بَلۡ تُؤۡثِرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ١٦

NayamaبلکہbalYou prefersiz yeğliyorsunuzتم ترجیح دیتے ہوtu'thirūnathe lifehayatınıزندگی کوl-ḥayata(of) the worlddünyaدنیا کیl-dun'yā

16 But you prefer the worldly life,

16 Ama sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

16 Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

16 مگر تم لوگ تو دنیا کی زندگی کو اختیار کرتے ہو

16 مگر تم لوگ دنیا کی زندگی کو ترجیح دیتے ہو، 1

وَٱلۡأَخِرَةُ خَيۡرٌ وَأَبۡقَىٰٓ ١٧

While the Hereafteroysa ahiretاور آخرتwal-ākhiratu(is) betterdaha iyidirبہتر ہےkhayrunand everlastingve daha kalıcıdırاور زیادہ باقی رہنے والیwa-abqā

17 While the Hereafter is better and more enduring.

17 Oysa ahiret daha iyi ve daha bakidir.

17 Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

17 حالانکہ آخرت بہت بہتر اور پائندہ تر ہے

17 حالانکہ آخرت بہتر ہے اور باقی رہنے والی ہے۔ 1

إِنَّ هَـٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ ١٨

Indeedşüphesizیقیناًinnathisbuیہhādhāsurely (is) inelbette vardıالبتہ میںlafīthe Scripturessahifelerde deصحیفوں میں ہےl-ṣuḥufi[the] formerilkپہلےl-ūlā

18 Indeed, this is in the former scriptures,

18 Doğrusu bu hükümler ilk sahifelerde, İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde de vardır.

18 Kuşkusuz bu ilk sahifelerde vardır,

18 یہ بات پہلے صحیفوں میں (مرقوم) ہے

18 یہی بات پہلے آئے ہوئے صحیفوں میں بھی کہی گئی تھی

صُحُفِ إِبۡرٰهِيمَ وَمُوسَىٰ ١٩

(The) Scripturessayfalarındaصحیفوں میںṣuḥufi(of) Ibrahimİbrahim'inابراہیمib'rāhīmaand Musave Musa'nınاور موسیٰ کےwamūsā

19 The scriptures of Abraham and Moses.

19 Doğrusu bu hükümler ilk sahifelerde, İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde de vardır.

19 İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.

19 (یعنی) ابراہیم اور موسیٰ کے صحیفوں میں

19 ابراہیمؑ  اور موسیٰؑ کے صحیفوں میں۔ 1

●●●●●●

سُورَةُ الغاشية

Al-Ghashiyah / The Overwhelming

Meccan  ◆  26 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

هَلۡ أَتَـٰكَ حَدِيثُ ٱلۡغَـٰشِيَةِ ١

Hassana geldimi?کیاhal(there) come to youآئی ہے تیرے پاسatāka(the) newshaberiخبرḥadīthu(of) the Overwhelmingsarıp kaplayacak olanınڈھانپ لینے والی کی/ چھا جانے والی آفت کیl-ghāshiyati

1 Has there reached you the report of the Overwhelming [event]?

1 Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?

1 O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet'in haberi sana geldi mi?

1 بھلا تم کو ڈھانپ لینے والی (یعنی قیامت کا) حال معلوم ہوا ہے

1 کیا تمہیں اُس چھا جانے والی آفت کی خبر پہنچی ہے؟ 1

وُجُوهٌ يَوۡمَئِذٍ خَـٰشِعَةٌ ٢

Facesyüzler var kiکچھ چہرےwujūhunthat Dayo günاس دنyawma-idhin(will be) humbledöne düşüktürذلیل ہونے والے ہیںkhāshiʿatun

2 [Some] faces, that Day, will be humbled,

2 O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür.

2 Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete düşmüştür.

2 اس روز بہت سے منہ (والے) ذلیل ہوں گے

2 کچھ چہرے 1 اُس روز خوف زدہ ہوں گے

عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ ٣

Laboringçalışırعمل کرنے والے ہیںʿāmilatunexhaustedyorulurمحنت کرنے والے ہیں/ تھکنے والے ہیںnāṣibatun

3 Working [hard] and exhausted.

3 Zor işler altında bitkin düşmüştür.

3 Çalışmış, yorulmuştur.

3 سخت محنت کرنے والے تھکے ماندے

3 سخت مشقت کر رہے ہونگے

تَصۡلَىٰ نَارًا حَامِيَةً ٤

They will burngirerlerداخل ہوں گےtaṣlā(in) a Fireateşeآگ میںnāranintensely hotkızgınبھڑکتی ہوئی/ جلتی ہوئیḥāmiyatan

4 They will [enter to] burn in an intensely hot Fire.

4 Yakıcı ateşe yaslanırlar.

4 Kızışmış bir ateşe girer.

4 دہکتی آگ میں داخل ہوں گے

4 تھکے جاتے ہونگے، شدید آگ میں جھلس رہے ہونگے

تُسۡقَىٰ مِنۡ عَيۡنٍ ءَانِيَةٍ ٥

They will be given to drinkkendilerine içirilirپلائے جائیں گےtus'qāfrombir gözedenسےmina springایک چشمے سےʿayninboilingkaynamışکھولتے ہوئے پانی کاāniyatin

5 They will be given drink from a boiling spring.

5 Kızgın bir kaynaktan içirilirler.

5 Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir.

5 ایک کھولتے ہوئے چشمے کا ان کو پانی پلایا جائے گا

5 کھولتے ہوئے چشمے کا پانی انہیں پینے کو دیا جائے گا

لَّيۡسَ لَهُمۡ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ ٦

Not isyokturنہیںlaysafor themonlar içinان کے لئےlahumfoodyiyecekکوئی کھاناṭaʿāmunexceptbaşkaسوائےillāfromkuru dikendenmina bitter thorny plantکانٹوں کےḍarīʿin

6 For them there will be no food except from a poisonous, thorny plant

6 Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.

6 Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.

6 اور خار دار جھاڑ کے سوا ان کے لیے کوئی کھانا نہیں (ہو گا)

6 خاردار سُوکھی گھاس کے سوا کوئی کھانا اُن کے لیے نہ ہوگا، 1

لَّا يُسۡمِنُ وَلَا يُغۡنِى مِن جُوعٍ ٧

Noto beslemezنہit nourishesموٹا کرےyus'minuand notveاور نہwalāit availsgidermezکام آئےyugh'nīfromaçlığından bir şeyسےminhungerبھوکjūʿin

7 Which neither nourishes nor avails against hunger.

7 Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.

7 O da ne besler, ne de açlığı giderir.

7 جو نہ فربہی لائے اور نہ بھوک میں کچھ کام آئے

7 جو نہ موٹا کرے نہ بھوک مٹائے

وُجُوهٌ يَوۡمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ ٨

Facesyüzler de var kiکچھ چہرےwujūhunthat Dayo günاس دنyawma-idhin(will be) joyfulni'met içinde mutludurنعمتوں والے ہوں گےnāʿimatun

8 [Other] faces, that Day, will show pleasure.

8 İnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pırıldır.

8 Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur.

8 اور بہت سے منہ (والے) اس روز شادماں ہوں گے

8 کچھ چہرے اُس روز با رونق ہوں گے

لِّسَعۡيِهَا رَاضِيَةٌ ٩

With their effortişindenاپنی کوششوں پرlisaʿyihāsatisfiedmemnunراضی ہوں گےrāḍiyatun

9 With their effort [they are] satisfied

9 Yaptıklarından hoşnuddurlar.

9 Yaptığından hoşnuttur.

9 اپنے اعمال (کی جزا )سے خوش دل

9 اپنی کار گزاری پر خوش ہوں گے، 1

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ ١٠

Inbir bahçededirمیںa gardenجنت میں ہوں گےjannatinelevatedyüksekعالی مقامʿāliyatin

10 In an elevated garden,

10 Yüksek bir cennettedirler.

10 Yüksek bir cennettedir.

10 بہشت بریں میں

10 عالی مقام جنت میں ہوں گے

لَّا تَسۡمَعُ فِيهَا لَـٰغِيَةً ١١

Notişitmezlerنہthey will hearسنیں گےtasmaʿuthereinoradaاس میںfīhāvain talkboş sözکوئی لغو بات/ کوئی بےہودہ باتlāghiyatan

11 Wherein they will hear no unsuitable speech.

11 Orada boş söz işitmezler.

11 Orada boş bir söz işitmez.

11 وہاں کسی طرح کی بکواس نہیں سنیں گے

11 کوئی بےہودہ بات وہاں نہ سُنیں گے، 1

فِيهَا عَيۡنٌ جَارِيَةٌ ١٢

Thereinorada vardırاس میںfīhā(will be) a springbir kaynakچشمے ہوں گےʿaynunflowingakanبہتے/رواںjāriyatun

12 Within it is a flowing spring.

12 Orada akan kaynak vardır.

12 Orada akan bir kaynak,

12 اس میں چشمے بہ رہے ہوں گے

12 اُس میں چشمے رواں ہونگے

فِيهَا سُرُرٌ مَّرۡفُوعَةٌ ١٣

Thereinoradaاس میںfīhā(will be) thronestahtlarمسندیں ہوں گیsururunraised highyükseltilmişبلندmarfūʿatun

13 Within it are couches raised high

13 Orada, yükseltilmiş tahtlar vardır.

13 Yükseltilmiş divanlar,

13 وہاں تخت ہوں گے اونچے بچھے ہوئے

13 اُس کے اندر اونچی مسندیں ہوں گی

وَأَكۡوَابٌ مَّوۡضُوعَةٌ ١٤

And cupsve kadehlerاور پیالےwa-akwābunput in placekonulmuşرکھے ہوئےmawḍūʿatun

14 And cups put in place

14 Yerleştirilmiş kaseler,

14 Konulmuş kadehler,

14 اور آبخورے (قرینے سے) رکھے ہوئے

14 ساغر رکھے ہوئے ہوں گے، 1

وَنَمَارِقُ مَصۡفُوفَةٌ ١٥

And cushionsve yastıklarاور تکیےwanamāriqulined updizilmişصف در صفmaṣfūfatun

15 And cushions lined up

15 Sıra sıra yastıklar,

15 Dizilmiş koltuklar, yastıklar,

15 اور گاؤ تکیے قطار کی قطار لگے ہوئے

15 گاؤ تکیوں کی قطاریں لگی ہوں گی

وَزَرَابِىُّ مَبۡثُوثَةٌ ١٦

And carpetsve halılarاور مسندیں/ قالینwazarābiyyuspread outserilmişبچھا کر رکھی ہوئیں/ پھیلی ہوئیںmabthūthatun

16 And carpets spread around.

16 Serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.

16 Serilmiş halılar vardır.

16 اور نفیس مسندیں بچھی ہوئی

16 اور نفیس فرش بچھے ہوئے ہوں گے

أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلۡإِبِلِ كَيۡفَ خُلِقَتۡ ١٧

Then do notbakmıyorlar mı?کیا پھر وہ نہیںafalāthey lookدیکھتےyanẓurūnatowardsdevelereطرفilāthe camelsاونٹ کیl-ibilihownasılکس طرحkayfathey are createdyaratılmışپیدا کیا گیا ہےkhuliqat

17 Then do they not look at the camels - how they are created?

17 Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

17 Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?

17 یہ لوگ اونٹوں کی طرف نہیں دیکھتے کہ کیسے (عجیب )پیدا کیے گئے ہیں

17 (یہ لوگ نہیں مانتے) تو کیا یہ اونٹوں کو نہیں دیکھتے کہ کیسے بنائے گئے؟

وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيۡفَ رُفِعَتۡ ١٨

And towardsveاور طرفwa-ilāthe skygöğeآسمان (کی طرف)l-samāihownasıl?کس طرحkayfait is raisedyükseltilmişاونچا اٹھایا گیا ہےrufiʿat

18 And at the sky - how it is raised?

18 Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

18 Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?

18 اور آسمان کی طرف کہ کیسا بلند کیا گیا ہے

18 آسمان کو نہیں دیکھتے کہ کیسے اٹھایا گیا؟

وَإِلَى ٱلۡجِبَالِ كَيۡفَ نُصِبَتۡ ١٩

And towardsveاور طرفwa-ilāthe mountainsdağlaraپہاڑوں (کی طرف)l-jibālihownasıl?کیسےkayfathey are fixeddikilmişنصب کردیئے گئے ہیںnuṣibat

19 And at the mountains - how they are erected?

19 Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

19 Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmiş?

19 اور پہاڑوں کی طرف کہ کس طرح کھڑے کیے گئے ہیں

19 پہاڑوں کو نہیں دیکھتے کہ کیسے جمائے گئے؟

وَإِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَيۡفَ سُطِحَتۡ ٢٠

And towardsveاور طرفwa-ilāthe earthyereزمین (کی طرف)l-arḍihownasıl?کس طرحkayfait is spread outyayılıp döşenmişبچھائی گئی ہےsuṭiḥat

20 And at the earth - how it is spread out?

20 Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

20 Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?

20 اور زمین کی طرف کہ کس طرح بچھائی گئی

20 اور زمین کو نہیں دیکھتے کہ کیسے بچھائی گئی؟ 1

فَذَكِّرۡ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌ ٢١

So remindöğüt verپس نصیحت کرتے رہوfadhakkironlyçünkü ancakبیشکinnamāyousenآپanta(are) a reminderöğüt verensinنصیحت کرنے والے ہیںmudhakkirun

21 So remind, [O Muhammad]; you are only a reminder.

21 Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün.

21 Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.

21 تو تم نصیحت کرتے رہو کہ تم نصیحت کرنے والے ہی ہو

21 اچھا تو (اے نبیؐ) نصیحت کیے جاؤ، تم بس نصیحت ہی کرنے والے ہو

لَّسۡتَ عَلَيۡهِم بِمُصَيۡطِرٍ ٢٢

You are notdeğilsinنہیں آپlastaover themonların üzerindeان پرʿalayhima controllerzorlayıcıکوئی داروغہbimuṣayṭirin

22 You are not over them a controller.

22 Sen, onlara zor kullanacak değilsin.

22 Onların üzerinde bir zorba değilsin.

22 تم ان پر داروغہ نہیں ہو

22 کچھ ان پر جبر کرنے والے نہیں ہو۔ 1

إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ ٢٣

Butancakمگرillāwhoeverkimوہ جوmanturns awayyüz çevirirseمنہ موڑ جائےtawallāand disbelievesve inanmazsaاور کفر کرےwakafara

23 However, he who turns away and disbelieves -

23 Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.

23 Ancak kim yüz çevirir ve kâfir olursa,

23 ہاں جس نے منہ پھیرا اور نہ مانا

23 البتہ جو شخص منہ موڑے گا اور انکار کرے گا

فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَكۡبَرَ ٢٤

Then will punish himona azab ederتو عذاب دے گا اس کوfayuʿadhibuhuAllahاللہl-lahu(with) the punishmentazablaعذابl-ʿadhābagreatesten büyükسب سے بڑاl-akbara

24 Then Allah will punish him with the greatest punishment.

24 Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.

24 Allah ona en büyük azap ile azap edecek.

24 تو خدا اس کو بڑا عذاب دے گا

24 تو اللہ اس کو بھاری سزا دے گا

إِنَّ إِلَيۡنَآ إِيَابَهُمۡ ٢٥

Indeedşüphesizبیشکinnato Usbizedirہماری طرفilaynā(will be) their returndönüşleriان کا لوٹنا ہےiyābahum

25 Indeed, to Us is their return.

25 Doğrusu onların dönüşü Bize'dir.

25 Kuşkusuz onlar döne dolaşa bize gelecekler.

25 بےشک ان کو ہمارے پاس لوٹ کر آنا ہے

25 اِن لوگوں کو پلٹنا ہماری طرف ہی ہے

ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا حِسَابَهُم ٢٦

Thensonraپھرthummaindeedşüphesizبیشکinnaupon Usbize düşerہمارے ذمہʿalaynā(is) their accountonların hesabıان کا حساب ہےḥisābahum

26 Then indeed, upon Us is their account.

26 Şüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir.

26 Sonra da bize hesap verecekler.

26 پھر ہم ہی کو ان سے حساب لینا ہے

26 پھر اِن کا حساب لینا ہمارے ہی ذمہ ہے

Surah 88 / Al-Ghashiyah / The Overwhelming سورة الغاشية 593
Nayamaبلکہ bal You prefersiz yeğliyorsunuzتم ترجیح دیتے ہو tu'thirūna the lifehayatınıزندگی کو l-ḥayata (of) the worlddünyaدنیا کی l-dun'yā١٦ While the Hereafteroysa ahiretاور آخرت wal-ākhiratu (is) betterdaha iyidirبہتر ہے khayrun and everlastingve daha kalıcıdırاور زیادہ باقی رہنے والی wa-abqā١٧ Indeedşüphesizیقیناً inna
thisbuیہ hādhā surely (is) inelbette vardıالبتہ میں lafī the Scripturessahifelerde deصحیفوں میں ہے l-ṣuḥufi [the] formerilkپہلے l-ūlā١٨ (The) Scripturessayfalarındaصحیفوں میں ṣuḥufi (of) Ibrahimİbrahim'inابراہیم ib'rāhīma and Musave Musa'nınاور موسیٰ کے wamūsā١٩

سُورَةُ الغاشية

Al-Ghashiyah / The Overwhelming  ◆  Meccan · 26 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Hassana geldimi?کیا hal (there) come to youآئی ہے تیرے پاس atāka (the) newshaberiخبر ḥadīthu (of) the Overwhelmingsarıp kaplayacak olanınڈھانپ لینے والی کی/ چھا جانے والی آفت کی l-ghāshiyati١ Facesyüzler var kiکچھ چہرے wujūhun that Dayo günاس دن yawma-idhin (will be) humbledöne düşüktürذلیل ہونے والے ہیں khāshiʿatun٢
Laboringçalışırعمل کرنے والے ہیں ʿāmilatun exhaustedyorulurمحنت کرنے والے ہیں/ تھکنے والے ہیں nāṣibatun٣ They will burngirerlerداخل ہوں گے taṣlā (in) a Fireateşeآگ میں nāran intensely hotkızgınبھڑکتی ہوئی/ جلتی ہوئی ḥāmiyatan٤ They will be given to drinkkendilerine içirilirپلائے جائیں گے tus'qā frombir gözedenسے min a springایک چشمے سے ʿaynin boilingkaynamışکھولتے ہوئے پانی کا āniyatin٥
Not isyokturنہیں laysa for themonlar içinان کے لئے lahum foodyiyecekکوئی کھانا ṭaʿāmun exceptbaşkaسوائے illā fromkuru dikenden min a bitter thorny plantکانٹوں کے ḍarīʿin٦ Noto beslemezنہ it nourishesموٹا کرے yus'minu and notveاور نہ walā it availsgidermezکام آئے yugh'nī fromaçlığından bir şeyسے min hungerبھوک jūʿin٧
Facesyüzler de var kiکچھ چہرے wujūhun that Dayo günاس دن yawma-idhin (will be) joyfulni'met içinde mutludurنعمتوں والے ہوں گے nāʿimatun٨ With their effortişindenاپنی کوششوں پر lisaʿyihā satisfiedmemnunراضی ہوں گے rāḍiyatun٩ Inbir bahçededirمیں a gardenجنت میں ہوں گے jannatin elevatedyüksekعالی مقام ʿāliyatin١٠
Notişitmezlerنہ they will hearسنیں گے tasmaʿu thereinoradaاس میں fīhā vain talkboş sözکوئی لغو بات/ کوئی بےہودہ بات lāghiyatan١١ Thereinorada vardırاس میں fīhā (will be) a springbir kaynakچشمے ہوں گے ʿaynun flowingakanبہتے/رواں jāriyatun١٢ Thereinoradaاس میں fīhā (will be) thronestahtlarمسندیں ہوں گی sururun raised highyükseltilmişبلند marfūʿatun١٣
And cupsve kadehlerاور پیالے wa-akwābun put in placekonulmuşرکھے ہوئے mawḍūʿatun١٤ And cushionsve yastıklarاور تکیے wanamāriqu lined updizilmişصف در صف maṣfūfatun١٥ And carpetsve halılarاور مسندیں/ قالین wazarābiyyu spread outserilmişبچھا کر رکھی ہوئیں/ پھیلی ہوئیں mabthūthatun١٦
Then do notbakmıyorlar mı?کیا پھر وہ نہیں afalā they lookدیکھتے yanẓurūna towardsdevelereطرف ilā the camelsاونٹ کی l-ibili hownasılکس طرح kayfa they are createdyaratılmışپیدا کیا گیا ہے khuliqat١٧ And towardsveاور طرف wa-ilā the skygöğeآسمان (کی طرف) l-samāi hownasıl?کس طرح kayfa
it is raisedyükseltilmişاونچا اٹھایا گیا ہے rufiʿat١٨ And towardsveاور طرف wa-ilā the mountainsdağlaraپہاڑوں (کی طرف) l-jibāli hownasıl?کیسے kayfa they are fixeddikilmişنصب کردیئے گئے ہیں nuṣibat١٩ And towardsveاور طرف wa-ilā the earthyereزمین (کی طرف) l-arḍi hownasıl?کس طرح kayfa
it is spread outyayılıp döşenmişبچھائی گئی ہے suṭiḥat٢٠ So remindöğüt verپس نصیحت کرتے رہو fadhakkir onlyçünkü ancakبیشک innamā yousenآپ anta (are) a reminderöğüt verensinنصیحت کرنے والے ہیں mudhakkirun٢١ You are notdeğilsinنہیں آپ lasta over themonların üzerindeان پر ʿalayhim
a controllerzorlayıcıکوئی داروغہ bimuṣayṭirin٢٢ Butancakمگر illā whoeverkimوہ جو man turns awayyüz çevirirseمنہ موڑ جائے tawallā and disbelievesve inanmazsaاور کفر کرے wakafara٢٣ Then will punish himona azab ederتو عذاب دے گا اس کو fayuʿadhibuhu Allahاللہ l-lahu (with) the punishmentazablaعذاب l-ʿadhāba
greatesten büyükسب سے بڑا l-akbara٢٤ Indeedşüphesizبیشک inna to Usbizedirہماری طرف ilaynā (will be) their returndönüşleriان کا لوٹنا ہے iyābahum٢٥ Thensonraپھر thumma indeedşüphesizبیشک inna upon Usbize düşerہمارے ذمہ ʿalaynā (is) their accountonların hesabıان کا حساب ہے ḥisābahum٢٦
٥٩٣
‹ 591page 592 of the printed Mushaf593 ›