وَٱتَّقُواۡ ٱلَّذِى خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٨٤

And fearve korkunاور ڈروwa-ittaqūthe One Whosizi yaratandanاس ذات سےalladhīcreated youجس نے پیدا کیا تم کوkhalaqakumand the generationsve nesilleriاور مخلوق، نسلwal-jibilatathe formeröncekiپہلوں کیl-awalīna

184 And fear He who created you and the former creation."

184 Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

184 "O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."

184 اور اس سے ڈرو جس نے تم کو اور پہلی خلقت کو پیدا کیا

184 اور اُس ذات کا خوف کرو جس نے تمہیں اور گزشتہ نسلوں کو پیدا کیا ہے"

قَالُوٓاۡ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ ١٨٥

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūOnlymuhakkakبیشکinnamāyousenتوanta(are) ofiyice büyülenmişlerdensinمیں سے ہےminathose bewitchedسحرزدہ لوگوںl-musaḥarīna

185 They said, "You are only of those affected by magic.

185 "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

185 Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."

185 وہ کہنے لگے کہ تم جادو زدہ ہو

185 انہوں نے کہا "تو محض ایک سحرزدہ آدمی ہے

وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَـٰذِبِينَ ١٨٦

And notve değilsinاور نہیںwamāyousenتوanta(are) exceptbaşka bir şeyمگرillāa manbir insandanایک انسانbasharunlike usbizim gibiہم جیساmith'lunāand indeedveاور بیشکwa-inwe think youbiz seni sanıyoruzہم گمان کرتے ہیں تجھ کوnaẓunnukasurely (are) ofmutlaka yalancılardanالبتہ میں سے ہوlaminathe liarsجھوٹوںl-kādhibīna

186 You are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars.

186 "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

186 "Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."

186 اور تم اور کچھ نہیں ہم ہی جیسے آدمی ہو۔ اور ہمارا خیال ہے کہ تم جھوٹے ہو

186 اور تو کچھ نہیں مگر ایک انسان ہم ہی جیسا، اور ہم تو تجھے بالکل جھوٹا سمجھتے ہیں

فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ١٨٧

Then cause to fallo halde düşürتو گرادوfa-asqiṭupon usüzerimizeہم پرʿalaynāfragmentsparçalarایک ٹکڑاkisafanofgöktenسےminathe skyآسمانl-samāiifeğerاگر ہوinyou areisenتمkuntaofdoğrulardanمیں سےminathe truthfulسچوںl-ṣādiqīna

187 So cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful."

187 "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

187 "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."

187 اور اگر سچے ہو تو ہم پر آسمان سے ایک ٹکڑا لا کر گراؤ

187 اگر تو سچا ہے تو ہم پر آسمان کا کوئی ٹکڑا گرا دے"

قَالَ رَبِّىٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ ١٨٨

He saiddediاس نے کہاqālaMy LordRabbimمیرا ربrabbīknows bestdaha iyi bilirزیادہ جانتا ہےaʿlamuof whatşeyiساتھ اس کےbimāyou doyaptığınızجو تم عمل کرتے ہوtaʿmalūna

188 He said, "My Lord is most knowing of what you do."

188 Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.

188 Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

188 شعیب نے کہا کہ جو کام تم کرتے ہو میرا پروردگار اس سے خوب واقف ہے

188 شعیبؑ نے کہا”میرا ربّ جانتا ہے جو کچھ تم کر رہے ہو۔“ 1

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِ‌ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ ١٨٩

But they denied himfakat onu yalanladılarتو انہوں نے جھٹلایا اس کوfakadhabūhuso seized themnihayet onları yakaladıتو پکڑ لیا ان کوfa-akhadhahum(the) punishmentazabıعذاب نےʿadhābu(of the) daygünününدن کےyawmi(of) the shadowgölgeچھتری والےl-ẓulatiIndeed, itgerçekten oبیشک وہinnahuwasidiتھاkāna(the) punishmentazabıعذابʿadhāba(of) a Daybir gününدن کاyawminGreatbüyükبڑےʿaẓīmin

189 And they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day.

189 Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.

189 Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!

189 تو ان لوگوں نے ان کو جھٹلایا، پس سائبان کے عذاب نے ان کو آ پکڑا۔ بےشک وہ بڑے (سخت) دن کا عذاب تھا

189 انہوں نے اُسے جھُٹلا دیا، آخر کارچھتری والے دن کا عذاب ان پر آگیا 1 ، اور وہ بڑے ہی خوفناک دن کا عذاب تھ

إِنَّ فِى ذٰلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٩٠

Indeedmuhakkak kiبیشکinnainvardırاس میںthatbundaالبتہdhālikasurely, is a signbir ibretایک نشانی ہےlaāyatanbut notama yineاور نہwamāaredeğildirتھےkānamost of themçoklarıان میں سے اکثرaktharuhumbelieversinananlardanمومن۔ ماننے والےmu'minīna

190 Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

190 Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.

190 Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

190 اس میں یقیناً نشانی ہے۔ اور ان میں اکثر ایمان لانے والے نہیں تھے

190 یقیناً اس میں ایک نشانی ہے، مگر ان میں سے اکثر لوگ ماننے والے نہیں

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٩١

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innayour LordRabbinرب تیراrabbakasurely, Heişte O'durالبتہ وہlahuwa(is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے،l-ʿazīzuthe Most Mercifulmerhamet edenرحم فرمانے والا ہےl-raḥīmu

191 And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

191 Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

191 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

191 اور تمہارا پروردگار تو غالب (اور) مہربان ہے

191 اور حقیقت یہ ہے کہ تیرا رب زبردست بھی ہے اور رحیم بھی

وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ ١٩٢

And indeed, itmuhakkak ki o (Kur'an)اور بیشک وہwa-innahusurely, is a Revelationindirmesidirالبتہ نازل کردہ ہےlatanzīlu(of the) LordRabbininربrabbi(of) the worldsalemlerinالعالمین کی طرف سےl-ʿālamīna

192 And indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds.

192 Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.

192 Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

192 اور یہ قرآن (خدائے) پروردگار عالم کا اُتارا ہوا ہے

192 1 یہ ربّ العالمین کی نازل کردہ چیز ہے۔ 2

نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ ١٩٣

Has brought it downindirdiاتاراnazalaHas brought it downonuاس کوbihithe SpiritRuhu'(l-Emin)روحl-rūḥu[the] Trustworthy(Ruhu')l-Eminالامین - امانت دار روح نےl-amīnu

193 The Trustworthy Spirit has brought it down

193 Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

193 (Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;

193 اس کو امانت دار فرشتہ لے کر اُترا ہے

193 اسے لے کر تیرے دل پر امانت دار رُوح 1 اُتری ہے

عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ ١٩٤

Uponsenin kalbineاوپرʿalāyour heartتیرے دل کےqalbikathat you may beolman içinتاکہ ہوجائےlitakūnaofuyarıcılardanمیں سےminathe warnersڈرانے والوںl-mundhirīna

194 Upon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners -

194 Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

194 Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;

194 (یعنی اس نے) تمہارے دل پر (القا) کیا ہے تاکہ (لوگوں کو) نصیحت کرتے رہو

194 تاکہ تو اُن لوگوں میں شامل ہو جو (خدا کی طرف سے خلق خدا کو) متنبّہ کرنے والے ہیں

بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ ١٩٥

In languagebir dilleساتھ ایسی زبان کےbilisāninArabicArapçaجو عربی ہےʿarabiyyinclearapaçıkواضح ہےmubīnin

195 In a clear Arabic language.

195 Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

195 Açık parlak bir Arapça lisan ile.

195 اور (القا بھی) فصیح عربی زبان میں (کیا ہے)

195 صاف صاف عربی زبان میں۔ 1

وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٩٦

And indeed, itşüphesiz oاور بیشک وہwa-innahusurely, (is) invardırالبتہ میں ہےlafī(the) ScripturesKitaplarındaصحیفوںzuburi(of) the former (people)evvelkilerin، پہلوں کےl-awalīna

196 And indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples.

196 O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.

196 O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.

196 اور اس کی خبر پہلے پیغمبروں کی کتابوں میں (لکھی ہوئی) ہے

196 اور اگلے لوگوں کی کتابوں میں بھی یہ موجود ہے۔ 1

أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُاۡ بَنِىٓ إِسۡرٰٓءِيلَ ١٩٧

Is it notdeğil mi?کیا بھلا نہیںawalamIs it notہےyakunto themonlar içinان کے لیےlahuma signbir delilکوئی نشانیāyatanthatonu bilmesiکہanknow itجانتے ہیں اس کوyaʿlamahu(the) scholarsbilginlerininعلماءʿulamāu(of the) Childrenoğullarıبنیbanī(of) Israelİsrailاسرائیلis'rāīla

197 And has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel?

197 İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?

197 İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?

197 کیا ان کے لئے یہ سند نہیں ہے کہ علمائے بنی اسرائیل اس (بات) کو جانتے ہیں

197 کیا اِن (اہلِ مکّہ)کےلیے یہ کوئی نشانی نہیں ہے کہ اِسے علماءِ بنی اسرائیل جانتے ہیں؟ 1

وَلَوۡ نَزَّلۡنَـٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ ١٩٨

And ifve şayetاور اگرwalawWe (had) revealed itbiz onu indirseydikہم نازل کرتے اس کوnazzalnāhutoüzerineاوپرʿalāanybiriبعضbaʿḍi(of) the non-Arabsyabancılardanعجمیوں کے۔ عجمیوں میں سے کسی عجمی پرl-aʿjamīna

198 And even if We had revealed it to one among the foreigners

198 Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.

198 Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

198 اور اگر ہم اس کو کسی غیر اہل زبان پر اُتارتے

198 (لیکن اِن کی ہٹ دھرمی کا حال یہ ہے کہ) اگر ہم اسے کسی عجمی پر بھی نازل کر دیتے

فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواۡ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ ١٩٩

And he (had) recited itonu okusaydıپھر وہ پڑھتا اس کوfaqara-ahuto themonlaraان پرʿalayhimnotolmazlardıنہthey wouldتھے وہkānūin itonaساتھ اس کےbihi(be) believersinanıyorایمان لانے والےmu'minīna

199 And he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it.

199 Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.

199 Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

199 اور وہ اسے ان (لوگوں کو) پڑھ کر سناتا تو یہ اسے (کبھی) نہ مانتے

199 اور یہ (فصیح عربی کلام)وہ ان کو پڑھ کر سُناتا تب بھی یہ مان کر نہ دیتے۔ 1

كَذٰلِكَ سَلَكۡنَـٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٢٠٠

Thusöyleceاسی طرحkadhālikaWe have inserted itbiz onu soktukگزارا ہم نے اس کوsalaknāhuintoiçineمیں(the) heartskalbleriدلوںqulūbi(of) the criminalssuçlularınمجرموں کےl-muj'rimīna

200 Thus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals.

200 Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

200 Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

200 اسی طرح ہم نے انکار کو گنہگاروں کے دلوں میں داخل کردیا

200 اِسی طرح ہم نے اس (ذکر)کو مجرموں کے دلوں میں گزارا ہے۔ 1

لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاۡ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ ٢٠١

Notinanmazlarنہیںthey will believeوہ ایمان لائیں گےyu'minūnain itonaساتھ اس کےbihiuntilkadarیہاں تک کہḥattāthey seegörünceyeدیکھ لیں وہyarawūthe punishmentazabıعذابl-ʿadhāba[the] painfulacıklıدردناکl-alīma

201 They will not believe in it until they see the painful punishment.

201 Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

201 Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

201 وہ جب تک درد دینے والا عذاب نہ دیکھ لیں گے، اس کو نہیں مانیں گے

201 وہ اس پر ایمان نہیں لاتے جب تک کہ عذاب الِیم نہ دیکھ لیں۔ 1

فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةً وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ ٢٠٢

And it will come to them(azab) onlara gelir deتو وہ آجائے گا ان کے پاسfayatiyahumsuddenlyansızınاچانکbaghtatanwhile theyonlarاور وہwahum(do) nothiçنہperceivefarkında olmazlarشعور رکھتے ہوں گےyashʿurūna

202 And it will come to them suddenly while they perceive [it] not.

202 Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

202 İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

202 وہ ان پر ناگہاں آ واقع ہوگا اور انہیں خبر بھی نہ ہوگی

202 پھر جب وہ بے خبری میں ان پر آ پڑتا ہے

فَيَقُولُواۡ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ ٢٠٣

Then they will sayderlerپھر وہ کہیں گےfayaqūlūArebiz-miyiz?کیاhalwebizہمnaḥnu(to be) reprievedsüre verilerlerdenمہلت دیے جانے والے ہیںmunẓarūna

203 And they will say, "May we be reprieved?"

203 O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.

203 O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir.

203 اس وقت کہیں گے کیا ہمیں ملہت ملے گی؟

203 اُس وقت وہ کہتے ہیں کہ”کیا اب ہمیں کچھ مہلت مِل سکتی ہے؟“ 1

أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ ٢٠٤

So is it for Our punishmentbizim azabımızı mı?کیا پھر ہمارے عذاب کے ساتھafabiʿadhābināthey wish to hastenacele istiyorlarوہ جلدی مچا رہے ہیںyastaʿjilūna

204 So for Our punishment are they impatient?

204 Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?

204 (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.

204 تو کیا یہ ہمارے عذاب کو جلدی طلب کر رہے ہیں

204 تو کیا یہ لوگ ہمارے عذاب کے لیے جلدی مچا رہے ہیں؟

أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَـٰهُمۡ سِنِينَ ٢٠٥

Then have you seengödün mü?کیا بھلا دیکھا تم نےafara-aytaifeğerاگرinWe let them enjoybiz onları yaşatsakفائدہ دیں ہم ان کوmattaʿnāhum(for) yearsyıllarcaکئی سالsinīna

205 Then have you considered if We gave them enjoyment for years

205 Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?

205 Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,

205 بھلا دیکھو تو اگر ہم ان کو برسوں فائدے دیتے رہے

205 تم نے کچھ غور کیا، اگر ہم انہیں برسوں تک عیش کرنے کی مُہلت بھی دے دیں

ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواۡ يُوعَدُونَ ٢٠٦

Thensonraپھرthummacomes to themkendilerine gelseآئے ان کے پاسjāahumwhatşeyجوthey wereolduklarıتھے وہkānūpromisedtehdid ediliyorوعدہ کیے جاتے۔ دھمکی دیے جاتےyūʿadūna

206 And then there came to them that which they were promised?

206 Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?

206 Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,

206 پھر ان پر وہ (عذاب) آ واقع ہو جس کا تم سے وعدہ کیا جاتا ہے

206 اور پھر وہی چیز ان پر آ جائے جس سے انہیں ڈرایا جا رہا ہے

Surah 26 / Ash-Shu'ara / The Poets سورة الشعراء 376
And fearve korkunاور ڈرو wa-ittaqū the One Whosizi yaratandanاس ذات سے alladhī created youجس نے پیدا کیا تم کو khalaqakum and the generationsve nesilleriاور مخلوق، نسل wal-jibilata the formeröncekiپہلوں کی l-awalīna١٨٤ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Onlymuhakkakبیشک innamā yousenتو anta
(are) ofiyice büyülenmişlerdensinمیں سے ہے mina those bewitchedسحرزدہ لوگوں l-musaḥarīna١٨٥ And notve değilsinاور نہیں wamā yousenتو anta (are) exceptbaşka bir şeyمگر illā a manbir insandanایک انسان basharun like usbizim gibiہم جیسا mith'lunā and indeedveاور بیشک wa-in we think youbiz seni sanıyoruzہم گمان کرتے ہیں تجھ کو naẓunnuka surely (are) ofmutlaka yalancılardanالبتہ میں سے ہو lamina
the liarsجھوٹوں l-kādhibīna١٨٦ Then cause to fallo halde düşürتو گرادو fa-asqiṭ upon usüzerimizeہم پر ʿalaynā fragmentsparçalarایک ٹکڑا kisafan ofgöktenسے mina the skyآسمان l-samāi ifeğerاگر ہو in you areisenتم kunta
ofdoğrulardanمیں سے mina the truthfulسچوں l-ṣādiqīna١٨٧ He saiddediاس نے کہا qāla My LordRabbimمیرا رب rabbī knows bestdaha iyi bilirزیادہ جانتا ہے aʿlamu of whatşeyiساتھ اس کے bimā you doyaptığınızجو تم عمل کرتے ہو taʿmalūna١٨٨ But they denied himfakat onu yalanladılarتو انہوں نے جھٹلایا اس کو fakadhabūhu
so seized themnihayet onları yakaladıتو پکڑ لیا ان کو fa-akhadhahum (the) punishmentazabıعذاب نے ʿadhābu (of the) daygünününدن کے yawmi (of) the shadowgölgeچھتری والے l-ẓulati Indeed, itgerçekten oبیشک وہ innahu wasidiتھا kāna (the) punishmentazabıعذاب ʿadhāba (of) a Daybir gününدن کا yawmin Greatbüyükبڑے ʿaẓīmin١٨٩
Indeedmuhakkak kiبیشک inna invardırاس میں thatbundaالبتہ dhālika surely, is a signbir ibretایک نشانی ہے laāyatan but notama yineاور نہ wamā aredeğildirتھے kāna most of themçoklarıان میں سے اکثر aktharuhum believersinananlardanمومن۔ ماننے والے mu'minīna١٩٠ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna your LordRabbinرب تیرا rabbaka surely, Heişte O'durالبتہ وہ lahuwa
(is) the All-Mightyüstün olanزبردست ہے، l-ʿazīzu the Most Mercifulmerhamet edenرحم فرمانے والا ہے l-raḥīmu١٩١ And indeed, itmuhakkak ki o (Kur'an)اور بیشک وہ wa-innahu surely, is a Revelationindirmesidirالبتہ نازل کردہ ہے latanzīlu (of the) LordRabbininرب rabbi (of) the worldsalemlerinالعالمین کی طرف سے l-ʿālamīna١٩٢ Has brought it downindirdiاتارا nazala Has brought it downonuاس کو bihi the SpiritRuhu'(l-Emin)روح l-rūḥu
[the] Trustworthy(Ruhu')l-Eminالامین - امانت دار روح نے l-amīnu١٩٣ Uponsenin kalbineاوپر ʿalā your heartتیرے دل کے qalbika that you may beolman içinتاکہ ہوجائے litakūna ofuyarıcılardanمیں سے mina the warnersڈرانے والوں l-mundhirīna١٩٤ In languagebir dilleساتھ ایسی زبان کے bilisānin ArabicArapçaجو عربی ہے ʿarabiyyin
clearapaçıkواضح ہے mubīnin١٩٥ And indeed, itşüphesiz oاور بیشک وہ wa-innahu surely, (is) invardırالبتہ میں ہے lafī (the) ScripturesKitaplarındaصحیفوں zuburi (of) the former (people)evvelkilerin، پہلوں کے l-awalīna١٩٦ Is it notdeğil mi?کیا بھلا نہیں awalam Is it notہے yakun to themonlar içinان کے لیے lahum a signbir delilکوئی نشانی āyatan thatonu bilmesiکہ an know itجانتے ہیں اس کو yaʿlamahu
(the) scholarsbilginlerininعلماء ʿulamāu (of the) Childrenoğullarıبنی banī (of) Israelİsrailاسرائیل is'rāīla١٩٧ And ifve şayetاور اگر walaw We (had) revealed itbiz onu indirseydikہم نازل کرتے اس کو nazzalnāhu toüzerineاوپر ʿalā anybiriبعض baʿḍi (of) the non-Arabsyabancılardanعجمیوں کے۔ عجمیوں میں سے کسی عجمی پر l-aʿjamīna١٩٨
And he (had) recited itonu okusaydıپھر وہ پڑھتا اس کو faqara-ahu to themonlaraان پر ʿalayhim notolmazlardıنہ they wouldتھے وہ kānū in itonaساتھ اس کے bihi (be) believersinanıyorایمان لانے والے mu'minīna١٩٩ Thusöyleceاسی طرح kadhālika We have inserted itbiz onu soktukگزارا ہم نے اس کو salaknāhu
intoiçineمیں (the) heartskalbleriدلوں qulūbi (of) the criminalssuçlularınمجرموں کے l-muj'rimīna٢٠٠ Notinanmazlarنہیں they will believeوہ ایمان لائیں گے yu'minūna in itonaساتھ اس کے bihi untilkadarیہاں تک کہ ḥattā they seegörünceyeدیکھ لیں وہ yarawū the punishmentazabıعذاب l-ʿadhāba
[the] painfulacıklıدردناک l-alīma٢٠١ And it will come to them(azab) onlara gelir deتو وہ آجائے گا ان کے پاس fayatiyahum suddenlyansızınاچانک baghtatan while theyonlarاور وہ wahum (do) nothiçنہ perceivefarkında olmazlarشعور رکھتے ہوں گے yashʿurūna٢٠٢ Then they will sayderlerپھر وہ کہیں گے fayaqūlū
Arebiz-miyiz?کیا hal webizہم naḥnu (to be) reprievedsüre verilerlerdenمہلت دیے جانے والے ہیں munẓarūna٢٠٣ So is it for Our punishmentbizim azabımızı mı?کیا پھر ہمارے عذاب کے ساتھ afabiʿadhābinā they wish to hastenacele istiyorlarوہ جلدی مچا رہے ہیں yastaʿjilūna٢٠٤ Then have you seengödün mü?کیا بھلا دیکھا تم نے afara-ayta
ifeğerاگر in We let them enjoybiz onları yaşatsakفائدہ دیں ہم ان کو mattaʿnāhum (for) yearsyıllarcaکئی سال sinīna٢٠٥ Thensonraپھر thumma comes to themkendilerine gelseآئے ان کے پاس jāahum whatşeyجو they wereolduklarıتھے وہ kānū promisedtehdid ediliyorوعدہ کیے جاتے۔ دھمکی دیے جاتے yūʿadūna٢٠٦
٣٧٦
‹ 374page 375 of the printed Mushaf376 ›