كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ١٦٠

Deniedyalanladıجھٹلایاkadhabat(the) peoplekavmiقومqawmu(of) LutLutلوط نےlūṭinthe Messengersgönderilen elçileriرسولوں کوl-mur'salīna

160 The people of Lot denied the messengers

160 Lut milleti de peygamberleri yalanladı.

160 Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

160 (اور قوم) لوط نے بھی پیغمبروں کو جھٹلایا

160 لُوطؑ کی قوم نے رسُولوں کو جھُٹلایا۔ 1

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٦١

Whenhaniجبidhsaiddemiştiکہاqālato themonlaraان کوlahumtheir brotherkardeşleriان کے بھائیakhūhumLutلوط نےlūṭunWill notkorunmaz mısınız?کیا نہیںalāyou fear (Allah)تم تقوی اختیار کرتے۔ کیا نہیں تم ڈرتےtattaqūna

161 When their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah?

161 Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

161 Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"

161 جب ان سے ان کے بھائی لوط نے کہا کہ تم کیوں نہیں ڈرتے؟

161 یاد کرو جبکہ ان کے بھائی لوطؑ نے ان سے کہا تھا "کیا تم ڈرتے نہیں؟

إِنِّى لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٦٢

Indeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnīto yousizin içinتمہارے لیےlakuma Messengerbir elçiyimایک رسول ہوںrasūluntrustworthygüvenilir، امانت دارamīnun

162 Indeed, I am to you a trustworthy messenger.

162 Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

162 "Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

162 میں تو تمہارا امانت دار پیغمبر ہوں

162 میں تمہارے لیے ایک امانت دار رسول ہوں

فَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٦٣

So fearkorkunپس ڈروfa-ittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرومیریwa-aṭīʿūni

163 So fear Allah and obey me.

163 Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

163 "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

163 تو خدا سے ڈرو اور میرا کہا مانو

163 لہٰذا تم اللہ سے ڈرو اور میری اطاعت کرو

وَمَآ أَسۡــَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ‌ۖ إِنۡ أَجۡرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ١٦٤

And notben sizden istemiyorumاور نہیںwamāI ask youمیں سوال کرتا تم سےasalukumfor itbuna karşıا س پرʿalayhianyhiçکسیminpaymentbir ücretاجر کاajrinNotbenim ücretimنہیںin(is) my paymentاجر تیراajriyaexceptyalnızمگرillāfromaittirاوپرʿalā(the) LordRabbineربrabbi(of) the worldsalemlerinالعالمین کےl-ʿālamīna

164 And I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds.

164 Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

164 "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

164 اور میں تم سے اس (کام) کا بدلہ نہیں مانگتا۔ میرا بدلہ (خدائے) رب العالمین کے ذمے ہے

164 میں اس کام پر تم سے کسی اجر کا طالب نہیں ہوں، میرا اجر تو رب العالمین کے ذمہ ہے

أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ١٦٥

Do you approacherkeklere-mi gidiyorsunuz?کیا تم آتے ہوatatūnathe maleserkeklereمردوں کے پاسl-dhuk'rānaamongiçindeمیں سےminathe worldsalemlerinجہان والوںl-ʿālamīna

165 Do you approach males among the worlds

165 Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

165 "İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"

165 کیا تم اہل عالم میں سے لڑکوں پر مائل ہوتے ہو

165 کیا تم دنیا کی مخلوق میں سے مردوں کے پاس جاتے ہو 1

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوٰجِكُم‌ۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ ١٦٦

And you leaveve bırakıyor (musunuz?)اور تم چھوڑ دیتے ہوwatadharūnawhatşeyleriجوcreatedyarattığıپیداکیاkhalaqafor yousizin içinتمہارے لیےlakumyour LordRabbinizinتمہارے رب نےrabbukumofeşleriniziمیں سےminyour matesتمہاری بیویوںazwājikumNaybilakisبلکہbalyousizتمantum(are) a peoplebir kavimsinizقوم ہو،qawmuntransgressingsınırı aşanحد سے گزرنے والیʿādūna

166 And leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing."

166 Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

166 "Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"

166 اور تمہارے پروردگار نے جو تمہارے لئے تمہاری بیویاں پیدا کی ہیں ان کو چھوڑ دیتے ہو۔ حقیقت یہ ہے کہ تم حد سے نکل جانے والے ہو

166 اور تمہاری بیویوں میں تمہارے ربّ نے تمہارے لیے جو کچھ پیدا کیا ہے اسے چھوڑ دیتے ہو؟ 1 بلکہ تم لوگ تو حد سے ہی گزر گئے ہو۔“ 2

قَالُواۡ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ ١٦٧

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūIfandolsun eğerالبتہ اگرla-innotvazgeçmezsenنہlamyou desistتو باز آیاtantahiO Lutey Lutاے لوطyālūṭuSurely, you will bemutlaka olacaksınالبتہ ت ضرور ہوجاlatakūnannaofsürülenlerdenسےminathe ones driven outنکالے جانے والوں میں (سے)l-mukh'rajīna

167 They said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted."

167 "Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.

167 Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."

167 وہ کہنے لگے کہ لوط اگر تم باز نہ آؤ گے تو شہر بدر کردیئے جاؤ گے

167 انہوں نے کہا”اے لُوطؑ ، اگر تُو اِن باتوں سے باز نہ آیا تو جو لوگ ہماری بستیوں سے نکالے گئے ہیں اُن میں تُو بھی شامل ہو کر رہے گا۔“ 1

قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ ١٦٨

He said(Lut) dedi kiاس نے کہاqālaIndeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnī(of) your deedsizin bu işinizeواسطے تمہارے عمل کےliʿamalikumofkızanlardanımمیں سے ہوںminathose who detestکڑھنے والوںl-qālīna

168 He said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it].

168 Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.

168 Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."

168 لوط نے کہا کہ میں تمہارے کام کا سخت دشمن ہوں

168 اس نے کہا "تمہارے کرتوتوں پر جو لوگ کُڑھ رہے ہیں میں اُن میں شامل ہوں

رَبِّ نَجِّنِى وَأَهۡلِى مِمَّا يَعۡمَلُونَ ١٦٩

My LordRabbimاے میرے ربrabbiSave mebeni kurtarنجات دے مجھ کوnajjinīand my familyve ailemiاور میرے گھر والوں کوwa-ahlīfrom whatşeylerdenاس سےmimmāthey doyaptıklarıجو وہ عمل کررہے ہیںyaʿmalūna

169 My Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do."

169 Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.

169 "Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."

169 اے میرے پروردگار مجھ کو اور میرے گھر والوں کو ان کے کاموں (کے وبال) سے نجات دے

169 اے پروردگار، مجھے اور میرے اہل و عیال کو ان کی بد کرداریوں سے نجات دے۔“ 1

فَنَجَّيۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ ١٧٠

So We saved himbiz de onu kurtardıkتو نجات دی ہم نے اس کوfanajjaynāhuand his familyve ailesiniاور اس کے گھروالوں کوwa-ahlahualltamamenسب کے سبajmaʿīna

170 So We saved him and his family, all,

170 Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.

170 Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,

170 سو ہم نے ان کو اور ان کے گھر والوں کو سب کو نجات دی

170 آخرکار ہم نے اسے اور اس کے سب اہل و عیال کو بچا لیا

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلۡغَـٰبِرِينَ ١٧١

Exceptyalnız hariçمگرillāan old womanbir koca karıایک بڑھیا کوʿajūzan(was) amongarasındaمیں تھیthose who remained behindgeride kalanlarپیچھے رہ جانے والوںl-ghābirīna

171 Except an old woman among those who remained behind.

171 Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.

171 Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.

171 مگر ایک بڑھیا کہ پیچھے رہ گئی

171 بجز ایک بُڑھیا کے جو پیچھے رہ جانے والوں میں تھی۔ 1

ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأَخَرِينَ ١٧٢

ThensonraپھرthummaWe destroyedhelak ettikتباہ کردیا ہم نےdammarnāthe othersötekileriniدوسروں کوl-ākharīna

172 Then We destroyed the others.

172 Diğerlerini yerle bir ettik.

172 Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.

172 پھر ہم نے اوروں کو ہلاک کردیا

172 پھر باقی ماندہ لوگوں کو ہم نے تباہ کر دیا

وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرًا‌ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ ١٧٣

And We rainedve yağdırdıkاور برسائی ہم نےwa-amṭarnāupon themüzerlerineان پرʿalayhima rainbir yağmurا یک بارشmaṭaranand evil wasçok kötü olduتو بہت بری تھیfasāa(was) the rainyağmuruبارش،maṭaru(on) those who were warneduyarılanlarınڈرائے جانے والوں کیl-mundharīna

173 And We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned.

173 Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!

173 Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!

173 اور ان پر مینھہ برسایا۔ سو جو مینھہ ان (لوگوں) پر (برسا) جو ڈرائے گئے برا تھا

173 اور ان پر برسائی ایک برسات، بڑی ہی بُری بارش تھی جو اُن ڈرائے جانے والوں پر نازل ہوئی۔ 1

إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٧٤

Indeedmuhakkak kiیقیناinnainvardırاس میںthatbundadhālikasurely is a signbir ibretالبتہ ایک نشانی ہےlaāyatanbut notama yineاور نہwamāaredeğildirتھےkānamost of themçoklarıان میں سے اکثرaktharuhumbelieversinananlardanایمان لانے والےmu'minīna

174 Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

174 Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.

174 Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

174 بےشک اس میں نشانی ہے۔ اور ان میں اکثر ایمان لانے والے نہیں تھے

174 یقیناً اس میں ایک نشانی ہے، مگر اِن میں سے اکثر ماننے والے نہیں

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٧٥

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innayour LordRabbinرب تیراrabbakasurely, Heişte O'durالبتہ وہlahuwa(is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہےl-ʿazīzuthe Most Mercifulmerhamet eden، رحم فرمانے والا ہےl-raḥīmu

175 And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

175 Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.

175 Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

175 اور تمہارا پروردگار تو غالب (اور) مہربان ہے۔

175 اور حقیقت یہ ہے کہ تیرا رب زبردست بھی ہے اور رحیم بھی

كَذَّبَ أَصۡحَـٰبُ لۡــَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ١٧٦

Deniedyalanladıجھٹلایاkadhaba(the) companionshalkıوالوں نےaṣḥābu(of the) WoodEykeایکہal'aykatithe Messengersgönderilen elçileriرسولوں کوl-mur'salīna

176 The companions of the thicket denied the messengers

176 Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.

176 Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.

176 اور بن کے رہنے والوں نے بھی پیغمبروں کو جھٹلایا

176 اصحابُ الایکہ نے رسُولوں کو جھُٹلایا۔ 1

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٧٧

Whenhaniجبidhsaiddemiştiکہاqālato themonlaraان کوlahumShuaibŞu'aybشعیب نےshuʿaybunWill notkorunmaz mısınız?کیا نہیںalāyou fear (Allah)تم ڈرتے ہوtattaqūna

177 When Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah?

177 Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

177 Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

177 جب ان سے شعیب نے کہا کہ تم ڈرتے کیوں نہیں؟

177 یاد کرو جبکہ شعیبؑ نے ان سے کہا تھا "کیا تم ڈرتے نہیں؟

إِنِّى لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٧٨

Indeed, I amşüphesiz benبیشک میںinnīto yousizin içinتمہارے لیےlakuma Messengerbir elçiyimرسول ہوں،rasūluntrustworthygüvenilirامانت دارamīnun

178 Indeed, I am to you a trustworthy messenger.

178 Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

178 "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

178 میں تو تمہارا امانت دار پیغمبر ہوں

178 میں تمہارے لیے ایک امانت دار رسول ہوں

فَٱتَّقُواۡ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٧٩

So fearkorkunپس ڈرو تمfa-ittaqūAllahAllah'tanاللہ سےl-lahaand obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میریwa-aṭīʿūni

179 So fear Allah and obey me.

179 Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

179 "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

179 تو خدا سے ڈرو اور میرا کہا مانو

179 لہٰذا تم اللہ سے ڈرو اور میری اطاعت کرو

وَمَآ أَسۡــَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ‌ۖ إِنۡ أَجۡرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ١٨٠

And notveاور نہیںwamāI ask (of) youben sizden istemiyorumمیں سوال کرتا تم سےasalukumfor itbuna karşıاس پرʿalayhianyhiçکسیminpaymentbir ücretاجر کاajrinNotbenim ücretimنہیںin(is) my paymentاجر میراajriyaexceptyalnızمگرillāfromaittirاوپرʿalā(the) LordRabbineربrabbi(of) the worldsalemlerinالعالمینl-ʿālamīna

180 And I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds.

180 Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

180 "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."

180 اور میں اس کام کا تم سے کچھ بدلہ نہیں مانگتا میرا بدلہ تو خدائے رب العالمین کے ذمے ہے

180 میں اس کام پر تم سے کسی اجر کا طالب نہیں ہوں میرا اجر تو رب العالمین کے ذمہ ہے

۞أَوۡفُواۡ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواۡ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ ١٨١

Give fulltam yapınپورا کروawfūmeasureölçüyüناپ کوl-kaylaand (do) notveاور نہwalābeolmayınتم ہوجاؤtakūnūofeksiltenlerdenمیں سےminathose who cause lossخسارہ دینے والوںl-mukh'sirīna

181 Give full measure and do not be of those who cause loss.

181 Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

181 "Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."

181 (دیکھو) پیمانہ پورا بھرا کرو اور نقصان نہ کیا کرو

181 پیمانے ٹھیک بھرو اور کسی کو گھاٹا نہ دو

وَزِنُواۡ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ ١٨٢

And weightartın;اور تولوwazinūwith a balanceterazi ileترازو سےbil-qis'ṭāsi[the] evendosdoğruصحیحl-mus'taqīmi

182 And weigh with an even balance.

182 Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

182 "Ve doğru terazi ile tartın."

182 اور ترازو سیدھی رکھ کر تولا کرو

182 صحیح ترازو سے تولو

وَلَا تَبۡخَسُواۡ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ ١٨٣

And (do) notveاور نہwalādeprivekısmayınتم کم کرکے دوtabkhasūpeopleinsanlarınلوگوں کوl-nāsa(of) their thingshaklarınıان کی اشیاء۔ چیزیںashyāahumand (do) notveاور نہwalācommit evilkarışıklık çıkarmayınتم فساد کروtaʿthawinyeryüzündeمیںthe earthزمینl-arḍispreading corruptionbozgunculuk yaparakمفسد بن کرmuf'sidīna

183 And do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption.

183 Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

183 "Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

183 اور لوگوں کو ان کی چیزیں کم نہ دیا کرو اور ملک میں فساد نہ کرتے پھرو

183 اور لوگوں کو ان کی چیزیں کم نہ دو زمین میں فساد نہ پھیلاتے پھرو

Surah 26 / Ash-Shu'ara / The Poets سورة الشعراء 375
Deniedyalanladıجھٹلایا kadhabat (the) peoplekavmiقوم qawmu (of) LutLutلوط نے lūṭin the Messengersgönderilen elçileriرسولوں کو l-mur'salīna١٦٠ Whenhaniجب idh saiddemiştiکہا qāla to themonlaraان کو lahum their brotherkardeşleriان کے بھائی akhūhum Lutلوط نے lūṭun Will notkorunmaz mısınız?کیا نہیں alā you fear (Allah)تم تقوی اختیار کرتے۔ کیا نہیں تم ڈرتے tattaqūna
١٦١ Indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī to yousizin içinتمہارے لیے lakum a Messengerbir elçiyimایک رسول ہوں rasūlun trustworthygüvenilir، امانت دار amīnun١٦٢ So fearkorkunپس ڈرو fa-ittaqū AllahAllah'tanاللہ سے l-laha and obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرومیری wa-aṭīʿūni١٦٣ And notben sizden istemiyorumاور نہیں wamā
I ask youمیں سوال کرتا تم سے asalukum for itbuna karşıا س پر ʿalayhi anyhiçکسی min paymentbir ücretاجر کا ajrin Notbenim ücretimنہیں in (is) my paymentاجر تیرا ajriya exceptyalnızمگر illā fromaittirاوپر ʿalā (the) LordRabbineرب rabbi (of) the worldsalemlerinالعالمین کے l-ʿālamīna١٦٤
Do you approacherkeklere-mi gidiyorsunuz?کیا تم آتے ہو atatūna the maleserkeklereمردوں کے پاس l-dhuk'rāna amongiçindeمیں سے mina the worldsalemlerinجہان والوں l-ʿālamīna١٦٥ And you leaveve bırakıyor (musunuz?)اور تم چھوڑ دیتے ہو watadharūna whatşeyleriجو createdyarattığıپیداکیا khalaqa for yousizin içinتمہارے لیے lakum your LordRabbinizinتمہارے رب نے rabbukum
ofeşleriniziمیں سے min your matesتمہاری بیویوں azwājikum Naybilakisبلکہ bal yousizتم antum (are) a peoplebir kavimsinizقوم ہو، qawmun transgressingsınırı aşanحد سے گزرنے والی ʿādūna١٦٦ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Ifandolsun eğerالبتہ اگر la-in notvazgeçmezsenنہ lam you desistتو باز آیا tantahi O Lutey Lutاے لوط yālūṭu
Surely, you will bemutlaka olacaksınالبتہ ت ضرور ہوجا latakūnanna ofsürülenlerdenسے mina the ones driven outنکالے جانے والوں میں (سے) l-mukh'rajīna١٦٧ He said(Lut) dedi kiاس نے کہا qāla Indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī (of) your deedsizin bu işinizeواسطے تمہارے عمل کے liʿamalikum ofkızanlardanımمیں سے ہوں mina those who detestکڑھنے والوں l-qālīna١٦٨
My LordRabbimاے میرے رب rabbi Save mebeni kurtarنجات دے مجھ کو najjinī and my familyve ailemiاور میرے گھر والوں کو wa-ahlī from whatşeylerdenاس سے mimmā they doyaptıklarıجو وہ عمل کررہے ہیں yaʿmalūna١٦٩ So We saved himbiz de onu kurtardıkتو نجات دی ہم نے اس کو fanajjaynāhu and his familyve ailesiniاور اس کے گھروالوں کو wa-ahlahu alltamamenسب کے سب ajmaʿīna١٧٠
Exceptyalnız hariçمگر illā an old womanbir koca karıایک بڑھیا کو ʿajūzan (was) amongarasındaمیں تھی those who remained behindgeride kalanlarپیچھے رہ جانے والوں l-ghābirīna١٧١ Thensonraپھر thumma We destroyedhelak ettikتباہ کردیا ہم نے dammarnā the othersötekileriniدوسروں کو l-ākharīna١٧٢ And We rainedve yağdırdıkاور برسائی ہم نے wa-amṭarnā upon themüzerlerineان پر ʿalayhim
a rainbir yağmurا یک بارش maṭaran and evil wasçok kötü olduتو بہت بری تھی fasāa (was) the rainyağmuruبارش، maṭaru (on) those who were warneduyarılanlarınڈرائے جانے والوں کی l-mundharīna١٧٣ Indeedmuhakkak kiیقینا inna invardırاس میں thatbunda dhālika surely is a signbir ibretالبتہ ایک نشانی ہے laāyatan but notama yineاور نہ wamā aredeğildirتھے kāna most of themçoklarıان میں سے اکثر aktharuhum
believersinananlardanایمان لانے والے mu'minīna١٧٤ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna your LordRabbinرب تیرا rabbaka surely, Heişte O'durالبتہ وہ lahuwa (is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے l-ʿazīzu the Most Mercifulmerhamet eden، رحم فرمانے والا ہے l-raḥīmu١٧٥ Deniedyalanladıجھٹلایا kadhaba (the) companionshalkıوالوں نے aṣḥābu
(of the) WoodEykeایکہ al'aykati the Messengersgönderilen elçileriرسولوں کو l-mur'salīna١٧٦ Whenhaniجب idh saiddemiştiکہا qāla to themonlaraان کو lahum ShuaibŞu'aybشعیب نے shuʿaybun Will notkorunmaz mısınız?کیا نہیں alā you fear (Allah)تم ڈرتے ہو tattaqūna١٧٧ Indeed, I amşüphesiz benبیشک میں innī to yousizin içinتمہارے لیے lakum
a Messengerbir elçiyimرسول ہوں، rasūlun trustworthygüvenilirامانت دار amīnun١٧٨ So fearkorkunپس ڈرو تم fa-ittaqū AllahAllah'tanاللہ سے l-laha and obey meve bana ita'at edinاور اطاعت کرو میری wa-aṭīʿūni١٧٩ And notveاور نہیں wamā I ask (of) youben sizden istemiyorumمیں سوال کرتا تم سے asalukum for itbuna karşıاس پر ʿalayhi
anyhiçکسی min paymentbir ücretاجر کا ajrin Notbenim ücretimنہیں in (is) my paymentاجر میرا ajriya exceptyalnızمگر illā fromaittirاوپر ʿalā (the) LordRabbineرب rabbi (of) the worldsalemlerinالعالمین l-ʿālamīna١٨٠ Give fulltam yapınپورا کرو awfū measureölçüyüناپ کو l-kayla and (do) notveاور نہ walā
beolmayınتم ہوجاؤ takūnū ofeksiltenlerdenمیں سے mina those who cause lossخسارہ دینے والوں l-mukh'sirīna١٨١ And weightartın;اور تولو wazinū with a balanceterazi ileترازو سے bil-qis'ṭāsi [the] evendosdoğruصحیح l-mus'taqīmi١٨٢
And (do) notveاور نہ walā deprivekısmayınتم کم کرکے دو tabkhasū peopleinsanlarınلوگوں کو l-nāsa (of) their thingshaklarınıان کی اشیاء۔ چیزیں ashyāahum and (do) notveاور نہ walā commit evilkarışıklık çıkarmayınتم فساد کرو taʿthaw inyeryüzündeمیں the earthزمین l-arḍi spreading corruptionbozgunculuk yaparakمفسد بن کر muf'sidīna١٨٣
٣٧٥
‹ 373page 374 of the printed Mushaf375 ›