خَـٰشِعَةً أَبۡصَـٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةٌ‌ۖ وَقَدۡ كَانُواۡ يُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمۡ سَـٰلِمُونَ ٤٣

Humbledkorkuylaنیچی ہوں گیkhāshiʿatantheir eyesgözleriان کی نگاہیںabṣāruhumwill cover themonları kaplarچھا رہی ہوگی ان پرtarhaquhumhumiliationbir zilletذلتdhillatunAnd indeedhalbukiاور تحقیقwaqadthey wereda'vet edilirlerdiتھے وہkānūcalledبلائے جاتےyud'ʿawnatosecdeyeطرفilāprostrateسجدوں کیl-sujūdiwhile theyonlarاور وہwahum(were) soundsağlam ikenصحیح سلامت تھےsālimūna

43 Their eyes humbled, humiliation will cover them. And they used to be invited to prostration while they were sound.

43 O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.

43 Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.

43 ان کی آنکھیں جھکی ہوئی ہوں گی اور ان پر ذلت چھا رہی ہوگی حالانکہ پہلے (اُس وقت) سجدے کے لئے بلاتے جاتے تھے جب کہ صحیح وسالم تھے

43 اِن کی نگاہیں نیچی ہوں گی، ذِلّت اِن پر چھا رہی ہوگی۔ یہ جب صحیح و سالم تھے اُس وقت اِنہیں سجدے کے لیے بلایا جاتا تھا(اور یہ انکار کرتے تھے)۔ 1

فَذَرۡنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَـٰذَا ٱلۡحَدِيثِ‌ۖ سَنَسۡتَدۡرِجُهُم مِّنۡ حَيۡثُ لَا يَعۡلَمُونَ ٤٤

So leave Mebana bırakپس چھوڑدو مجھ کوfadharnīand whoeverkimseyiاور جو کوئیwamandeniesyalanlayanجھٹلاتا ہےyukadhibuthisbuاسbihādhāStatementsözüبات کوl-ḥadīthiWe will progressively lead themonları derece derece yaklaştıracağızعنقریب ہم آہستہ آہستہ کھینچیں گے ان کوsanastadrijuhumfromyerdenسےminwhereجہاںḥaythunotbilmedikleriنہthey knowوہ جانتے ہوں گےyaʿlamūna

44 So leave Me, [O Muhammad], with [the matter of] whoever denies the Qur'an. We will progressively lead them [to punishment] from where they do not know.

44 Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.

44 Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.

44 تو مجھ کو اس کلام کے جھٹلانے والوں سے سمجھ لینے دو۔ ہم ان کو آہستہ آہستہ ایسے طریق سے پکڑیں گے کہ ان کو خبر بھی نہ ہوگی

44 پس اے نبیؐ ، تم اِس کلام کے جھٹلانے والوں کا معاملہ مجھ پر چھوڑ دو۔ 1 ہم ایسے طریقہ سے اِن کو بتدریج تباہی کی طرف لے جائیں گے کہ اِن کو خبر بھی نہ ہو گی۔ 2

وَأُمۡلِى لَهُمۡ‌ۚ إِنَّ كَيۡدِى مَتِينٌ ٤٥

And I will give respitemühlet veriyorumاور میں ڈھیل دے رہا ہوںwa-um'līto themonlaraان کے لیےlahumIndeeddoğrusuبیشکinnaMy planbenim tuzağımمیری چالkaydī(is) firmsağlamdırبہت پختہ ہےmatīnun

45 And I will give them time. Indeed, My plan is firm.

45 Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.

45 Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.

45 اور میں ان کو مہلت دیئے جاتا ہوں میری تدبیر قوی ہے

45 میں اِن کی رسّی دراز کر رہا ہوں ، میری چال 1 بڑی زبردست ہے

أَمۡ تَسۡــَٔلُهُمۡ أَجۡرًا فَهُم مِّن مَّغۡرَمٍ مُّثۡقَلُونَ ٤٦

Oryoksaیاamyou ask themsen istiyorsun (da)تم سوال کرتے ہو ان سےtasaluhuma paymentbir ücret (mi?)کسی اجر کاajranso theyonlardanتو وہfahumfromborçtan (dolayı)سےmin(the) debtتاوانmaghramin(are) burdenedağır bir yük altındadırlarدبے جاتے ہوںmuth'qalūna

46 Or do you ask of them a payment, so they are by debt burdened down?

46 Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.

46 Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

46 کیا تم ان سے کچھ اجر مانگتے ہو کہ ان پر تاوان کا بوجھ پڑ رہا ہے

46 کیا تم اِن سے کوئی اجر طلب کر رہے ہو کہ یہ اس چَٹّی کے بوجھ تلے دبے جارہے ہوں؟ 1

أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ ٤٧

Oryoksaیاam(is) with themyanlarında (mıdır?)ان کے پاسʿindahumuthe unseengaybکوئی غیب ہےl-ghaybuso theyonlarتو وہfahumwrite ityazıyorlarلکھ رہے ہیںyaktubūna

47 Or have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down?

47 Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?

47 Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

47 یا ان کے پاس غیب کی خبر ہے کہ (اسے) لکھتے جاتے ہیں

47 کیا اِن کے پاس غیب کا علم ہے جسے یہ لکھ رہے ہوں؟ 1

فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلۡحُوتِ إِذۡ نَادَىٰ وَهُوَ مَكۡظُومٌ ٤٨

So be patientsen sabretپس صبر کروfa-iṣ'birfor (the) decisionhükmüneحکم کے لیےliḥuk'mi(of) your LordRabbininاپنے رب کےrabbikaand (do) notveاور نہwalābeolmaتم ہوtakunlike (the) companionsahibi gibi (Yunus)مانند والے کےkaṣāḥibi(of) the fishbalıkمچھلیl-ḥūtiwhenhaniجبidhhe called outseslenmiştiاس نے پکاراnādāwhile heve oاور وہwahuwa(was) distressedsıkıntıdan yutkunarakغم سے بھرا ہوا تھاmakẓūmun

48 Then be patient for the decision of your Lord, [O Muhammad], and be not like the companion of the fish when he called out while he was distressed.

48 Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.

48 Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.

48 تو اپنے پروردگار کے حکم کے انتظار میں صبر کئے رہو اور مچھلی (کا لقمہ ہونے) والے یونس کی طرح رہو نا کہ انہوں نے (خدا) کو پکارا اور وہ (غم و) غصے میں بھرے ہوئے تھے

48 پس اپنے ربّ کا فیصلہ صادر ہونے تک صبر کرو 1 اور مچھلی والے (یونسؑ)کی طرح نہ ہو جاوٴ، 2 جب اُس نے پکارا تھا اور وہ غم سے بھرا ہو۱ تھا۔ 3

لَّوۡلَآ أَن تَدٰرَكَهُۥ نِعۡمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ مَذۡمُومٌ ٤٩

If noteğer olmasaydıاگر نہ ہوتی یہ باتlawlāthatona yetişmesiکہanovertook himپالیا اس کوtadārakahua Favorbir ni'metinایک نعمت نےniʿ'matunfromRabbindenسےminhis Lordاس کے رب کی طرفrabbihisurely he would have been thrownelbette atılırdıالبتہ پھینک دیا جاتاlanubidhaonto (the) naked shoreçıplak bir yereچٹیل میدان میںbil-ʿarāiwhile heve oاور وہwahuwa(was) blamedkınananrakمذموم ہوتاmadhmūmun

49 If not that a favor from his Lord overtook him, he would have been thrown onto the naked shore while he was censured.

49 Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.

49 Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.

49 اگر تمہارے پروردگار کی مہربانی ان کی یاوری نہ کرتی تو وہ چٹیل میدان میں ڈال دیئے جاتے اور ان کا حال ابتر ہوجاتا

49 اگر اس کے ربّ کی مہربانی اُس کے شاملِ حال نہ ہو جاتی تو وہ مذموُم ہو کر چَٹیل میدان میں پھینک دیا جاتا۔ 1

فَٱجۡتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ٥٠

But chose himonun du'asını kabul ettiتو چن لیا اس کوfa-ij'tabāhuhis LordRabbiاس کے رب نےrabbuhuand made himve onu yaptıتو بنادیا اس کوfajaʿalahuofsalihlerdenمیں سےminathe righteousصالح لوگوںl-ṣāliḥīna

50 And his Lord chose him and made him of the righteous.

50 Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.

50 Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.

50 پھر پروردگار نے ان کو برگزیدہ کرکے نیکوکاروں میں کرلیا

50 آخرکار اُس کے رب نے اسے برگزیدہ فرما لیا اور اِسے صالح بندوں میں شامل کر دیا

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ لَيُزۡلِقُونَكَ بِأَبۡصَـٰرِهِمۡ لَمَّا سَمِعُواۡ ٱلذِّكۡرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجۡنُونٌ ٥١

And indeedveاور بیشکwa-inwould almostneredeyseقریب ہے کہyakāduthose whokimselerوہ لوگalladhīnadisbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیاkafarūsurely make you slipseni devireceklerdiالبتہ پھیلا دیں گے آپ کوlayuz'liqūnakawith their lookgözleriyleاپنی نگاہوں سےbi-abṣārihimwhenzamanجبlammāthey hearişittikleriوہ سنتے ہیںsamiʿūthe MessageZikr(Kur'an)'ıذکر کوl-dhik'raand they sayve diyorlardıاور وہ کہتے ہیںwayaqūlūnaIndeed, heşüphesiz Oبیشک وہinnahu(is) surely madmecnundurالبتہ مجنون ہےlamajnūnun

51 And indeed, those who disbelieve would almost make you slip with their eyes when they hear the message, and they say, "Indeed, he is mad."

51 Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.

51 O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.

51 اور کافر جب (یہ) نصیحت (کی کتاب) سنتے ہیں تو یوں لگتے ہیں کہ تم کو اپنی نگاہوں سے پھسلا دیں گے اور کہتے یہ تو دیوانہ ہے

51 جب یہ کافر لوگ کلامِ نصیحت (قرآن)سُنتے ہیں تو تمہیں ایسی نظروں سے دیکھتے ہیں کہ  گویا تمہارے قدم اُکھاڑ دیں گے، 1 اور کہتے ہیں کہ یہ ضرور دیوانہ ہے

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكۡرٌ لِّلۡعَـٰلَمِينَ ٥٢

And nothalbuki değildirاور نہیں ہےwamāit (is)oوہhuwabutbaşka bir şeyمگرillāa Reminderuyarıdanایک نصیحتdhik'runto the worldsalemler içinجہانوں کے لیےlil'ʿālamīna

52 But it is not except a reminder to the worlds.

52 Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.

52 Halbuki o âlemler için bir öğüttür.

52 اور (لوگو) یہ (قرآن) اہل عالم کے لئے نصیحت ہے

52 حالانکہ یہ تو سارے جہان والوں کے لیے ایک نصیحت ہے

●●●●●●

سُورَةُ الحاقة

Al-Haqqah / The Reality

Meccan  ◆  52 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

ٱلۡحَآقَّةُ ١

The Inevitable Realitygerçekleşenحق ہونے والی۔ ثابت ہونے والیal-ḥāqatu

1 The Inevitable Reality -

1 Gerçekleşecek olan!

1 (Gerçekleşecek) Kıyamet!

1 سچ مچ ہونے والی

1 ہونی شُدنی! 1

مَا ٱلۡحَآقَّةُ ٢

Whatnedir?کیا ہے(is) the Inevitable Realitygerçekleşenوہ ثابت ہوکررہنے والیl-ḥāqatu

2 What is the Inevitable Reality?

2 Nedir o gerçekleşecek olan gün?

2 Nedir, o Kıyamet?

2 وہ سچ مچ ہونے والی کیا ہے؟

2 کیا ہے وہ ہونی شدنی؟

وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ ٣

And whatnerden?اور کیاwamāwill make you knowbileceksinچیز بتائے تجھ کوadrākawhatne olduğunuکیا ہے(is) the Inevitable Realitygerçekleşeninوہ ثابت ہوکررہنے والیl-ḥāqatu

3 And what can make you know what is the Inevitable Reality?

3 Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?

3 Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?

3 اور تم کو کیا معلوم ہے کہ سچ مچ ہونے والی کیا ہے؟

3 اور تم کیا جانو کہ وہ کیا ہے ہونی شُدنی؟ 1

كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ ٤

DeniedyalanladılarجھٹلایاkadhabatThamudSemudثمود نےthamūduand Aadve 'Adاور عاد نےwaʿādunthe Striking Calamitybaşa çarpan olayıکھڑکا دینے والی کوbil-qāriʿati

4 Thamud and 'Aad denied the Striking Calamity.

4 Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.

4 Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.

4 کھڑکھڑانے والی (جس) کو ثمود اور عاد (دونوں) نے جھٹلایا

4 ثمود 1 اور عاد نے اُس اچانک ٹوٹ پڑنے والی  آفت 2 کو جھُٹلایا

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواۡ بِٱلطَّاغِيَةِ ٥

So as forbu yüzdenتو رہےfa-ammāThamudSemudثمودthamūduthey were destroyedhelak edildilerپس وہ ہلاک کہے گئےfa-uh'likūby the overpowering (blast)azgın bir vak'a ileاونچی آواز سےbil-ṭāghiyati

5 So as for Thamud, they were destroyed by the overpowering [blast].

5 Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.

5 Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.

5 سو ثمود تو کڑک سے ہلاک کردیئے گئے

5 تو ثمود ایک سخت حادثہ 1 سے ہلاک کیے گئے

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهۡلِكُواۡ بِرِيحٍ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةٍ ٦

And as forveاور رہےwa-ammāAadAd (kavmi ise)عادʿādunthey were destroyedhelak edildilerپس وہ ہلاک کیے گئےfa-uh'likūby a windbir kasırga ileساتھ ایک ہوا کےbirīḥinscreaminguğultuluپالے والی۔ تندṣarṣarinviolentazgınسرکش ۔ حد سے نکلنے والیʿātiyatin

6 And as for 'Aad, they were destroyed by a screaming, violent wind

6 Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.

6 Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.

6 رہے عاد تو ان کا نہایت تیز آندھی سے ستیاناس کردیا گیا

6 اور عاد ایک بڑی شدید طوفانی آندھی سے تباہ کر دیے گئے

سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالٍ وَثَمَـٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةٍ ٧

Which He imposedonu saldıمسلط کردیا اس کوsakharahāupon themonların üzerineان پرʿalayhim(for) sevenyediساتھsabʿanightsgeceراتوں تکlayālinand eightve sekizاور آٹھwathamāniyatadaysgünدنayyāmin(in) successionardı ardınaپے درپے۔ مسلسلḥusūmanso you would seegörürsünتو تم دیکھتےfatarāthe peopleo kavmiلوگوں کو۔ قوم کوl-qawmathereinoradaاس میںfīhāfallenserilmişگرے ہوئے ہیںṣarʿāas if they weresanki onlarگویا کہ وہka-annahumtrunkskütükleridirتنے ہیںaʿjāzu(of) date-palmshurmaکھجور کے درخت کےnakhlinhollowiçi boşخالی۔ کھوکھلےkhāwiyatin

7 Which Allah imposed upon them for seven nights and eight days in succession, so you would see the people therein fallen as if they were hollow trunks of palm trees.

7 Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.

7 Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

7 خدا نے اس کو سات رات اور آٹھ دن لگاتار ان پر چلائے رکھا تو (اے مخاطب) تو لوگوں کو اس میں (اس طرح) ڈھئے (اور مرے) پڑے دیکھے جیسے کھجوروں کے کھوکھلے تنے

7 اللہ تعالیٰ نے اُس کو مسلسل سات رات اور آٹھ دن اُن پر مسلط رکھا (تم وہاں ہوتے تو) دیکھتے کہ وہ وہاں اِس طرح پچھڑے پڑے ہیں جیسے وہ کھجور کے بوسیدہ تنے ہوں

فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ ٨

Then dogörüyormusun?تو کیاfahalyou seeتم دیکھتے ہوtarāof themonlardanان کے لیےlahumanyhiçکوئیminremainsgeri kalanباقی بچا ہواbāqiyatin

8 Then do you see of them any remains?

8 Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?

8 Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?

8 بھلا تو ان میں سے کسی کو بھی باقی دیکھتا ہے؟

8 اب کیا اُن میں سے کوئی تمہیں باقی بچا نظر آتا ہے؟

Surah 69 / Al-Haqqah / The Reality سورة الحاقة 567
Humbledkorkuylaنیچی ہوں گی khāshiʿatan their eyesgözleriان کی نگاہیں abṣāruhum will cover themonları kaplarچھا رہی ہوگی ان پر tarhaquhum humiliationbir zilletذلت dhillatun And indeedhalbukiاور تحقیق waqad they wereda'vet edilirlerdiتھے وہ kānū calledبلائے جاتے yud'ʿawna tosecdeyeطرف ilā prostrateسجدوں کی l-sujūdi while theyonlarاور وہ wahum (were) soundsağlam ikenصحیح سلامت تھے sālimūna
٤٣ So leave Mebana bırakپس چھوڑدو مجھ کو fadharnī and whoeverkimseyiاور جو کوئی waman deniesyalanlayanجھٹلاتا ہے yukadhibu thisbuاس bihādhā Statementsözüبات کو l-ḥadīthi We will progressively lead themonları derece derece yaklaştıracağızعنقریب ہم آہستہ آہستہ کھینچیں گے ان کو sanastadrijuhum fromyerdenسے min whereجہاں ḥaythu
notbilmedikleriنہ they knowوہ جانتے ہوں گے yaʿlamūna٤٤ And I will give respitemühlet veriyorumاور میں ڈھیل دے رہا ہوں wa-um'lī to themonlaraان کے لیے lahum Indeeddoğrusuبیشک inna My planbenim tuzağımمیری چال kaydī (is) firmsağlamdırبہت پختہ ہے matīnun٤٥ Oryoksaیا am you ask themsen istiyorsun (da)تم سوال کرتے ہو ان سے tasaluhum a paymentbir ücret (mi?)کسی اجر کا ajran so theyonlardanتو وہ fahum
fromborçtan (dolayı)سے min (the) debtتاوان maghramin (are) burdenedağır bir yük altındadırlarدبے جاتے ہوں muth'qalūna٤٦ Oryoksaیا am (is) with themyanlarında (mıdır?)ان کے پاس ʿindahumu the unseengaybکوئی غیب ہے l-ghaybu so theyonlarتو وہ fahum write ityazıyorlarلکھ رہے ہیں yaktubūna٤٧ So be patientsen sabretپس صبر کرو fa-iṣ'bir
for (the) decisionhükmüneحکم کے لیے liḥuk'mi (of) your LordRabbininاپنے رب کے rabbika and (do) notveاور نہ walā beolmaتم ہو takun like (the) companionsahibi gibi (Yunus)مانند والے کے kaṣāḥibi (of) the fishbalıkمچھلی l-ḥūti whenhaniجب idh he called outseslenmiştiاس نے پکارا nādā while heve oاور وہ wahuwa (was) distressedsıkıntıdan yutkunarakغم سے بھرا ہوا تھا makẓūmun٤٨ If noteğer olmasaydıاگر نہ ہوتی یہ بات lawlā
thatona yetişmesiکہ an overtook himپالیا اس کو tadārakahu a Favorbir ni'metinایک نعمت نے niʿ'matun fromRabbindenسے min his Lordاس کے رب کی طرف rabbihi surely he would have been thrownelbette atılırdıالبتہ پھینک دیا جاتا lanubidha onto (the) naked shoreçıplak bir yereچٹیل میدان میں bil-ʿarāi while heve oاور وہ wahuwa (was) blamedkınananrakمذموم ہوتا madhmūmun٤٩ But chose himonun du'asını kabul ettiتو چن لیا اس کو fa-ij'tabāhu his LordRabbiاس کے رب نے rabbuhu
and made himve onu yaptıتو بنادیا اس کو fajaʿalahu ofsalihlerdenمیں سے mina the righteousصالح لوگوں l-ṣāliḥīna٥٠ And indeedveاور بیشک wa-in would almostneredeyseقریب ہے کہ yakādu those whokimselerوہ لوگ alladhīna disbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیا kafarū surely make you slipseni devireceklerdiالبتہ پھیلا دیں گے آپ کو layuz'liqūnaka with their lookgözleriyleاپنی نگاہوں سے bi-abṣārihim
whenzamanجب lammā they hearişittikleriوہ سنتے ہیں samiʿū the MessageZikr(Kur'an)'ıذکر کو l-dhik'ra and they sayve diyorlardıاور وہ کہتے ہیں wayaqūlūna Indeed, heşüphesiz Oبیشک وہ innahu (is) surely madmecnundurالبتہ مجنون ہے lamajnūnun٥١ And nothalbuki değildirاور نہیں ہے wamā it (is)oوہ huwa butbaşka bir şeyمگر illā a Reminderuyarıdanایک نصیحت dhik'run to the worldsalemler içinجہانوں کے لیے lil'ʿālamīna٥٢

سُورَةُ الحاقة

Al-Haqqah / The Reality  ◆  Meccan · 52 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
The Inevitable Realitygerçekleşenحق ہونے والی۔ ثابت ہونے والی al-ḥāqatu١ Whatnedir?کیا ہے (is) the Inevitable Realitygerçekleşenوہ ثابت ہوکررہنے والی l-ḥāqatu٢ And whatnerden?اور کیا wamā will make you knowbileceksinچیز بتائے تجھ کو adrāka whatne olduğunuکیا ہے (is) the Inevitable Realitygerçekleşeninوہ ثابت ہوکررہنے والی l-ḥāqatu٣ Deniedyalanladılarجھٹلایا kadhabat ThamudSemudثمود نے thamūdu
and Aadve 'Adاور عاد نے waʿādun the Striking Calamitybaşa çarpan olayıکھڑکا دینے والی کو bil-qāriʿati٤ So as forbu yüzdenتو رہے fa-ammā ThamudSemudثمود thamūdu they were destroyedhelak edildilerپس وہ ہلاک کہے گئے fa-uh'likū by the overpowering (blast)azgın bir vak'a ileاونچی آواز سے bil-ṭāghiyati٥ And as forveاور رہے wa-ammā
AadAd (kavmi ise)عاد ʿādun they were destroyedhelak edildilerپس وہ ہلاک کیے گئے fa-uh'likū by a windbir kasırga ileساتھ ایک ہوا کے birīḥin screaminguğultuluپالے والی۔ تند ṣarṣarin violentazgınسرکش ۔ حد سے نکلنے والی ʿātiyatin٦ Which He imposedonu saldıمسلط کردیا اس کو sakharahā upon themonların üzerineان پر ʿalayhim
(for) sevenyediساتھ sabʿa nightsgeceراتوں تک layālin and eightve sekizاور آٹھ wathamāniyata daysgünدن ayyāmin (in) successionardı ardınaپے درپے۔ مسلسل ḥusūman so you would seegörürsünتو تم دیکھتے fatarā the peopleo kavmiلوگوں کو۔ قوم کو l-qawma thereinoradaاس میں fīhā fallenserilmişگرے ہوئے ہیں ṣarʿā
as if they weresanki onlarگویا کہ وہ ka-annahum trunkskütükleridirتنے ہیں aʿjāzu (of) date-palmshurmaکھجور کے درخت کے nakhlin hollowiçi boşخالی۔ کھوکھلے khāwiyatin٧ Then dogörüyormusun?تو کیا fahal you seeتم دیکھتے ہو tarā of themonlardanان کے لیے lahum anyhiçکوئی min remainsgeri kalanباقی بچا ہوا bāqiyatin٨
٥٦٧
‹ 565page 566 of the printed Mushaf567 ›