وَنَبِّئۡهُمۡ أَنَّ ٱلۡمَآءَ قِسۡمَةُۢ بَيۡنَهُمۡ‌ۖ كُلُّ شِرۡبٍ مُّحۡتَضَرٌ ٢٨

And inform themonlara haber verاور آگاہ کرو ان کوwanabbi'humthatmuhakkakبیشکannathe watersuyunپانیl-māa(is) to be sharedpaylaştırılacağınıتقسیم کیا ہوا ہےqis'matunbetween themaralarındaان کے درمیانbaynahumeachherہر ایک کےkulludrinkiçme (sırası gelen)پانی کی باریshir'binattendedhazır bulunsun (suyunu alsın)حاضر کی گئی ہےmuḥ'taḍarun

28 And inform them that the water is shared between them, each [day of] drink attended [by turn].

28 Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."

28 Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.

28 اور ان کو آگاہ کردو کہ ان میں پانی کی باری مقرر کر دی گئی ہے۔ ہر (باری والے کو اپنی) باری پر آنا چاہیئے

28 اِن کو جتا دے کہ پانی اِن کے اور اُونٹنی کے درمیان تقسیم ہوگا اور ہر ایک اپنی باری کے دن پانی پر آئے گا۔“ 1

فَنَادَوۡاۡ صَاحِبَهُمۡ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ٢٩

But they calledçağırdılarتو انہوں نے پکاراfanādawtheir companionbir arkadaşlarınıاپنے ساتھی کوṣāḥibahumand he tooko da bıçağı çektiتو اس نے پکڑاfataʿāṭāand hamstrung(deveyi) kestiتو کاٹ ڈالا۔ کونچیں کاٹ ڈالیںfaʿaqara

29 But they called their companion, and he dared and hamstrung [her].

29 Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.

29 Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.

29 تو ان لوگوں نے اپنے رفیق کو بلایا اور اس نے (اونٹنی کو پکڑ کر اس کی) کونچیں کاٹ ڈالیں

29 آخر کار اُن لوگوں نے اپنے آدمی کو پکارا اور اُس نے اِس کا م کا بیڑا اُٹھایا اور اونٹنی کو مار ڈالا۔ 1

فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ٣٠

So howama nasıl?پھر کس طرحfakayfawasolduتھاkānaMy punishmentazabımعذاب میراʿadhābīand My warningsve uyarılarımاور ڈراوے میرےwanudhuri

30 And how [severe] were My punishment and warning.

30 Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

30 Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.

30 سو (دیکھ لو کہ) میرا عذاب اور ڈرانا کیسا ہوا

30 پھر دیکھ لو کہ کیسا تھا میرا عذاب اور کیسی تھیں میری تنبیہات

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ صَيۡحَةً وٰحِدَةً فَكَانُواۡ كَهَشِيمِ ٱلۡمُحۡتَظِرِ ٣١

Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnā[We] sentgönderdikبھیجا ہم نےarsalnāupon themonların üzerineان پرʿalayhimthunderous blastsayha (korkunç bir ses)ایک دھماکہṣayḥatansingletekبس ایک ہیwāḥidatanand they becameoldularتو تھے وہfakānūlike dry twig fragmentskuru ot gibiمانند گھاس کےkahashīmi(used by) a fence builderağıldakiباڑے والے کیl-muḥ'taẓiri

31 Indeed, We sent upon them one blast from the sky, and they became like the dry twig fragments of an [animal] pen.

31 Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.

31 Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.

31 ہم نے ان پر (عذاب کے لئے) ایک چیخ بھیجی تو وہ ایسے ہوگئے جیسے باڑ والے کی سوکھی اور ٹوٹی ہوئی باڑ

31 ہم نےاُن پر  بس ایک ہی دھماکہ چھوڑا اور وہ باڑے والے کی روندی ہوئی باڑھ کی طرح بُھس  ہو کر رہ گئے۔ 1

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٍ ٣٢

And certainlyave ndolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe have made easybiz kolaylaştırdıkآسان کردیا ہم نےyassarnāthe QuranKur'an'ıقرآن کوl-qur'ānafor remembranceöğüt almak içinنصیحت کے لیےlildhik'riso is (there)yok mudur?تو ہےfahalanyhiçکوئیminwho will receive admonitionöğüt alanنصیحت پکڑنے والاmuddakirin

32 And We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember?

32 And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

32 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

32 اور ہم نے قرآن کو سمجھنے کے لئے آسان کردیا ہے تو کوئی ہے کہ سوچے سمجھے؟

32 ہم نے اِس قرآن کو نصیحت کے لیے آسان ذریعہ بنا دیا ہے، اب ہے کوئی نصیحت قبول کرنے والا؟

كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطِۭ بِٱلنُّذُرِ ٣٣

Deniedyalanladıجھٹلایاkadhabat(the) peoplekavmiقومqawmu(of) LutLut'unلوط نےlūṭinthe warningsuyarılarıڈراووں کو۔ ڈرانے والوں کوbil-nudhuri

33 The people of Lot denied the warning.

33 Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

33 Lût kavmi de uyarıları yalanladı.

33 لوط کی قوم نے بھی ڈر سنانے والوں کو جھٹلایا تھا

33 لوطؑ کی قوم نے تنبیہات کو جھٹلایا

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ‌ۖ نَّجَّيۡنَـٰهُم بِسَحَرٍ ٣٤

Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnā[We] sentgönderdikبھیجی ہم نےarsalnāupon themüstlerineان پرʿalayhima storm of stonesbir fırtınaپتھروں کی بارشḥāṣibanexceptdışındaسوائےillā(the) familyailesiآلāla(of) LutLutلوط کےlūṭinWe saved themonları kurtardıkنجات دی ہم نے ان کوnajjaynāhumby dawnseher vaktiرات کے آخری حصے میں۔ سحر کے وقتbisaḥarin

34 Indeed, We sent upon them a storm of stones, except the family of Lot - We saved them before dawn

34 Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

34 Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,

34 تو ہم نے ان پر کنکر بھری ہوا چلائی مگر لوط کے گھر والے کہ ہم نے ان کو پچھلی رات ہی سے بچا لیا

34 اور ہم نے پتھراؤ کرنے والی ہوا اس پر بھیج دی صرف لوطؑ کے گھر والے اُس سے محفوظ رہے

نِّعۡمَةً مِّنۡ عِندِنَا‌ۚ كَذٰلِكَ نَجۡزِى مَن شَكَرَ ٣٥

(As) a favorbir ni'met olarakبطور نعمتniʿ'matanfromkatımızdanسےminUsہمارے پاسʿindināThusböyleاسی طرحkadhālikaWe rewardbiz mükafatlandırırızہم بدلہ دیتے ہیںnajzī(one) whokimseyiاسے جوman(is) gratefulşükredenشکر ادا کرےshakara

35 As favor from us. Thus do We reward he who is grateful.

35 Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

35 Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.

35 اپنے فضل سے۔ شکر کرنے والوں کو ہم ایسا ہی بدلہ دیا کرتے ہیں

35 اُن کو ہم نے اپنے فضل سے رات کے پچھلے پہر بچا کر نکال دیا یہ جزا دیتے ہیں ہم ہر اُس شخص کو جو شکر گزار ہوتا ہے

وَلَقَدۡ أَنذَرَهُم بَطۡشَتَنَا فَتَمَارَوۡاۡ بِٱلنُّذُرِ ٣٦

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadhe warned themonları uyarmıştıاس نے ڈرایا ان کو (لوط نے)andharahum(of) Our seizurebizim yakalamamıza karşıہماری پکڑ سےbaṭshatanābut they disputedfakat kuşku duydularتو وہ جھگڑےfatamārawthe warningsuyarılara karşıتنبیہات پرbil-nudhuri

36 And he had already warned them of Our assault, but they disputed the warning.

36 Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.

36 (Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,

36 اور لوطؑ نے ان کو ہماری پکڑ سے ڈرایا بھی تھا مگر انہوں نے ڈرانے میں شک کیا

36 لوطؑ نے اپنی قوم کے لوگوں کو ہماری پکڑ سے خبردار کیا مگر وہ ساری تنبیہات کو مشکوک سمجھ کر باتوں میں اڑاتے رہے

وَلَقَدۡ رٰوَدُوهُ عَن ضَيۡفِهِۦ فَطَمَسۡنَآ أَعۡيُنَهُمۡ فَذُوقُواۡ عَذَابِى وَنُذُرِ ٣٧

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadthey demanded from himmurad almağa kalkıştılarانہوں نے بہلایا اس کوrāwadūhuthey demanded from himonun konuklarındanسےʿanhis guestsاس کے مہمانوںḍayfihiso We blindedbiz de siliverdikتو موند ڈالیں ہم نےfaṭamasnātheir eyesgözleriniان کی آنکھیںaʿyunahumSo tastehaydi tadınتو چکھوfadhūqūMy punishmentazabımıعذاب میر اʿadhābīand My warningsve uyarılarımıاور ڈراوے میرےwanudhuri

37 And they had demanded from him his guests, but We obliterated their eyes, [saying], "Taste My punishment and warning."

37 And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

37 Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).

37 اور ان سے ان کے مہمانوں کو لے لینا چاہا تو ہم نے ان کی آنکھیں مٹا دیں سو (اب) میرے عذاب اور ڈرانے کے مزے چکھو

37 پھر انہوں نے اُسے اپنے مہمانوں کی حفاظت سے باز رکھنے کی کوشش کی۔ آخر کار ہم نے اُن کی آنکھیں مونددیں کہ چکھو اب میرے عذاب اور میری تنبیہات کا مزا۔ 1

وَلَقَدۡ صَبَّحَهُم بُكۡرَةً عَذَابٌ مُّسۡتَقِرٌّ ٣٨

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadseized them in the morningsabah onları yakaladıصبح کی ان پرṣabbaḥahumearlyerkenصبح سویرےbuk'ratana punishmentbir azabایک عذاب نےʿadhābunabidingkararlıمستقل۔ اٹلmus'taqirrun

38 And there came upon them by morning an abiding punishment.

38 And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.

38 Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.

38 اور ان پر صبح سویرے ہی اٹل عذاب آ نازل ہوا

38 صبح سویرے ہی ایک اٹل عذاب نے ان کو آ لیا

فَذُوقُواۡ عَذَابِى وَنُذُرِ ٣٩

So tastehaydi tadınتو چکھوfadhūqūMy punishmentazabımıعذاب میراʿadhābīand My warningsve uyarılarımıاور ڈراوے میرےwanudhuri

39 So taste My punishment and warning.

39 "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

39 "Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).

39 تو اب میرے عذاب اور ڈرانے کے مزے چکھو

39 چکھو مزا اب میرے عذاب کا اور میری تنبیہات کا

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٍ ٤٠

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadWe have made easybiz kolaylaştırdıkآسان کردیا ہم نےyassarnāthe QuranKur'an'ıقرآن کوl-qur'ānafor remembranceöğüt almak içinنصیحت کے لیےlildhik'riso is (there)yok mudur?تو کیاfahalanyhiçکوئیminwho will receive admonitionöğüt alanنصیحت پکڑنے والا ہےmuddakirin

40 And We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember?

40 And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

40 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

40 اور ہم نے قرآن کو سمجھنے کے لئے آسان کردیا ہے تو کوئی ہے کہ سوچے سمجھے؟

40 ہم نے اِس قرآن کو نصیحت کے لیے آسان ذریعہ بنا دیا ہے، پس ہے کوئی نصیحت قبول کرنے والا؟

وَلَقَدۡ جَآءَ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ ٱلنُّذُرُ ٤١

And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqadcamegelmiştirآئےjāa(to the) peoplekavmineآلāla(of) FiraunFir'avn'ınفرعون کے پاسfir'ʿawnawarningsuyarılarڈراوےl-nudhuru

41 And there certainly came to the people of Pharaoh warning.

41 And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.

41 Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.

41 اور قوم فرعون کے پاس بھی ڈر سنانے والے آئے

41 اور آل فرعون کے پاس بھی تنبیہات آئی تھیں

كَذَّبُواۡ بِـَٔـايَـٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذۡنَـٰهُمۡ أَخۡذَ عَزِيزٍ مُّقۡتَدِرٍ ٤٢

They deniedyalanladılarانہوں نے جھٹلایاkadhabūOur Signsayetlerimiziہماری آیات کوbiāyātināall of thembütünساری کی ساریkullihāso We seized thembiz de onları yakaladıkتو پکڑ لیا ہم نے ان کوfa-akhadhnāhum(with) a seizureyakalaması gibiپکڑناakhdha(of) All-Mightyaziz olanınزبردستʿazīzin(the) Powerful Oneve güçlü olanınاقتدار والے کاmuq'tadirin

42 They denied Our signs, all of them, so We seized them with a seizure of one Exalted in Might and Perfect in Ability.

42 Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.

42 Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;

42 انہوں نے ہماری تمام نشانیوں کو جھٹلایا تو ہم نے ان کو اس طرح پکڑ لیا جس طرح ایک قوی اور غالب شخص پکڑ لیتا ہے

42 مگر انہوں نے ہماری ساری نشانیوں کو جھٹلا دیا آخر کو ہم نے انہیں پکڑا جس طرح کوئی زبردست قدرت والا پکڑتا ہے

أَكُفَّارُكُمۡ خَيۡرٌ مِّنۡ أُوۡلَـٰٓئِكُمۡ أَمۡ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ ٤٣

Are your disbelieverssizin kafirleriniz mi?کیا کفار تمہارےakuffārukumbetterhayırlıبہتر ہیںkhayrunthanötekilerinizdenسےminthoseان لوگوںulāikumoryoksaیاamfor yousizin için (var mı?)تمہارے لیےlakum(is) an exemptionbir beraetکوئی معافی ہےbarāatuninKitaplardaمیںthe Scripturesصحیفوںl-zuburi

43 Are your disbelievers better than those [former ones], or have you immunity in the scripture?

43 Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?

43 Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?

43 (اے اہل عرب) کیا تمہارے کافر ان لوگوں سے بہتر ہیں یا تمہارے لئے (پہلی) کتابوں میں کوئی فارغ خطی لکھ دی گئی ہے

43 کیا تمہارے کُفّار کچھ اُن لوگوں سے بہتر ہیں؟ 1 یا آسمانی کتابوں میں تمہارے لیے کوئی معافی لکھی ہوئی ہے؟

أَمۡ يَقُولُونَ نَحۡنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ ٤٤

Oryoksaیاam(do) they saydiyorlar (mı?)وہ کہتے ہیںyaqūlūnaWebizہمnaḥnu(are) an assemblybir topluluğuzسب کے سب۔ جماعتjamīʿunhelping (each other)muzaffer (yenilmez)بدلہ لینے والے ہیںmuntaṣirun

44 Or do they say, "We are an assembly supporting [each other]"?

44 Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?

44 Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?

44 کیا یہ لوگ کہتے ہیں کہ ہماری جماعت بڑی مضبوط ہے

44 یا اِن لوگوں کا کہنا یہ ہے کہ ہم ایک مضبوط جتھا ہیں، اپنا بچاؤ کر لیں گے؟

سَيُهۡزَمُ ٱلۡجَمۡعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ٤٥

Soon will be defeatedbozulacakعنقریب شکست کھاجائے گاsayuh'zamu(their) assemblyo toplulukجتھاl-jamʿuand they will turnve dönüp kaçacaklardırاور وہ پھیر لیں گےwayuwallūna(their) backsgeriyeپشت۔ پیٹھl-dubura

45 [Their] assembly will be defeated, and they will turn their backs [in retreat].

45 Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.

45 Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.

45 عنقریب یہ جماعت شکست کھائے گی اور یہ لوگ پیٹھ پھیر کر بھاگ جائیں گے

45 عنقریب یہ جتّھا شکست کھا جائے گا اور یہ سب پیٹھ پھیر کر بھاگتے نظر آئیں  گے۔ 1

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوۡعِدُهُمۡ وَٱلسَّاعَةُ أَدۡهَىٰ وَأَمَرُّ ٤٦

Nayhayırبلکہbalithe Houro sa'attirقیامتl-sāʿatu(is) their promised timebuluşma zamanlarıان کے وعدے کی جگہ ہے۔ وقت ہےmawʿiduhumand the Hourve o sa'atاور قیامتwal-sāʿatu(will be) more grievouscidden çok fecidirبہت سخت ہےadhāand more bitterve acıdırاور بہت کڑویwa-amarru

46 But the Hour is their appointment [for due punishment], and the Hour is more disastrous and more bitter.

46 Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!

46 Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.

46 ان کے وعدے کا وقت تو قیامت ہے اور قیامت بڑی سخت اور بہت تلخ ہے

46 بلکہ اِن سے نمٹنے کے لیے اصل وعدے کا وقت تو قیامت ہے اور وہ بڑی آفت اور زیادہ تلخ ساعت ہے

إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ ٤٧

Indeedşüphesizبیشکinnathe criminalssuçlularمجرم لوگl-muj'rimīna(are) iniçindedirمیں ہیںan errorbir sapıklıkگمراہیḍalālinand madnessve çılgınlıkاور جنون میںwasuʿurin

47 Indeed, the criminals are in error and madness.

47 Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

47 Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

47 بےشک گنہگار لوگ گمراہی اور دیوانگی میں (مبتلا) ہیں

47 یہ مجرم لوگ در حقیقت غلط فہمی میں میں مبتلا ہیں اور اِن کی عقل ماری گئی ہے

يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواۡ مَسَّ سَقَرَ ٤٨

(The) Dayo günجس دنyawmathey will be draggedsürükleneceklerوہ گھسیٹے جائیں گےyus'ḥabūnaintoiçineمیںthe Fireateşآگ میںl-nārionüzerineʿalātheir facesyüzleriاپنے چہروں کے بل (کہا جائے گا)wujūhihimTastetadınچکھوdhūqū(the) touchdokunuşunuلپٹنا۔ چھونا۔ مسmassa(of) Hellcehenneminدوزخ کاsaqara

48 The Day they are dragged into the Fire on their faces [it will be said], "Taste the touch of Saqar."

48 Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.

48 O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).

48 اس روز منہ کے بل دوزخ میں گھسیٹے جائیں گے اب آگ کا مزہ چکھو

48 جس روز یہ منہ کے بل آگ میں گھسیٹے جائیں گے اُس روز اِن سے کہا جائے گا کہ اب چکھو جہنم کی لپٹ کا مزا

إِنَّا كُلَّ شَىۡءٍ خَلَقۡنَـٰهُ بِقَدَرٍ ٤٩

Indeed, [We]elbette bizبیشک ہم نےinnāeveryherہرkullathingşeyiچیز کوshayinWe created ityarattıkپیدا کیا ہم نے اس کوkhalaqnāhuby a measurebir kadere göreایک اندازے کے ساتھbiqadarin

49 Indeed, all things We created with predestination.

49 Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.

49 Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.

49 ہم نے ہر چیز اندازہٴ مقرر کے ساتھ پیدا کی ہے

49 ہم نے ہر چیز ایک تقدیر کے ساتھ پیدا کی ہے، 1

Surah 54 / Al-Qamar / The Moon سورة القمر 531
And inform themonlara haber verاور آگاہ کرو ان کو wanabbi'hum thatmuhakkakبیشک anna the watersuyunپانی l-māa (is) to be sharedpaylaştırılacağınıتقسیم کیا ہوا ہے qis'matun between themaralarındaان کے درمیان baynahum eachherہر ایک کے kullu drinkiçme (sırası gelen)پانی کی باری shir'bin attendedhazır bulunsun (suyunu alsın)حاضر کی گئی ہے muḥ'taḍarun٢٨ But they calledçağırdılarتو انہوں نے پکارا fanādaw their companionbir arkadaşlarınıاپنے ساتھی کو ṣāḥibahum
and he tooko da bıçağı çektiتو اس نے پکڑا fataʿāṭā and hamstrung(deveyi) kestiتو کاٹ ڈالا۔ کونچیں کاٹ ڈالیں faʿaqara٢٩ So howama nasıl?پھر کس طرح fakayfa wasolduتھا kāna My punishmentazabımعذاب میرا ʿadhābī and My warningsve uyarılarımاور ڈراوے میرے wanudhuri٣٠ Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā [We] sentgönderdikبھیجا ہم نے arsalnā upon themonların üzerineان پر ʿalayhim
thunderous blastsayha (korkunç bir ses)ایک دھماکہ ṣayḥatan singletekبس ایک ہی wāḥidatan and they becameoldularتو تھے وہ fakānū like dry twig fragmentskuru ot gibiمانند گھاس کے kahashīmi (used by) a fence builderağıldakiباڑے والے کی l-muḥ'taẓiri٣١ And certainlyave ndolsunاور البتہ تحقیق walaqad We have made easybiz kolaylaştırdıkآسان کردیا ہم نے yassarnā the QuranKur'an'ıقرآن کو l-qur'āna
for remembranceöğüt almak içinنصیحت کے لیے lildhik'ri so is (there)yok mudur?تو ہے fahal anyhiçکوئی min who will receive admonitionöğüt alanنصیحت پکڑنے والا muddakirin٣٢ Deniedyalanladıجھٹلایا kadhabat (the) peoplekavmiقوم qawmu (of) LutLut'unلوط نے lūṭin the warningsuyarılarıڈراووں کو۔ ڈرانے والوں کو bil-nudhuri٣٣ Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā [We] sentgönderdikبھیجی ہم نے arsalnā
upon themüstlerineان پر ʿalayhim a storm of stonesbir fırtınaپتھروں کی بارش ḥāṣiban exceptdışındaسوائے illā (the) familyailesiآل āla (of) LutLutلوط کے lūṭin We saved themonları kurtardıkنجات دی ہم نے ان کو najjaynāhum by dawnseher vaktiرات کے آخری حصے میں۔ سحر کے وقت bisaḥarin٣٤ (As) a favorbir ni'met olarakبطور نعمت niʿ'matan fromkatımızdanسے min Usہمارے پاس ʿindinā
Thusböyleاسی طرح kadhālika We rewardbiz mükafatlandırırızہم بدلہ دیتے ہیں najzī (one) whokimseyiاسے جو man (is) gratefulşükredenشکر ادا کرے shakara٣٥ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad he warned themonları uyarmıştıاس نے ڈرایا ان کو (لوط نے) andharahum (of) Our seizurebizim yakalamamıza karşıہماری پکڑ سے baṭshatanā but they disputedfakat kuşku duydularتو وہ جھگڑے fatamāraw
the warningsuyarılara karşıتنبیہات پر bil-nudhuri٣٦ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad they demanded from himmurad almağa kalkıştılarانہوں نے بہلایا اس کو rāwadūhu they demanded from himonun konuklarındanسے ʿan his guestsاس کے مہمانوں ḍayfihi so We blindedbiz de siliverdikتو موند ڈالیں ہم نے faṭamasnā their eyesgözleriniان کی آنکھیں aʿyunahum So tastehaydi tadınتو چکھو fadhūqū
My punishmentazabımıعذاب میر ا ʿadhābī and My warningsve uyarılarımıاور ڈراوے میرے wanudhuri٣٧ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad seized them in the morningsabah onları yakaladıصبح کی ان پر ṣabbaḥahum earlyerkenصبح سویرے buk'ratan a punishmentbir azabایک عذاب نے ʿadhābun abidingkararlıمستقل۔ اٹل mus'taqirrun٣٨
So tastehaydi tadınتو چکھو fadhūqū My punishmentazabımıعذاب میرا ʿadhābī and My warningsve uyarılarımıاور ڈراوے میرے wanudhuri٣٩ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad We have made easybiz kolaylaştırdıkآسان کردیا ہم نے yassarnā the QuranKur'an'ıقرآن کو l-qur'āna for remembranceöğüt almak içinنصیحت کے لیے lildhik'ri so is (there)yok mudur?تو کیا fahal anyhiçکوئی min who will receive admonitionöğüt alanنصیحت پکڑنے والا ہے muddakirin
٤٠ And certainlyve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad camegelmiştirآئے jāa (to the) peoplekavmineآل āla (of) FiraunFir'avn'ınفرعون کے پاس fir'ʿawna warningsuyarılarڈراوے l-nudhuru٤١ They deniedyalanladılarانہوں نے جھٹلایا kadhabū Our Signsayetlerimiziہماری آیات کو biāyātinā all of thembütünساری کی ساری kullihā so We seized thembiz de onları yakaladıkتو پکڑ لیا ہم نے ان کو fa-akhadhnāhum
(with) a seizureyakalaması gibiپکڑنا akhdha (of) All-Mightyaziz olanınزبردست ʿazīzin (the) Powerful Oneve güçlü olanınاقتدار والے کا muq'tadirin٤٢ Are your disbelieverssizin kafirleriniz mi?کیا کفار تمہارے akuffārukum betterhayırlıبہتر ہیں khayrun thanötekilerinizdenسے min thoseان لوگوں ulāikum oryoksaیا am for yousizin için (var mı?)تمہارے لیے lakum (is) an exemptionbir beraetکوئی معافی ہے barāatun
inKitaplardaمیں the Scripturesصحیفوں l-zuburi٤٣ Oryoksaیا am (do) they saydiyorlar (mı?)وہ کہتے ہیں yaqūlūna Webizہم naḥnu (are) an assemblybir topluluğuzسب کے سب۔ جماعت jamīʿun helping (each other)muzaffer (yenilmez)بدلہ لینے والے ہیں muntaṣirun٤٤ Soon will be defeatedbozulacakعنقریب شکست کھاجائے گا sayuh'zamu (their) assemblyo toplulukجتھا l-jamʿu
and they will turnve dönüp kaçacaklardırاور وہ پھیر لیں گے wayuwallūna (their) backsgeriyeپشت۔ پیٹھ l-dubura٤٥ Nayhayırبلکہ bali the Houro sa'attirقیامت l-sāʿatu (is) their promised timebuluşma zamanlarıان کے وعدے کی جگہ ہے۔ وقت ہے mawʿiduhum and the Hourve o sa'atاور قیامت wal-sāʿatu (will be) more grievouscidden çok fecidirبہت سخت ہے adhā and more bitterve acıdırاور بہت کڑوی wa-amarru
٤٦ Indeedşüphesizبیشک inna the criminalssuçlularمجرم لوگ l-muj'rimīna (are) iniçindedirمیں ہیں an errorbir sapıklıkگمراہی ḍalālin and madnessve çılgınlıkاور جنون میں wasuʿurin٤٧ (The) Dayo günجس دن yawma they will be draggedsürükleneceklerوہ گھسیٹے جائیں گے yus'ḥabūna intoiçineمیں the Fireateşآگ میں l-nāri
onüzerine ʿalā their facesyüzleriاپنے چہروں کے بل (کہا جائے گا) wujūhihim Tastetadınچکھو dhūqū (the) touchdokunuşunuلپٹنا۔ چھونا۔ مس massa (of) Hellcehenneminدوزخ کا saqara٤٨ Indeed, [We]elbette bizبیشک ہم نے innā everyherہر kulla thingşeyiچیز کو shayin We created ityarattıkپیدا کیا ہم نے اس کو khalaqnāhu by a measurebir kadere göreایک اندازے کے ساتھ biqadarin٤٩
٥٣١
‹ 529page 530 of the printed Mushaf531 ›