يَقُولُ يَـٰلَيۡتَنِى قَدَّمۡتُ لِحَيَاتِى ٢٤

He will sayder kiکہے گاyaqūluO I wishah keşke benاے کاش کہ میںyālaytanīI had sent forth(iyi işler) gönderseydimآگے بھیجتاqaddamtufor my lifebu hayatım içinاپنی زندگی کے لئےliḥayātī

24 He will say, "Oh, I wish I had sent ahead [some good] for my life."

24 "Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım" der.

24 "Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der.

24 کہے گا کاش میں نے اپنی زندگی (جاودانی کے لیے) کچھ آگے بھیجا ہوتا

24 وہ کہے گا کہ کاش میں نے اپنی اِس زندگی کے لیے کچھ پیشگی سامان کیا ہوتا!

فَيَوۡمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ ٢٥

So that Dayo günتو اس دنfayawma-idhinnotazab edemezنہwill punishعذاب دے گاyuʿadhibu(as) His punishmentO'nun yapacağı azabıعذاب اس کا/ اس جیساʿadhābahuanyonehiç kimseکوئی ایکaḥadun

25 So on that Day, none will punish [as severely] as His punishment,

25 O gün, hiç kimse, Allah'ın azabettiği gibi azabedemez.

25 Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.

25 تو اس دن نہ کوئی خدا کے عذاب کی طرح کا (کسی کو) عذاب دے گا

25 پھر اُس دن اللہ جو عذاب دے گا ویسا عذاب دینے والا کوئی نہیں

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ ٢٦

And notveاور نہwalāwill bindbağ vuramazباندھے گاyūthiqu(as) His bindingO'nun vuracağı bağıباندھنا اس کاwathāqahuanyonehiç kimseکوئی ایکaḥadun

26 And none will bind [as severely] as His binding [of the evildoers].

26 Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.

26 Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.

26 اور نہ کوئی ویسا جکڑنا جکڑے گا

26 اور اللہ جیسا باندھے گا ویسا باندھنے والا کوئی نہیں

يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفۡسُ ٱلۡمُطۡمَئِنَّةُ ٢٧

Oeyاےyāayyatuhāsoulnefisنفسl-nafsuwho is satisfiedhuzura erenمطمئنہ/ اطمینان والے نفسl-muṭ'ma-inatu

27 [To the righteous it will be said], "O reassured soul,

27 Ey huzur içinde olan can!

27 Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!

27 اے اطمینان پانے والی روح!

27 (دُوسری طرف ارشاد ہوگا)اے نفسِ مطمئن، 1

ٱرۡجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرۡضِيَّةً ٢٨

Returndönواپس چلوir'jiʿītoRabbineطرفilāyour Lordاپنے رب کیrabbikiwell pleasedrazı olarakراضیrāḍiyatanand pleasingrızasını kazanarakپسندیدہ/ خوشیmarḍiyyatan

28 Return to your Lord, well-pleased and pleasing [to Him],

28 O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön!

28 Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.

28 اپنے پروردگار کی طرف لوٹ چل۔ تو اس سے راضی وہ تجھ سے راضی

28 چل اپنے ربّ کی طرف1 اِس حال میں کہ تُو (اپنے انجامِ نیک سے) خوش (اور اپنے ربّ کے نزدیک) پسندیدہ ہے

فَٱدۡخُلِى فِى عِبَـٰدِى ٢٩

So enterve girپھر داخل ہوجاؤfa-ud'khulīamongarasınaمیںMy slaveskullarımمیرے بندوں (میں)ʿibādī

29 And enter among My [righteous] servants

29 Ey can! İyi kullarımın arasına gir.

29 Kullarımın arasına gir.

29 تو میرے (ممتاز) بندوں میں شامل ہو جا

29 شامل ہو جا میرے (نیک) بندوں میں

وَٱدۡخُلِى جَنَّتِى ٣٠

And enterve girاور داخل ہوجاؤwa-ud'khulīMy Paradisecennetimeمیری جنت میںjannatī

30 And enter My Paradise."

30 Cennetime gir.

30 Cennetime gir.

30 اور میری بہشت میں داخل ہو جا

30 اور داخل ہو جا میری جنت میں

●●●●●●

سُورَةُ البلد

Al-Balad / The City

Meccan  ◆  20 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

لَآ أُقۡسِمُ بِهَـٰذَا ٱلۡبَلَدِ ١

NayhayırنہیںI swearand içerimمیں قسم کھاتا ہوںuq'simuby thisbuاسbihādhācitykenteشہر کیl-baladi

1 I swear by this city, Makkah -

1 Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.

1 Andolsun bu beldeye

1 ہمیں اس شہر (مکہ) کی قسم

1 نہیں، 1 میں قسم کھاتا ہوں اِس شہر کی 2

وَأَنتَ حِلُّۢ بِهَـٰذَا ٱلۡبَلَدِ ٢

And youki senاور توwa-anta(are) free (to dwell)oturmaktasınحلال ہے/ داخل ہونے والا ہےḥillunin thisbuاسbihādhācityşehirdeشہر میںl-baladi

2 And you, [O Muhammad], are free of restriction in this city -

2 Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.

2 Ki sen bu beldede oturmaktasın.

2 اور تم اسی شہر میں تو رہتے ہو

2 اور حال یہ ہے کہ (اے نبیؐ) اِس شہر میں تم کو حلال کر لیا گیا ہے، 1

وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ ٣

And the begetterve doğurana (andolsun)اور قسم ہے والد کی/ باپ کیwawālidinand whatveاس کی جوwamāhe begotdoğurduğunaاس نے جنم دیاwalada

3 And [by] the father and that which was born [of him],

3 Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki;

3 Ve and olsun baba ve çocuğuna.

3 اور باپ (یعنی آدم) اور اس کی اولاد کی قسم

3 اور قسم کھاتا ہوں باپ کی اور اس اولاد کی جو اس سے پیدا ہوئی، 1

لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَـٰنَ فِى كَبَدٍ ٤

Certainlyelbetteالبتہ تحقیقlaqadWe have createdbiz yarattıkپیدا کیا ہم نےkhalaqnāmaninsanıانسان کوl-insāna(to be) inarasındaمیںhardshipzorlukمحنت میں/ سختی میںkabadin

4 We have certainly created man into hardship.

4 İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık.

4 Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık.

4 کہ ہم نے انسان کو تکلیف (کی حالت) میں (رہنے والا) بنایا ہے

4 درحقیقت ہم نے انسان کو مشقّت میں پیدا کیا ہے۔ 1

أَيَحۡسَبُ أَن لَّن يَقۡدِرَ عَلَيۡهِ أَحَدٌ ٥

Does he thinkmi sanıyor?کیا وہ سمجھتا ہےayaḥsabuthatgüç yetiremeyeceğiniکہ ہرگزannotنہیںlanhas powerقادر ہوسکے گا/ قابو پاسکے گاyaqdiraover himkendisineاس پرʿalayhianyonehiç kimseninکوئی ایکaḥadun

5 Does he think that never will anyone overcome him?

5 İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

5 İnsan, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?

5 کیا وہ خیال رکھتا ہے کہ اس پر کوئی قابو نہ پائے گا

5 کیا اُس نے یہ سمجھ رکھا ہے کہ اُس پر کوئی قابو نہ پا سکے گا؟ 1

يَقُولُ أَهۡلَكۡتُ مَالاً لُّبَدًا ٦

He will saydiyorوہ کہتا ہےyaqūluI have squanderedben telef ettimمیں نے ہلاک کیاahlaktuwealthmalمالmālanabundantbirçokڈھیروںlubadan

6 He says, "I have spent wealth in abundance."

6 "Yığın yığın mal tüketmişimdir" diyor.

6 Ben, yığın yığın mal yok ettim diyor.

6 کہتا ہے کہ میں نے بہت سا مال برباد کیا

6 کہتا ہے کہ میں نے ڈھیروں مال اُڑا دیا۔ 1

أَيَحۡسَبُ أَن لَّمۡ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ ٧

Does he thinkmi sanıyor?کیا وہ سمجھتا ہےayaḥsabuthatkendisini görmediğiniکہannotنہیںlamsees himدیکھا اس کوyarahuanyonekimseninکسی ایک نےaḥadun

7 Does he think that no one has seen him?

7 O, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?

7 Kendisini bir gören olmadı mı sanıyor?

7 کیا اسے یہ گمان ہے کہ اس کو کسی نے دیکھا نہیں

7 کیا وہ سمجھتا ہے کہ کسی نے اُس کو نہیں دیکھا؟ 1

أَلَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ عَيۡنَيۡنِ ٨

Have notbiz vermedikmi?کیا نہیںalamWe madeہم نے بنائیںnajʿalfor himonaاس کے لئےlahutwo eyesiki gözدو آنکھیںʿaynayni

8 Have We not made for him two eyes?

8 Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?

8 Biz ona iki göz vermedik mi?

8 بھلا ہم نےاس کو دو آنکھیں نہیں دیں؟

8 کیا ہم نے اُسے دو آنکھیں

وَلِسَانًا وَشَفَتَيۡنِ ٩

And a tongueve bir dilاور ایک زبانwalisānanand two lipsve iki dudakاور دو ہونٹwashafatayni

9 And a tongue and two lips?

9 Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?

9 Bir dil ve iki dudak?

9 اور زبان اور دو ہونٹ (نہیں دیئے)

9 اور ایک زبان اور دو ہونٹ نہیں دیے؟ 1

وَهَدَيۡنَـٰهُ ٱلنَّجۡدَيۡنِ ١٠

And shown himve ona gösterdikاور راہ دکھائی ہم نے اس کو/ دکھائے ہم نے اس کوwahadaynāhuthe two waysiki (tepe) yolدو راستوں کی/ دو راستےl-najdayni

10 And have shown him the two ways?

10 Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?

10 Ona iki yolu gösterdik.

10 (یہ چیزیں بھی دیں) اور اس کو (خیر و شر کے) دونوں رستے بھی دکھا دیئے

10 اور دونوں نمایاں راستے اُسے (نہیں) دکھا دیے؟ 1

فَلَا ٱقۡتَحَمَ ٱلۡعَقَبَةَ ١١

But notfakatپس نہfalāhe has attemptedo atılamadıگزرا وہiq'taḥamathe steep pathsarp yokuşaپہاڑ کی گھاٹی میںl-ʿaqabata

11 But he has not broken through the difficult pass.

11 Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi.

11 Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.

11 مگر وہ گھاٹی پر سے ہو کر نہ گزرا

11 مگر اس نے دشوار گزار گھاٹی سے گزرنے کی ہمّت نہ کی۔ 1

وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡعَقَبَةُ ١٢

And whatnedir?اور کیا چیزwamācan make you knowsana bildirenبتائے تجھ کوadrākawhatne olduğunuکہ کیا ہےthe steep path (is)sarp yokuşunوہ دشوار گزار گھاٹیl-ʿaqabatu

12 And what can make you know what is [breaking through] the difficult pass?

12 O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin?

12 Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?

12 اور تم کیا سمجھے کہ گھاٹی کیا ہے؟

12 اور تم کیا جانو کہ کیا ہے وہ دشوار گزار گھاٹی؟

فَكُّ رَقَبَةٍ ١٣

(It is) freeingçözmektir (azad etmek)آزاد کرناfakkua neckbir köleyiایک گردن کاraqabatin

13 It is the freeing of a slave

13 O geçit, bir köle ve esir azadetmek,

13 Köle azat etmek,

13 کسی (کی) گردن کا چھڑانا

13 کسی گردن کو غلامی سے چھڑانا

أَوۡ إِطۡعَـٰمٌ فِى يَوۡمٍ ذِى مَسۡغَبَةٍ ١٤

Oryahutیاawfeedingdoyurmaktırکھانا کھلاناiṭ'ʿāmuningünündeمیںa dayایک دنyawminofaçlıkوالے کوdhīsevere hungerبھوک (والے کو )masghabatin

14 Or feeding on a day of severe hunger

14 Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

14 Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,

14 یا بھوک کے دن کھانا کھلانا

14 یا فاقے کے دن

يَتِيمًا ذَا مَقۡرَبَةٍ ١٥

An orphanyetimiکسی یتیم کوyatīmanofakraba olanوالےdhānear relationshipقریبی کو/ قربت والےmaqrabatin

15 An orphan of near relationship

15 Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

15 Yakınlığı olan bir yetime,

15 یتیم رشتہ دار کو

15 کسی قریبی یتیم

أَوۡ مِسۡكِينًا ذَا مَتۡرَبَةٍ ١٦

Oryahutیاawa needy personyoksuluکسی مسکین کوmis'kīnaninhiçbir şeyi olmayandhāmiseryخاک نشین کوmatrabatin

16 Or a needy person in misery

16 Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

16 Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.

16 یا فقیر خاکسار کو

16 یا خاک نشین مسکین کو کھانا کھلانا۔ 1

ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواۡ وَتَوَاصَوۡاۡ بِٱلصَّبۡرِ وَتَوَاصَوۡاۡ بِٱلۡمَرۡحَمَةِ ١٧

Thensonraپھرthummahe isolmaktırہوگا وہkānaofkimselerdenسےminathose whoان لوگوں میں (سے)alladhīnabelieveinanan(lar)جو ایمان لائےāmanūand enjoin (each other)ve tavsiye edenlerdenاور انہوں نے ایک دوسرے کو تلقین کیwatawāṣawto patiencesabırصبر کیbil-ṣabriand enjoin (each other)ve tavsiye edenlerdenاور ایک دوسرے کو تلقین کیwatawāṣawto compassionmerhametرحم کی/ مہربانی کیbil-marḥamati

17 And then being among those who believed and advised one another to patience and advised one another to compassion.

17 Sonra, inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır.

17 Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.

17 پھر ان لوگوں میں بھی (داخل) ہو جو ایمان لائے اور صبر کی نصیحت اور (لوگوں پر) شفقت کرنے کی وصیت کرتے رہے

17 پھر (اِس کے ساتھ یہ کہ) آدمی اُن لوگوں میں شامل ہو جو ایمان لائے 1 اور جنہوں نے ایک دُوسرے کو صبر اور (خلقِ خدا پر) رحم کی تلقین کی۔ 2

أُوۡلَـٰٓئِكَ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ ١٨

Thoseişte onlarیہی لوگulāika(are the) companionsadamlarıdırوالے ہیںaṣḥābu(of) the right (hand)sağınدائیں بازو (والے ہیں)l-maymanati

18 Those are the companions of the right.

18 İşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir.

18 İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.

18 یہی لوگ صاحب سعادت ہیں

18 یہ لوگ ہیں دائیں بازو والے

وَٱلَّذِينَ كَفَرُواۡ بِـَٔـايَـٰتِنَا هُمۡ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡــَٔمَةِ ١٩

But those whove kimselerاور وہ لوگwa-alladhīnadisbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیاkafarūin Our Versesayetlerimiziہماری آیات کے ساتھbiāyātinātheyonlarوہhum(are the) companionsadamlarıdırوالے ہیںaṣḥābu(of) the left (hand)solunبائیں ہاتھ (والے ہیں)l-mashamati

19 But they who disbelieved in Our signs - those are the companions of the left.

19 Ayetlerimizi inkar edenler, işte onlar amel defterleri sollarından verilenlerdir.

19 Âyetlerimizi tanımayanlar ise, onlardır işte amel defterleri sollarından verilenler.

19 اور جنہوں نے ہماری آیتوں کو نہ مانا وہ بدبخت ہیں

19 اور جنہوں نے ہماری آیات کو ماننے سے انکار کیا وہ بائیں بازو والے ہیں، 1

عَلَيۡهِمۡ نَارٌ مُّؤۡصَدَةُۢ ٢٠

Over themonlara vardırان پرʿalayhim(will be the) Firebir ateşآگ ہےnārunclosed inüzerlerine kilitlenmişبند کی ہوئیmu'ṣadatun

20 Over them will be fire closed in.

20 Onlar her yönden ateşle kapatılacaklardır.

20 Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.

20 یہ لوگ آگ میں بند کر دیئے جائیں گے

20 ان پر آگ چھائی ہوئی ہوگی۔ 1

Surah 90 / Al-Balad / The City سورة البلد 595
He will sayder kiکہے گا yaqūlu O I wishah keşke benاے کاش کہ میں yālaytanī I had sent forth(iyi işler) gönderseydimآگے بھیجتا qaddamtu for my lifebu hayatım içinاپنی زندگی کے لئے liḥayātī٢٤ So that Dayo günتو اس دن fayawma-idhin notazab edemezنہ will punishعذاب دے گا yuʿadhibu (as) His punishmentO'nun yapacağı azabıعذاب اس کا/ اس جیسا ʿadhābahu anyonehiç kimseکوئی ایک aḥadun٢٥
And notveاور نہ walā will bindbağ vuramazباندھے گا yūthiqu (as) His bindingO'nun vuracağı bağıباندھنا اس کا wathāqahu anyonehiç kimseکوئی ایک aḥadun٢٦ Oeyاے yāayyatuhā soulnefisنفس l-nafsu who is satisfiedhuzura erenمطمئنہ/ اطمینان والے نفس l-muṭ'ma-inatu٢٧ Returndönواپس چلو ir'jiʿī
toRabbineطرف ilā your Lordاپنے رب کی rabbiki well pleasedrazı olarakراضی rāḍiyatan and pleasingrızasını kazanarakپسندیدہ/ خوشی marḍiyyatan٢٨ So enterve girپھر داخل ہوجاؤ fa-ud'khulī amongarasınaمیں My slaveskullarımمیرے بندوں (میں) ʿibādī٢٩ And enterve girاور داخل ہوجاؤ wa-ud'khulī My Paradisecennetimeمیری جنت میں jannatī٣٠

سُورَةُ البلد

Al-Balad / The City  ◆  Meccan · 20 Verses

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Nayhayırنہیں I swearand içerimمیں قسم کھاتا ہوں uq'simu by thisbuاس bihādhā citykenteشہر کی l-baladi١ And youki senاور تو wa-anta (are) free (to dwell)oturmaktasınحلال ہے/ داخل ہونے والا ہے ḥillun in thisbuاس bihādhā cityşehirdeشہر میں l-baladi٢ And the begetterve doğurana (andolsun)اور قسم ہے والد کی/ باپ کی wawālidin and whatveاس کی جو wamā he begotdoğurduğunaاس نے جنم دیا walada
٣ Certainlyelbetteالبتہ تحقیق laqad We have createdbiz yarattıkپیدا کیا ہم نے khalaqnā maninsanıانسان کو l-insāna (to be) inarasındaمیں hardshipzorlukمحنت میں/ سختی میں kabadin٤ Does he thinkmi sanıyor?کیا وہ سمجھتا ہے ayaḥsabu thatgüç yetiremeyeceğiniکہ ہرگز an notنہیں lan has powerقادر ہوسکے گا/ قابو پاسکے گا yaqdira over himkendisineاس پر ʿalayhi
anyonehiç kimseninکوئی ایک aḥadun٥ He will saydiyorوہ کہتا ہے yaqūlu I have squanderedben telef ettimمیں نے ہلاک کیا ahlaktu wealthmalمال mālan abundantbirçokڈھیروں lubadan٦ Does he thinkmi sanıyor?کیا وہ سمجھتا ہے ayaḥsabu thatkendisini görmediğiniکہ an notنہیں lam sees himدیکھا اس کو yarahu anyonekimseninکسی ایک نے aḥadun
٧ Have notbiz vermedikmi?کیا نہیں alam We madeہم نے بنائیں najʿal for himonaاس کے لئے lahu two eyesiki gözدو آنکھیں ʿaynayni٨ And a tongueve bir dilاور ایک زبان walisānan and two lipsve iki dudakاور دو ہونٹ washafatayni٩ And shown himve ona gösterdikاور راہ دکھائی ہم نے اس کو/ دکھائے ہم نے اس کو wahadaynāhu
the two waysiki (tepe) yolدو راستوں کی/ دو راستے l-najdayni١٠ But notfakatپس نہ falā he has attemptedo atılamadıگزرا وہ iq'taḥama the steep pathsarp yokuşaپہاڑ کی گھاٹی میں l-ʿaqabata١١ And whatnedir?اور کیا چیز wamā can make you knowsana bildirenبتائے تجھ کو adrāka whatne olduğunuکہ کیا ہے the steep path (is)sarp yokuşunوہ دشوار گزار گھاٹی l-ʿaqabatu١٢
(It is) freeingçözmektir (azad etmek)آزاد کرنا fakku a neckbir köleyiایک گردن کا raqabatin١٣ Oryahutیا aw feedingdoyurmaktırکھانا کھلانا iṭ'ʿāmun ingünündeمیں a dayایک دن yawmin ofaçlıkوالے کو dhī severe hungerبھوک (والے کو ) masghabatin١٤ An orphanyetimiکسی یتیم کو yatīman ofakraba olanوالے dhā near relationshipقریبی کو/ قربت والے maqrabatin
١٥ Oryahutیا aw a needy personyoksuluکسی مسکین کو mis'kīnan inhiçbir şeyi olmayan dhā miseryخاک نشین کو matrabatin١٦ Thensonraپھر thumma he isolmaktırہوگا وہ kāna ofkimselerdenسے mina those whoان لوگوں میں (سے) alladhīna believeinanan(lar)جو ایمان لائے āmanū and enjoin (each other)ve tavsiye edenlerdenاور انہوں نے ایک دوسرے کو تلقین کی watawāṣaw
to patiencesabırصبر کی bil-ṣabri and enjoin (each other)ve tavsiye edenlerdenاور ایک دوسرے کو تلقین کی watawāṣaw to compassionmerhametرحم کی/ مہربانی کی bil-marḥamati١٧ Thoseişte onlarیہی لوگ ulāika (are the) companionsadamlarıdırوالے ہیں aṣḥābu (of) the right (hand)sağınدائیں بازو (والے ہیں) l-maymanati١٨ But those whove kimselerاور وہ لوگ wa-alladhīna
disbelieveinkar eden(ler)جنہوں نے کفر کیا kafarū in Our Versesayetlerimiziہماری آیات کے ساتھ biāyātinā theyonlarوہ hum (are the) companionsadamlarıdırوالے ہیں aṣḥābu (of) the left (hand)solunبائیں ہاتھ (والے ہیں) l-mashamati١٩ Over themonlara vardırان پر ʿalayhim (will be the) Firebir ateşآگ ہے nārun closed inüzerlerine kilitlenmişبند کی ہوئی mu'ṣadatun٢٠
٥٩٥
‹ 593page 594 of the printed Mushaf595 ›