●●●●●●

سُورَةُ الفجر

Al-Fajr / The Dawn

Meccan  ◆  30 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَٱلۡفَجۡرِ ١

By the dawnandolsun fecreقسم ہے فجر کیwal-fajri

1 By the dawn

1 Tanyerinin ağarmasına and olsun;

1 Andolsun fecre.

1 فجر کی قسم

1 قسم ہے فجر کی

وَلَيَالٍ عَشۡرٍ ٢

And the nightsve geceyeاور قسم ہے راتوں کیwalayālintenonدسʿashrin

2 And [by] ten nights

2 Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun;

2 On geceye (Zilhicce ayının ilk on gecesine).

2 اور دس راتوں کی

2 اور دس راتوں کی

وَٱلشَّفۡعِ وَٱلۡوَتۡرِ ٣

And the evenve çift'eاور قسم ہے جفت کیwal-shafʿiand the oddve tek'eاور قسم ہے طاقwal-watri

3 And [by] the even [number] and the odd

3 Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun;

3 Çifte ve teke.

3 اور جفت اور طاق کی

3 اور جفت اور طاق کی

وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَسۡرِ ٤

And the nightve geceyeاور قسم ہے رات کیwa-al-layliwhengitmekte olanجبidhāit passesوہ رخصت ہوتی ہو/ چلنے لگےyasri

4 And [by] the night when it passes,

4 Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

4 Gitmekte olan geceye.

4 اور رات کی جب جانے لگے

4 اور رات کی جبکہ وہ رخصت ہو رہی ہو

هَلۡ فِى ذٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجۡرٍ ٥

Isdeğil mi?کیاhalinvarمیںthatbundaاس (میں)dhālika(not) an oathbir yeminکوئی قسم ہےqasamunfor thosesahibi içinوالوں کے لئےlidhīwho understandakılعقل (والوں کے لئے)ḥij'rin

5 Is there [not] in [all] that an oath [sufficient] for one of perception?

5 Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

5 Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?

5 اور بے شک یہ چیزیں عقلمندوں کے نزدیک قسم کھانے کے لائق ہیں کہ (کافروں کو ضرور عذاب ہو گا)

5 کیا اِس میں کسی صاحب ِ عقل کے لیے کوئی قسم ہے؟ 1

أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ ٦

Did notgörmedin mi?کیا نہیںalamyou seeتم نے دیکھاtarahowneکس طرحkayfadealtyaptıکیاfaʿalayour LordRabbinتیرے رب نےrabbukawith AadAd'eعاد کے ساتھbiʿādin

6 Have you not considered how your Lord dealt with 'Aad -

6 Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

6 Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?

6 کیا تم نے نہیں دیکھا کہ تمہارے پروردگار نے عاد کے ساتھ کیا کیا

6 1 تم نے دیکھا نہیں کہ تمہارے ربّ نے کیا برتاوٴ کیا

إِرَمَ ذَاتِ ٱلۡعِمَادِ ٧

Iramİrem'e?جو ارم کے تھےiramapossessors (of)sütunluوالے تھےdhātilofty pillarsجو ستونوں (والے تھے)l-ʿimādi

7 [With] Iram - who had lofty pillars,

7 Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

7 Sütunlar sahibi İrem'e?

7 (جو) ارم (کہلاتے تھے اتنے) دراز قد

7 اُونچے ستونوں والے عادِ اِرَم کے ساتھ، 1

ٱلَّتِى لَمۡ يُخۡلَقۡ مِثۡلُهَا فِى ٱلۡبِلَـٰدِ ٨

Whichkiوہ جوallatīnotyaratılmamıştıنہlamhad been createdپیدا کئے گئےyukh'laqlike themonun eşi;ان جیسےmith'luhāinülkeler arasındaمیںthe citiesملکوں (میں)l-bilādi

8 The likes of whom had never been created in the land?

8 Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

8 Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.

8 کہ تمام ملک میں ایسے پیدا نہیں ہوئے تھے

8 جن کے مانند کوئی قوم دنیا کے ملکوں میں پیدا نہیں کی گئی تھی؟ 1

وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُواۡ ٱلصَّخۡرَ بِٱلۡوَادِ ٩

And Thamudve Semud'a?اور ثمودwathamūdawhooyanوہ لوگalladhīnacarved outجنہوں نے تراشاjābūthe rockskayalarıچٹانوں کوl-ṣakhrain the valleyvadideوادی میںbil-wādi

9 And [with] Thamud, who carved out the rocks in the valley?

9 Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

9 Vâdide kayaları yontan Semud kavmine?

9 اور ثمود کے ساتھ (کیا کیا) جو وادئِ (قریٰ) میں پتھر تراشتے تھے (اور گھر بناتے) تھے

9 اور ثمود کے ساتھ جنہوں نے وادی میں چٹانیں تراشی تھیں؟ 1

وَفِرۡعَوۡنَ ذِى ٱلۡأَوۡتَادِ ١٠

And Firaunve Fir'avn'a?اور فرعون کوwafir'ʿawnaowner ofsahibiوالاdhīstakeskazıklarجو میخوں والا تھاl-awtādi

10 And [with] Pharaoh, owner of the stakes? -

10 Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

10 Kazıklar sahibi (güçlü, kuvvetli) Firavun'a?

10 اور فرعون کے ساتھ (کیا کیا) جو خیمے اور میخیں رکھتا تھا

10 اور میخوں والے فرعون 1 کے ساتھ؟

ٱلَّذِينَ طَغَوۡاۡ فِى ٱلۡبِلَـٰدِ ١١

Whokiوہ جنہوں نےalladhīnatransgressedazmışlardıسرکشی کیṭaghawinülkelerdeمیںthe landsملکوں میںl-bilādi

11 [All of] whom oppressed within the lands

11 Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

11 Bunlar ülkelerde azmışlardı.

11 یہ لوگ ملکوں میں سرکش ہو رہے تھے

11 یہ وہ لوگ تھے جنہوں نے دنیا کے ملکوں میں بڑی سرکشی کی تھی

فَأَكۡثَرُواۡ فِيهَا ٱلۡفَسَادَ ١٢

And (made) muchçoklarıپھر کثرت سے کیاfa-aktharūthereinoralardaان میںfīhācorruptionkötülük etmişlerdiفساد/ بگاڑl-fasāda

12 And increased therein the corruption.

12 Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

12 Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.

12 اور ان میں بہت سی خرابیاں کرتے تھے

12 اور ان میں بہت فساد پھیلایا تھا

فَصَبَّ عَلَيۡهِمۡ رَبُّكَ سَوۡطَ عَذَابٍ ١٣

So pouredbu yüzden çarptıتو ڈالا/ انڈیلاfaṣabbaon themonların üzerineان پرʿalayhimyour LordRabbinتیرے رب نےrabbukascourgekırbacınıکوڑاsawṭa(of) punishmentazabعذاب کاʿadhābin

13 So your Lord poured upon them a scourge of punishment.

13 Rabbin onları azap kırbacından geçirmiştir.

13 Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.

13 تو تمہارے پروردگار نے ان پر عذاب کا کوڑا نازل کیا

13 آخرکار تمہارے رب نے ان پر عذاب کا کوڑا برسا دیا

إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلۡمِرۡصَادِ ١٤

Indeedelbetteبیشکinnayour LordRabbinتیرا ربrabbaka(is) surely Ever Watchfulgözetleme yerindedirالبتہ گھات میں ہےlabil-mir'ṣādi

14 Indeed, your Lord is in observation.

14 Doğrusu Rabbin hep gözetlemektedir.

14 Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.

14 بے شک تمہارا پروردگار تاک میں ہے

14 حقیقت یہ ہے کہ تمہارا ربّ گھات لگائے ہوئے ہے۔ 1

فَأَمَّا ٱلۡإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبۡتَلَـٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكۡرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكۡرَمَنِ ١٥

And as forfakatتو رہاfa-ammāmaninsanانسانl-insānuwhenzamanجبidhādoesnetry himkendisini sınasaآزماتا ہے اس کوib'talāhuhis LordRabbiاس کا ربrabbuhuand is generous to himve ona ikramda bulunsaپھر عزت دیتا ہے اس کوfa-akramahuand favors himve ona ni'met verseاور نعمت دیتا ہے اس کوwanaʿʿamahuhe saysder kiتو کہتا ہےfayaqūluMy LordRabbimمیرے رب نےrabbīhas honored mebana ikram ettiعزت دی مجھ کوakramani

15 And as for man, when his Lord tries him and [thus] is generous to him and favors him, he says, "My Lord has honored me."

15 Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman, o: "Rabbim beni şerefli kıldı" der.

15 Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der.

15 مگر انسان (عجیب مخلوق ہے کہ) جب اس کا پروردگار اس کو آزماتا ہے تو اسے عزت دیتا اور نعمت بخشتا ہے۔ تو کہتا ہے کہ (آہا) میرے پروردگار نے مجھے عزت بخشی

15 1 مگر انسان کا حال یہ ہے کہ اس کا ربّ جب اس کو آزمائش میں ڈالتا ہے  اور اُسے عزت اور نعمت دیتا ہے تو وہ کہتا ہے کہ میرے ربّ نے مجھے عزت دار بنا دیا

وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبۡتَلَـٰهُ فَقَدَرَ عَلَيۡهِ رِزۡقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ ١٦

Butamaاور اگر پھرwa-ammāwhenzamanجبidhādoesneHe try himonu sınasaوہ آزماتا ہے اس کوib'talāhuand restrictsve daraltsa(اور) پھر تنگ کردیتا ہےfaqadarafor himonaاس پرʿalayhihis provisionrızkınıاس کا رزقriz'qahuthen he saysder kiتو وہ کہتا ہےfayaqūluMy LordRabbimمیرے رب نےrabbī(has) humiliated mebeni alçalttıذلیل کردیا مجھ کو/ رسوا کردیا مجھ کوahānani

16 But when He tries him and restricts his provision, he says, "My Lord has humiliated me."

16 Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der.

16 Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, "Rabbim beni zillete düşürdü." der.

16 اور جب (دوسری طرح) آزماتا ہے کہ اس پر روزی تنگ کر دیتا ہے تو کہتا ہے کہ (ہائے) میرے پروردگار نے مجھے ذلیل کیا

16 اور جب وہ اُس کو آزمائش میں ڈالتا ہے اور اُس کا رزق اُس پر تنگ کر دیتا ہے تو وہ کہتا ہے میرے ربّ نے مجھے ذلیل کر دیا۔ 1

كَلَّا‌ۖ بَل لَّا تُكۡرِمُونَ ٱلۡيَتِيمَ ١٧

Nayhayırہرگز نہیںkallāButdoğrusuبلکہbalnotsiz ikram etmiyorsunuzنہیںyou honorتم عزت دیتےtuk'rimūnathe orphanyetimeیتیم کوl-yatīma

17 No! But you do not honor the orphan

17 Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz.

17 Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.

17 نہیں بلکہ تم لوگ یتیم کی خاطر نہیں کرتے

17 ہرگز نہیں، 1 بلکہ تم یتیم سے عزّت کا سلوک نہیں کرتے 2

وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ١٨

And notveاور نہیںwalāyou feel the urgeteşvik etmiyorsunuzتم اکساتے/ ترغیب دیتےtaḥāḍḍūnatoyedirmeğeپرʿalāfeedکھانا کھلانے پرṭaʿāmithe pooryoksulaمسکین کےl-mis'kīni

18 And you do not encourage one another to feed the poor.

18 Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.

18 Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.

18 اور نہ مسکین کو کھانا کھلانے کی ترغیب دیتے ہو

18 اور مسکین کو کھانا کھلانے پر ایک دُوسرے کو نہیں اُکساتے، 1

وَتَأۡكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكۡلاً لَّمًّا ١٩

And you consumeve yiyorsunuzاور تم کھا جاتے ہوwatakulūnathe inheritancemirasıمیراث کوl-turāthadevouringbir yiyişleکھاناaklanaltogetherhırslaسمیٹ کرlamman

19 And you consume inheritance, devouring [it] altogether,

19 Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.

19 Oysa mirası öyle bir yiyorsunuz ki, haramhelal gözetmeden.

19 اور میراث کے مال سمیٹ کر کھا جاتے ہو

19 اور میراث کا سارا مال سمیٹ کر کھا جاتے ہو، 1

وَتُحِبُّونَ ٱلۡمَالَ حُبًّا جَمًّا ٢٠

And you loveve seviyorsunuzاور تم محبت رکھتے ہوwatuḥibbūnawealthmalıمال سےl-māla(with) lovesevgiyleمحبتḥubbanimmensepek çokبہت زیادہjamman

20 And you love wealth with immense love.

20 Malı pek çok seviyorsunuz.

20 Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.

20 اور مال کو بہت ہی عزیز رکھتے ہو

20 اور مال کی محبت میں بُری طرح گرفتار ہو۔ 1

كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلۡأَرۡضُ دَكًّا دَكًّا ٢١

Nayhayırہرگز نہیںkallāWhenzamanجبidhāis leveleddümdüz edildiğiریزہ ریزہ کر دی جائے گیdukkatithe earthyerزمینl-arḍupoundedsarsılaخوب ریزہdakkan(and) crushedsarsılaریزہ کرکےdakkan

21 No! When the earth has been leveled - pounded and crushed -

21 Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;

21 Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,

21 تو جب زمین کی بلندی کوٹ کوٹ کو پست کر دی جائے گی

21 ہرگز نہیں، 1 جب زمین پے در پے کوُٹ کوُٹ کر ریگ زار بنا دی جائے گی

وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلۡمَلَكُ صَفًّا صَفًّا ٢٢

And comesve geldiği (zaman)اور آئے گاwajāayour LordRabbineرب تیراrabbukaand the Angelsmeleklerاور فرشتےwal-malakuranksıraصفṣaffan(upon) ranksıraدر صفṣaffan

22 And your Lord has come and the angels, rank upon rank,

22 Melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin buyruğu gelince,

22 Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman,

22 اور تمہارا پروردگار (جلوہ فرما ہو گا) اور فرشتے قطار باندھ باندھ کر آ موجود ہوں گے

22 اور تمہارا ربّ جلوہ فرما ہوگا 1 اِس حال میں کہ فرشتے صف در صف کھڑے ہوں گے

وَجِاۡىٓءَ يَوۡمَئِذِۭ بِجَهَنَّمَ‌ۚ يَوۡمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكۡرَىٰ ٢٣

And is broughtve getirildiğiاور لائی جائے گیwajīathat Dayo günاس دنyawma-idhinHellcehennemجہنمbijahannamaThat Dayişte o günاس دنyawma-idhinwill rememberanlarیاد کرے گا/ نصیحت پائے گاyatadhakkarumaninsanانسانl-insānubut howartık ne (yararı) var?اور کہاں سے ہے/ ہوگیwa-annā(will be) for himkendisineاس کے لئےlahuthe remembranceanlamanınنصیحتl-dhik'rā

23 And brought [within view], that Day, is Hell - that Day, man will remember, but what good to him will be the remembrance?

23 O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne?

23 Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var?

23 اور دوزخ اس دن حاضر کی جائے گی تو انسان اس دن متنبہ ہو گا مگر تنبہ (سے) اسے (فائدہ) کہاں (مل سکے گا)

23 اور جہنّم اُس روز سامنے لے آئی جائے گی، اُس دن انسان کو سمجھ آئے گی اور اس وقت اُس کے سمجھنے کا کیا حاصل ؟ 1

Surah 89 / Al-Fajr / The Dawn سورة الفجر 594

سُورَةُ الفجر

Al-Fajr / The Dawn  ◆  Meccan · 30 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
By the dawnandolsun fecreقسم ہے فجر کی wal-fajri١ And the nightsve geceyeاور قسم ہے راتوں کی walayālin tenonدس ʿashrin٢ And the evenve çift'eاور قسم ہے جفت کی wal-shafʿi and the oddve tek'eاور قسم ہے طاق wal-watri٣ And the nightve geceyeاور قسم ہے رات کی wa-al-layli whengitmekte olanجب idhā it passesوہ رخصت ہوتی ہو/ چلنے لگے yasri
٤ Isdeğil mi?کیا hal invarمیں thatbundaاس (میں) dhālika (not) an oathbir yeminکوئی قسم ہے qasamun for thosesahibi içinوالوں کے لئے lidhī who understandakılعقل (والوں کے لئے) ḥij'rin٥ Did notgörmedin mi?کیا نہیں alam you seeتم نے دیکھا tara howneکس طرح kayfa dealtyaptıکیا faʿala your LordRabbinتیرے رب نے rabbuka with AadAd'eعاد کے ساتھ biʿādin
٦ Iramİrem'e?جو ارم کے تھے irama possessors (of)sütunluوالے تھے dhāti lofty pillarsجو ستونوں (والے تھے) l-ʿimādi٧ Whichkiوہ جو allatī notyaratılmamıştıنہ lam had been createdپیدا کئے گئے yukh'laq like themonun eşi;ان جیسے mith'luhā inülkeler arasındaمیں the citiesملکوں (میں) l-bilādi٨
And Thamudve Semud'a?اور ثمود wathamūda whooyanوہ لوگ alladhīna carved outجنہوں نے تراشا jābū the rockskayalarıچٹانوں کو l-ṣakhra in the valleyvadideوادی میں bil-wādi٩ And Firaunve Fir'avn'a?اور فرعون کو wafir'ʿawna owner ofsahibiوالا dhī stakeskazıklarجو میخوں والا تھا l-awtādi١٠
Whokiوہ جنہوں نے alladhīna transgressedazmışlardıسرکشی کی ṭaghaw inülkelerdeمیں the landsملکوں میں l-bilādi١١ And (made) muchçoklarıپھر کثرت سے کیا fa-aktharū thereinoralardaان میں fīhā corruptionkötülük etmişlerdiفساد/ بگاڑ l-fasāda١٢ So pouredbu yüzden çarptıتو ڈالا/ انڈیلا faṣabba
on themonların üzerineان پر ʿalayhim your LordRabbinتیرے رب نے rabbuka scourgekırbacınıکوڑا sawṭa (of) punishmentazabعذاب کا ʿadhābin١٣ Indeedelbetteبیشک inna your LordRabbinتیرا رب rabbaka (is) surely Ever Watchfulgözetleme yerindedirالبتہ گھات میں ہے labil-mir'ṣādi١٤ And as forfakatتو رہا fa-ammā
maninsanانسان l-insānu whenzamanجب idhā doesne try himkendisini sınasaآزماتا ہے اس کو ib'talāhu his LordRabbiاس کا رب rabbuhu and is generous to himve ona ikramda bulunsaپھر عزت دیتا ہے اس کو fa-akramahu and favors himve ona ni'met verseاور نعمت دیتا ہے اس کو wanaʿʿamahu he saysder kiتو کہتا ہے fayaqūlu My LordRabbimمیرے رب نے rabbī has honored mebana ikram ettiعزت دی مجھ کو akramani
١٥ Butamaاور اگر پھر wa-ammā whenzamanجب idhā doesne He try himonu sınasaوہ آزماتا ہے اس کو ib'talāhu and restrictsve daraltsa(اور) پھر تنگ کردیتا ہے faqadara for himonaاس پر ʿalayhi his provisionrızkınıاس کا رزق riz'qahu then he saysder kiتو وہ کہتا ہے fayaqūlu My LordRabbimمیرے رب نے rabbī (has) humiliated mebeni alçalttıذلیل کردیا مجھ کو/ رسوا کردیا مجھ کو ahānani١٦
Nayhayırہرگز نہیں kallā Butdoğrusuبلکہ bal notsiz ikram etmiyorsunuzنہیں you honorتم عزت دیتے tuk'rimūna the orphanyetimeیتیم کو l-yatīma١٧ And notveاور نہیں walā you feel the urgeteşvik etmiyorsunuzتم اکساتے/ ترغیب دیتے taḥāḍḍūna toyedirmeğeپر ʿalā feedکھانا کھلانے پر ṭaʿāmi
the pooryoksulaمسکین کے l-mis'kīni١٨ And you consumeve yiyorsunuzاور تم کھا جاتے ہو watakulūna the inheritancemirasıمیراث کو l-turātha devouringbir yiyişleکھانا aklan altogetherhırslaسمیٹ کر lamman١٩
And you loveve seviyorsunuzاور تم محبت رکھتے ہو watuḥibbūna wealthmalıمال سے l-māla (with) lovesevgiyleمحبت ḥubban immensepek çokبہت زیادہ jamman٢٠ Nayhayırہرگز نہیں kallā Whenzamanجب idhā is leveleddümdüz edildiğiریزہ ریزہ کر دی جائے گی dukkati the earthyerزمین l-arḍu poundedsarsılaخوب ریزہ dakkan
(and) crushedsarsılaریزہ کرکے dakkan٢١ And comesve geldiği (zaman)اور آئے گا wajāa your LordRabbineرب تیرا rabbuka and the Angelsmeleklerاور فرشتے wal-malaku ranksıraصف ṣaffan (upon) ranksıraدر صف ṣaffan٢٢ And is broughtve getirildiğiاور لائی جائے گی wajīa that Dayo günاس دن yawma-idhin
Hellcehennemجہنم bijahannama That Dayişte o günاس دن yawma-idhin will rememberanlarیاد کرے گا/ نصیحت پائے گا yatadhakkaru maninsanانسان l-insānu but howartık ne (yararı) var?اور کہاں سے ہے/ ہوگی wa-annā (will be) for himkendisineاس کے لئے lahu the remembranceanlamanınنصیحت l-dhik'rā٢٣
٥٩٤
‹ 592page 593 of the printed Mushaf594 ›