سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ ١٦

We will brand himbiz onu damgalayacağızعنقریب ہم داغ دیں گے اس کو۔ داغ لگائیں گے اس کوsanasimuhuonüzeriniاوپرʿalāthe snoutburnununناک کےl-khur'ṭūmi

16 We will brand him upon the snout.

16 Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.

16 Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.

16 ہم عنقریب اس کی ناک پر داغ لگائیں گے

16 عنقریب ہم اُس کی سُونڈ پر داغ لگائیں گے۔ 1

إِنَّا بَلَوۡنَـٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواۡ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ ١٧

Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نےinnāhave tried thembunlara da bela verdikآزمائش میں ڈالا ہم نے ان کوbalawnāhumasgibiجیسا کہkamāWe triedbela verdiğimizآزمایا ہم نےbalawnā(the) companionssahiplerineوالوں کوaṣḥāba(of) the gardenbahçeباغl-janatiwhenhaniجبidhthey sworeonlar yemin etmişlerdiانہوں نے قسم کھائیaqsamūto pluck its fruitbahçeyi mutlaka devşireceklerineالبتہ ضرور کاٹ لیں گے اس کوlayaṣrimunnahā(in the) morningsabah oluncaصبح سویرےmuṣ'biḥīna

17 Indeed, We have tried them as We tried the companions of the garden, when they swore to cut its fruit in the [early] morning

17 Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.

17 Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

17 ہم نے ان لوگوں کی اسی طرح آزمائش کی ہے جس طرح باغ والوں کی آزمائش کی تھی۔ جب انہوں نے قسمیں کھا کھا کر کہا کہ صبح ہوتے ہوتے ہم اس کا میوہ توڑ لیں گے

17 ہم نے اِن (اہلِ مکّہ)کو اُسی طرح آزمائش میں ڈالا ہے جس طرح ایک باغ کے مالکوں کو آزمائش  میں ڈالا تھا، 1 جب اُنہوں نے قسم کھائی کے صبح و سویرے  ضرور اپنے باغ کے پھل توڑیں گے

وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ ١٨

And notveاور نہwalāmaking exceptionistisna da etmiyorlardıوہ استثناء کررہے تھےyastathnūna

18 Without making exception.

18 Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.

18 İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).

18 اور انشاء الله نہ کہا

18 اور وہ کوئی استثناء نہیں کر رہے تھے۔ 1

فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ ١٩

So there camefakat sardıتو پھر گیاfaṭāfaupon itonuاس پرʿalayhāa visitationdolaşıcı bir belaایک پھرنے والاṭāifunfromRabbindenطرف سےminyour Lordتیرے رب کیrabbikawhile theyve onlarاور وہwahumwere asleepuyurlarkenسو رہے تھےnāimūna

19 So there came upon the garden an affliction from your Lord while they were asleep.

19 Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.

19 Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,

19 سو وہ ابھی سو ہی رہے تھے کہ تمہارے پروردگار کی طرف سے (راتوں رات) اس پر ایک آفت پھر گئی

19 رات کو وہ سوئے پڑے تھے کہ تمہارے رب کی طرف سے ایک بلا اس باغ پر پھر گئی

فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ ٢٠

So it became(bahçe) kesiliverdiتو ہوگیا وہ باغfa-aṣbaḥatas if reapedsimsiyahجڑکٹا۔ مانند جڑ کئے کےkal-ṣarīmi

20 And it became as though reaped.

20 Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.

20 Bahçe simsiyah kesiliverdi.

20 تو وہ ایسا ہوگیا جیسے کٹی ہوئی کھیتی

20 اور اُس کا حال ایسا ہو گیا جیسے کٹی ہوئی فصل ہو

فَتَنَادَوۡاۡ مُصۡبِحِينَ ٢١

And they called one anotherbirbirlerine seslendilerتو ایک دوسرے کو پکارے لگےfatanādaw(at) morningsabahleyinصبح سویرےmuṣ'biḥīna

21 And they called one another at morning,

21 Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.

21 Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:

21 جب صبح ہوئی تو وہ لوگ ایک دوسرے کو پکارنے لگے

21 صبح اُن لوگوں نے ایک دوسرے کو پکارا

أَنِ ٱغۡدُواۡ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَـٰرِمِينَ ٢٢

ThatdiyeکہaniGo earlyerkenden gidinچلوigh'dūtoekininizeپرʿalāyour cropاپنے کھیتḥarthikumifeğerاگرinyou woulddevşireceksenizہو تمkuntumpluck (the) fruitکاٹنے والےṣārimīna

22 [Saying], "Go early to your crop if you would cut the fruit."

22 Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.

22 "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.

22 اگر تم کو کاٹنا ہے تو اپنی کھیتی پر سویرے ہی جا پہنچو

22 کہ اگر پھل توڑنے ہیں تو سویرے سویرے  اپنی کھیتی کی طرف نکل چلو۔ 1

فَٱنطَلَقُواۡ وَهُمۡ يَتَخَـٰفَتُونَ ٢٣

So they wentderken yürüdülerتو وہ چل دئیےfa-inṭalaqūwhile theyve onlarاور وہwahumlowered (their) voicesfısıldaşıyorlardıچپکے چپکے باتیں کررہے تھےyatakhāfatūna

23 So they set out, while lowering their voices,

23 "Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

23 Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.

23 تو وہ چل پڑے اور آپس میں چپکے چپکے کہتے جاتے تھے

23 چنانچہ وہ چل پڑے اور آپس میں چپکے چپکے کہتے جاتے تھے

أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينٌ ٢٤

ThatdiyeکہanNotsakın sokulmasınنہیںwill enter itداخل ہوگا اس پرyadkhulannahātodaybugünآجl-yawmaupon youyanınızaتم پرʿalaykumany poor personhiçbir yoksulکوئی مسکینmis'kīnun

24 [Saying], "There will surely not enter it today upon you [any] poor person."

24 "Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

24 "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.

24 آج یہاں تمہارے پاس کوئی فقیر نہ آنے پائے

24 کہ آج کوئی مسکین تمہارے پاس باغ میں نہ آنے پائے

وَغَدَوۡاۡ عَلَىٰ حَرۡدٍ قَـٰدِرِينَ ٢٥

And they went earlyve erkenden gittilerاور وہ صبح سویرے گئےwaghadawwithengellemeyeاوپرʿalādeterminationبخیلی کے۔ بخل کرتے ہوئےḥardinablegüçleri yettiği haldeجیسا کہ قدرت رکھنے والے ہوںqādirīna

25 And they went early in determination, [assuming themselves] able.

25 Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.

25 (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.

25 اور کوشش کے ساتھ سویرے ہی جا پہنچے (گویا کھیتی پر) قادر ہیں

25 وہ کچھ نہ دینے کا فیصلہ کیے ہوئے صبح سویرے جلدی جلدی 1 اس طرح وہاں گئے جیسے کہ وہ (پھل توڑنے پر)قادر ہیں

فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاۡ إِنَّا لَضَآلُّونَ ٢٦

But whenfakatتو جبfalammāthey saw itbahçeyi görünceانہوں نے دیکھا اس کوra-awhāthey saiddedilerکہنے لگےqālūIndeed, weelbette bizبیشک ہمinnā(are) surely lostbiz (yolu) şaşırdıkالبتہ بھٹک گئے ہیںlaḍāllūna

26 But when they saw it, they said, "Indeed, we are lost;

26 Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.

26 Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler.

26 جب باغ کو دیکھا تو (ویران) کہنے لگے کہ ہم رستہ بھول گئے ہیں

26 مگر جب باغ کو دیکھا تو کہنے لگے "ہم راستہ بھول گئے ہیں

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ٢٧

Nayhayır(نہیں) بلکہbalWebizہمnaḥnu(are) deprivedmahrum bırakıldıkمحروم کردئیے گئے ہیںmaḥrūmūna

27 Rather, we have been deprived."

27 Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.

27 "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).

27 نہیں بلکہ ہم (برگشتہ نصیب) بےنصیب ہیں

27 نہیں، بلکہ ہم محروم رہ گئے۔“ 1

قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ ٢٨

Saiddediبولاqāla(the) most moderate of themorta yol üzere olanlarıان کا درمیانہ۔ ان کا بہتر شخصawsaṭuhumDid notben demedim mi?کیا نہیںalamI tellمیں نے کہا تھاaqulyousizeتم سےlakum'Why notgerekmez miydi?کیوں نہیںlawlāyou glorify (Allah)?'tesbih etmenizتم تسبیح کرتےtusabbiḥūna

28 The most moderate of them said, "Did I not say to you, 'Why do you not exalt [Allah]?' "

28 Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.

28 İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"

28 ایک جو اُن میں فرزانہ تھا بولا کہ کیا میں نے تم سے نہیں کہا تھا کہ تم تسبیح کیوں نہیں کرتے؟

28 اُن میں جو سب سے بہتر آدمی تھا اُس نے کہا”میں نے تم سے کہا نہ تھا کہ تم تسبیح  کیوں نہیں کرتے؟“ 1

قَالُواۡ سُبۡحَـٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ ٢٩

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūGlory betesbih ederizپاک ہےsub'ḥāna(to) our LordRabbimiziرب ہماراrabbināIndeed, wedoğrusu bizبیشک ہمinnā[we] werezulmedenlermişizتھے ہمkunnāwrongdoersظالمẓālimīna

29 They said, "Exalted is our Lord! Indeed, we were wrongdoers."

29 "Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.

29 "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).

29 (تب) وہ کہنے لگے کہ ہمارا پروردگار پاک ہے بےشک ہم ہی قصوروار تھے

29 و ہ پکار اٹھے پاک ہے ہمارا رب، واقعی ہم گناہ گار تھے

فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٍ يَتَلَـٰوَمُونَ ٣٠

Then approacheddönüp başladılarتو متوجہ ہواfa-aqbalasome of thembir kısmıان کا بعضbaʿḍuhumtodiğeriniپرʿalāothersبعضbaʿḍinblaming each otherkınamağaآپس میں ملامت کرتے ہوئےyatalāwamūna

30 Then they approached one another, blaming each other.

30 Birbirlerini yermeye başladılar.

30 Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.

30 پھر لگے ایک دوسرے کو رو در رو ملامت کرنے

30 پھر اُن میں سے ہر ایک دوسرے کو ملامت کرنے لگا۔ 1

قَالُواۡ يَـٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَـٰغِينَ ٣١

They saiddedilerانہوں نے کہاqālūO woe to usey yazık bizeہائے افسوس ہم پرyāwaylanāIndeed, weelbette bizبیشک ہمinnā[we] wereazgınlarmışızتھے ہمkunnātransgressorsسرکشṭāghīna

31 They said, "O woe to us; indeed we were transgressors.

31 Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."

31 Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.

31 کہنے لگے ہائے شامت ہم ہی حد سے بڑھ گئے تھے

31 آخر کو انہوں نے کہا "افسوس ہمارے حال پر، بے شک ہم سرکش ہو گئے تھے

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرًا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رٰغِبُونَ ٣٢

Perhapsbelkiامید ہے کہʿasāour LordRabbimizہمارا ربrabbunā[that]bize onun yerine verirکہanwill substitute for usبدل کردے ہم کوyub'dilanāa betterdaha iyisiniبہترkhayranthan itondanاس سےmin'hāIndeed, weelbette bizبیشک ہمinnātoRabbimiziطرفilāour Lordاپنے رب کیrabbināturn devoutlyarzulayanlarızرغبت کرنے والے ہیںrāghibūna

32 Perhaps our Lord will substitute for us [one] better than it. Indeed, we are toward our Lord desirous."

32 "Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."

32 Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.

32 امید ہے کہ ہمارا پروردگار اس کے بدلے میں ہمیں اس سے بہتر باغ عنایت کرے ہم اپنے پروردگار کی طرف سے رجوع لاتے ہیں

32 بعید نہیں کہ ہمارا رب ہمیں بدلے میں اِس سے بہتر باغ عطا فرمائے، ہم اپنے رب کی طرف رجوع کرتے ہیں"

كَذٰلِكَ ٱلۡعَذَابُ‌ۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأَخِرَةِ أَكۡبَرُ‌ۚ لَوۡ كَانُواۡ يَعۡلَمُونَ ٣٣

Suchişte böyledirاسی طرح ہوتا ہے۔ ایسا ہوتا ہےkadhālika(is) the punishmentazabعذابl-ʿadhābuAnd surely the punishmentve azabı iseاور البتہ عذابwalaʿadhābu(of) the Hereafterahiretآخرت کاl-ākhirati(is) greaterdaha büyüktürزیادہ بڑا ہےakbaruifkeşkeکاشlawtheyidiوہ ہوتےkānūknowbilselerوہ جانتےyaʿlamūna

33 Such is the punishment [of this world]. And the punishment of the Hereafter is greater, if they only knew.

33 İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!

33 İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.

33 (دیکھو) عذاب یوں ہوتا ہے۔ اور آخرت کا عذاب اس سے کہیں بڑھ کر ہے۔ کاش! یہ لوگ جانتے ہوتے

33 ایسا ہوتا ہے عذاب اور آخرت کا عذاب اِس سے بھی بڑا ہے، کاش یہ لوگ اِس کو جانتے

إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ ٣٤

Indeedşüphesizبیشکinnafor the righteousmuttakiler için vardırمتقی لوگوں کے لیےlil'muttaqīnawithkatındaنزدیکʿindatheir LordRableriان کے رب کےrabbihim(are) Gardensbahçeleriباغات ہیںjannāti(of) Delightni'metنعمتوں والےl-naʿīmi

34 Indeed, for the righteous with their Lord are the Gardens of Pleasure.

34 Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.

34 Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.

34 پرہیزگاروں کے لئے ان کے پروردگار کے ہاں نعمت کے باغ ہیں

34 1 یقیناً خدا ترس لوگوں کے لیے اُن کے ربّ  کے ہاں نعمت بھری جنّتیں ہیں

أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ ٣٥

Then will We treatbiz yapar mıyız?کیا بھلا ہم کردیںafanajʿaluthe Muslimsmüslümanlarıمسلمانوں کو۔ فرماں بردار کوl-mus'limīnalike the criminalssuçlular gibiمجرموں کی طرحkal-muj'rimīna

35 Then will We treat the Muslims like the criminals?

35 Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?

35 Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?

35 کیا ہم فرمانبرداروں کو نافرمانوں کی طرف (نعمتوں سے) محروم کردیں گے؟

35 کیا ہم فرماں برداروں کا حال مجرموں کا سا کر دیں؟

مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ ٣٦

Whatneyiniz var?کیا ہے(is) for youتم کوlakumHownasılکیسےkayfa(do) you judgehüküm veriyorsunuzتم فیصلے کرتے ہوtaḥkumūna

36 What is [the matter] with you? How do you judge?

36 Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

36 Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?

36 تمہیں کیا ہوگیا ہے کیسی تجویزیں کرتے ہو؟

36 تم لوگوں کو کیا ہو گیا ہے، تم کیسے حکم لگاتے ہو؟ 1

أَمۡ لَكُمۡ كِتَـٰبٌ فِيهِ تَدۡرُسُونَ ٣٧

Oryoksaیاam(is) for yousizin var mı?تمہارے لیےlakuma bookbir Kitabınızکوئی کتابkitābunwhereinonda (mı?)جس میںfīhiyou learnokuyorsunuzتم پڑھتے ہوtadrusūna

37 Or do you have a scripture in which you learn

37 Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?

37 Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?

37 کیا تمہارے پاس کوئی کتاب ہے جس میں (یہ) پڑھتے ہو

37 کیا تمہارے پاس کوئی کتاب ہے 1 جس میں تم یہ پڑھتے ہو

إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ ٣٨

Indeedşüphesizبیشکinnafor yousizin için varتمہارے لیےlakumin itondaاس میںfīhiwhather şeyالبتہ وہ ہے جوlamāyou chooseistediğinizتم پسند کرو۔ اختیار کروtakhayyarūna

38 That indeed for you is whatever you choose?

38 Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.

38 O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı?

38 کہ جو چیز تم پسند کرو گے وہ تم کو ضرور ملے گی

38 کہ تمہارے لیے ضرور وہاں وہی کچھ ہے جو تم اپنے لیے پسند کرتے ہو؟

أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَـٰنٌ عَلَيۡنَا بَـٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَـٰمَةِ‌ۙ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ ٣٩

Oryoksaیاamfor yousizin -mı var?تمہارے لیےlakumoathsکوئی عہد ہیں۔ قسمیں ہیںaymānunfrom usüzerimizdeہم پرʿalaynāreachingsürecekباقی رہنے والیbālighatuntokadarتکilā(the) Daygününeدنyawmi(of) the Resurrectionkıyametقیامت کےl-qiyāmatiindeedşüphesizبیشکinnafor yousizindirتمہارے لیےlakum(is) whatneالبتہ وہ ہےlamāyou judgehükmedersenizجو تم فیصلہ کرو گےtaḥkumūna

39 Or do you have oaths [binding] upon Us, extending until the Day of Resurrection, that indeed for you is whatever you judge?

39 Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?

39 Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?

39 یا تم نے ہم سے قسمیں لے رکھی ہیں جو قیامت کے دن تک چلی جائیں گی کہ جس شے کا تم حکم کرو گے وہ تمہارے لئے حاضر ہوگی

39 یا پھر کیا تمہارے لیے روز قیامت تک ہم پر کچھ عہد و پیمان ثابت ہیں کہ تمہیں وہی کچھ ملے گا جس کا تم حکم لگاؤ؟

سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذٰلِكَ زَعِيمٌ ٤٠

Ask themsor onlaraپوچھو ان سےsalhumwhich of themonların hangisi?کون سا ان میں سےayyuhumfor thatbunaساتھ اس کےbidhālika(is) responsiblekefildirضامن ہےzaʿīmun

40 Ask them which of them, for that [claim], is responsible.

40 Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"

40 Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?

40 ان سے پوچھو کہ ان میں سے اس کا کون ذمہ لیتا ہے؟

40 اِن سے پوچھو تم میں سے کون اِس کا ضامن ہے؟ 1

أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواۡ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواۡ صَـٰدِقِينَ ٤١

Oryoksaیاam(are) for themkendilerinin -mı var?ان کے لیےlahumpartnersکچھ شریک ہیںshurakāuThen let them bringo halde çağırsınlarپس چاہیے کہ لے آئیںfalyatūtheir partnersortaklarınıاپنے شریکوں کوbishurakāihimifeğerاگرinthey areiselerہیں وہkānūtruthfuldoğrulardanسچےṣādiqīna

41 Or do they have partners? Then let them bring their partners, if they should be truthful.

41 Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.

41 Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.

41 کیا (اس قول میں) ان کے اور بھی شریک ہیں؟ اگر یہ سچے ہیں تو اپنے شریکوں کو لا سامنے کریں

41 یا پھر اِن کے ٹھہرائے ہوئے کچھ شریک ہیں(جنہوں نے اِس کا ذمّہ لیا ہو)؟ یہ بات ہے تو لائیں اپنے شریکوں کو اگر یہ سچے ہیں۔ 1

يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ ٤٢

(The) Daygünجس دنyawmawill be uncoveredaçılacağı sıvanacağı'کھول دیاجائے گاyuk'shafufrombacaklarınسےʿanthe shinپنڈلیsāqinand they will be calledve da'vet edilecekleriاور وہ بلائے جائیں گےwayud'ʿawnatosecdeye;طرفilāprostrateسجدوں کےl-sujūdibut notgüçleri yetmezتو نہfalāthey will be ableوہ استطاعت رکھتے ہوں گےyastaṭīʿūna

42 The Day the shin will be uncovered and they are invited to prostration but the disbelievers will not be able,

42 O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.

42 O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.

42 جس دن پنڈلی سے کپڑا اٹھا دیا جائے گا اور کفار سجدے کے لئے بلائے جائیں گے تو سجدہ نہ کرسکیں گے

42 جس روز سخت وقت آپڑے گا 1 اور لوگوں کو سجدہ کرنے کے لیے بلایا جائے گا  تو یہ لوگ سجدہ نہ کر سکیں گے

Surah 68 / Al-Qalam / The Pen سورة القلم 566
We will brand himbiz onu damgalayacağızعنقریب ہم داغ دیں گے اس کو۔ داغ لگائیں گے اس کو sanasimuhu onüzeriniاوپر ʿalā the snoutburnununناک کے l-khur'ṭūmi١٦ Indeed, Weelbette bizبیشک ہم نے innā have tried thembunlara da bela verdikآزمائش میں ڈالا ہم نے ان کو balawnāhum asgibiجیسا کہ kamā We triedbela verdiğimizآزمایا ہم نے balawnā (the) companionssahiplerineوالوں کو aṣḥāba (of) the gardenbahçeباغ l-janati whenhaniجب idh they sworeonlar yemin etmişlerdiانہوں نے قسم کھائی aqsamū
to pluck its fruitbahçeyi mutlaka devşireceklerineالبتہ ضرور کاٹ لیں گے اس کو layaṣrimunnahā (in the) morningsabah oluncaصبح سویرے muṣ'biḥīna١٧ And notveاور نہ walā making exceptionistisna da etmiyorlardıوہ استثناء کررہے تھے yastathnūna١٨ So there camefakat sardıتو پھر گیا faṭāfa upon itonuاس پر ʿalayhā a visitationdolaşıcı bir belaایک پھرنے والا ṭāifun fromRabbindenطرف سے min your Lordتیرے رب کی rabbika
while theyve onlarاور وہ wahum were asleepuyurlarkenسو رہے تھے nāimūna١٩ So it became(bahçe) kesiliverdiتو ہوگیا وہ باغ fa-aṣbaḥat as if reapedsimsiyahجڑکٹا۔ مانند جڑ کئے کے kal-ṣarīmi٢٠ And they called one anotherbirbirlerine seslendilerتو ایک دوسرے کو پکارے لگے fatanādaw (at) morningsabahleyinصبح سویرے muṣ'biḥīna٢١ Thatdiyeکہ ani
Go earlyerkenden gidinچلو igh'dū toekininizeپر ʿalā your cropاپنے کھیت ḥarthikum ifeğerاگر in you woulddevşireceksenizہو تم kuntum pluck (the) fruitکاٹنے والے ṣārimīna٢٢ So they wentderken yürüdülerتو وہ چل دئیے fa-inṭalaqū while theyve onlarاور وہ wahum lowered (their) voicesfısıldaşıyorlardıچپکے چپکے باتیں کررہے تھے yatakhāfatūna٢٣
Thatdiyeکہ an Notsakın sokulmasınنہیں will enter itداخل ہوگا اس پر yadkhulannahā todaybugünآج l-yawma upon youyanınızaتم پر ʿalaykum any poor personhiçbir yoksulکوئی مسکین mis'kīnun٢٤ And they went earlyve erkenden gittilerاور وہ صبح سویرے گئے waghadaw withengellemeyeاوپر ʿalā determinationبخیلی کے۔ بخل کرتے ہوئے ḥardin ablegüçleri yettiği haldeجیسا کہ قدرت رکھنے والے ہوں qādirīna٢٥ But whenfakatتو جب falammā
they saw itbahçeyi görünceانہوں نے دیکھا اس کو ra-awhā they saiddedilerکہنے لگے qālū Indeed, weelbette bizبیشک ہم innā (are) surely lostbiz (yolu) şaşırdıkالبتہ بھٹک گئے ہیں laḍāllūna٢٦ Nayhayır(نہیں) بلکہ bal Webizہم naḥnu (are) deprivedmahrum bırakıldıkمحروم کردئیے گئے ہیں maḥrūmūna٢٧ Saiddediبولا qāla (the) most moderate of themorta yol üzere olanlarıان کا درمیانہ۔ ان کا بہتر شخص awsaṭuhum Did notben demedim mi?کیا نہیں alam I tellمیں نے کہا تھا aqul
yousizeتم سے lakum 'Why notgerekmez miydi?کیوں نہیں lawlā you glorify (Allah)?'tesbih etmenizتم تسبیح کرتے tusabbiḥūna٢٨ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū Glory betesbih ederizپاک ہے sub'ḥāna (to) our LordRabbimiziرب ہمارا rabbinā Indeed, wedoğrusu bizبیشک ہم innā [we] werezulmedenlermişizتھے ہم kunnā wrongdoersظالم ẓālimīna٢٩ Then approacheddönüp başladılarتو متوجہ ہوا fa-aqbala
some of thembir kısmıان کا بعض baʿḍuhum todiğeriniپر ʿalā othersبعض baʿḍin blaming each otherkınamağaآپس میں ملامت کرتے ہوئے yatalāwamūna٣٠ They saiddedilerانہوں نے کہا qālū O woe to usey yazık bizeہائے افسوس ہم پر yāwaylanā Indeed, weelbette bizبیشک ہم innā [we] wereazgınlarmışızتھے ہم kunnā transgressorsسرکش ṭāghīna٣١ Perhapsbelkiامید ہے کہ ʿasā
our LordRabbimizہمارا رب rabbunā [that]bize onun yerine verirکہ an will substitute for usبدل کردے ہم کو yub'dilanā a betterdaha iyisiniبہتر khayran than itondanاس سے min'hā Indeed, weelbette bizبیشک ہم innā toRabbimiziطرف ilā our Lordاپنے رب کی rabbinā turn devoutlyarzulayanlarızرغبت کرنے والے ہیں rāghibūna٣٢ Suchişte böyledirاسی طرح ہوتا ہے۔ ایسا ہوتا ہے kadhālika (is) the punishmentazabعذاب l-ʿadhābu And surely the punishmentve azabı iseاور البتہ عذاب walaʿadhābu
(of) the Hereafterahiretآخرت کا l-ākhirati (is) greaterdaha büyüktürزیادہ بڑا ہے akbaru ifkeşkeکاش law theyidiوہ ہوتے kānū knowbilselerوہ جانتے yaʿlamūna٣٣ Indeedşüphesizبیشک inna for the righteousmuttakiler için vardırمتقی لوگوں کے لیے lil'muttaqīna withkatındaنزدیک ʿinda their LordRableriان کے رب کے rabbihim (are) Gardensbahçeleriباغات ہیں jannāti (of) Delightni'metنعمتوں والے l-naʿīmi
٣٤ Then will We treatbiz yapar mıyız?کیا بھلا ہم کردیں afanajʿalu the Muslimsmüslümanlarıمسلمانوں کو۔ فرماں بردار کو l-mus'limīna like the criminalssuçlular gibiمجرموں کی طرح kal-muj'rimīna٣٥ Whatneyiniz var?کیا ہے (is) for youتم کو lakum Hownasılکیسے kayfa (do) you judgehüküm veriyorsunuzتم فیصلے کرتے ہو taḥkumūna٣٦ Oryoksaیا am
(is) for yousizin var mı?تمہارے لیے lakum a bookbir Kitabınızکوئی کتاب kitābun whereinonda (mı?)جس میں fīhi you learnokuyorsunuzتم پڑھتے ہو tadrusūna٣٧ Indeedşüphesizبیشک inna for yousizin için varتمہارے لیے lakum in itondaاس میں fīhi whather şeyالبتہ وہ ہے جو lamā you chooseistediğinizتم پسند کرو۔ اختیار کرو takhayyarūna٣٨ Oryoksaیا am for yousizin -mı var?تمہارے لیے lakum oathsکوئی عہد ہیں۔ قسمیں ہیں aymānun
from usüzerimizdeہم پر ʿalaynā reachingsürecekباقی رہنے والی bālighatun tokadarتک ilā (the) Daygününeدن yawmi (of) the Resurrectionkıyametقیامت کے l-qiyāmati indeedşüphesizبیشک inna for yousizindirتمہارے لیے lakum (is) whatneالبتہ وہ ہے lamā you judgehükmedersenizجو تم فیصلہ کرو گے taḥkumūna٣٩ Ask themsor onlaraپوچھو ان سے salhum which of themonların hangisi?کون سا ان میں سے ayyuhum
for thatbunaساتھ اس کے bidhālika (is) responsiblekefildirضامن ہے zaʿīmun٤٠ Oryoksaیا am (are) for themkendilerinin -mı var?ان کے لیے lahum partnersکچھ شریک ہیں shurakāu Then let them bringo halde çağırsınlarپس چاہیے کہ لے آئیں falyatū their partnersortaklarınıاپنے شریکوں کو bishurakāihim ifeğerاگر in they areiselerہیں وہ kānū truthfuldoğrulardanسچے ṣādiqīna٤١
(The) Daygünجس دن yawma will be uncoveredaçılacağı sıvanacağı'کھول دیاجائے گا yuk'shafu frombacaklarınسے ʿan the shinپنڈلی sāqin and they will be calledve da'vet edilecekleriاور وہ بلائے جائیں گے wayud'ʿawna tosecdeye;طرف ilā prostrateسجدوں کے l-sujūdi but notgüçleri yetmezتو نہ falā they will be ableوہ استطاعت رکھتے ہوں گے yastaṭīʿūna٤٢
٥٦٦
‹ 564page 565 of the printed Mushaf566 ›