتم ہمیشہ رہو گے takhludūna١٢٩
And whenve zamanاور جب wa-idhā you seizeyakaladığınızتم پکڑتے ہو سختی سے baṭashtum you seizeyakalıyorsunuzپکڑتے ہو تم baṭashtum (as) tyrantszorbalar gibiسرکش ہو کر jabbārīna١٣٠ So fearo halde korkunپس ڈرو fa-ittaqū AllahAllah'tanاللہ سے l-laha and obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میری wa-aṭīʿūni١٣١
And fearve korkunاور ڈرو wa-ittaqū the One Whokimsedenاس ذات سے alladhī has aided yousize bol bol verenجس نے مدد دی تم کو amaddakum with whatşeyleri (ni'metleri)ساتھ اس کے bimā you knowbildiğinizجو تم جانتے ہو taʿlamūna١٣٢ He has aided youki O size vermiştirاس نے مدد دی تم کو amaddakum with cattledavarlarساتھ مویشیوں کے bi-anʿāmin and childrenve oğullarاور بیٹوں کے wabanīna١٣٣
And gardensve bahçelerاور باغوں کے wajannātin and springsve çeşmelerاور چشموں کے waʿuyūnin١٣٤ Indeed, Idoğrusu benبیشک میں innī [I] fearkorkuyorumمیں ڈرتا ہوں akhāfu for yousizeتم پر ʿalaykum (the) punishmentazabındanعذاب سے ʿadhāba (of) a Daybir gününدن کے yawmin Greatbüyükبڑے ʿaẓīmin
١٣٥ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū (It is) sameaynıdırبرابر ہے sawāon to usbizceہم پر ʿalaynā whether you adviseöğüt versen deخواہ تو وعظ کرے۔ نصیحت کرے awaʿaẓta orveyaیا am notolmasan daنہ lam you areتو ہو takun oföğüt verenlerdenمیں سے mina the advisorsنصیحت کرنے والوں l-wāʿiẓīna١٣٦
٣٧٣
‹ 371page 372 of the printed Mushaf373 ›