إِنۡ هَـٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٣٧

Notdeğildirنہیںin(is) thisbu (davranışımız)یہhādhābutbaşkaمگرillā(the) customahlakı(ndan)عادتkhuluqu(of) the former (people)evvelkilerinپہلوں کیl-awalīna

137 This is not but the custom of the former peoples,

137 Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.

137 "Bu sırf eskilerin âdetidir."

137 یہ تو اگلوں ہی کے طریق ہیں

137 یہ باتیں تو یونہی ہوتی چلی آئی ہیں۔ 1

وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ ١٣٨

And notve değilizاور نہیں ہیںwamāwebizہمnaḥnu(are) the ones to be punishedazaba uğratılacakعذاب دیے جانے والےbimuʿadhabīna

138 And we are not to be punished."

138 Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.

138 "Biz azaba uğratılacak da değiliz."

138 اور ہم پر کوئی عذاب نہیں آئے گا

138 اور ہم عذاب میں مُبتلا ہونے والے نہیں ہیں"

فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَـٰهُمۡ‌ۗ إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٣٩

So they denied himonu yalanladılarتو انہوں نے جھٹلایا اس کوfakadhabūhuthen We destroyed thembiz de onları helak ettikپھر ہلاک کردیا ہم نے ان کوfa-ahlaknāhumIndeedmuhakkak kiبیشکinnainvardırاس میںthatbundaالبتہdhālikasurely, is a signbir ibretایک نشانی ہےlaāyatanbut notama yineاور نہیںwamāaredeğildirہیںkānamost of themçoklarıان میں سے اکثرaktharuhumbelieversinananlardanایمان لانے والےmu'minīna

139 And they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

139 Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.

139 Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

139 تو انہوں نے ہود کو جھٹلایا تو ہم نے ان کو ہلاک کر ڈالا۔ بےشک اس میں نشانی ہے۔ اور ان میں اکثر ایمان لانے والے نہیں تھے

139 آخر کار انہوں نے اُسے جھُٹلا دیا اور ہم نے ان کو ہلاک کر دیا۔ 1یقیناً اس میں ایک نشانی ہے، مگر ان میں سے اکثر لوگ ماننے والے نہیں ہیں

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٤٠

And indeedşüphesizاور بیشکwa-innayour LordRabbinرب تیراrabbakasurely, Heişte O'durالبتہ وہlahuwa(is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے ،l-ʿazīzuthe Most Mercifulmerhamet edenرحم فرمانے والا ہےl-raḥīmu

140 And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

140 Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.

140 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

140 اور تمہارا پروردگار تو غالب اور مہربان ہے

140 اور حقیقت یہ ہے کہ تیرا رب زبردست بھی ہے اور رحیم بھی

كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ١٤١

DeniedyalanladıجھٹلایاkadhabatThamudSemud (kavmi) deثمود نےthamūduthe Messengersgönderilen elçileriرسولوں کوl-mur'salīna

141 Thamud denied the messengers

141 Semud milleti de peygamberleri yalanladı.

141 Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

141 (اور) قوم ثمود نے بھی پیغمبروں کو جھٹلا دیا

141 ثمود نے رسُولوں کو جھُٹلایا۔ 1

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٤٢

Whenhaniجبidhsaiddemişti kiکہا تھاqālato themonlaraان سےlahumtheir brotherkardeşleriان کے بھائی نےakhūhumSalihصالح نےṣāliḥunWill notkorunmaz mısınız?کیا نہیںalāyou fear (Allah)تم ڈرتے ہوtattaqūna

142 When their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah?

142 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

142 Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

142 جب ان سے ان کے بھائی صالح نے کہا کہ تم ڈرتے کیوں نہیں؟

142 یاد کرو جبکہ ان کے بھائی صالحؑ نے ان سے کہا "کیا تم ڈرتے نہیں؟

إِنِّى لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٤٣

Indeed, I amdoğrusu benبیشک میںinnīto yousizin içinتمہارے لیےlakuma Messengerbir elçiyimرسول ہوں،rasūluntrustworthygüvenilirامانت دارamīnun

143 Indeed, I am to you a trustworthy messenger.

143 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

143 "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

143 میں تو تمہارا امانت دار ہوں

143 میں تمہارے لیے ایک امانت دار رسُول ہوں۔ 1

فَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٤٤

So fearkorkunپس ڈروfa-ittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میریwa-aṭīʿūni

144 So fear Allah and obey me.

144 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

144 "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

144 تو خدا سے ڈرو اور میرا کہا مانو

144 لہٰذا تم اللہ سے ڈرو اور میری اطاعت کرو

وَمَآ أَسۡــَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ‌ۖ إِنۡ أَجۡرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ١٤٥

And notben sizden istemiyorumاور نہیںwamāI ask youمیں سوال کرتا تم سےasalukumfor itbuna karşıاس پرʿalayhianyhiçکسیminpaymentbir ücretاجر کاajrinNotbenim ücretimنہیںin(is) my paymentمیرا اجرajriyaexceptyalnızمگرillāfromaittirذمہʿalā(the) LordRabbineربrabbi(of) the worldsalemlerinالعالمین کےl-ʿālamīna

145 And I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds.

145 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

145 "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

145 اور میں اس کا تم سے بدلہ نہیں مانگتا۔ میرا بدلہ (خدا) رب العالمین کے ذمے ہے

145 میں اس کام پر تم سے کسی اجر کا طالب نہیں، میرا اجر تو رب العالمین کے ذمہ ہے

أَتُتۡرَكُونَ فِى مَا هَـٰهُنَآ ءَامِنِينَ ١٤٦

Will you be leftbırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?کیا تم چھوڑ دیے جاؤ گےatut'rakūnainiçindeاس میںwhatburadaجو(is) hereیہاں ہےhāhunāsecuregüvenامن سے رہنے والےāminīna

146 Will you be left in what is here, secure [from death],

146 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

146 "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"

146 کیا وہ چیزیں (تمہیں یہاں میسر) ہیں ان میں تم بےخوف چھوڑ دیئے جاؤ گے

146 کیا تم اُن سب چیزوں کے درمیان ، جو یہاں ہیں ، بس یوں ہی اطمینان سے رہنے دیے جاوٴ گے؟ 1

فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ١٤٧

Iniçindeمیںgardensbahçelerباغوںjannātinand springsve çeşme başlarındaاور چشموں میںwaʿuyūnin

147 Within gardens and springs

147 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

147 "Bahçelerin, pınarların içinde,"

147 (یعنی) باغ اور چشمے

147 اِن باغوں اور چشموں میں؟

وَزُرُوعٍ وَنَخۡلٍ طَلۡعُهَا هَضِيمٌ ١٤٨

And cornfieldsve ekinler arasındaاور کھیتوں میںwazurūʿinand date-palmsve hurmalıklardaکھجور کے درختwanakhlinits spadixtomurcukluخوشے ان کےṭalʿuhāsoftyumuşakٹوٹے پڑتے ہیںhaḍīmun

148 And fields of crops and palm trees with softened fruit?

148 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

148 "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"

148 اور کھیتیاں اور کھجوریں جن کے خوشے لطیف ونازک ہوتے ہیں

148 اِن کھیتوں اور نخلستانوں میں جن کے خوشے رس بھرے ہیں؟ 1

وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا فَـٰرِهِينَ ١٤٩

And you carveve yontuyorsunuzاور تم تراشتے ہوwatanḥitūnaofdağlardanمیں سےminathe mountainsپہاڑوںl-jibālihousesevlerگھروں کوbuyūtanskillfullyustalıklaخوشی سے۔ باتکلفfārihīna

149 And you carve out of the mountains, homes, with skill.

149 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

149 Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."

149 اور تکلف سے پہاڑوں میں تراش خراش کر گھر بناتے ہو

149 تم پہاڑ کھود کھود کر فخریہ اُن میں عمارتیں بناتے ہو۔ 1

فَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٥٠

So fearkorkunپس ڈروfa-ittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میریwa-aṭīʿūni

150 So fear Allah and obey me.

150 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

150 "Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."

150 تو خدا سے ڈرو اور میرے کہنے پر چلو

150 اللہ سے ڈرو اور میری اطاعت کرو

وَلَا تُطِيعُوٓاۡ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ١٥١

And (do) notuymayınاور نہwalāobeyتم اطاعت کروtuṭīʿū(the) commandemrineحکم کیamra(of) the transgressorsaşırılarınحد سے بڑھنے والوں کے۔ بےلگام لوگوں کےl-mus'rifīna

151 And do not obey the order of the transgressors,

151 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

151 "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."

151 اور حد سے تجاوز کرنے والوں کی بات نہ مانو

151 اُن بے لگام لوگوں کی اطاعت نہ کرو

ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ ١٥٢

Those whokimselerinوہ لوگalladhīnaspread corruptionbozgunculuk yapanجو فساد کرتے ہیںyuf'sidūnainyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍiand (do) notveاور (نہیں)walāreformıslah etmeyenlerinوہ اصلاح کرتےyuṣ'liḥūna

152 Who cause corruption in the land and do not amend."

152 Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

152 "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."

152 جو ملک میں فساد کرتے ہیں اور اصلاح نہیں کرتے

152 جو زمین میں فساد برپا کرتے ہیں اور کوئی اصلاح نہیں کرتے۔“ 1

قَالُوٓاۡ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ ١٥٣

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūOnlydoğrusuبےشکinnamāyousenتوanta(are) ofiyice büyülenmişlerdensinمیں سے ہےminathose bewitchedسحر زدہ لوگوںl-musaḥarīna

153 They said, "You are only of those affected by magic.

153 "Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.

153 "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"

153 وہ کہنے لگے کہ تم تو جادو زدہ ہو

153 اُنہوں نے جواب دیا”تُو محض ایک سحر زدہ آدمی ہے۔ 1

مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔـايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ١٥٤

Notdeğilsinنہیںyousenتوanta(are) exceptbaşkaمگرillāa manbir insandanایک انسانbasharunlike usbizim gibiہماری طرحmith'lunāso bringbize getirتو لے آfatia signbir mu'cizeایک نشانیbiāyatinifeğerاگرinyouisenہے توkunta(are) ofdoğrulardanمیں سےminathe truthfulسچوںl-ṣādiqīna

154 You are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful."

154 "Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.

154 "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."

154 تم اور کچھ نہیں ہماری طرح آدمی ہو۔ اگر سچے ہو تو کوئی نشانی پیش کرو

154 تُو ہم جیسے ایک انسان کے سوا اور کیا ہے۔ لا کوئی نشانی اگر تُو سچا ہے۔ 1“

قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرۡبٌ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمٍ مَّعۡلُومٍ ١٥٥

He saiddedi kiکہاqālaThisişte buیہhādhihi(is) a she-cameldişi devedirایک اونٹنی ہےnāqatunFor heronun vardırاس کے لیےlahā(is a share of) drinksu içme hakkıپینا ہےshir'bunand for youve sizin vardırاور تمہارے لیےwalakum(is a share of) drinksu içme hakkıپینا ہےshir'bu(on) a daybir günایک دن کاyawminknownbelliمعلومmaʿlūmin

155 He said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day.

155 Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.

155 Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.

155 صالح نے کہا (دیکھو) یہ اونٹنی ہے (ایک دن) اس کی پانی پینے کی باری ہے اور ایک معین روز تمہاری باری

155 صالح نے کہا”یہ اُونٹنی ہے۔ 1 ایک دن اس کے پینے کا ہے اور ایک دن تم سب کے پانی لینے کا۔ 2

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمٍ ١٥٦

And (do) notsakınاور نہwalātouch herona dokundurmayınتم چھونا اس کوtamassūhāwith harmbir kötülükبری نیت سےbisūinlest seize yousonra sizi yakalarورنہ پکڑلے گا تم کوfayakhudhakum(the) punishmentazabıعذابʿadhābu(of) a Daybir gününدن کاyawminGreatbüyükبڑےʿaẓīmin

156 And do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day."

156 Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.

156 "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."

156 اور اس کو کوئی تکلیف نہ دینا (نہیں تو) تم کو سخت عذاب آ پکڑے گا

156 اس کو ہرگز نہ چھیڑنا ورنہ ایک بڑے دن کا عذاب تم کو آ لے گا"

فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواۡ نَـٰدِمِينَ ١٥٧

But they hamstrung hernihayet onu kestilerتو انہوں نے کونچیں کاٹ ڈالیں اس کیfaʿaqarūhāthen they becameama oldularتو وہ ہوگئےfa-aṣbaḥūregretfulpişmanنادم ہونے والےnādimīna

157 But they hamstrung her and so became regretful.

157 Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.

157 Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.

157 تو انہوں نے اس کی کونچیں کاٹ ڈالیں پھر نادم ہوئے

157 مگر انہوں نے اس کی کوچیں کاٹ دیں 1 اور آخر کار پچھتاتے رہ گئے۔عذاب نے انہیں آلیا۔ 2

فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُ‌ۗ إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٥٨

So seized themve onları yakaladıپھر پکڑ لیا ان کوfa-akhadhahumuthe punishmentazabعذاب نےl-ʿadhābuIndeedmuhakkak kiیقیناinnainvardırاس میںthatbundaالبتہdhālikasurely is a signbir ibretایک نشانی ہےlaāyatanbut notama yineاور نہیںwamāaredeğildirہیںkānamost of themçoklarıان میں سے اکثرaktharuhumbelieversinananlardanایمان لانے والےmu'minīna

158 And the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

158 Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.

158 Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

158 سو ان کو عذاب نے آن پکڑا۔ بےشک اس میں نشانی ہے۔ اور ان میں اکثر ایمان لانے والے نہیں تھے

158 عذاب نے انہیں آ لیا یقیناً اس میں ایک نشانی ہے، مگر ان میں سے اکثر ماننے والے نہیں

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٥٩

And indeedşüphesizاور بےشکwa-innayour LordRabbinرب تیراrabbakasurely Heişte O'durالبتہ وہlahuwa(is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے ،l-ʿazīzuthe Most Mercifulmerhamet edenرحم فرمانے والا ہےl-raḥīmu

159 And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

159 Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

159 Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

159 اور تمہارا پروردگار تو غالب (اور) مہربان ہے

159 اور حقیقت یہ ہے کہ تیرا رب زبردست بھی ہے اور رحیم بھی

Surah 26 / Ash-Shu'ara / The Poets سورة الشعراء 374
Notdeğildirنہیں in (is) thisbu (davranışımız)یہ hādhā butbaşkaمگر illā (the) customahlakı(ndan)عادت khuluqu (of) the former (people)evvelkilerinپہلوں کی l-awalīna١٣٧ And notve değilizاور نہیں ہیں wamā webizہم naḥnu (are) the ones to be punishedazaba uğratılacakعذاب دیے جانے والے bimuʿadhabīna١٣٨ So they denied himonu yalanladılarتو انہوں نے جھٹلایا اس کو fakadhabūhu
then We destroyed thembiz de onları helak ettikپھر ہلاک کردیا ہم نے ان کو fa-ahlaknāhum Indeedmuhakkak kiبیشک inna invardırاس میں thatbundaالبتہ dhālika surely, is a signbir ibretایک نشانی ہے laāyatan but notama yineاور نہیں wamā aredeğildirہیں kāna most of themçoklarıان میں سے اکثر aktharuhum believersinananlardanایمان لانے والے mu'minīna١٣٩ And indeedşüphesizاور بیشک wa-inna
your LordRabbinرب تیرا rabbaka surely, Heişte O'durالبتہ وہ lahuwa (is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے ، l-ʿazīzu the Most Mercifulmerhamet edenرحم فرمانے والا ہے l-raḥīmu١٤٠ Deniedyalanladıجھٹلایا kadhabat ThamudSemud (kavmi) deثمود نے thamūdu the Messengersgönderilen elçileriرسولوں کو l-mur'salīna١٤١ Whenhaniجب idh saiddemişti kiکہا تھا qāla
to themonlaraان سے lahum their brotherkardeşleriان کے بھائی نے akhūhum Salihصالح نے ṣāliḥun Will notkorunmaz mısınız?کیا نہیں alā you fear (Allah)تم ڈرتے ہو tattaqūna١٤٢ Indeed, I amdoğrusu benبیشک میں innī to yousizin içinتمہارے لیے lakum a Messengerbir elçiyimرسول ہوں، rasūlun trustworthygüvenilirامانت دار amīnun١٤٣
So fearkorkunپس ڈرو fa-ittaqū AllahAllah'tanاللہ سے l-laha and obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میری wa-aṭīʿūni١٤٤ And notben sizden istemiyorumاور نہیں wamā I ask youمیں سوال کرتا تم سے asalukum for itbuna karşıاس پر ʿalayhi anyhiçکسی min paymentbir ücretاجر کا ajrin Notbenim ücretimنہیں in (is) my paymentمیرا اجر ajriya
exceptyalnızمگر illā fromaittirذمہ ʿalā (the) LordRabbineرب rabbi (of) the worldsalemlerinالعالمین کے l-ʿālamīna١٤٥ Will you be leftbırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?کیا تم چھوڑ دیے جاؤ گے atut'rakūna iniçindeاس میں whatburadaجو (is) hereیہاں ہے hāhunā securegüvenامن سے رہنے والے āminīna١٤٦
Iniçindeمیں gardensbahçelerباغوں jannātin and springsve çeşme başlarındaاور چشموں میں waʿuyūnin١٤٧ And cornfieldsve ekinler arasındaاور کھیتوں میں wazurūʿin and date-palmsve hurmalıklardaکھجور کے درخت wanakhlin its spadixtomurcukluخوشے ان کے ṭalʿuhā softyumuşakٹوٹے پڑتے ہیں haḍīmun١٤٨
And you carveve yontuyorsunuzاور تم تراشتے ہو watanḥitūna ofdağlardanمیں سے mina the mountainsپہاڑوں l-jibāli housesevlerگھروں کو buyūtan skillfullyustalıklaخوشی سے۔ باتکلف fārihīna١٤٩ So fearkorkunپس ڈرو fa-ittaqū AllahAllah'tanاللہ سے l-laha and obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میری wa-aṭīʿūni
١٥٠ And (do) notuymayınاور نہ walā obeyتم اطاعت کرو tuṭīʿū (the) commandemrineحکم کی amra (of) the transgressorsaşırılarınحد سے بڑھنے والوں کے۔ بےلگام لوگوں کے l-mus'rifīna١٥١ Those whokimselerinوہ لوگ alladhīna spread corruptionbozgunculuk yapanجو فساد کرتے ہیں yuf'sidūna inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi
and (do) notveاور (نہیں) walā reformıslah etmeyenlerinوہ اصلاح کرتے yuṣ'liḥūna١٥٢ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Onlydoğrusuبےشک innamā yousenتو anta (are) ofiyice büyülenmişlerdensinمیں سے ہے mina those bewitchedسحر زدہ لوگوں l-musaḥarīna١٥٣ Notdeğilsinنہیں yousenتو anta
(are) exceptbaşkaمگر illā a manbir insandanایک انسان basharun like usbizim gibiہماری طرح mith'lunā so bringbize getirتو لے آ fati a signbir mu'cizeایک نشانی biāyatin ifeğerاگر in youisenہے تو kunta (are) ofdoğrulardanمیں سے mina the truthfulسچوں l-ṣādiqīna١٥٤ He saiddedi kiکہا qāla
Thisişte buیہ hādhihi (is) a she-cameldişi devedirایک اونٹنی ہے nāqatun For heronun vardırاس کے لیے lahā (is a share of) drinksu içme hakkıپینا ہے shir'bun and for youve sizin vardırاور تمہارے لیے walakum (is a share of) drinksu içme hakkıپینا ہے shir'bu (on) a daybir günایک دن کا yawmin knownbelliمعلوم maʿlūmin١٥٥ And (do) notsakınاور نہ walā touch herona dokundurmayınتم چھونا اس کو tamassūhā
with harmbir kötülükبری نیت سے bisūin lest seize yousonra sizi yakalarورنہ پکڑلے گا تم کو fayakhudhakum (the) punishmentazabıعذاب ʿadhābu (of) a Daybir gününدن کا yawmin Greatbüyükبڑے ʿaẓīmin١٥٦ But they hamstrung hernihayet onu kestilerتو انہوں نے کونچیں کاٹ ڈالیں اس کی faʿaqarūhā then they becameama oldularتو وہ ہوگئے fa-aṣbaḥū
regretfulpişmanنادم ہونے والے nādimīna١٥٧ So seized themve onları yakaladıپھر پکڑ لیا ان کو fa-akhadhahumu the punishmentazabعذاب نے l-ʿadhābu Indeedmuhakkak kiیقینا inna invardırاس میں thatbundaالبتہ dhālika surely is a signbir ibretایک نشانی ہے laāyatan but notama yineاور نہیں wamā aredeğildirہیں kāna
most of themçoklarıان میں سے اکثر aktharuhum believersinananlardanایمان لانے والے mu'minīna١٥٨ And indeedşüphesizاور بےشک wa-inna your LordRabbinرب تیرا rabbaka surely Heişte O'durالبتہ وہ lahuwa (is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے ، l-ʿazīzu the Most Mercifulmerhamet edenرحم فرمانے والا ہے l-raḥīmu١٥٩
٣٧٤
‹ 372page 373 of the printed Mushaf374 ›