أَمۡ تَأۡمُرُهُمۡ أَحۡلَـٰمُهُم بِهَـٰذَآ‌ۚ أَمۡ هُمۡ قَوۡمٌ طَاغُونَ ٣٢

Oryoksaیاamcommand thememrediyorحکم دیتی ہیں ان کوtamuruhumtheir mindsakılları (mı?)ان کی عقلیںaḥlāmuhumthisbunuاس کاbihādhāoryoksaیاamtheyonlarوہhum(are) a peoplebir topluluk (mudur?)لوگ ہیںqawmuntransgressingazgınسرکشṭāghūna

32 Or do their minds command them to [say] this, or are they a transgressing people?

32 Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?

32 Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

32 کیا ان کی عقلیں ان کو یہی سکھاتی ہیں۔ بلکہ یہ لوگ ہیں ہی شریر

32 کیا ان کی عقلیں انہیں ایسی ہی  باتیں کرنے کے لیے کہتی ہیں؟ یا درحقیقت یہ عناد میں حد سے گزرے ہوئے لوگ ہیں؟ 1

أَمۡ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ‌ۚ بَل لَّا يُؤۡمِنُونَ ٣٣

Oryoksaیاam(do) they saydiyorlarوہ کہتے ہیںyaqūlūnaHe has made it uponu uydurdu (mu?)اس نے گھڑ لیا اس کوtaqawwalahuNayhayırبلکہbalnotonlar inanmıyorlarنہیںthey believeوہ ایمان لاتےyu'minūna

33 Or do they say, "He has made it up"? Rather, they do not believe.

33 Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.

33 Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.

33 کیا (کفار) کہتے ہیں کہ ان پیغمبر نے قرآن از خود بنا لیا ہے بات یہ ہے کہ یہ (خدا پر) ایمان نہیں رکھتے

33 کیا یہ کہتے ہیں کہ اس شخص نے یہ قرآن خود گھڑ لیا ہے؟ اصل بات یہ ہے کہ یہ ایمان نہیں لانا چاہتے۔ 1

فَلۡيَأۡتُواۡ بِحَدِيثٍ مِّثۡلِهِۦٓ إِن كَانُواۡ صَـٰدِقِينَ ٣٤

Then let them bringhaydi getirsinlerپس چاہیے کہ وہ لائیںfalyatūa statementbir sözکوئی باتbiḥadīthinlike itonun gibiاس جیسیmith'lihiifeğerاگرinthey areiselerہیں وہkānūtruthfuldoğru(lardan)سچےṣādiqīna

34 Then let them produce a statement like it, if they should be truthful.

34 Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.

34 Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.

34 اگر یہ سچے ہیں تو ایسا کلام بنا تو لائیں

34 اگر یہ اپنے اس قول میں سچے ہیں تو اسی شان کا ایک کلام بنا لائیں۔ 1

أَمۡ خُلِقُواۡ مِنۡ غَيۡرِ شَىۡءٍ أَمۡ هُمُ ٱلۡخَـٰلِقُونَ ٣٥

Oryoksaیاamthey were createdyaratıldılarوہ پیدا کیے گئےkhuliqūofhiçbirminnothingolmadan (mı?)بغیرghayrinothingşeyکسی چیز کےshayinoryoksaیاam(are) theykendileri (midir?)وہhumuthe creatorsyaratanlarخالق ہیں ۔ بنانے والے ہیںl-khāliqūna

35 Or were they created by nothing, or were they the creators [of themselves]?

35 Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?

35 Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?

35 کیا یہ کسی کے پیدا کئے بغیر ہی پیدا ہوگئے ہیں۔ یا یہ خود (اپنے تئیں) پیدا کرنے والے ہیں

35 کیا یہ کسی خالق کے بغیر خود پیدا ہو گئے ہیں؟ یا یہ خود اپنے خالق ہیں؟

أَمۡ خَلَقُواۡ ٱلسَّمَـٰوٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ‌ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ ٣٦

Oryoksaیاam(did) they createyarattılarانہوں نے پیدا کیےkhalaqūthe heavensgökleri (mi?)آسمانl-samāwātiand the earthve yeriاور زمینwal-arḍaNayhayırبلکہbalnotonlar düşünüp inanmazlarنہیں کرتےthey are certainوہ یقینyūqinūna

36 Or did they create the heavens and the earth? Rather, they are not certain.

36 Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.

36 Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.

36 یا انہوں نے آسمانوں اور زمین کو پیدا کیا ہے؟ (نہیں) بلکہ یہ یقین ہی نہیں رکھتے

36 یا زمین اور آسمانوں کو انہوں نے پیدا کیا ہے؟ اصل بات یہ ہے کہ یہ یقین نہیں رکھتے۔ 1

أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمۡ هُمُ ٱلۡمُصَۣيۡطِرُونَ ٣٧

Oryoksaیاamwith themonların yanında (mıdır?)ان کے پاسʿindahum(are the) treasureshazineleriخزانے ہیںkhazāinu(of) your LordRabbininتیرے رب کےrabbikaoryahutیاam(are) theykendileri (midir?)وہhumuthe controllershakim olanمحافظ ہیں۔ داروغہ ہیںl-muṣayṭirūna

37 Or have they the depositories [containing the provision] of your Lord? Or are they the controllers [of them]?

37 Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?

37 Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?

37 کیا ان کے پاس تمہارے پروردگار کے خزانے ہیں۔ یا یہ (کہیں کے) داروغہ ہیں؟

37 کیا تیرے رب کے خزانے ان کے قبضے میں ہیں؟ یا ان پرانہی کا حکم چلتا ہے؟ 1

أَمۡ لَهُمۡ سُلَّمٌ يَسۡتَمِعُونَ فِيهِ‌ۖ فَلۡيَأۡتِ مُسۡتَمِعُهُم بِسُلۡطَـٰنٍ مُّبِينٍ ٣٨

Oryoksaیاamfor themonların (var mıdır?)ان کے لیےlahum(is) a stairwaybir merdivenleriکوئی سیڑھی ہےsullamunthey listendinleyecekleriوہ غور سے سنتے ہیںyastamiʿūnatherewithoradaاس میں (چڑھ کر)fīhiThen let bringöyleyse getirsinپس چاہیے کہ لائےfalyatitheir listenerdinleyenleriان کا سننے والاmus'tamiʿuhuman authoritybir delilدلیلbisul'ṭāninclearaçıkکھلیmubīnin

38 Or have they a stairway [into the heaven] upon which they listen? Then let their listener produce a clear authority.

38 Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.

38 Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.

38 یا ان کے پاس کوئی سیڑھی ہے جس پر (چڑھ کر آسمان سے باتیں) سن آتے ہیں۔ تو جو سن آتا ہے وہ صریح سند دکھائے

38 کیا اِن کے پاس کوئی سیڑھی ہے جس پر چڑھ کر یہ عالم بالا کی سن گن لیتے ہیں؟ اِن میں سے جس نے سن گن لی ہو وہ لائے کوئی کھلی دلیل

أَمۡ لَهُ ٱلۡبَنَـٰتُ وَلَكُمُ ٱلۡبَنُونَ ٣٩

Oryoksaیاamfor HimO'nun (mudur?)اس کے لیے ہیںlahu(are) daughterskızlarبیٹیاںl-banātuwhile for youve sizin (midir?)اور تمہارے لیے ہیںwalakumu(are) sonsoğullarبیٹےl-banūna

39 Or has He daughters while you have sons?

39 Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?

39 Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?

39 کیا خدا کی تو بیٹیاں اور تمہارے بیٹے

39 کیا اللہ کے لیے تو ہیں بیٹیاں اور تم لوگوں کے لیے یہ ہیں بیٹے؟1

أَمۡ تَسۡــَٔلُهُمۡ أَجۡرًا فَهُم مِّن مَّغۡرَمٍ مُّثۡقَلُونَ ٤٠

Oryoksaیاam(do) you ask from themonlardan istiyorsun (da)تم مانگتے ہو ان سےtasaluhuma paymentbir ücretکوئی اجرajranso theyve onlarتو وہfahumfrombir borçسےmina debtتاوانmaghramin(are) overburdenedyükü altında (mıdır?)بوجھل ہورہے ہیںmuth'qalūna

40 Or do you, [O Muhammad], ask of them a payment, so they are by debt burdened down?

40 Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

40 Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

40 (اے پیغمبر) کیا تم ان سے صلہ مانگتے ہو کہ ان پر تاوان کا بوجھ پڑ رہا ہے

40 کیا تم ان سے کوئی اجر مانگتے ہو کہ یہ زبر دستی پڑی ہوئی چٹّی کے بوجھ تلے دبے جاتے ہیں؟ 1

أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ ٤١

Oryoksaیاamwith themonların yanında (mıdır?)ان کے پاسʿindahumu(is) the unseengaybغیب ہےl-ghaybuso theykendileri (mi?)تو وہfahumwrite (it) downyazıyorlarلکھ رہے ہیںyaktubūna

41 Or have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down?

41 Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?

41 Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?

41 یا ان کے پاس غیب (کا علم) ہے کہ وہ اسے لکھ لیتے ہیں

41 کیا  ان کے پاس غیب کے حقائق کا علم ہے کہ اس کی بناء پر یہ لکھ رہے ہوں؟ 1

أَمۡ يُرِيدُونَ كَيۡدًا‌ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ هُمُ ٱلۡمَكِيدُونَ ٤٢

Oryoksaیاam(do) they intendistiyorlarوہ چاہتے ہیںyurīdūnaa plotbir tuzak kurmak (mı?)ایک چالkaydanBut those whooysa (asıl)تو وہ لوگfa-alladhīnadisbelieveinkar edenlerجنہوں نے کفر کیاkafarūthemselvesonlardırوہhumu(are in) the plottuzağa düşecek olanlarمکر کیے گئے ہیںl-makīdūna

42 Or do they intend a plan? But those who disbelieve - they are the object of a plan.

42 Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.

42 Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.

42 کیا یہ کوئی داؤں کرنا چاہتے ہیں تو کافر تو خود داؤں میں آنے والے ہیں

42 کیا یہ کوئی چال چلنا چاہتے ہیں؟ 1 (اگر یہ بات ہے) تو کفر کرنے والوں پر ان کی چال الٹی ہی پڑے گی۔ 2

أَمۡ لَهُمۡ إِلَـٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ‌ۚ سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ٤٣

Oryoksaیاamfor themonların (var mı?)ان کے لیےlahuma godbir tanrısıکوئی الہ ہےilāhunother thanbaşkaسواghayruAllahAllah'tanاللہ کےl-lahiGlory beşanı yücedirپاک ہےsub'ḥāna(to) AllahAllah'ınاللہl-lahifrom whatşeylerdenاس سے جوʿammāthey associate (with Him)onların ortak koştuklarıوہ شریک ٹھہراتے ہیںyush'rikūna

43 Or have they a deity other than Allah? Exalted is Allah above whatever they associate with Him.

43 Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.

43 Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.

43 کیا خدا کے سوا ان کا کوئی اور معبود ہے؟ خدا ان کے شریک بنانے سے پاک ہے

43 کیا اللہ کے سوا یہ کوئی اور معبود رکھتے ہیں؟ اللہ پاک ہے اس شرک سے جو یہ لوگ کر رہے ہیں۔ 1

وَإِن يَرَوۡاۡ كِسۡفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُواۡ سَحَابٌ مَّرۡكُومٌ ٤٤

And ifve eğerاور اگرwa-inthey were to seegörselerوہ دیکھیںyarawa portionbir parçanınایک ٹکڑاkis'fanfromgöktenسےminathe skyآسمانl-samāifallingdüştüğünüگرنے والاsāqiṭanthey will sayderlerوہ کہیں گےyaqūlūCloudsbulutlardırبادل ہیںsaḥābunheaped upüst üste yığılmışتہ بہ تہmarkūmun

44 And if they were to see a fragment from the sky falling, they would say, "[It is merely] clouds heaped up."

44 Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.

44 Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.

44 اور اگر یہ آسمان سے (عذاب) کا کوئی ٹکڑا گرتا ہوا دیکھیں تو کہیں کہ یہ گاڑھا بادل ہے

44 یہ لوگ آسمان کے ٹکڑے بھی گرتے ہوئے دیکھ لیں تو کہیں گے یہ بادل ہیں جو اُمڈے چلے آرہے ہیں 1

فَذَرۡهُمۡ حَتَّىٰ يُلَـٰقُواۡ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصۡعَقُونَ ٤٥

So leave thembırak onlarıپس چھوڑو ان کوfadharhumuntilkadarیہاں تک کہḥattāthey meetkavuşuncayaوہ جا ملیںyulāqūtheir Daygünlerineاپنے دن سےyawmahumuwhichoradaوہ جوalladhīin itاس میںfīhithey will faintkorkudan bayılacaklarıبےہوش کیے جائیں گےyuṣ'ʿaqūna

45 So leave them until they meet their Day in which they will be struck insensible -

45 Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.

45 Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.

45 پس ان کو چھوڑ دو یہاں تک کہ وہ روز جس میں وہ بےہوش کردیئے جائیں گے، سامنے آجائے

45 پس اے نبیؐ، اِنہیں اِن کے حال پر چھوڑ دو یہاں تک کہ یہ اپنے اُس دن کو پہنچ جائیں جس میں یہ مار گرائے جائیں گے

يَوۡمَ لَا يُغۡنِى عَنۡهُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡــًٔا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ ٤٦

(The) Day(o) günجس دنyawmanotsağlamazنہwill availکام آئے گیyugh'nīto themkendilerineان کوʿanhumtheir plottingtuzaklarıان کی چالkayduhum(in) anythinghiçbir (yarar)کچھ بھیshayanand notve değildirاور نہwalātheyonlaraوہhumwill be helpedyardım edilecekوہ مدد کیے جائیں گےyunṣarūna

46 The Day their plan will not avail them at all, nor will they be helped.

46 O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.

46 O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.

46 جس دن ان کا کوئی داؤں کچھ بھی کام نہ آئے اور نہ ان کو (کہیں سے) مدد ہی ملے

46 جس دن نہ اِن کی اپنی کوئی چال اِن کے کسی کام آئے گی نہ کوئی اِن کی مدد کو آئے گا

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواۡ عَذَابًا دُونَ ذٰلِكَ وَلَـٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٤٧

And indeedve şüphesizاور بیشکwa-innafor those whovardırان لوگوں کے لیےlilladhīnado wrongzulmedenlereجنہوں نے ظلم کیاẓalamū(is) a punishmentbir azabعذاب ہےʿadhābanbeforebaşkaعلاوہdūnathatbundanاس کےdhālikabutfakatلیکنwalākinnamost of themçoklarıان میں سے اکثرaktharahum(do) notbilmezlerنہیںknowعلم رکھتےyaʿlamūna

47 And indeed, for those who have wronged is a punishment before that, but most of them do not know.

47 Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.

47 Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.

47 اور ظالموں کے لئے اس کے سوا اور عذاب بھی ہے لیکن ان میں کے اکثر نہیں جانتے

47 اور اس وقت کے آنے سے پہلے بھی ظالموں کے لیے ایک عذاب ہے ،مگر ان میں سے اکثر جانتے نہیں ہیں۔ 1

وَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعۡيُنِنَا‌ۖ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ ٤٨

So be patiento halde sabretاور صبر کیجیےwa-iṣ'birfor (the) Commandhükmüneفیصلے کے لیےliḥuk'mi(of) your LordRabbininاپنے رب کےrabbikafor indeed, youçünkü senپس بیشکfa-innaka(are) in Our Eyesgözlerimizin önündesinآپ ہماری نگاہوں میں ہیںbi-aʿyunināAnd glorifyve tesbih etاور تسبیح کیجیئےwasabbiḥ(the) praiseövgü ileحمد کے ساتھbiḥamdi(of) your LordRabbiniاپنے رب کیrabbikawhenzamanجس وقتḥīnayou arisekalktığınآپ کھڑے ہوتے ہیںtaqūmu

48 And be patient, [O Muhammad], for the decision of your Lord, for indeed, you are in Our eyes. And exalt [Allah] with praise of your Lord when you arise.

48 Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;

48 Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

48 اور تم اپنے پروردگار کے حکم کے انتظار میں صبر کئے رہو۔ تم تو ہماری آنکھوں کے سامنے ہو اور جب اُٹھا کرو تو اپنے پروردگار کی تعریف کے ساتھ تسبیح کیا کرو

48 اے نبیؐ، اپنے رب کا فیصلہ آنے تک صبر کرو، 1 تم ہماری  نگاہ میں ہو۔ 2 تم جب اٹھو تو اپنے رب کی حمد کے ساتھ اس کی تسبیح کرو،3

وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَإِدۡبَـٰرَ ٱلنُّجُومِ ٤٩

And ofbir kısmındaاور میں سےwaminathe nightgeceninرات کے اوقاتal-layliglorify HimO'nu tesbih etپس تسبیح کیجیے اس کیfasabbiḥ'huand afterve ardındanاور ستاروں کےwa-id'bārathe starsyıldızlarınپلٹنے کے وقتl-nujūmi

49 And in a part of the night exalt Him and after [the setting of] the stars.

49 Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.

49 Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et

49 اور رات کے بعض اوقات میں بھی اور ستاروں کے غروب ہونے کے بعد بھی اس کی تنزیہ کیا کرو

49 رات کو بھی اس کی تسبیح کیا کرو 1 اور ستارے جب پلٹتے ہیں اس وقت بھی۔2

Surah 52 / At-Tur / The Mount سورة الطور 526
Oryoksaیا am command thememrediyorحکم دیتی ہیں ان کو tamuruhum their mindsakılları (mı?)ان کی عقلیں aḥlāmuhum thisbunuاس کا bihādhā oryoksaیا am theyonlarوہ hum (are) a peoplebir topluluk (mudur?)لوگ ہیں qawmun transgressingazgınسرکش ṭāghūna٣٢ Oryoksaیا am (do) they saydiyorlarوہ کہتے ہیں yaqūlūna He has made it uponu uydurdu (mu?)اس نے گھڑ لیا اس کو taqawwalahu
Nayhayırبلکہ bal notonlar inanmıyorlarنہیں they believeوہ ایمان لاتے yu'minūna٣٣ Then let them bringhaydi getirsinlerپس چاہیے کہ وہ لائیں falyatū a statementbir sözکوئی بات biḥadīthin like itonun gibiاس جیسی mith'lihi ifeğerاگر in they areiselerہیں وہ kānū truthfuldoğru(lardan)سچے ṣādiqīna
٣٤ Oryoksaیا am they were createdyaratıldılarوہ پیدا کیے گئے khuliqū ofhiçbir min nothingolmadan (mı?)بغیر ghayri nothingşeyکسی چیز کے shayin oryoksaیا am (are) theykendileri (midir?)وہ humu the creatorsyaratanlarخالق ہیں ۔ بنانے والے ہیں l-khāliqūna٣٥ Oryoksaیا am (did) they createyarattılarانہوں نے پیدا کیے khalaqū
the heavensgökleri (mi?)آسمان l-samāwāti and the earthve yeriاور زمین wal-arḍa Nayhayırبلکہ bal notonlar düşünüp inanmazlarنہیں کرتے they are certainوہ یقین yūqinūna٣٦ Oryoksaیا am with themonların yanında (mıdır?)ان کے پاس ʿindahum (are the) treasureshazineleriخزانے ہیں khazāinu
(of) your LordRabbininتیرے رب کے rabbika oryahutیا am (are) theykendileri (midir?)وہ humu the controllershakim olanمحافظ ہیں۔ داروغہ ہیں l-muṣayṭirūna٣٧ Oryoksaیا am for themonların (var mıdır?)ان کے لیے lahum (is) a stairwaybir merdivenleriکوئی سیڑھی ہے sullamun they listendinleyecekleriوہ غور سے سنتے ہیں yastamiʿūna therewithoradaاس میں (چڑھ کر) fīhi Then let bringöyleyse getirsinپس چاہیے کہ لائے falyati
their listenerdinleyenleriان کا سننے والا mus'tamiʿuhum an authoritybir delilدلیل bisul'ṭānin clearaçıkکھلی mubīnin٣٨ Oryoksaیا am for HimO'nun (mudur?)اس کے لیے ہیں lahu (are) daughterskızlarبیٹیاں l-banātu while for youve sizin (midir?)اور تمہارے لیے ہیں walakumu (are) sonsoğullarبیٹے l-banūna٣٩
Oryoksaیا am (do) you ask from themonlardan istiyorsun (da)تم مانگتے ہو ان سے tasaluhum a paymentbir ücretکوئی اجر ajran so theyve onlarتو وہ fahum frombir borçسے min a debtتاوان maghramin (are) overburdenedyükü altında (mıdır?)بوجھل ہورہے ہیں muth'qalūna٤٠ Oryoksaیا am with themonların yanında (mıdır?)ان کے پاس ʿindahumu (is) the unseengaybغیب ہے l-ghaybu so theykendileri (mi?)تو وہ fahum
write (it) downyazıyorlarلکھ رہے ہیں yaktubūna٤١ Oryoksaیا am (do) they intendistiyorlarوہ چاہتے ہیں yurīdūna a plotbir tuzak kurmak (mı?)ایک چال kaydan But those whooysa (asıl)تو وہ لوگ fa-alladhīna disbelieveinkar edenlerجنہوں نے کفر کیا kafarū themselvesonlardırوہ humu (are in) the plottuzağa düşecek olanlarمکر کیے گئے ہیں l-makīdūna٤٢
Oryoksaیا am for themonların (var mı?)ان کے لیے lahum a godbir tanrısıکوئی الہ ہے ilāhun other thanbaşkaسوا ghayru AllahAllah'tanاللہ کے l-lahi Glory beşanı yücedirپاک ہے sub'ḥāna (to) AllahAllah'ınاللہ l-lahi from whatşeylerdenاس سے جو ʿammā they associate (with Him)onların ortak koştuklarıوہ شریک ٹھہراتے ہیں yush'rikūna٤٣ And ifve eğerاور اگر wa-in they were to seegörselerوہ دیکھیں yaraw a portionbir parçanınایک ٹکڑا kis'fan
fromgöktenسے mina the skyآسمان l-samāi fallingdüştüğünüگرنے والا sāqiṭan they will sayderlerوہ کہیں گے yaqūlū Cloudsbulutlardırبادل ہیں saḥābun heaped upüst üste yığılmışتہ بہ تہ markūmun٤٤ So leave thembırak onlarıپس چھوڑو ان کو fadharhum untilkadarیہاں تک کہ ḥattā they meetkavuşuncayaوہ جا ملیں yulāqū
their Daygünlerineاپنے دن سے yawmahumu whichoradaوہ جو alladhī in itاس میں fīhi they will faintkorkudan bayılacaklarıبےہوش کیے جائیں گے yuṣ'ʿaqūna٤٥ (The) Day(o) günجس دن yawma notsağlamazنہ will availکام آئے گی yugh'nī to themkendilerineان کو ʿanhum their plottingtuzaklarıان کی چال kayduhum (in) anythinghiçbir (yarar)کچھ بھی shayan
and notve değildirاور نہ walā theyonlaraوہ hum will be helpedyardım edilecekوہ مدد کیے جائیں گے yunṣarūna٤٦ And indeedve şüphesizاور بیشک wa-inna for those whovardırان لوگوں کے لیے lilladhīna do wrongzulmedenlereجنہوں نے ظلم کیا ẓalamū (is) a punishmentbir azabعذاب ہے ʿadhāban beforebaşkaعلاوہ dūna thatbundanاس کے dhālika butfakatلیکن walākinna
most of themçoklarıان میں سے اکثر aktharahum (do) notbilmezlerنہیں knowعلم رکھتے yaʿlamūna٤٧ So be patiento halde sabretاور صبر کیجیے wa-iṣ'bir for (the) Commandhükmüneفیصلے کے لیے liḥuk'mi (of) your LordRabbininاپنے رب کے rabbika for indeed, youçünkü senپس بیشک fa-innaka (are) in Our Eyesgözlerimizin önündesinآپ ہماری نگاہوں میں ہیں bi-aʿyuninā And glorifyve tesbih etاور تسبیح کیجیئے wasabbiḥ
(the) praiseövgü ileحمد کے ساتھ biḥamdi (of) your LordRabbiniاپنے رب کی rabbika whenzamanجس وقت ḥīna you arisekalktığınآپ کھڑے ہوتے ہیں taqūmu٤٨ And ofbir kısmındaاور میں سے wamina the nightgeceninرات کے اوقات al-layli glorify HimO'nu tesbih etپس تسبیح کیجیے اس کی fasabbiḥ'hu and afterve ardındanاور ستاروں کے wa-id'bāra the starsyıldızlarınپلٹنے کے وقت l-nujūmi٤٩
٥٢٦
‹ 524page 525 of the printed Mushaf526 ›