وَأَن لَّا تَعۡلُواۡ عَلَى ٱللَّهِ‌ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَـٰنٍ مُّبِينٍ ١٩

And thatve diyeاور یہ کہwa-an(do) notululanmayınنہexalt yourselvesتم سرکشی کروtaʿlūagainstkarşıمقابلے پرʿalāAllahAllah'aاللہ کےl-lahiIndeed, Ielbette benبیشک میںinnī[I] have come to yousize getiriyorumلایا ہوں تمہارے پاسātīkumwith an authoritybir delilکھلیbisul'ṭāninclearapaçıkدلیلmubīnin

19 And [saying], "Be not haughty with Allah. Indeed, I have come to you with clear authority.

19 "Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."

19 Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.

19 اور خدا کے سامنے سرکشی نہ کرو۔ میں تمہارے پاس کھلی دلیل لے کر آیا ہوں

19 اللہ کے مقابلے میں سرکشی نہ کرو۔ میں تمہارے سامنے (اپنی مامُوریّت کی)صریح سَنَد پیش کرتا ہوں۔1

وَإِنِّى عُذۡتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ ٢٠

And indeed, Ive elbette benاور بیشک میںwa-innī[I] seek refugesığındımمیں پناہ لے چکاʿudh'tuwith my Lordbenim Rabbimاپنے رب کیbirabbīand your Lordve sizin Rabbiniz olanaاور تمہارے رب کیwarabbikumlestbeni taşla(yıp öldür)menizdenکہanyou stone meتم سنگسار کرو مجھےtarjumūni

20 And indeed, I have sought refuge in my Lord and your Lord, lest you stone me.

20 "Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."

20 Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.

20 اور اس (بات) سے کہ تم مجھے سنگسار کرو اپنے اور تمہارے پروردگار کی پناہ مانگتا ہوں

20 اور میں اپنے رب اور تمہارے رب کی پناہ لے چکا ہوں اِس سے کہ تم مجھ پر حملہ آور ہو

وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواۡ لِى فَٱعۡتَزِلُونِ ٢١

And ifve eğerاور اگرwa-innotinanmadınızsaنہیںlamyou believeتم مانو گےtu'minūmebanaمیری باتthen leave me alonebenden uzaklaşınتو چھوڑ دو مجھ کوfa-iʿ'tazilūni

21 But if you do not believe me, then leave me alone."

21 "Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."

21 Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."

21 اور اگر تم مجھ پر ایمان نہیں لاتے تو مجھ سے الگ ہو جاؤ

21 اگر تم میری بات نہیں مانتے تو مجھ پر ہاتھ ڈالنے سے باز رہو۔“1

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوۡمٌ مُّجۡرِمُونَ ٢٢

So he calledsonra du'a ettiتو اس نے پکاراfadaʿāhis LordRabbineاپنے رب کوrabbahuThatki gerçektenبیشکannathesebunlarیہhāulāi(are) a peoplebir toplumdurلوگqawmuncriminalssuç işleyenمجرم ہیں مجرم ہیںmuj'rimūna

22 And [finally] he called to his Lord that these were a criminal people.

22 Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.

22 Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.

22 تب موسیٰ نے اپنے پروردگار سے دعا کی کہ یہ نافرمان لوگ ہیں

22 آخر کار اس نے اپنے رب کو پکارا کہ یہ لوگ مجرم ہیں۔1

فَأَسۡرِ بِعِبَادِى لَيۡلاً إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ٢٣

Then "Set outo halde yürütتو لے چلfa-asriwith My slaveskullarımıمیرے بندوں کوbiʿibādī(by) nightgeceleyinراتوں راتlaylanIndeed, youçünküبیشک تمinnakum(will be) followedtakibedileceksinizتم پیچھا کیے جانے والے ہوmuttabaʿūna

23 [Allah said], "Then set out with My servants by night. Indeed, you are to be pursued.

23 Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."

23 Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.

23 (خدا نے فرمایا کہ) میرے بندوں کو راتوں رات لے کر چلے جاؤ اور (فرعونی) ضرور تمہارا تعاقب کریں گے

23 (جواب دیا گیا)”اچھا تُو راتوں رات میرے بندوں کو لے کر چل پڑ۔1 تم لوگوں کا پیچھا کیا جائے گا۔ 2

وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًا‌ۖ إِنَّهُمۡ جُندٌ مُّغۡرَقُونَ ٢٤

And leaveve bırakاور چھوڑ دوwa-ut'rukithe seadeniziسمندر کوl-baḥraat restaçıkساکنrahwanIndeed, theyçünkü onlarبیشک وہinnahum(are) an armybir ordudurلشکر ہےjundun(to be) drownedboğulacakغرق ہونے والاmugh'raqūna

24 And leave the sea in stillness. Indeed, they are an army to be drowned."

24 "Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."

24 Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."

24 اور دریا سے (کہ) خشک (ہو رہا ہوگا) پار ہو جاؤ (تمہارے بعد) ان کا تمام لشکر ڈبو دیا جائے گا

24 سمندر کو اس حال پر کھلا چھوڑ دے۔ یہ سارا لشکر غرق ہونے والا ہے۔“1

كَمۡ تَرَكُواۡ مِن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ٢٥

How manynice şeylerکتنے ہیkam(did) they leaveonlar geride bıraktılarوہ چھوڑ گئےtarakūofbahçelerdenمیں سےmingardensباغاتjannātinand springsve çeşmeler(den)اور چشمےwaʿuyūnin

25 How much they left behind of gardens and springs

25 Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

25 Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!

25 وہ لوگ بہت سے باغ اور چشمے چھوڑ گئے

25 " کتنے ہی باغ اور چشمے

وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ ٢٦

And cornfieldsve ekinler(den)اور کھیتیاںwazurūʿinand placesve makamlar(dan)اورمقامwamaqāminnoblegüzelعمدہkarīmin

26 And crops and noble sites

26 Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

26 Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,

26 اور کھیتیاں اور نفیس مکان

26 اور کھیت اور شاندار محل تھے جو وہ چھوڑ گئے

وَنَعۡمَةٍ كَانُواۡ فِيهَا فَـٰكِهِينَ ٢٧

And pleasant thingsve ni'metler(den)اور نعمتیں۔ آرام کی چیزیںwanaʿmatinthey used toonlarتھے وہkānūthereinoradaاس میںfīhātake delightzevkü sefa sürüyorlardıعیش کرنے والےfākihīna

27 And comfort wherein they were amused.

27 Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

27 Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!

27 اور آرام کی چیزیں جن میں عیش کیا کرتے تھے

27 کتنے ہی عیش کے سر و سامان، جن میں وہ مزے کر رہے تھے اُن کے پیچھے دھرے رہ گئے

كَذٰلِكَ‌ۖ وَأَوۡرَثۡنَـٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ ٢٨

Thusişte böyle olduاسی طرحkadhālikaAnd We made it (an) inherit(ance)ve biz onları miras verdikاور وارچ بنادیا ہم نے ان کاwa-awrathnāhā(for) a peoplebir toplumaقوم کوqawmananotherbaşkaدوسریākharīna

28 Thus. And We caused to inherit it another people.

28 Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.

28 İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.

28 اسی طرح (ہوا) اور ہم نے دوسرے لوگوں کو ان چیزوں کا مالک بنا دیا

28 یہ ہُوا اُن کا انجام، اور ہم نے دُوسروں کو اِن چیزوں کا وارث بنا دیا۔1

فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواۡ مُنظَرِينَ ٢٩

And notağlamadıتو نہfamāweptرویاbakatfor themonlaraان پرʿalayhimuthe heavengökآسمانl-samāuand the earthve yerاور زمینwal-arḍuand notveاور نہwamāthey wereolmadılarتھے وہkānūgiven respitefırsat verilenlerdenمہلت دئیے جانے والےmunẓarīna

29 And the heaven and earth wept not for them, nor were they reprieved.

29 Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.

29 Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.

29 پھر ان پر نہ تو آسمان کو اور زمین کو رونا آیا اور نہ ان کو مہلت ہی دی گئی

29 پھر نہ آسمان اُن پر رویا نہ زمین ،1 اور ذرا سی مہلت بھی اُن کو نہ دی گئی

وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِىٓ إِسۡرٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ ٣٠

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe savedbiz kurtardıkنجات دی ہم نےnajjaynā(the) Children of Israeloğullarınıبنیbanī(the) Children of Israelİsrailاسرائیل کوis'rāīlafromazabdanسےminathe punishmentعذاب (سے)l-ʿadhābithe humiliatingküçültücüرسوا کنl-muhīni

30 And We certainly saved the Children of Israel from the humiliating torment -

30 And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.

30 Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.

30 اور ہم نے بنی اسرائیل کو ذلت کے عذاب سے نجات دی

30 اِس طرح بنی اسرائیل کو ہم نے سخت ذلّت کے عذاب ،1

مِن فِرۡعَوۡنَ‌ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ٣١

FromFir'avndanسےminFiraunفرعونfir'ʿawnaIndeed, heçünkü oبیشک وہinnahuwasidiتھاkānaarrogantululananبلند درجے والا،ʿāliyanamongsınırı aşanlardanمیں سےminathe transgressorsحد سے بڑھنے والوںl-mus'rifīna

31 From Pharaoh. Indeed, he was a haughty one among the transgressors.

31 And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.

31 Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.

31 (یعنی) فرعون سے۔ بےشک وہ سرکش (اور) حد سے نکلا ہوا تھا

31 فرعون سے نجات دی جو حد سے گزر جانے والوں میں فی الواقع بڑے اُونچے درجے کا آدمی تھا،1

وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَـٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَـٰلَمِينَ ٣٢

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadiWe chose thembiz onları üstün kıldıkترجیح دی تھی ہم نے ان کوikh'tarnāhumbygöreباوجودʿalāknowledgebir bilgiyeعلم کےʿil'minoverüzerineپرʿalāthe worldsalemlerجہان والوںl-ʿālamīna

32 And We certainly chose them by knowledge over [all] the worlds.

32 And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.

32 Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.

32 اور ہم نے بنی اسرائیل کو اہل عالم سے دانستہ منتخب کیا تھا

32 اور اُن کی حالت جانتے ہوئے اُن کو دنیا کی دُوسری قوموں پر ترجیح دی،1

وَءَاتَيۡنَـٰهُم مِّنَ ٱلۡأَيَـٰتِ مَا فِيهِ بَلَـٰٓؤٌاۡ مُّبِينٌ ٣٣

And We gave themve onlara verdikاور دیں ہم نے ان کوwaātaynāhumofayetlerdenمیں سےminathe Signsنشانیوںl-āyātithatbulunanجوin itiçindeاس میںfīhi(was) a trialbir sınavآزمائش تھیbalāonclearaçıkکھلیmubīnun

33 And We gave them of signs that in which there was a clear trial.

33 Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.

33 Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.

33 اور ان کو ایسی نشانیاں دی تھیں جن میں صریح آزمائش تھی

33 اور اُنہیں ایسی نشانیاں دکھائیں جن میں صریح آزمائش تھی۔1

إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ٣٤

Indeedgerçektenبیشکinnatheseşunlarیہ لوگhāulāisurely, they saydiyorlar kiالبتہ کہتے ہیںlayaqūlūna

34 Indeed, these [disbelievers] are saying,

34 Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

34 Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:

34 یہ لوگ یہ کہتے ہیں

34 یہ لوگ کہتے ہیں

إِنۡ هِىَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ ٣٥

Notdeğildirنہیںinitoیہhiya(is) butbaşkasıمگرillāour deathölümümüzdenہماری موتmawtatunāthe firstilkپہلیl-ūlāand notve değilizاور نہیںwamāwebizہمnaḥnu(will be) raised againdiriltilecekاٹھائے جانے والےbimunsharīna

35 "There is not but our first death, and we will not be resurrected.

35 Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

35 "Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.

35 کہ ہمیں صرف پہلی دفعہ (یعنی ایک بار) مرنا ہے اور (پھر) اُٹھنا نہیں

35 ہماری پہلی موت کے سوا اور کچھ نہیں، اُس کے بعد ہم دوبارہ اُٹھائے جانے والے نہیں ہیں۔1

فَأۡتُواۡ بِـَٔـابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ٣٦

Then bringgetirinپس لے آؤfatūour forefathersbabalarımızıہمارے باپ دادا کوbiābāināifeğerاگرinyou areisenizہو تمkuntumtruthfuldoğrulardanسچےṣādiqīna

36 Then bring [back] our forefathers, if you should be truthful."

36 Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

36 Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."

36 پس اگر تم سچے ہو تو ہمارے باپ دادا کو (زندہ کر) لاؤ

36 اگر تم سچے ہو تو اُٹھا لاوٴ ہمارے باپ دادا کو۔“1

أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ‌ۚ أَهۡلَكۡنَـٰهُمۡ‌ۖ إِنَّهُمۡ كَانُواۡ مُجۡرِمِينَ ٣٧

Are theyonlar mıکیا وہahumbetterhayırlıاچھے ہیںkhayrunoryoksaیاam(the) peoplekavmiقومqawmu(of) TubbaTubba'تبع کیtubbaʿinand thoseveاور وہ لوگwa-alladhīnabefore themonlardan öncekiler (mi?)جو ان سےminbefore themپہلے تھےqablihimWe destroyed thembiz onları helak ettikہلاک کردیا ہم نے ان کوahlaknāhumindeed, theyçünkü onlarبیشک وہinnahumwereidilerتھےkānūcriminalssuç işliyorlarمجرمmuj'rimīna

37 Are they better or the people of Tubba' and those before them? We destroyed them, [for] indeed, they were criminals.

37 Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.

37 Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.

37 بھلا یہ اچھے ہیں یا تُبّع کی قوم اور وہ لوگ جو تم سے پہلے ہوچکے ہیں۔ ہم نے ان (سب) کو ہلاک کردیا۔ بےشک وہ گنہگار تھے

37 یہ بہتر ہیں یا تُبع کی قوم1 اور اُس سے پہلے کے لوگ؟ ہم نے ان کو اِسی بنا پر تباہ کیا کہ وہ مُجرم ہوگئے تھے۔2

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَـٰعِبِينَ ٣٨

And notveاور نہیںwamāWe createdbiz yaratmadıkپیدا کیا ہم نےkhalaqnāthe heavensgökleriآسمانوں کوl-samāwātiand the earthve yeriاور زمین کوwal-arḍaand whateverve bulunanlarıاور جوwamā(is) between thembunlar arasındaان دونوں کے درمیان ہےbaynahumā(in) playeğlenmek içinکھیل تماشے کے طور پر۔ کھیلنے والے ہو کرlāʿibīna

38 And We did not create the heavens and earth and that between them in play.

38 Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.

38 Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

38 اور ہم نے آسمانوں اور زمین کو اور جو کچھ ان میں ہے ان کو کھیلتے ہوئے نہیں بنایا

38 یہ آسمان و زمین اور اِن کے درمیان کی چیزیں ہم نے کچھ کھیل کے طور پر نہیں بنا دی ہیں

مَا خَلَقۡنَـٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٣٩

Notonları yaratmadıkنہیںWe created both of themپیدا کیا ہم نے ان دونوں کوkhalaqnāhumābutdışında bir sebepleمگرillāin [the] truthhikmetli bir gayeحق کے ساتھbil-ḥaqibutfakatلیکنwalākinnamost of themonların çoğuان میں سے اکثرaktharahum(do) notbilmiyorlarنہیںknowعلم رکھتےyaʿlamūna

39 We did not create them except in truth, but most of them do not know.

39 Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.

39 Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.

39 ان کو ہم نے تدبیر سے پیدا کیا ہے لیکن اکثر لوگ نہیں جانتے

39 اِن کو ہم نے برحق پیدا کیا ہے، مگر اکثر لوگ جانتے نہیں ہیں۔1

Surah 44 / Ad-Dukhan / The Smoke سورة الدخان 498
And thatve diyeاور یہ کہ wa-an (do) notululanmayınنہ exalt yourselvesتم سرکشی کرو taʿlū againstkarşıمقابلے پر ʿalā AllahAllah'aاللہ کے l-lahi Indeed, Ielbette benبیشک میں innī [I] have come to yousize getiriyorumلایا ہوں تمہارے پاس ātīkum with an authoritybir delilکھلی bisul'ṭānin clearapaçıkدلیل mubīnin١٩ And indeed, Ive elbette benاور بیشک میں wa-innī [I] seek refugesığındımمیں پناہ لے چکا ʿudh'tu
with my Lordbenim Rabbimاپنے رب کی birabbī and your Lordve sizin Rabbiniz olanaاور تمہارے رب کی warabbikum lestbeni taşla(yıp öldür)menizdenکہ an you stone meتم سنگسار کرو مجھے tarjumūni٢٠ And ifve eğerاور اگر wa-in notinanmadınızsaنہیں lam you believeتم مانو گے tu'minū mebanaمیری بات then leave me alonebenden uzaklaşınتو چھوڑ دو مجھ کو fa-iʿ'tazilūni٢١ So he calledsonra du'a ettiتو اس نے پکارا fadaʿā
his LordRabbineاپنے رب کو rabbahu Thatki gerçektenبیشک anna thesebunlarیہ hāulāi (are) a peoplebir toplumdurلوگ qawmun criminalssuç işleyenمجرم ہیں مجرم ہیں muj'rimūna٢٢ Then "Set outo halde yürütتو لے چل fa-asri with My slaveskullarımıمیرے بندوں کو biʿibādī (by) nightgeceleyinراتوں رات laylan Indeed, youçünküبیشک تم innakum
(will be) followedtakibedileceksinizتم پیچھا کیے جانے والے ہو muttabaʿūna٢٣ And leaveve bırakاور چھوڑ دو wa-ut'ruki the seadeniziسمندر کو l-baḥra at restaçıkساکن rahwan Indeed, theyçünkü onlarبیشک وہ innahum (are) an armybir ordudurلشکر ہے jundun (to be) drownedboğulacakغرق ہونے والا mugh'raqūna٢٤ How manynice şeylerکتنے ہی kam
(did) they leaveonlar geride bıraktılarوہ چھوڑ گئے tarakū ofbahçelerdenمیں سے min gardensباغات jannātin and springsve çeşmeler(den)اور چشمے waʿuyūnin٢٥ And cornfieldsve ekinler(den)اور کھیتیاں wazurūʿin and placesve makamlar(dan)اورمقام wamaqāmin noblegüzelعمدہ karīmin٢٦ And pleasant thingsve ni'metler(den)اور نعمتیں۔ آرام کی چیزیں wanaʿmatin
they used toonlarتھے وہ kānū thereinoradaاس میں fīhā take delightzevkü sefa sürüyorlardıعیش کرنے والے fākihīna٢٧ Thusişte böyle olduاسی طرح kadhālika And We made it (an) inherit(ance)ve biz onları miras verdikاور وارچ بنادیا ہم نے ان کا wa-awrathnāhā (for) a peoplebir toplumaقوم کو qawman anotherbaşkaدوسری ākharīna٢٨
And notağlamadıتو نہ famā weptرویا bakat for themonlaraان پر ʿalayhimu the heavengökآسمان l-samāu and the earthve yerاور زمین wal-arḍu and notveاور نہ wamā they wereolmadılarتھے وہ kānū given respitefırsat verilenlerdenمہلت دئیے جانے والے munẓarīna٢٩ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad
We savedbiz kurtardıkنجات دی ہم نے najjaynā (the) Children of Israeloğullarınıبنی banī (the) Children of Israelİsrailاسرائیل کو is'rāīla fromazabdanسے mina the punishmentعذاب (سے) l-ʿadhābi the humiliatingküçültücüرسوا کن l-muhīni٣٠ FromFir'avndanسے min Firaunفرعون fir'ʿawna Indeed, heçünkü oبیشک وہ innahu
wasidiتھا kāna arrogantululananبلند درجے والا، ʿāliyan amongsınırı aşanlardanمیں سے mina the transgressorsحد سے بڑھنے والوں l-mus'rifīna٣١ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqadi We chose thembiz onları üstün kıldıkترجیح دی تھی ہم نے ان کو ikh'tarnāhum bygöreباوجود ʿalā knowledgebir bilgiyeعلم کے ʿil'min overüzerineپر ʿalā
the worldsalemlerجہان والوں l-ʿālamīna٣٢ And We gave themve onlara verdikاور دیں ہم نے ان کو waātaynāhum ofayetlerdenمیں سے mina the Signsنشانیوں l-āyāti thatbulunanجو in itiçindeاس میں fīhi (was) a trialbir sınavآزمائش تھی balāon clearaçıkکھلی mubīnun
٣٣ Indeedgerçektenبیشک inna theseşunlarیہ لوگ hāulāi surely, they saydiyorlar kiالبتہ کہتے ہیں layaqūlūna٣٤ Notdeğildirنہیں in itoیہ hiya (is) butbaşkasıمگر illā our deathölümümüzdenہماری موت mawtatunā the firstilkپہلی l-ūlā and notve değilizاور نہیں wamā
webizہم naḥnu (will be) raised againdiriltilecekاٹھائے جانے والے bimunsharīna٣٥ Then bringgetirinپس لے آؤ fatū our forefathersbabalarımızıہمارے باپ دادا کو biābāinā ifeğerاگر in you areisenizہو تم kuntum truthfuldoğrulardanسچے ṣādiqīna٣٦ Are theyonlar mıکیا وہ ahum
betterhayırlıاچھے ہیں khayrun oryoksaیا am (the) peoplekavmiقوم qawmu (of) TubbaTubba'تبع کی tubbaʿin and thoseveاور وہ لوگ wa-alladhīna before themonlardan öncekiler (mi?)جو ان سے min before themپہلے تھے qablihim We destroyed thembiz onları helak ettikہلاک کردیا ہم نے ان کو ahlaknāhum indeed, theyçünkü onlarبیشک وہ innahum wereidilerتھے kānū criminalssuç işliyorlarمجرم muj'rimīna
٣٧ And notveاور نہیں wamā We createdbiz yaratmadıkپیدا کیا ہم نے khalaqnā the heavensgökleriآسمانوں کو l-samāwāti and the earthve yeriاور زمین کو wal-arḍa and whateverve bulunanlarıاور جو wamā (is) between thembunlar arasındaان دونوں کے درمیان ہے baynahumā (in) playeğlenmek içinکھیل تماشے کے طور پر۔ کھیلنے والے ہو کر lāʿibīna٣٨
Notonları yaratmadıkنہیں We created both of themپیدا کیا ہم نے ان دونوں کو khalaqnāhumā butdışında bir sebepleمگر illā in [the] truthhikmetli bir gayeحق کے ساتھ bil-ḥaqi butfakatلیکن walākinna most of themonların çoğuان میں سے اکثر aktharahum (do) notbilmiyorlarنہیں knowعلم رکھتے yaʿlamūna٣٩
٤٩٨
‹ 496page 497 of the printed Mushaf498 ›