وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلاً أَصۡحَـٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ١٣

And set forthve anlatاور بیان کروwa-iḍ'ribto themonlaraان کے لیےlahuman examplemisal olarakایک مثالmathalan(of the) companionshalkınıوالوں کیaṣḥāba(of) the cityşu kentبستی (والوں کی)l-qaryatiwhenzamanجبidhcame to itgeldiğiآئے ان کے پاسjāahāthe Messengerselçilerبھیجے ہوئے (پیغمبر)l-mur'salūna

13 And present to them an example: the people of the city, when the messengers came to it -

13 İnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat:

13 Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.

13 اور ان سے گاؤں والوں کا قصہ بیان کرو جب ان کے پاس پیغمبر آئے

13 اِنہیں مثال کے طور پر اُس بستی والوں کا قصّہ سُناوٴ جبکہ اُس میں رسُول آئے تھے۔ 1

إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوٓاۡ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ ١٤

Whenbiz gönderdikجبidhWe sentبھیجا ہم نےarsalnāto themonlaraان کی طرفilayhimutwo (Messengers)iki (elçi)دو کوith'naynibut they denied both of themonları yalanladılarتو انہوں نے جھٹلادیا ان دونوں کوfakadhabūhumāso We strengthened thembiz de destekledikتو قوت دی ہم نے/ تائید کی ہم نےfaʿazzaznāwith a thirdüçüncüsüyleساتھ ایک تیسرے کےbithālithinand they saiddediler kiتو انہوں نے کہاfaqālūIndeed, Webiz elbetteبیشک ہمinnāto yousizeتمہاری طرفilaykum(are) Messengersgönderilen elçilerizبھیجے گئے ہیں/ بھیجے جانے والے ہیںmur'salūna

14 When We sent to them two but they denied them, so We strengthened them with a third, and they said, "Indeed, we are messengers to you."

14 Onlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi.

14 Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.

14 (یعنی) جب ہم نے ان کی طرف دو (پیغمبر) بھیجے تو انہوں نے ان کو جھٹلایا۔ پھر ہم نے تیسرے سے تقویت دی تو انہوں نے کہا کہ ہم تمہاری طرف پیغمبر ہو کر آئے ہیں

14 ہم نے ان کی طرف دو رسول بھیجے اور انہوں نے دونوں کو جھٹلا دیا پھر ہم نے تیسرا مدد کے لیے بھیجا اور ان سب نے کہا "ہم تمہاری طرف رسول کی حیثیت سے بھیجے گئے ہیں"

قَالُواۡ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرٌ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ مِن شَىۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ ١٥

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūNotdeğilsinizنہیںyousizتمantum(are) butbaşka bir şeyمگرillāhuman beingsinsandanایک انسانbasharunlike usbizim gibiہماری طرحmith'lunāand notveاور نہیںwamāhas revealedindirmemiştirنازل کیاanzalathe Most GraciousRahmanرحمن نےl-raḥmānuanyhiçbirسےminthingşeyکسی چیز کوshayinNothayır!نہیںinyousizہو تمantum(are) butsadeceمگرillālyingyalan söylüyorsunuzجھوٹ بولتےtakdhibūna

15 They said, "You are not but human beings like us, and the Most Merciful has not revealed a thing. You are only telling lies."

15 "Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler.

15 Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.

15 وہ بولے کہ تم (اور کچھ) نہیں مگر ہماری طرح کے آدمی (ہو) اور خدا نے کوئی چیز نازل نہیں کی تم محض جھوٹ بولتے ہو

15 بستی والوں نے کہا”تم کچھ نہیں ہو مگر ہم جیسے چند انسان 1 ، اور خدائے رحمٰن نے ہرگز کوئی چیز نازل نہیں کی ہے 2 ، تم محض جھُوٹ بولتے ہو۔“

قَالُواۡ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ ١٦

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūOur LordRabbimizہمارا ربrabbunāknowsbilir kiجانتا ہےyaʿlamuthat webiz elbetteبیشک ہمinnāto yousizeتمہاری طرفilaykum(are) surely Messengersgönderilmiş elçilerizالبتہ بھیجے ہوئے ہیںlamur'salūna

16 They said, "Our Lord knows that we are messengers to you,

16 Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.

16 Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."

16 انہوں نے کہا کہ ہمارا پروردگار جانتا ہے کہ ہم تمہاری طرف (پیغام دے کر) بھیجے گئے ہیں

16 رسولوں نے کہا "ہمارا رب جانتا ہے کہ ہم ضرور تمہاری طرف رسول بنا کر بھیجے گئے ہیں

وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَـٰغُ ٱلۡمُبِينُ ١٧

And notve yokturاور نہیںwamā(is) on usüzerimize düşenہم پرʿalaynāexceptbaşka bir şeyمگرillāthe conveyanceduyurmaktanپہنچا دیناl-balāghuclearaçıkçaصاف صاف ۔ کھلم کھلاl-mubīnu

17 And we are not responsible except for clear notification."

17 Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.

17 "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."

17 اور ہمارے ذمے تو صاف صاف پہنچا دینا ہے اور بس

17 اور ہم پر صاف صاف پیغام پہنچا دینے کے سوا کوئی ذمّہ داری نہیں ہے۔ 1

قَالُوٓاۡ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهُواۡ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ ١٨

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūIndeed, wedoğrusu bizبیشک ہمinnā[we] see an evil omenuğursuzluğa uğradıkمنحوس سمجھتے ہیں ہم /فال بد سمجھتے ہیں ہمtaṭayyarnāfrom yousizin yüzünüzdenتم کوbikumIfeğerالبتہ اگرla-innotvazgeçmezsenizنہیںlamyou desistتم باز آئےtantahūsurely, we will stone yousizi mutlaka taşlarızالبتہ ہم ضرور سنگسار کردیں گے تم کوlanarjumannakumand surely will touch youve size dokunurاور البتہ ضرور چھوئے گا تم کوwalayamassannakumfrom usbizdenہماری طرف سےminnāa punishmentbir azabعذابʿadhābunpainfulacıklıدرد ناکalīmun

18 They said, "Indeed, we consider you a bad omen. If you do not desist, we will surely stone you, and there will surely touch you, from us, a painful punishment."

18 "Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler.

18 Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."

18 وہ بولے کہ ہم تم کو نامبارک سمجھتے ہیں۔ اگر تم باز نہ آؤ گے تو ہم تمہیں سنگسار کردیں گے اور تم کو ہم سے دکھ دینے والا عذاب پہنچے گا

18 بستی والے کہنے لگے”ہم تو تمہیں اپنے لیے فالِ بد سمجھتے ہیں۔ 1 اگر تم باز نہ آئے تو ہم تم کو سنگسار کر دیں گے اور ہم سے تم بڑی دردناک سزا پاوٴگے۔“

قَالُواۡ طَـٰٓئِرُكُم مَّعَكُمۡۚ أَئِن ذُكِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ مُّسۡرِفُونَ ١٩

They saiddediler kiانہوں نے کہاqālūYour evil omenuğursuzluğunuzتمہاری فال بد/تمہاری نحوستṭāirukum(be) with yousizin kendinizdedirتمہارے ساتھ ہےmaʿakumIs it becausesize öğüt verildiğiiçin mi?کیا بھلا اس لئے کہa-inyou are admonishedنصحیت کئے گئے تم/ تم یہ سب باتیں بنا رہے ہوdhukkir'tumNayhayırبلکہbalyousizتمantum(are) a peoplebir kavimsinizایک قوم ہوqawmuntransgressingaşırı gidenحد سے بڑی ہوئیmus'rifūna

19 They said, "Your omen is with yourselves. Is it because you were reminded? Rather, you are a transgressing people."

19 Elçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi.

19 Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."

19 انہوں نے کہا کہ تمہاری نحوست تمہارے ساتھ ہے۔ کیا اس لئے کہ تم کو نصیحت کی گئی۔ بلکہ تم ایسے لوگ ہو جو حد سے تجاوز کر گئے ہو

19 رسُولوں نے جواب دیا”تمہاری فالِ بد تو تمہارے اپنے ساتھ لگی ہوئی ہے۔ 1 کیا یہ باتیں تم اِس لیے کرتے ہو کہ تمہیں نصیحت کی گئی؟ اصل بات یہ ہے کہ تم حد سے گزرے ہوئے لوگ ہو۔“ 2

وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسۡعَىٰ قَالَ يَـٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواۡ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٢٠

And cameve geldiاور آیاwajāafromen uzak yerindenسےmin(the) farthest endدور دراز حصے سےaqṣā(of) the citykentinشہر کےl-madīnatia manbir adamایک شخصrajulunrunningkoşarakدوڑتا ہواyasʿāHe saiddediبولاqālaO my Peopleey kavmimاے میری قومyāqawmiFollowuyunپیروی کروittabiʿūthe Messengerselçilereرسولوں کیl-mur'salīna

20 And there came from the farthest end of the city a man, running. He said, "O my people, follow the messengers.

20 Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun."

20 O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"

20 اور شہر کے پرلے کنارے سے ایک آدمی دوڑتا ہوا آیا کہنے لگا کہ اے میری قوم پیغمبروں کے پیچھے چلو

20 اتنے میں شہر کے دُور دراز گوشے سے ایک شخص دوڑتا ہوا آیا اور بولا "اے میری قوم کے لوگو، رسولوں کی پیروی اختیار کر لو

ٱتَّبِعُواۡ مَن لَّا يَسۡــَٔلُكُمۡ أَجۡرًا وَهُم مُّهۡتَدُونَ ٢١

Followuyunپیروی کروittabiʿū(those) whokimselereجوman(do) notsizden istemeyenنہیںask (of) youسوال کرتے تم سے/ مانگتے تم سےyasalukumany paymentbir ücretکوئی اجرajranand theyve onlarاور وہwahum(are) rightly guideddoğru yoldadırlarہدایت یافتہ ہیںmuh'tadūna

21 Follow those who do not ask of you [any] payment, and they are [rightly] guided.

21 "Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."

21 "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."

21 ایسوں کے جو تم سے صلہ نہیں مانگتے اور وہ سیدھے رستے پر ہیں

21 پیروی کرو اُن لوگوں کی جو تم سے کوئی اجر نہیں چاہتے اور ٹھیک راستے پر ہیں۔ 1

وَمَا لِىَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ٢٢

And whatveاور کیا ہےwamā(is) for meben niçin?میرے لئے/ کیا ہے مجھ کوliya(that) notkulluk etmeyeyimکہ نہI worshipمیں عبادت کروںaʿbuduthe One Whobeni yaratanaاس ذات کیalladhīcreated meجس نے پیدا کیا مجھ کوfaṭaranīand to Whomve O'naاور اس کی طرفwa-ilayhiyou will be returneddöndürüleceksinizتم لوٹائے جاؤ گےtur'jaʿūna

22 And why should I not worship He who created me and to whom you will be returned?

22 "Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz."

22 "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."

22 اور مجھے کیا ہے میں اس کی پرستش نہ کروں جس نے مجھے پیدا کیا اور اسی کی طرف تم کو لوٹ کر جانا ہے

22 آخر کیوں نہ میں اُس ہستی کی بندگی کروں جس نے مجھے پیدا کیا ہے اور جس کی طرف تم سب کو پلٹ کر جانا ہے؟ 1

ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَـٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغۡنِ عَنِّى شَفَـٰعَتُهُمۡ شَيۡــًٔا وَلَا يُنقِذُونِ ٢٣

Should I takeedinir miyim?کیا میں بنالوںa-attakhidhubesides HimO'ndan başkaسےminbesides Himاس کے سواdūnihigodstanrılarکچھ الٰہālihatanIfeğerاگرinintends for mebana dileseارادہ کرے میرے ساتھ/ چاہے میرے ساتھyurid'nithe Most GraciousRahmanرحمنl-raḥmānuany harmbir zarar vermekکسی تکلیف کا/ نقصان کوbiḍurrinnotsağlamazنہwill availنہ کام آئے گیtugh'ni[from] mebanaمجھ کوʿannītheir intercessiononların şefa'atiان کی سفارشshafāʿatuhum(in) anythinghiçbir (fayda)کچھ بھیshayanand notve aslaاور نہwalāthey (can) save meonlar beni kurtaramazlarوہ بچاسکیں گے مجھ کوyunqidhūni

23 Should I take other than Him [false] deities [while], if the Most Merciful intends for me some adversity, their intercession will not avail me at all, nor can they save me?

23 "O'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar."

23 "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."

23 کیا میں ان کو چھوڑ کر اوروں کو معبود بناؤں؟ اگر خدا میرے حق میں نقصان کرنا چاہے تو ان کی سفارش مجھے کچھ بھی فائدہ نہ دے سکے اور نہ وہ مجھ کو چھڑا ہی سکیں

23 کیا میں اُسے چھوڑ کر دُوسرے معبُود بنا لوں؟ حالانکہ اگر خدائے رحمٰن مجھے کوئی نقصان پہنچانا چاہے تو نہ اُن کی شفاعت میرے کسی کام آسکتی ہے اور نہ وہ مجھے چھُڑا ہی سکتے ہیں۔ 1

إِنِّىٓ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ ٢٤

Indeed, Işüphesiz benبیشک میںinnītheno takdirdeتبidhansurely would be iniçinde olurumالبتہlafīan errorbir sapıklıkگمراہی میں ہوں گاḍalālinclearapaçıkکھلیmubīnin

24 Indeed, I would then be in manifest error.

24 "Doğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum."

24 "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."

24 تب تو میں صریح گمراہی میں مبتلا ہوگیا

24 اگر میں ایسا کروں 1 تو مین صریح گمراہی میں مُبتلا ہو جاوٴ گا

إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ ٢٥

Indeed, Işüphesiz benبیشک میںinnī[I] have believedinandımمیں ایمان لایاāmantuin your Lordsizin Rabbinizeساتھ تمہارے رب کےbirabbikumso listen to mebeni dinleyinپس سنو مجھ کوfa-is'maʿūni

25 Indeed, I have believed in your Lord, so listen to me."

25 "Şüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin."

25 "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."

25 میں تمہارے پروردگار پر ایمان لایا ہوں سو میری بات سن رکھو

25 میں تو تمہارے ربّ پر ایمان لے آیا 1 ، تم بھی میری بات مان لو۔“

قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَـٰلَيۡتَ قَوۡمِى يَعۡلَمُونَ ٢٦

It was saiddenilinceکہا گیاqīlaEntergir!داخل ہوجاؤud'khuliParadisecenneteجنت میںl-janataHe saiddedi kiاس نے کہاqālaI wishey keşkeاے کاشyālaytamy peoplekavmimمیری قومqawmīknewbilseydiجان لیتی/ جانتی ہوتیyaʿlamūna

26 It was said, "Enter Paradise." He said, "I wish my people could know

26 Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.

26 (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"

26 حکم ہوا کہ بہشت میں داخل ہوجا۔ بولا کاش! میری قوم کو خبر ہو

26 (آخر کار ان لوگوں نے اسے قتل کر دیا اور)اس شخص سے کہہ دیا گیا کہ”داخل ہو جاوٴ جنّت میں۔“ 1 اُس نے کہا”کاش میری قوم کو معلوم ہوتا

بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ ٢٧

Of howne yüzdenبوجہ جس چیز کے/ بوجہ اس کا جوbimāhas forgivenbağışladığınıبخش دیاghafaramebeniمجھےmy LordRabbiminمیرے رب نےrabbīand placed meve beni kıldığınıاور بنادیا مجھ کوwajaʿalanīamongağırlananlardanمیں سےminathe honored onesباعزت لوگوںl-muk'ramīna

27 Of how my Lord has forgiven me and placed me among the honored."

27 Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.

27 "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."

27 کہ خدا نے مجھے بخش دیا اور عزت والوں میں کیا

27 کہ میرے ربّ نے کس چیز کی بدولت میری مغفرت فرمادی اور مجھے با عزّت لوگوں میں داخل فرمایا۔“ 1

Surah 36 / Ya-Sin / Ya Sin سورة يس 442
And set forthve anlatاور بیان کرو wa-iḍ'rib to themonlaraان کے لیے lahum an examplemisal olarakایک مثال mathalan (of the) companionshalkınıوالوں کی aṣḥāba (of) the cityşu kentبستی (والوں کی) l-qaryati whenzamanجب idh came to itgeldiğiآئے ان کے پاس jāahā the Messengerselçilerبھیجے ہوئے (پیغمبر) l-mur'salūna١٣
Whenbiz gönderdikجب idh We sentبھیجا ہم نے arsalnā to themonlaraان کی طرف ilayhimu two (Messengers)iki (elçi)دو کو ith'nayni but they denied both of themonları yalanladılarتو انہوں نے جھٹلادیا ان دونوں کو fakadhabūhumā so We strengthened thembiz de destekledikتو قوت دی ہم نے/ تائید کی ہم نے faʿazzaznā with a thirdüçüncüsüyleساتھ ایک تیسرے کے bithālithin and they saiddediler kiتو انہوں نے کہا faqālū Indeed, Webiz elbetteبیشک ہم innā
to yousizeتمہاری طرف ilaykum (are) Messengersgönderilen elçilerizبھیجے گئے ہیں/ بھیجے جانے والے ہیں mur'salūna١٤ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Notdeğilsinizنہیں yousizتم antum (are) butbaşka bir şeyمگر illā human beingsinsandanایک انسان basharun like usbizim gibiہماری طرح mith'lunā and notveاور نہیں wamā has revealedindirmemiştirنازل کیا anzala
the Most GraciousRahmanرحمن نے l-raḥmānu anyhiçbirسے min thingşeyکسی چیز کو shayin Nothayır!نہیں in yousizہو تم antum (are) butsadeceمگر illā lyingyalan söylüyorsunuzجھوٹ بولتے takdhibūna١٥ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Our LordRabbimizہمارا رب rabbunā knowsbilir kiجانتا ہے yaʿlamu that webiz elbetteبیشک ہم innā
to yousizeتمہاری طرف ilaykum (are) surely Messengersgönderilmiş elçilerizالبتہ بھیجے ہوئے ہیں lamur'salūna١٦ And notve yokturاور نہیں wamā (is) on usüzerimize düşenہم پر ʿalaynā exceptbaşka bir şeyمگر illā the conveyanceduyurmaktanپہنچا دینا l-balāghu clearaçıkçaصاف صاف ۔ کھلم کھلا l-mubīnu١٧
They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Indeed, wedoğrusu bizبیشک ہم innā [we] see an evil omenuğursuzluğa uğradıkمنحوس سمجھتے ہیں ہم /فال بد سمجھتے ہیں ہم taṭayyarnā from yousizin yüzünüzdenتم کو bikum Ifeğerالبتہ اگر la-in notvazgeçmezsenizنہیں lam you desistتم باز آئے tantahū surely, we will stone yousizi mutlaka taşlarızالبتہ ہم ضرور سنگسار کردیں گے تم کو lanarjumannakum and surely will touch youve size dokunurاور البتہ ضرور چھوئے گا تم کو walayamassannakum
from usbizdenہماری طرف سے minnā a punishmentbir azabعذاب ʿadhābun painfulacıklıدرد ناک alīmun١٨ They saiddediler kiانہوں نے کہا qālū Your evil omenuğursuzluğunuzتمہاری فال بد/تمہاری نحوست ṭāirukum (be) with yousizin kendinizdedirتمہارے ساتھ ہے maʿakum Is it becausesize öğüt verildiğiiçin mi?کیا بھلا اس لئے کہ a-in you are admonishedنصحیت کئے گئے تم/ تم یہ سب باتیں بنا رہے ہو dhukkir'tum
Nayhayırبلکہ bal yousizتم antum (are) a peoplebir kavimsinizایک قوم ہو qawmun transgressingaşırı gidenحد سے بڑی ہوئی mus'rifūna١٩ And cameve geldiاور آیا wajāa fromen uzak yerindenسے min (the) farthest endدور دراز حصے سے aqṣā (of) the citykentinشہر کے l-madīnati a manbir adamایک شخص rajulun
runningkoşarakدوڑتا ہوا yasʿā He saiddediبولا qāla O my Peopleey kavmimاے میری قوم yāqawmi Followuyunپیروی کرو ittabiʿū the Messengerselçilereرسولوں کی l-mur'salīna٢٠ Followuyunپیروی کرو ittabiʿū (those) whokimselereجو man
(do) notsizden istemeyenنہیں ask (of) youسوال کرتے تم سے/ مانگتے تم سے yasalukum any paymentbir ücretکوئی اجر ajran and theyve onlarاور وہ wahum (are) rightly guideddoğru yoldadırlarہدایت یافتہ ہیں muh'tadūna٢١ And whatveاور کیا ہے wamā (is) for meben niçin?میرے لئے/ کیا ہے مجھ کو liya (that) notkulluk etmeyeyimکہ نہ I worshipمیں عبادت کروں aʿbudu the One Whobeni yaratanaاس ذات کی alladhī
created meجس نے پیدا کیا مجھ کو faṭaranī and to Whomve O'naاور اس کی طرف wa-ilayhi you will be returneddöndürüleceksinizتم لوٹائے جاؤ گے tur'jaʿūna٢٢ Should I takeedinir miyim?کیا میں بنالوں a-attakhidhu besides HimO'ndan başkaسے min besides Himاس کے سوا dūnihi godstanrılarکچھ الٰہ ālihatan Ifeğerاگر in
intends for mebana dileseارادہ کرے میرے ساتھ/ چاہے میرے ساتھ yurid'ni the Most GraciousRahmanرحمن l-raḥmānu any harmbir zarar vermekکسی تکلیف کا/ نقصان کو biḍurrin notsağlamazنہ will availنہ کام آئے گی tugh'ni [from] mebanaمجھ کو ʿannī their intercessiononların şefa'atiان کی سفارش shafāʿatuhum (in) anythinghiçbir (fayda)کچھ بھی shayan and notve aslaاور نہ walā
they (can) save meonlar beni kurtaramazlarوہ بچاسکیں گے مجھ کو yunqidhūni٢٣ Indeed, Işüphesiz benبیشک میں innī theno takdirdeتب idhan surely would be iniçinde olurumالبتہ lafī an errorbir sapıklıkگمراہی میں ہوں گا ḍalālin clearapaçıkکھلی mubīnin٢٤ Indeed, Işüphesiz benبیشک میں innī [I] have believedinandımمیں ایمان لایا āmantu
in your Lordsizin Rabbinizeساتھ تمہارے رب کے birabbikum so listen to mebeni dinleyinپس سنو مجھ کو fa-is'maʿūni٢٥ It was saiddenilinceکہا گیا qīla Entergir!داخل ہوجاؤ ud'khuli Paradisecenneteجنت میں l-janata He saiddedi kiاس نے کہا qāla I wishey keşkeاے کاش yālayta my peoplekavmimمیری قوم qawmī
knewbilseydiجان لیتی/ جانتی ہوتی yaʿlamūna٢٦ Of howne yüzdenبوجہ جس چیز کے/ بوجہ اس کا جو bimā has forgivenbağışladığınıبخش دیا ghafara mebeniمجھے my LordRabbiminمیرے رب نے rabbī and placed meve beni kıldığınıاور بنادیا مجھ کو wajaʿalanī amongağırlananlardanمیں سے mina the honored onesباعزت لوگوں l-muk'ramīna٢٧
٤٤٢
‹ 440page 441 of the printed Mushaf442 ›