وَأَسِرُّواۡ قَوۡلَكُمۡ أَوِ ٱجۡهَرُواۡ بِهِۦٓ‌ۖ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ١٣

And concealgizleyinاور چھپاؤ۔ چپکے سے کروwa-asirrūyour speechsözünüzüبات اپنیqawlakumoryahutیاawiproclaimaçığa vurunظاہر کروij'harūitonuاس کوbihiIndeed, Heçünkü Oبیشک وہinnahu(is the) All-Knowerbilirجاننے والا ہےʿalīmunof what (is in)özünüبھیدbidhātithe breastsgöğüslerinسینوں کےl-ṣudūri

13 And conceal your speech or publicize it; indeed, He is Knowing of that within the breasts.

13 Sizler, sözlerinizi gizleseniz de açıklasanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir.

13 Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin özünü bilir.

13 اور تم (لوگ) بات پوشیدہ کہو یا ظاہر۔ وہ دل کے بھیدوں تک سے واقف ہے

13 تم خواہ چُپکے سے بات کرو یا اُونچی آواز سے (اللہ کے لیے یکساں ہے)، وہ تو دلوں کا حال تک جانتا ہے۔ 1

أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ ١٤

Does notbilmez mi?کیا نہیںalāknowجانے گاyaʿlamu(the One) Whokimseوہ جس نےmancreatedyaratanپیدا کیاkhalaqaAnd Heve Oاور وہwahuwa(is) the Subtlelatiftirباریک بین ہےl-laṭīfuthe All-Awarehaber alandırباخبر ہےl-khabīru

14 Does He who created not know, while He is the Subtle, the Acquainted?

14 Yaratan bilmez olur mu? O, Latif'tir, haberdardır.

14 Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

14 بھلا جس نے پیدا کیا وہ بےخبر ہے؟ وہ تو پوشیدہ باتوں کا جاننے والا اور (ہر چیز سے) آگاہ ہے

14 کیا وہی نہ جانے گا جس نے پیدا کیا ہے؟ 1 حالانکہ وہ باریک بیں 2 اور باخبر ہے

هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ ذَلُولاً فَٱمۡشُواۡ فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُواۡ مِن رِّزۡقِهِۦ‌ۖ وَإِلَيۡهِ ٱلنُّشُورُ ١٥

HeOوہhuwa(is) the One Whoyapandırاللہ وہ ذات ہےalladhīmadeجس نے بنایاjaʿalafor yousizeتمہارے لیےlakumuthe earthyeriزمینl-arḍasubservientboynu eğikتابع۔ فرشdhalūlanso walkhaydi yürüyünپس چلوfa-im'shūinonun omuzlarında (yeryüzünde)میں(the) paths thereofاس کے اطرافmanākibihāand eatve yeyinاور کھاؤwakulūofO'nun rızkındanمیں سےminHis provisionاس کے رزقriz'qihiand to Himve O'nadırاور اسی کی طرفwa-ilayhi(is) the Resurrectiondönüşدوبارہ زندہ ہوناl-nushūru

15 It is He who made the earth tame for you - so walk among its slopes and eat of His provision - and to Him is the resurrection.

15 Yeryüzünü, size boyun eğdiren O'dur; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah'ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır.

15 O size yeri boyun eğer kıldı. Haydi onun omuzlarında (dağlarında, tepelerinde) yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.

15 وہی تو ہے جس نے تمہارے لئے زمین کو نرم کیا تو اس کی راہوں میں چلو پھرو اور خدا کا (دیا ہو) رزق کھاؤ اور تم کو اسی کے پاس (قبروں سے) نکل کر جانا ہے

15 وہی تو ہے جس نے تمہارے لیے زمین کو تابع کر رکھا ہے ، چلو اُس کی چھاتی پر اور کھاوٴ خدا کا رزق، 1 اُسی کے حضور تمہیں دوبارہ زندہ ہو کر جانا ہے۔ 2

ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخۡسِفَ بِكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ ١٦

Do you feel secureemin misiniz?کیا بےخوف ہوگئے تمa-amintum(from Him) Whoolanınاس سے جوman(is) ingökteمیں ہےthe heavenآسمانl-samāinotbatırmayacağındanکہanHe will cause to swallowدھنسا دےyakhsifayousiziتم کوbikumuthe earthyereزمین میںl-arḍawhenO zamanتو اچانکfa-idhāito (yer)وہhiyaswaysbirden sallanırلرزنے لگے۔ پھٹ جائےtamūru

16 Do you feel secure that He who [holds authority] in the heaven would not cause the earth to swallow you and suddenly it would sway?

16 Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır.

16 Her şeyi kuşatmış olan Allah ın yeri sizinle birlikte göçürüvermesinden emin misiniz? O zaman yer çalkalanıyordur.

16 کیا تم اس سے جو آسمان میں ہے بےخوف ہو کہ تم کو زمین میں دھنسا دے اور وہ اس وقت حرکت کرنے لگے

16 کیا تم اِس سے بے خوف ہو کہ وہ جو آسمان میں ہے 1 تمہیں زمین میں دھنسا دے اور یکایک یہ زمین جَھکو لے کھانے لگے؟

أَمۡ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبًا‌ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ كَيۡفَ نَذِيرِ ١٧

Oryoksaکیاamdo you feel securesiz emin misiniz?بےخوف ہوگئے تم کوamintum(from Him) Whoolanınاس سے جوman(is) ingökteمیں ہےthe heavenآسمانl-samāithatgöndermeyeceğindenکہanHe will sendوہ بھیجےyur'silaagainst youüzerineتم پرʿalaykuma storm of stonestaş yağdıran (bir fırtına)پتھروں کی بارشḥāṣibanThen you would knowbileceksinizپس عنقریب تم جان لو گےfasataʿlamūnahownasıldırکیسے تھاkayfa(was) My warningtehdidimڈراؤ میراnadhīri

17 Or do you feel secure that He who [holds authority] in the heaven would not send against you a storm of stones? Then you would know how [severe] was My warning.

17 Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.

17 Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Tehdidim nasılmış bileceksiniz.

17 کیا تم اس سے جو آسمان میں ہے نڈر ہو کہ تم پر کنکر بھری ہوا چھوڑ دے۔ سو تم عنقریب جان لو گے کہ میرا ڈرانا کیسا ہے

17 کیا تم اِس سے بے خوف ہو کہ وہ جو آسمان میں ہے تم پر پتھراوٴ کرنے والی ہوا بھیج دے؟ 1 پھر تمہیں معلوم ہو جائے گا کہ میری تنبیہ کیسی ہوتی ہے۔ 2

وَلَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ ١٨

And indeedve andolsunاور البتہ تحقیقwalaqaddeniedyalanladılarجھٹلایاkadhabathosekimselerان لوگوں نےalladhīnafromonlardan öncekiجوminbefore themان سے پہلے تھےqablihimand howama nasıl?تو کس طرحfakayfawasolduتھیkānaMy rejectionbenim inkarımپکڑ میریnakīri

18 And already had those before them denied, and how [terrible] was My reproach.

18 And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar etmek nasılmış?

18 Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama beni inkâr nasıl oldu?

18 اور جو لوگ ان سے پہلے تھے انہوں نے بھی جھٹلایا تھا سو (دیکھ لو کہ) میرا کیسا عذاب ہوا

18 ن سے پہلے گُزرے ہوئے لوگ جُھٹلا چکے ہیں۔ پھر دیکھ لو میری گرفت کیسی تھی۔ 1

أَوَلَمۡ يَرَوۡاۡ إِلَى ٱلطَّيۡرِ فَوۡقَهُمۡ صَـٰٓفَّـٰتٍ وَيَقۡبِضۡنَ‌ۚ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحۡمَـٰنُ‌ۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىۡءِۭ بَصِيرٌ ١٩

Do notgörmüyorlar mı?کیا بھلا نہیںawalamthey seeانہوں نے دیکھاyaraw[to]uçan kuşlarıطرفilāthe birdsپرندوں کیl-ṭayriabove themüstlerindeان کے اوپرfawqahumspreading (their wings)sıra sıraصف بستہṣāffātinand foldingaçıp yumarakاور سمیٹ لیتے ہیںwayaqbiḍ'naNotonları (havada) tutmuyorنہیںholds themتھامتا ان کوyum'sikuhunnaexceptbaşkasıمگرillāthe Most GraciousRahman'danرحمنl-raḥmānuIndeed, Hedoğrusu Oبیشک وہinnahu(is) of everyherہرbikullithingşeyiچیز کوshayinAll-Seergörmektedirدیکھنے والا ہےbaṣīrun

19 Do they not see the birds above them with wings outspread and [sometimes] folded in? None holds them [aloft] except the Most Merciful. Indeed He is, of all things, Seeing.

19 Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir.

19 Üstlerinde kanatlarını açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmân'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görmektedir.

19 کیا انہوں نے اپنے سروں پر اڑتے ہوئے جانوروں کو نہیں دیکھا جو پروں کو پھیلائے رہتے ہیں اور ان کو سکیڑ بھی لیتے ہیں۔ خدا کے سوا انہیں کوئی تھام نہیں سکتا۔ بےشک وہ ہر چیز کو دیکھ رہا ہے

19 کیا یہ لوگ اپنے اُوپر اُڑنے والے پرندوں کو پر پھیلائے اور سکیڑتے نہیں دیکھتے؟ رحمٰن کے سوا کوئی نہیں جو انہیں تھامے ہوئے ہو۔ 1 وہی ہر چیز کا نگہبان ہے۔ 2

أَمَّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ لَّكُمۡ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ‌ۚ إِنِ ٱلۡكَـٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ ٢٠

Who isyahut kimdir?یا کون ہےammanthisşuیہhādhāthe oneolanجوalladhīheoوہhuwa(is) an armyaskerinizلشکر ہوjundunfor yousizinتمہاراlakumto help yousize yardım edecekجو مدد کرے تمہاریyanṣurukumfromdışındaminbesidesسواdūnithe Most GraciousRahman'nınرحمن کےl-raḥmāniNothayırنہیں ہیںini(are) the disbelieverskafirlerکافرl-kāfirūnabutancakمگرillāiniçindedirlerمیںdelusionderin bir gaflet ve aldanmaدھوکےghurūrin

20 Or who is it that could be an army for you to aid you other than the Most Merciful? The disbelievers are not but in delusion.

20 Yahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar.

20 Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar, ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.

20 بھلا ایسا کون ہے جو تمہاری فوج ہو کر خدا کے سوا تمہاری مدد کرسکے۔ کافر تو دھوکے میں ہیں

20 بتاوٴ، آخر وہ کون سا لشکر تمہارے پاس ہے جو رحمٰن کے مقابلے میں تمہارے مدد کر سکتا ہے؟ 1 حقیقت یہ ہے کہ یہ منکرین دھوکے میں پڑے ہوئے ہیں

أَمَّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى يَرۡزُقُكُمۡ إِنۡ أَمۡسَكَ رِزۡقَهُۥ‌ۚ بَل لَّجُّواۡ فِى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ ٢١

Who isyahut kimdir?یا کون ہےammanthisoوہhādhāthe oneolanجوalladhīto provide yousize rızık verecekرزق دے گا تم کوyarzuqukumifeğerاگرinHe withheldtutacak olursaتھام لیا۔ روک لیا اس نےamsakaHis provisionO rızkınıرزق اپناriz'qahuNaydoğrusuبلکہbalthey persistonlar direnmektedirlerوہ اڑے ہوئے ہیںlajjūiniçindeمیںprideazgınlıkسرکشیʿutuwwinand aversionve nefretبھاگنے میںwanufūrin

21 Or who is it that could provide for you if He withheld His provision? But they have persisted in insolence and aversion.

21 Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler.

21 Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verecek olabilen kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.

21 بھلا اگر وہ اپنا رزق بند کرلے تو کون ہے جو تم کو رزق دے؟ لیکن یہ سرکشی اور نفرت میں پھنسے ہوئے ہیں

21 یا پھر بتاؤ، کون ہے جو تمہیں رزق دے سکتا ہے اگر رحمان اپنا رزق روک لے؟ دراصل یہ لوگ سر کشی اور حق سے گریز پر اڑے ہوئے ہیں

أَفَمَن يَمۡشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجۡهِهِۦٓ أَهۡدَىٰٓ أَمَّن يَمۡشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرٰطٍ مُّسۡتَقِيمٍ ٢٢

Then is he whokimse mi?کیا پھر جوafamanwalksyürüyenچلتا ہےyamshīfallenkapanarakسرنگوں ہوکر۔ سر جھکا کرmukibbanonyüzüstüپرʿalāhis faceاپنے چہرےwajhihibetter guideddoğru giderزیادہ ہدایت یافتہ ہےahdāor (he) whoyoksa kimse mi?یا جوammanwalksyürüyenچلتا ہےyamshīuprightdüzgünسیدھاsawiyyanonüzerindeپرʿalā(the) PathyolراستےṣirāṭinStraightdosdoğruسیدھےmus'taqīmin

22 Then is one who walks fallen on his face better guided or one who walks erect on a straight path?

22 Yüzükoyun sürünen mi, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi daha doğru yoldadır?

22 Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa dosdoğru yolda yürüyen mi?

22 بھلا جو شخص چلتا ہوا منہ کے بل گر پڑتا ہے وہ سیدھے رستے پر ہے یا وہ جو سیدھے رستے پر برابر چل رہا ہو؟

22 بھلا سوچو، جو شخص منہ اوندھائے چل رہا ہو 1 وہ زیادہ صحیح راہ پانے والا ہے یا وہ جو سر اُٹھائے سیدھا ایک ہموار سڑک پر چل رہا ہو؟

قُلۡ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَـٰرَ وَٱلۡأَفۡــِٔدَةَ‌ۖ قَلِيلاً مَّا تَشۡكُرُونَ ٢٣

Sayde kiکہہ دیجئےqulHeO'durوہ ذات ہےhuwa(is) the One Whosizi yaratanجس نےalladhīproduced youپیدا کیا تم کوansha-akumand madeve verenاور بنائے اس نےwajaʿalafor yousizeتمہارے لیےlakumuthe hearingişitme (duyusu)کانl-samʿaand the visionve gözlerاور آنکھیںwal-abṣāraand the feelingsve gönüllerاور دلwal-afidataLittlene kadar azکتنا تھوڑاqalīlan(is) whatşükrediyorsunuzyou give thanksتم شکر ادا کرتے ہوtashkurūna

23 Say, "It is He who has produced you and made for you hearing and vision and hearts; little are you grateful."

23 De ki: "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!"

23 De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"

23 کہو وہ خدا ہی تو ہے جس نے تم کو پیدا کیا۔ اور تمہارے کان اور آنکھیں اور دل بنائے (مگر) تم کم احسان مانتے ہو

23 اِن سے کہو اللہ ہی ہے جس نے تمہیں پیدا کیا، تم کو سُننے اور دیکھنے کی طاقتیں دیں اور سوچنے سمجھنے والے دل دیے، مگر تم کم ہی شکر ادا کرتے ہو۔ 1

قُلۡ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ٢٤

Sayde kiکہہ دیجئےqulHeO'durوہ اللہ وہ ذات ہےhuwa(is) the One Whosizi üretenجس نےalladhīmultiplied youپھیلایا تم کوdhara-akuminyerdeمیںthe earthزمینl-arḍiand to Himve O'naاور اسی کی طرفwa-ilayhiyou will be gatheredhuzuruna toplanacaksınızتم سمیٹے جاؤ گےtuḥ'sharūna

24 Say, "It is He who has multiplied you throughout the earth, and to Him you will be gathered."

24 Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.

24 De ki: "Sizi yerden üreten O'dur ve O'na toplanıp götürüleceksiniz."

24 کہہ دو کہ وہی ہے جس نے تم کو زمین میں پھیلایا اور اسی کے روبرو تم جمع کئے جاؤ گے

24 اِن سے کہو، اللہ ہی ہے جس نے تمہیں زمین میں پھیلا یا ہے اور اسی کی طرف تم سمیٹے جاوٴ گے۔ 1

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ٢٥

And they sayve diyorlarاور وہ کہتے ہیںwayaqūlūnaWhenne zaman?کب ہےmatā(is) thisbuیہhādhāpromisetehdid(ettiğiniz azab)وعدہl-waʿduifeğerاگر ہوinyou areisenizتمkuntumtruthfuldoğru (söylüyor)سچےṣādiqīna

25 And they say, "When is this promise, if you should be truthful?"

25 "Doğru sözlü iseniz bildirin bu azap sözü ne zamandır?" derler.

25 (Onlar): "Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak?" diyorlar

25 اور کافر کہتے ہیں کہ اگر تم سچے ہو تو یہ وعید کب (پورا) ہوگا؟

25 یہ کہتے ہیں”اگر تم سچے ہو تو بتاوٴ یہ وعدہ کب پُورا ہوگا؟ 1

قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَاۡ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ٢٦

Sayde kiکہہ دیجئےqulOnlyşüphesizبیشکinnamāthe knowledgebilgiعلمl-ʿil'mu(is) withyanındadırپاس ہےʿindaAllahAllah'ınاللہ کےl-lahiand onlyve ancakاور بیشکwa-innamāI ambenمیںanāa warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوںnadhīrunclearapaçıkکھلم کھلاmubīnun

26 Say, "The knowledge is only with Allah, and I am only a clear warner."

26 De ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."

26 De ki: "(O'na ait) bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

26 کہہ دو اس کا علم خدا ہی کو ہے۔ اور میں تو کھول کھول کر ڈر سنانے دینے والا ہوں

26 کہو”اِس کا علم تو اللہ کے پاس ہے، میں تو بس صاف صاف خبردار کر دینے والا ہوں۔“ 1

Surah 67 / Al-Mulk / The Sovereignty سورة الملك 564
And concealgizleyinاور چھپاؤ۔ چپکے سے کرو wa-asirrū your speechsözünüzüبات اپنی qawlakum oryahutیا awi proclaimaçığa vurunظاہر کرو ij'harū itonuاس کو bihi Indeed, Heçünkü Oبیشک وہ innahu (is the) All-Knowerbilirجاننے والا ہے ʿalīmun of what (is in)özünüبھید bidhāti the breastsgöğüslerinسینوں کے l-ṣudūri١٣ Does notbilmez mi?کیا نہیں alā
knowجانے گا yaʿlamu (the One) Whokimseوہ جس نے man createdyaratanپیدا کیا khalaqa And Heve Oاور وہ wahuwa (is) the Subtlelatiftirباریک بین ہے l-laṭīfu the All-Awarehaber alandırباخبر ہے l-khabīru١٤ HeOوہ huwa (is) the One Whoyapandırاللہ وہ ذات ہے alladhī madeجس نے بنایا jaʿala for yousizeتمہارے لیے lakumu
the earthyeriزمین l-arḍa subservientboynu eğikتابع۔ فرش dhalūlan so walkhaydi yürüyünپس چلو fa-im'shū inonun omuzlarında (yeryüzünde)میں (the) paths thereofاس کے اطراف manākibihā and eatve yeyinاور کھاؤ wakulū ofO'nun rızkındanمیں سے min His provisionاس کے رزق riz'qihi and to Himve O'nadırاور اسی کی طرف wa-ilayhi (is) the Resurrectiondönüşدوبارہ زندہ ہونا l-nushūru
١٥ Do you feel secureemin misiniz?کیا بےخوف ہوگئے تم a-amintum (from Him) Whoolanınاس سے جو man (is) ingökteمیں ہے the heavenآسمان l-samāi notbatırmayacağındanکہ an He will cause to swallowدھنسا دے yakhsifa yousiziتم کو bikumu the earthyereزمین میں l-arḍa whenO zamanتو اچانک fa-idhā ito (yer)وہ hiya
swaysbirden sallanırلرزنے لگے۔ پھٹ جائے tamūru١٦ Oryoksaکیا am do you feel securesiz emin misiniz?بےخوف ہوگئے تم کو amintum (from Him) Whoolanınاس سے جو man (is) ingökteمیں ہے the heavenآسمان l-samāi thatgöndermeyeceğindenکہ an He will sendوہ بھیجے yur'sila against youüzerineتم پر ʿalaykum a storm of stonestaş yağdıran (bir fırtına)پتھروں کی بارش ḥāṣiban
Then you would knowbileceksinizپس عنقریب تم جان لو گے fasataʿlamūna hownasıldırکیسے تھا kayfa (was) My warningtehdidimڈراؤ میرا nadhīri١٧ And indeedve andolsunاور البتہ تحقیق walaqad deniedyalanladılarجھٹلایا kadhaba thosekimselerان لوگوں نے alladhīna fromonlardan öncekiجو min before themان سے پہلے تھے qablihim and howama nasıl?تو کس طرح fakayfa
wasolduتھی kāna My rejectionbenim inkarımپکڑ میری nakīri١٨ Do notgörmüyorlar mı?کیا بھلا نہیں awalam they seeانہوں نے دیکھا yaraw [to]uçan kuşlarıطرف ilā the birdsپرندوں کی l-ṭayri above themüstlerindeان کے اوپر fawqahum spreading (their wings)sıra sıraصف بستہ ṣāffātin and foldingaçıp yumarakاور سمیٹ لیتے ہیں wayaqbiḍ'na Notonları (havada) tutmuyorنہیں
holds themتھامتا ان کو yum'sikuhunna exceptbaşkasıمگر illā the Most GraciousRahman'danرحمن l-raḥmānu Indeed, Hedoğrusu Oبیشک وہ innahu (is) of everyherہر bikulli thingşeyiچیز کو shayin All-Seergörmektedirدیکھنے والا ہے baṣīrun١٩ Who isyahut kimdir?یا کون ہے amman thisşuیہ hādhā the oneolanجو alladhī
heoوہ huwa (is) an armyaskerinizلشکر ہو jundun for yousizinتمہارا lakum to help yousize yardım edecekجو مدد کرے تمہاری yanṣurukum fromdışında min besidesسوا dūni the Most GraciousRahman'nınرحمن کے l-raḥmāni Nothayırنہیں ہیں ini (are) the disbelieverskafirlerکافر l-kāfirūna butancakمگر illā iniçindedirlerمیں delusionderin bir gaflet ve aldanmaدھوکے ghurūrin
٢٠ Who isyahut kimdir?یا کون ہے amman thisoوہ hādhā the oneolanجو alladhī to provide yousize rızık verecekرزق دے گا تم کو yarzuqukum ifeğerاگر in He withheldtutacak olursaتھام لیا۔ روک لیا اس نے amsaka His provisionO rızkınıرزق اپنا riz'qahu Naydoğrusuبلکہ bal they persistonlar direnmektedirlerوہ اڑے ہوئے ہیں lajjū iniçindeمیں prideazgınlıkسرکشی ʿutuwwin
and aversionve nefretبھاگنے میں wanufūrin٢١ Then is he whokimse mi?کیا پھر جو afaman walksyürüyenچلتا ہے yamshī fallenkapanarakسرنگوں ہوکر۔ سر جھکا کر mukibban onyüzüstüپر ʿalā his faceاپنے چہرے wajhihi better guideddoğru giderزیادہ ہدایت یافتہ ہے ahdā or (he) whoyoksa kimse mi?یا جو amman walksyürüyenچلتا ہے yamshī uprightdüzgünسیدھا sawiyyan
onüzerindeپر ʿalā (the) Pathyolراستے ṣirāṭin Straightdosdoğruسیدھے mus'taqīmin٢٢ Sayde kiکہہ دیجئے qul HeO'durوہ ذات ہے huwa (is) the One Whosizi yaratanجس نے alladhī produced youپیدا کیا تم کو ansha-akum and madeve verenاور بنائے اس نے wajaʿala for yousizeتمہارے لیے lakumu the hearingişitme (duyusu)کان l-samʿa
and the visionve gözlerاور آنکھیں wal-abṣāra and the feelingsve gönüllerاور دل wal-afidata Littlene kadar azکتنا تھوڑا qalīlan (is) whatşükrediyorsunuz you give thanksتم شکر ادا کرتے ہو tashkurūna٢٣ Sayde kiکہہ دیجئے qul HeO'durوہ اللہ وہ ذات ہے huwa (is) the One Whosizi üretenجس نے alladhī multiplied youپھیلایا تم کو dhara-akum
inyerdeمیں the earthزمین l-arḍi and to Himve O'naاور اسی کی طرف wa-ilayhi you will be gatheredhuzuruna toplanacaksınızتم سمیٹے جاؤ گے tuḥ'sharūna٢٤ And they sayve diyorlarاور وہ کہتے ہیں wayaqūlūna Whenne zaman?کب ہے matā (is) thisbuیہ hādhā promisetehdid(ettiğiniz azab)وعدہ l-waʿdu ifeğerاگر ہو in you areisenizتم kuntum
truthfuldoğru (söylüyor)سچے ṣādiqīna٢٥ Sayde kiکہہ دیجئے qul Onlyşüphesizبیشک innamā the knowledgebilgiعلم l-ʿil'mu (is) withyanındadırپاس ہے ʿinda AllahAllah'ınاللہ کے l-lahi and onlyve ancakاور بیشک wa-innamā I ambenمیں anā a warnerbir uyarıcıyımڈرانے والا ہوں nadhīrun clearapaçıkکھلم کھلا mubīnun٢٦
٥٦٤
‹ 562page 563 of the printed Mushaf564 ›