أَفَسِحۡرٌ هَـٰذَآ أَمۡ أَنتُمۡ لَا تُبۡصِرُونَ ١٥

Then is this magicbüyü müymüş?کیا بھلا جادو ہےafasiḥ'runThen is this magicbuیہhādhāoryoksaیاamyousiz (mi?)تمantum(do) notgörmüyormuşsunuzنہیںseeتم دیکھتےtub'ṣirūna

15 Then is this magic, or do you not see?

15 Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

15 "Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?

15 تو کیا یہ جادو ہے یا تم کو نظر ہی نہیں آتا

15 اب بتاؤیہ جادُو ہے یا تمھیں سُوجھ نہیں رہا ہے؟ 1

ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاۡ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواۡ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡ‌ۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ١٦

Burn in itgirin onaجھلسو اس میںiṣ'lawhāthen be patientve sabredinپس صبر کروfa-iṣ'birūorveyahutیاaw(do) notsabretmeyinنہbe patientتم صبر کروtaṣbirū(it is) samebirdirبرابر ہےsawāonfor yousizin içinتم پرʿalaykumOnlyancakبیشکinnamāyou are being recompensedcezalandırılacaksınızتم بدلہ دیئے جاتے ہوtuj'zawna(for) whatgöreجوyou used toolduklarınızaتھے تمkuntumdoyapıyor(lar)تم عمل کرتےtaʿmalūna

16 [Enter to] burn therein; then be patient or impatient - it is all the same for you. You are only being recompensed [for] what you used to do."

16 Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

16 Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).

16 اس میں داخل ہوجاؤ اور صبر کرو یا نہ کرو تمہارے لئے یکساں ہے۔ جو کام تم کیا کرتے تھے (یہ) انہی کا تم کو بدلہ مل رہا ہے

16 جاؤ اب جھلسو اِس کے اندر، تم خواہ صبر کرو یا نہ کرو، تمہارے لیے یکساں ہے، تمہیں ویسا ہی بدلہ دیا جا رہا ہے جیسے تم عمل کر رہے تھے

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَعِيمٍ ١٧

Indeedşüphesizیشکinnathe righteouskorunanlarمتقی لوگl-mutaqīna(will be) iniçindedirlerمیںGardenscennetlerباغوںjannātinand pleasureve ni'metlerاور نعمتوں میں ہوں گےwanaʿīmin

17 Indeed, the righteous will be in gardens and pleasure,

17 Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

17 Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.

17 جو پرہیزگار ہیں وہ باغوں اور نعتموں میں ہوں گے

17 متقی لوگ 1 وہاں باغوں اور نعمتوں  میں ہوں گے

فَـٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَـٰهُمۡ رَبُّهُمۡ وَوَقَـٰهُمۡ رَبُّهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ ١٨

Enjoyingsefa sürerlerخوش ہوں گےfākihīnain whatşeylerleبوجہ اس کےbimāhas given themkendilerine verdikleriجو دے گا ان کوātāhumtheir LordRablerininان کا ربrabbuhumand protected themve onları korumuşturاور بچا لے گا ان کوwawaqāhumtheir LordRableriان کا ربrabbuhum(from the) punishmentazabındanعذاب میںʿadhāba(of) Hellfirecehennemجہنم کےl-jaḥīmi

18 Enjoying what their Lord has given them, and their Lord protected them from the punishment of Hellfire.

18 Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

18 Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.

18 جو کچھ ان کے پروردگار نے ان کو بخشا اس (کی وجہ) سے خوشحال۔ اور ان کے پروردگار نے ان کو دوزخ کے عذاب سے بچا لیا

18 لُطف لے رہے ہوں گے اُن چیزوں سے جو اُن کا رب انہیں دے گا، اور اُن کا رب اُنہیں دوزخ کے عذاب سے بچالے گا۔ 1

كُلُواۡ وَٱشۡرَبُواۡ هَنِيٓـــَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ١٩

Eatyeyinکھاؤkulūand drinkve içinاور پیوwa-ish'rabū(in) satisfactionafiyetleمزے سےhanīanfor whatkarşılıkبوجہ اس کے جوbimāyou used toolduklarınızaتھے تمkuntumdoyapıyor(lar)تم عمل کرتےtaʿmalūna

19 [They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you used to do."

19 Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

19 (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)

19 اپنے اعمال کے صلے میں مزے سے کھاؤ اور پیو

19 (ان سے کہا جائے گا) کھاؤ اور پیو مزے سے 1 اپنے ان اعمال کےصلے میں جو تم کرتے رہے ہو

مُتَّكِــِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصۡفُوفَةٍ‌ۖ وَزَوَّجۡنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ٢٠

Recliningyaslanarakتکیہ لگائے ہوئے ہوں گےmuttakiīnaonüzerineاوپرʿalāthroneskoltuklarتختوں کےsururinlined upsıra sıra dizilmişصف باندھے ہوئےmaṣfūfatinand We will marry themonları evlendirmişizdirاور بیادہ دیں گے ہم ان کوwazawwajnāhumto fair oneshurilerleساتھ سفید عورتوں کے،biḥūrin(with) large eyesiri gözlüبڑی آنکھوں والیʿīnin

20 They will be reclining on thrones lined up, and We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes.

20 Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

20 Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.

20 تختوں پر جو برابر برابر بچھے ہوئے ہیں تکیہ لگائے ہوئے اور بڑی بڑی آنکھوں والی حوروں سے ہم ان کا عقد کر دیں گے

20 وہ آمنے سامنے بچھے ہوئےتختوں پر تکیے لگائے بیٹھے ہوں گے اور ہم خوبصورت آنکھوں والی حوریں اُن سے بیاہ دیں گے۔ 1

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَـٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَىۡءٍ‌ۚ كُلُّ ٱمۡرِىِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ ٢١

And those whove kimselerاور وہ لوگ جوwa-alladhīnabelievedinanan(lar)ایمان لائےāmanūand followed themve kendilerine uyanlarاور پیروی کی ان کیwa-ittabaʿathumtheir offspringzürriyetleri deان کی اولاد نےdhurriyyatuhumin faithimandaایمان کے ساتھbiīmāninWe will joinkattıkہم ملا دیں گےalḥaqnāwith themkendilerineان کے ساتھbihimtheir offspringzürriyetleriniان کی اولاد کوdhurriyyatahumand notveاور نہwamāWe will deprive themeksiltmedikکمی کریں گے ہم ان کےalatnāhumofkendi amellerindenسےmintheir deedsعمل میں ان کےʿamalihim(in) anyhiçbirminthingşeyکچھ بھیshayinEveryherہرkullupersonkişiشخصim'ri-infor whatşeyeساتھ اس کےbimāhe earnedkendi kazandığıجو اس نے کمائی کیkasaba(is) pledgedbağlıdırرھن ہے۔ گروی ہےrahīnun

21 And those who believed and whose descendants followed them in faith - We will join with them their descendants, and We will not deprive them of anything of their deeds. Every person, for what he earned, is retained.

21 İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.

21 İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.

21 اور جو لوگ ایمان لائے اور ان کی اولاد بھی (راہ) ایمان میں ان کے پیچھے چلی۔ ہم ان کی اولاد کو بھی ان (کے درجے) تک پہنچا دیں گے اور ان کے اعمال میں سے کچھ کم نہ کریں گے۔ ہر شخص اپنے اعمال میں پھنسا ہوا ہے

21 جو لوگ ایمان لائے ہیں اور ان کی اولاد بھی کسی درجہٴ  ایمان میں ان کے نقشِ قدم پر چلی ہے ان کی اُس اولاد کو بھی ہم (جنت میں) اُن کے ساتھ ملادیں گے اور اُن کے عمل میں کوئی  گھاٹا ان کو نہ دیں گے۔ 1 ہر شخص اپنے کسب کے عوض رہن ہے۔ 2

وَأَمۡدَدۡنَـٰهُم بِفَـٰكِهَةٍ وَلَحۡمٍ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ ٢٢

And We will provide themve onlara bol bol verdikاور مدد دیں گے ہم ان کو۔ زیادہ دیں گے ہم ان کو۔ پے در پے دیں گے ہم ان کوwa-amdadnāhumwith fruitmeyvadanپھلbifākihatinand meatve ettenاور گوشتwalaḥminfrom whatcanlarının istediğiاس میں سے جو وہmimmāthey desireخواہش کریں گےyashtahūna

22 And We will provide them with fruit and meat from whatever they desire.

22 Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.

22 Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.

22 اور جس طرح کے میوے اور گوشت کو ان کا جی چاہے گا ہم ان کو عطا کریں گے

22 ہم اُن کو ہر طرح کے پھل اور گوشت، 1 جس چیز کو بھی ان کا جی چاہےگا، خوب دیے چلے جائیں گے

يَتَنَـٰزَعُونَ فِيهَا كَأۡسًا لَّا لَغۡوٌ فِيهَا وَلَا تَأۡثِيمٌ ٢٣

They will pass to one anotherkapışırlarایک دوسرے سے چھینیں گےyatanāzaʿūnathereinoradaاس میںfīhāa cupbir kadehجام میں۔ پیالوں میںkasannoyokturنہill speechsaçmalamaکوئی بےہودہ گوئی ہوگیlaghwunthereiniçindeاس میںfīhāand nove yokturاور نہwalāsingünaha sokmaکوئی گناہtathīmun

23 They will exchange with one another a cup [of wine] wherein [results] no ill speech or commission of sin.

23 Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.

23 Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.

23 وہاں وہ ایک دوسرے سے جام شراب جھپٹ لیا کریں گے جس (کے پینے) سے نہ ہذیان سرائی ہوگی نہ کوئی گناہ کی بات

23 وہ ایک دوسرے سے جامِ شراب لپک لپک کر لے رہے ہوں گے جس میں نہ یادہ گوئی ہوگی نہ بدکرداری۔ 1

۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ غِلۡمَانٌ لَّهُمۡ كَأَنَّهُمۡ لُؤۡلُؤٌ مَّكۡنُونٌ ٢٤

And will circulateçevrelerinde dolaşırاور گھوم رہے ہوں گےwayaṭūfuamong themonlarınان پرʿalayhimboyscivanlarنو عمر خادمghil'mānunfor themkendilerine mahsusان کے لیےlahumas if they (were)gibiگویا کہ وہka-annahumpearlsinciموتی ہیںlu'lu-onwell-protectedsaklanmışچھپے ہوئے۔ چھپا کر رکھے ہوئےmaknūnun

24 There will circulate among them [servant] boys [especially] for them, as if they were pearls well-protected.

24 Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.

24 Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.

24 اور نوجوان خدمت گار (جو ایسے ہوں گے) جیسے چھپائے ہوئے موتی ان کے آس پاس پھریں گے

24 اور اُن کی خدمت میں وہ لڑکے دوڑتے پھر رہے ہوں گے جو انہی کیلیے مخصوص ہوں گے، 1 ایسے خوبصورت جیسے چھپا کر رکھے ہوئے موتی

وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٢٥

And will approachve dönmüş(ler)اور متوجہ ہوں گےwa-aqbalasome of thembirkısmıان میں سے بعضbaʿḍuhumtodiğerineپرʿalāothersبعضbaʿḍininquiringsoruyorlarایک دوسرے سے سوال کریں گےyatasāalūna

25 And they will approach one another, inquiring of each other.

25 Birbirlerine dönüp soruşurlar:

25 Birbirlerine yönelip soruyorlar.

25 اور ایک دوسرے کی طرف رخ کرکے آپس میں گفتگو کریں گے

25 یہ لوگ آپس میں ایک دوسرے سے (دنیا میں گزرے ہوئے) حالات پوچھیں گے

قَالُوٓاۡ إِنَّا كُنَّا قَبۡلُ فِىٓ أَهۡلِنَا مُشۡفِقِينَ ٢٦

They will saydedilerکہیں گےqālūIndeed, weelbette bizبیشک ہمinnā[we] wereidikتھے ہمkunnābeforedaha önceاس سے پہلےqabluamongiçindeمیںour familiesailemizاپنے گھر والوںahlināfearfulkorku içindeڈرنے والےmush'fiqīna

26 They will say, "Indeed, we were previously among our people fearful [of displeasing Allah].

26 "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

26 Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".

26 کہیں گے کہ اس سے پہلے ہم اپنے گھر میں (خدا سے) ڈرتے رہتے تھے

26 یہ کہیں گے کہ ہم پہلے اپنے گھروالوں میں ڈرتے ہوئے زندگی بسر کرتے تھے، 1

فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَوَقَـٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ ٢٧

But Allah conferred favorlutfettiپس احسان کیاfamannaBut Allah conferred favorAllahاللہ نےl-lahuupon usbizeہم پرʿalaynāand protected usve bizi koruduاور بچا لیا ہم کوwawaqānā(from the) punishmentazabdanعذاب سےʿadhāba(of) the Scorching Firehücrelere işleyenلُو کےl-samūmi

27 So Allah conferred favor upon us and protected us from the punishment of the Scorching Fire.

27 "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

27 "Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."

27 تو خدا نے ہم پر احسان فرمایا اور ہمیں لو کے عذاب سے بچا لیا

27 آخر کار اللہ نے ہم پر فضل فرمایا اور ہمیں جھلسادینے والی ہوا 1 کے عذاب سے بچالیا

إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلُ نَدۡعُوهُ‌ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡبَرُّ ٱلرَّحِيمُ ٢٨

Indeed, weelbette bizبیشک ہمinnā[we] used toidikتھے ہمkunnābeforebundan önceاس سےminbeforeپہلےqablucall Himyalnız O'na yalvarırاس سے دعا کرتے۔ اسی کو پکارا کرتےnadʿūhuIndeed, Heçünkü Oبیشک وہinnahu[He]O'durوہیhuwa(is) the Most Kindiyilik edenمحسن ہےl-baruthe Most Mercifulesirgeyenرحم فرمانے والا ہےl-raḥīmu

28 Indeed, we used to supplicate Him before. Indeed, it is He who is the Beneficent, the Merciful."

28 "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

28 "Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."

28 اس سے پہلے ہم اس سے دعائیں کیا کرتے تھے۔ بےشک وہ احسان کرنے والا مہربان ہے

28 ہم پچھلی زندگی میں اُسی سے دعائیں مانگتے تھے، وہ واقعی بڑا ہی محسن اور رحیم ہے

فَذَكِّرۡ فَمَآ أَنتَ بِنِعۡمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجۡنُونٍ ٢٩

Therefore remindsen hatırlatپس نصیحت کیجیےfadhakkirfor notdeğilsinپس نہیںfamāyousenآپanta(are) by (the) graceni'meti sayesindeنعمت سےbiniʿ'mati(of) your LordRabbininاپنے رب کیrabbikaa soothsayerkahinکا ھنbikāhininand notve değilsinاور نہwalāa madmanmecnunمجنونmajnūnin

29 So remind [O Muhammad], for you are not, by the favor of your Lord, a soothsayer or a madman.

29 Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.

29 (Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.

29 تو (اے پیغمبر) تم نصیحت کرتے رہو تم اپنے پروردگار کے فضل سے نہ تو کاہن ہو اور نہ دیوانے

29 پس اے نبیؐ، تم نصیحت کیے جاؤ، اپنے رب کے فضل سے نہ تم کاہن ہو اور نہ مجنون

أَمۡ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيۡبَ ٱلۡمَنُونِ ٣٠

Oryoksaیاam(do) they saydiyorlar (mı?)وہ کہتے ہیںyaqūlūnaA poetbir şa'irdirایک شاعر ہےshāʿirunwe waitgözetliyoruzہم انتظار کر رہے ہیںnatarabbaṣufor himonunاس کے بارے میںbihia misfortune of timefelaketlerine çarpılmasınıحوادث کاraybaa misfortune of timezamanınموت کے۔ زمانے کےl-manūni

30 Or do they say [of you], "A poet for whom we await a misfortune of time?"

30 Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."

30 Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?

30 کیا کافر کہتے ہیں کہ یہ شاعر ہے (اور) ہم اس کے حق میں زمانے کے حوادث کا انتظار کر رہے ہیں

30 کیا 1 یہ لوگ کہتے ہیں کہ یہ شخص شاعر ہے جس کےحق میں گردشِ ایّام کا انتظار کر رہے ہیں؟ 2

قُلۡ تَرَبَّصُواۡ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُتَرَبِّصِينَ ٣١

Sayde kiکہہ دیجیےqulWaitgözetleyinانتظار کروtarabbaṣūfor indeed I amelbette ben deپس بیشک میںfa-innīwith yousizinle beraberتمہارے ساتھmaʿakumamonggözetleyenlerdenimمیں سے ہوںminathose who waitانتظار کرنے والوںl-mutarabiṣīna

31 Say, "Wait, for indeed I am, with you, among the waiters."

31 De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."

31 De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

31 کہہ دو کہ انتظار کئے جاؤ میں بھی تمہارے ساتھ انتظار کرتا ہوں

31 ان سے کہو اچھا انتظار کرو، میں بھی تمہارے ساتھ انتظار کرتا ہوں۔ 1

Surah 52 / At-Tur / The Mount سورة الطور 525
Then is this magicbüyü müymüş?کیا بھلا جادو ہے afasiḥ'run Then is this magicbuیہ hādhā oryoksaیا am yousiz (mi?)تم antum (do) notgörmüyormuşsunuzنہیں seeتم دیکھتے tub'ṣirūna١٥ Burn in itgirin onaجھلسو اس میں iṣ'lawhā then be patientve sabredinپس صبر کرو fa-iṣ'birū
orveyahutیا aw (do) notsabretmeyinنہ be patientتم صبر کرو taṣbirū (it is) samebirdirبرابر ہے sawāon for yousizin içinتم پر ʿalaykum Onlyancakبیشک innamā you are being recompensedcezalandırılacaksınızتم بدلہ دیئے جاتے ہو tuj'zawna (for) whatgöreجو you used toolduklarınızaتھے تم kuntum doyapıyor(lar)تم عمل کرتے taʿmalūna١٦
Indeedşüphesizیشک inna the righteouskorunanlarمتقی لوگ l-mutaqīna (will be) iniçindedirlerمیں Gardenscennetlerباغوں jannātin and pleasureve ni'metlerاور نعمتوں میں ہوں گے wanaʿīmin١٧ Enjoyingsefa sürerlerخوش ہوں گے fākihīna in whatşeylerleبوجہ اس کے bimā has given themkendilerine verdikleriجو دے گا ان کو ātāhum their LordRablerininان کا رب rabbuhum
and protected themve onları korumuşturاور بچا لے گا ان کو wawaqāhum their LordRableriان کا رب rabbuhum (from the) punishmentazabındanعذاب میں ʿadhāba (of) Hellfirecehennemجہنم کے l-jaḥīmi١٨ Eatyeyinکھاؤ kulū and drinkve içinاور پیو wa-ish'rabū (in) satisfactionafiyetleمزے سے hanīan for whatkarşılıkبوجہ اس کے جو bimā
you used toolduklarınızaتھے تم kuntum doyapıyor(lar)تم عمل کرتے taʿmalūna١٩ Recliningyaslanarakتکیہ لگائے ہوئے ہوں گے muttakiīna onüzerineاوپر ʿalā throneskoltuklarتختوں کے sururin lined upsıra sıra dizilmişصف باندھے ہوئے maṣfūfatin and We will marry themonları evlendirmişizdirاور بیادہ دیں گے ہم ان کو wazawwajnāhum
to fair oneshurilerleساتھ سفید عورتوں کے، biḥūrin (with) large eyesiri gözlüبڑی آنکھوں والی ʿīnin٢٠ And those whove kimselerاور وہ لوگ جو wa-alladhīna believedinanan(lar)ایمان لائے āmanū and followed themve kendilerine uyanlarاور پیروی کی ان کی wa-ittabaʿathum their offspringzürriyetleri deان کی اولاد نے dhurriyyatuhum in faithimandaایمان کے ساتھ biīmānin We will joinkattıkہم ملا دیں گے alḥaqnā
with themkendilerineان کے ساتھ bihim their offspringzürriyetleriniان کی اولاد کو dhurriyyatahum and notveاور نہ wamā We will deprive themeksiltmedikکمی کریں گے ہم ان کے alatnāhum ofkendi amellerindenسے min their deedsعمل میں ان کے ʿamalihim (in) anyhiçbir min thingşeyکچھ بھی shayin Everyherہر kullu personkişiشخص im'ri-in for whatşeyeساتھ اس کے bimā he earnedkendi kazandığıجو اس نے کمائی کی kasaba
(is) pledgedbağlıdırرھن ہے۔ گروی ہے rahīnun٢١ And We will provide themve onlara bol bol verdikاور مدد دیں گے ہم ان کو۔ زیادہ دیں گے ہم ان کو۔ پے در پے دیں گے ہم ان کو wa-amdadnāhum with fruitmeyvadanپھل bifākihatin and meatve ettenاور گوشت walaḥmin from whatcanlarının istediğiاس میں سے جو وہ mimmā they desireخواہش کریں گے yashtahūna٢٢ They will pass to one anotherkapışırlarایک دوسرے سے چھینیں گے yatanāzaʿūna
thereinoradaاس میں fīhā a cupbir kadehجام میں۔ پیالوں میں kasan noyokturنہ ill speechsaçmalamaکوئی بےہودہ گوئی ہوگی laghwun thereiniçindeاس میں fīhā and nove yokturاور نہ walā singünaha sokmaکوئی گناہ tathīmun٢٣ And will circulateçevrelerinde dolaşırاور گھوم رہے ہوں گے wayaṭūfu among themonlarınان پر ʿalayhim boyscivanlarنو عمر خادم ghil'mānun
for themkendilerine mahsusان کے لیے lahum as if they (were)gibiگویا کہ وہ ka-annahum pearlsinciموتی ہیں lu'lu-on well-protectedsaklanmışچھپے ہوئے۔ چھپا کر رکھے ہوئے maknūnun٢٤ And will approachve dönmüş(ler)اور متوجہ ہوں گے wa-aqbala some of thembirkısmıان میں سے بعض baʿḍuhum todiğerineپر ʿalā othersبعض baʿḍin inquiringsoruyorlarایک دوسرے سے سوال کریں گے yatasāalūna
٢٥ They will saydedilerکہیں گے qālū Indeed, weelbette bizبیشک ہم innā [we] wereidikتھے ہم kunnā beforedaha önceاس سے پہلے qablu amongiçindeمیں our familiesailemizاپنے گھر والوں ahlinā fearfulkorku içindeڈرنے والے mush'fiqīna٢٦ But Allah conferred favorlutfettiپس احسان کیا famanna But Allah conferred favorAllahاللہ نے l-lahu
upon usbizeہم پر ʿalaynā and protected usve bizi koruduاور بچا لیا ہم کو wawaqānā (from the) punishmentazabdanعذاب سے ʿadhāba (of) the Scorching Firehücrelere işleyenلُو کے l-samūmi٢٧ Indeed, weelbette bizبیشک ہم innā [we] used toidikتھے ہم kunnā beforebundan önceاس سے min beforeپہلے qablu
call Himyalnız O'na yalvarırاس سے دعا کرتے۔ اسی کو پکارا کرتے nadʿūhu Indeed, Heçünkü Oبیشک وہ innahu [He]O'durوہی huwa (is) the Most Kindiyilik edenمحسن ہے l-baru the Most Mercifulesirgeyenرحم فرمانے والا ہے l-raḥīmu٢٨ Therefore remindsen hatırlatپس نصیحت کیجیے fadhakkir for notdeğilsinپس نہیں famā yousenآپ anta (are) by (the) graceni'meti sayesindeنعمت سے biniʿ'mati
(of) your LordRabbininاپنے رب کی rabbika a soothsayerkahinکا ھن bikāhinin and notve değilsinاور نہ walā a madmanmecnunمجنون majnūnin٢٩ Oryoksaیا am (do) they saydiyorlar (mı?)وہ کہتے ہیں yaqūlūna A poetbir şa'irdirایک شاعر ہے shāʿirun we waitgözetliyoruzہم انتظار کر رہے ہیں natarabbaṣu for himonunاس کے بارے میں bihi a misfortune of timefelaketlerine çarpılmasınıحوادث کا rayba
a misfortune of timezamanınموت کے۔ زمانے کے l-manūni٣٠ Sayde kiکہہ دیجیے qul Waitgözetleyinانتظار کرو tarabbaṣū for indeed I amelbette ben deپس بیشک میں fa-innī with yousizinle beraberتمہارے ساتھ maʿakum amonggözetleyenlerdenimمیں سے ہوں mina those who waitانتظار کرنے والوں l-mutarabiṣīna٣١
٥٢٥
‹ 523page 524 of the printed Mushaf525 ›